Mimarlık Camiasının, Kamu Kurumlarının Neden Yarışma Açmadığını Sorgulaması Lazım

Eğitim Kampüsleri Mimari Proje Yarışması 3. Grup ödül töreni ve kolokyumu 8 Ocak'ta Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın da katılımıyla düzenlendi.

Kolokyumun açılış konuşmasını İnşaat Emlak Dairesi Başkanı Mustafa Murat yaptı. Derslik başına en fazla 30 öğrenci hedeflerinin olduğunu ve şehir içinde boşalan okulların ilkokul olmasını amaçladıklarını belirtti. Yarışma programında istenen 210 dersliğe ilave olarak, laboratuvarlar, teknik atölyeler, çok amaçlı salon, kapalı spor salonu, yarı olimpik yüzme havuzu, berber, terzi, muayene ve doktor odası olan sağlık merkezi, cami, mescit, bilim merkezi, üçer kişi kapasiteli yurtlar ve kreş gibi fonksiyonların kampüslerde yer alacağını vurguladı. Projelerde öğrenci başına düşen yeşil alan miktarı 10-15 metrekare olduğunu söyledi ve 33 tanesi yarışma ile elde edilen 39 eğitim kampüsünün 2014 Ağustos ayında inşaatına başlanması hedeflediklerini belirtti.

Sonrasında Jüri Başkanı Adnan Aksu, bu yarışma sürecinde önemli bir proje arşivi elde ettik. İlk defa eğitim kurumları bu kadar kapsamlı bir şekilde ele alındı diyerek süreci kitap haline getirme kararı aldıklarını belirtti.. Milli Eğitim Bakanı Avcı’ya, Hasan Özbay’a, tüm jüri üyelerine ve yarışmaya katılan mimarlara teşekkür ederek sözünü tamamladı.

Nabi Avcı, öncelikle yarışmaya katılan eserleri çok hızlı dolaşma fırsatı olduğunu belirterek konuşmasına başladı. “Türkiye’de iki meslek grubunun işi çok zor, birincisi mimarlar, ikincisi de müzisyenler. Gündelik hayatta o kadar kötü eserlere maruz kalıyorsunuz ki, meslek adamı olarak gösterdiğiniz dirençten ötürü takdir ediyorum.” dedi. Yarışmayı, Türkiye’deki mimari kirlenmenin önüne geçecek bir fırsat olarak gördüğünü vurguladı.

Avcı, eğitim kampüslerine nakledildikten sonra şehir içinde boş kalan okulların daha küçük yaştaki öğrenciler için kullanılacağını söyledi. “Hiçbir binamız başka bir amaç ile değerlendirilmeyecek.” diye vurguladı. “Projeler, özel sektör kaynaklı gerçekleştirilecek, 20 yıllığına kiralanacak ve sonrasında kamuya devredilecek.” dedi. Konuşmasının ardından Bakan Avcı, yarışmada ödül alanlara plaketlerini takdim etti.

Kolokyumun moderatörlüğünü Ercan Çoban üstlendi. Jüri başkanı Adnan Aksu 10.000 kişilik bir kampüsün eğitim kriterleri ile bağdaşmadığını Bakanlığa ilettiklerini ve 5.000 kişilik olmasını önerdiklerini ve kabul edildiğini söyledi. İlk iki grup ile uyumun sağlanması açısından program ile ilgili çok büyük değişikliklere gidilemediğini belirtti. “Tüm arsaların yerleri bize bildirildi ve ilana çıktık. Projeler bize iletildiğinde ilk bir buçuk gün bireysel olarak çalıştık ve notlarımızı aldık. Birinci elemeyi ilk olarak tüm illerde yaptık. Sonrasında her ilin tek tek ödül grubunu belirledik.” dedi.

Yavuz Selim Sepin, her ili kendi içerisinde değerlendirdiğinizde proje kalitelerinin benzediğini, fakat illeri kendi aralarında değerlendirdiğinizde çok farklı kalitede projeleri görmek mümkün.

