Narmanlı Han’ın Özel Mülkiyetle İmtihanı Bitmiyor

Kim bilir kaç kuşağın avlusunda oturduğu, dairelerinde gezindiği Narmanlı Han için mart ayının son günlerinde çalmaya başlayan tehlike çanları ilk değil, son olacağa da benzemiyor.

Beyoğlu’nun en kadim binalarından biri olan Narmanlı Han’ın önünden geçenler, bu sıralar binayı çepeçevre iskeleyle, kilitli demir kapısıyla ve ‘özel mülktür, girmek tehlikeli ve yasaktır’ yazısıyla karşılaşıyor. Han, Ocak 2014’te 57 milyon dolar karşılığında yeni sahipleri Mehmet Erkul ve Tekin Esen’e satıldı. Cephesi 1. sınıf, diğer kısımları 2. sınıf tarihi eser olan hanın duvarlarından, Anıtlar Kurulu’ndan izin alınmadan örnek alındı, hanın girişi ve avlusunu ayıran kemere yine izinsiz olarak kaynakla demir bir kapı monte edildi. Cepheye kurulan iskele ve duvarlardan alınan örneklerin usulsüz olduğu gerekçesiyle Koruma Kurulu suç duyurusunda bulundu. Savcılık henüz soruşturma açmış değil.

“Kamunun yapması gerekeni yapıyoruz”

Narmanlı Han’ın kültürel miras olarak korunması ve kamusal alan işlevini geri kazanması için mücadele eden Beyoğlu Kent Savunması, geçen cumartesi (4 Nisan) bir kere daha Narmanlı Han önünde eylemdeydi. Ellerinde “Narmanlı Han’ın kedileriyiz”, “Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun desenleriyiz”, “Ne içindeyiz Narmanlı’nın ne büsbütün dışında” yazılı pankartlar taşıyan topluluk, hanın sermaye çıkarlarına teslim edilmesini eleştirdi.

Agos’a konuşan Beyoğlu Kent Savunması’ndan avukat Eren Can, hanın ortak kültür mirası olmasından dolayı özel mülkiyet tasarrufuna bırakılamayacağını belirtiyor; “Kamunun yapması gerekeni yaparak burayı korumaya çalışıyoruz. Beyoğlu köşe bucak değişiyor. Buradaki mücadeleden sonuç elde edersek iştahı kabaran diğer insanlara da bir ders olacak diye düşünüyorum.”

“Kapı yapmak için kurula mı sorulur?”

Projenin mimarı olan Sinan Genim ise gelen eleştiriler ve Koruma Kurulu’nun suç duyurusu konusunda pek endişeli değil. Agos’a konuşan Genim, “Abuk subuk bir karar” diyor; “İskeleyi taşlar düşüyor diye koydular; can güvenliğini sağlamak için kuruldan izin almaya gerek yok. Tinerciler de kapıyı kırmıştı, avluya it kopuk geliyordu, kapı yapmak için kurula mı sorulur?”

Yedi dükkan ve iki restorandan müteşekkil proje için avluya, eskiden var olduğu söylenen süs havuzu tekrar eklenecek; sığınak ve yangın merdiveni yapılacak; ‘çürüdüğü ve tehlike arz ettiği’ gerekçesiyle iki ağaç dışındaki tüm ağaçlar sökülecek. Restorasyon projesi 15 güne kadar teslim edilecek olan projenin, avlunun kamusal alan fonksiyonunu yok edeceği eleştirilerine Genim’in verdiği cevap şöyle: “Özel bir mülk nasıl kamusal alan olur? Bahçesine girer, dükkkandan alışveriş eder, lokantasında yemek yersiniz. Sanat galerisi, kitabevi yapmayı düşünüyoruz; ama piyasa koşulları da ne gerektirirse o olacak.”

Ermenistan Cumhuriyet Başkonsolosluğu da oradaydı

İstanbul’un simgelerinden Narmanlı Han’ın tarihiyle ilgili çok az bilgi bulunuyor. Hanın 20. yüzyılın başında Rus konsolosluğu olduğu ve Bedri Rahmi Eyüboğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi sanatçılara yurt olduğu Narmanlı kardeşler dönemi daha çok bilinmekle birlikte, mimarı ve yapılış tarihiyle ilgili dahi kesin bir kaynak yok. Beyoğlu Kent Savunması’ndan gazeteci Elif İnce, arşivlerde şu ana kadar yaptığı araştırmalarda ne yapılış tarihi olarak gösterilen 1831 yılına, ne de mimarının Fosatti kardeşler olduğuna dair bir bilgiye ulaşamadığını belirtiyor.

Yervant Gobelyan, 11 Ekim 1996 tarihli Agos sayısında hanın pek de bilinmeyen bir yönünü yazmıştı: “…Bina, büyük trafik keşmekeşinin yaşandığı en gürültülü saatlerinde bile bahçesinde huzur bulabileceğiniz, mürver, söğüt, leylak ağaçlarının, asmaların dallarını sarkıttıkları huzur dolu bir bahçe. İlkbaharın ve yazın değişik özellikleri ile ağaç ve çiçeklerin kokularını yaydığı bir mekan. Bugünkü özelliği ise sadece Ermenice en eski gazetesi Jamanak var burada tarihi yaşatan, o da bugün 88 yaşında, yeni bir yüzyıla doğru, yorgun-argın tırmanmasını sürdürüyor… İşte bu binanın karşısına geçip de, bir ara İsveç Konsolosluğu’nun bahçe duvarının önünde kemerli girişe doğru bakacak olursanız, cephedeki odaları birbirinden ayıran geniş sütunlar arasındaki orta yazıhanelerden yan yana birkaçında, 1918-1920 yılları arasında Birinci Ermenistan Cumhuriyeti’nin İstanbul Başkonsolosluğu vardı. O yıllarda başkent İstanbul’du. 1920’li yıllarda dünyanın hemen her tarafında büyük değişikliklere neden olan olaylar, burayı da ömrü çok kısa süren bir bağımsız cumhuriyetin temsilciliği olarak tarihin sayfalarının bir köşesine yazdı.”

Etiketler

Bir yanıt yazın