Söz alan bir yarışmacı, “Uzun zamandır özlediğimiz bir yarışma ortamı olması açısından çok değerliydi. Birinci aşamadan itibaren üçüncü aşamaya doğru birbirine benzeyen projeler ortaya çıkmaya başladığını düşünüyorum. Daha önceki başarılardan elde edilen sonuçlardan etkilenildiğini görebiliyoruz. Kampüs içerisinde değerlendirilen farklı liselerin ayrıştırılması gerektiği ile ilgili bir talep jüride var mıydı? Jüri değerlendirirken bu durumu öne çıkardı mı? Ciddi eğimleri olan projeler İstanbul Beykoz gibi zor bir arazide çok iyi bir proje üretmişler. Üç grubu da ele aldığımızda Aksaray’ın konsept olarak öne çıktığını düşünüyorum.” dedi.

Güneş Erden, “Yarışmanın bu son aşamasında çoğu yarışmacı deneyimliydi. Sonuçta bu projelerin hepsi Kamu Özel ortaklığı ile elde edilecek binalar. İller, jüri ve araziler farklı olsa da her ilin ortak bir paydada buluşması gerekiyordu. Çünkü bu kampüslerin hepsi aynı Bakanlığa bağlı binalar.
Birçok liseyi bir araya getirdiğimiz zaman bir kampüs elde ediyoruz, fakat bir de sorun elde ediyoruz, biz de mimarlar olarak bu sorunu çözmeliyiz. Bir İmam Hatip Lisesi ile Fen Lisesi’nin geleneği farklıdır. Fen Lisesi’nde okuyan öğrenci ile İmam Hatip Lisesi’nde okuyan öğrencinin bir binada okuması mümkün mü?” sorusunu yöneltti.

Mustafa Murat, “Tüm öğrencilerin kütüphane, spor salonu gibi ortak kullanım alanlarında bir araya gelmelerini etkileşim açısından zararlı görmüyoruz. MEB’nın hedefi ortaöğretimi tek bir lise yapmak ve çocuğun kendi seçeceği dersler ile eğitim programını belirlemesi. İsteyen 8 saat matematik dersi alsın isteyen 2 saat. İsteyen 8 saat Din Kültürü eğitimi alsın, isteyen 2 saat.” dedi.

Abdi Güzer, “Bu Türkiye’de ilk kez uygulanan bir model. Bazı git-gelleri ve yanlışları olacaktır. Ama ben bunu bir başlangıç ve model olması açısından çok önemli görüyorum. Mimarlar olarak en önemli eleştirimiz ve kaygımız tip okullardı. Muğla’da ve Erzurum da aynı binanın uygulandığı bir gelenekten geldik. Ortada radikal bir dönüşüm var. Çok önemli konulardan bir tanesi de program. Programın bir ucu mimarlar ve bir ucu da eğitimciler. Benim bireysel eleştirim bu programların biraz katı tutulduğu ile ilgili. Projelerden programın esnekliğine katkıda bulunması beklenebilirdi. Bu durumda da tüm farklılık yapıların bir araya gelmesinde oldu. Bir sonraki aşamalarda, az sayıdaki binada programın dönüşümün de yarışmaya entegre edildiği bir sistemin önerilebileceğini düşünüyorum.” dedi.

Yavuz Selim Sepin, “Üniversitelerde Anadolu’dan gelen çocuklar yabancılık çekerler. Farklı programların lise çağında bir arada olma durumunun üniversite hayatlarında çok daha kişilikli hale getireceğine inanıyorum ve bu modeli hem Türkiye için hem mimarlar için şans olarak görüyorum.” açıklamasında bulundu.

Adnan Aksu, Bakanlığın bu yarışma açılımı ile 180-200 kişinin eğitim konusunda kafa yormuş olması, mimarlık ortamında konuşuluyor olmasını çok önemli gördüğünü belirtti. Bugüne kadar mimarlara, ne eğitim, ne sağlık, ne de spor politikası sunulduğunu, mimarların proje üzerinden söz söyleyebilme şansı yaratılıp sonuçlar çıkarılması açısından yarışma serisini çok önemli gördüğünü söyledi.

Yedek Jüri üyesi Sualp Güreşçioğlu, “3 farklı jüri aynı paydada bulunmalı mıydı? Bütün jüriler ancak mimarlık adına ortak bir paydada buluşabilir. Yarışmalar tarihinde hiç olmadığı kadar parası ödenerek bir birikim elde edilmeye çalışıldı.” dedi.

Ömer Selçuk Baz “Bu yarışma özelinde iki tane durum ile karşı karşıyayız; birincisi MEB’in Kampüs Sistemi, ikincisi de mimarlık ortamının karşılaşmadığı proje elde etme yöntemi. Yeni bir sistem ve yeni bir model. Bütün bu konuşmanın üzerine, önümüzdeki sistem inanılmaz potansiyelleri olan bir sistem. Bu yapıların elde edilebilmesi için mimarlar bir şeyler yapmalı ama şu aşamada karşımızda Bakanlık var. Bu sistemin sürdürülebilmesi için projelerin yapılması gerekiyor.” yorumunda bulunda.

Eğitim Kampüsleri Yarışma Süreci’nin başından beri içinde olan ve yarışma modelini Bakanlığa öneren Hasan Özbay, “Bakanlık tarafından 30 tane projenin bir sene içerisinde elde edilmesi gerekiyordu. Birinci model Sağlık Bakanlığı’nın da kullandığı ihale modeli. Ben fikirlerin yarışmasının değerli olacağına inandığım için ön seçimli yarışmanın kullanıldığı bir model oluşturdum. Bu binalar gerçekleşmese bile çok önemi bir birikim ve çaba olduğunu düşünüyorum. Çoklu proje elde eden kamu kurumlarının bu yöntemi kullanabileceğini düşünüyorum. TOKİ’den, Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’na kadar diğer kurumların da bu yöntemi kullanabileceğini düşünüyorum.” açıklamasını yaptı.

Yarışma programının katı olduğu eleştirisine katılmadığını, şu anda konuşulan yöntemin, öğretmenin sabit olduğu öğrencinin yer değiştirdiği bir yöntem olduğunu söyledi. “Bakanlık bence bu kampüsleri uygulamalı ve sonucu görmeli. Farklı illerde farklı sonuçlar verebilir, bu sonuçlar değerlendirilip süreci görmek gerektiğine inanıyorum.” dedi. 

“Kamu niye nitelikli projeyi elde etmek yerine en ucuz teklifi yapana iş veriyor, bunu sorgulamanız lazım.”

Mustafa Murat, “Çağ nüfusu %100 okullaşma oranına ulaşsın isteniyor. Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye bütçesinden en büyük miktarı alıyor. Bakanlığın çok süratli bir biçimde okulları üretmesi gerekiyor. Bakanlık olarak yılda yaklaşık 600 tane okul inşa ediyoruz. Bu 600 okulun hepsinin yarışma ile elde edilmesi mümkün değil.” açıklamasında bulundu.  “Belki mimarlık camiası olarak klasik yarışma usulünün değişmesi gerekiyor. Kamu yarışma yapmıyorsa bunu niye yapmadığını bir sormanız lazım.” diyerek eleştirini belirtti. 10 günde yarışma sergisini sadece 30 kişinin gezdiğini. Sergi için 100 tane pano yapıldığını, bu panoları kamunun mimarlarının, mühendislerinin taşıdı, seriyi hazırladıklarını ve büyük bir emek harcandığını söyledi. “Ben bazen pişman oluyorum nereden bu yarışma işine girdim diye.” serzenişinde bulundu.
“Kamu bunu yapmıyorsa oturup sorgulamalısınız. Kamu niye nitelikli projeyi elde etmek yerine en ucuz teklifi yapana iş veriyor, bunu sorgulamanız lazım.” dedi.

Ömer Yılmaz, Eğitim Kampüsleri ile yarışma ortamı için çok önemli bir model elde edildiğini belirtti. “Yarışma programı 10.000 kişiden 5.000 kişiye düştüğünde mimarlara ödenen miktar 140.000 TL, hiç değişmedi. Mimarlık ortamının bir mekanizması olup kendisini koruması lazımdı.” dedi.

Arman Akdoğan, Jürinin ve Bakanlığın sarf ettiği enerjiyi Avrupa’da hiçbir kurumun sarf etmediğini belirtti. En nihayetinde iyi okullar elde etmek için iyi bir çalışmanın gerektiğini söyledi. “Mustafa Bey’in, yarışma sistemine getirdiği eleştiriye katılıyorum, keşke dijital başvuru gibi pratik yöntemler olsa, yarışma sisteminde bir değişim kesinlikle gerekiyor.” dedi.

Kolokyum yarışmanın birincilerine söz verildikten sonra sona erdi.

Etiketler

Bir yanıt yazın