Mekanın Ruhu: Tarihi Yarımada’da Venedikliler’in İzleri

Doç.Dr. Aygül Ağır 26 Ocak'ta Mimarlar Odası'nda “Ticaret Merkezi İstanbul'dan Bir Kesit: Tarihi Yarımada'da Venedikliler” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi.

Ağır’ın doktora çalışması olan konu Türkiye ve Venedik’teki arşivler üzerinden bir araştırmaya dayanıyor. Venediklileri anlamadan İstanbul’un tarihinin eksik kalacağını düşündüklerini söyleyen konuşmacı, çalışmasında diğerlerinden farklı olarak Bizans ve Osmanlı İstanbul’unu birarada işlemeye çalıştığını ifade etti.

“Bizans döneminde Venedik, Bizans’a bağlı bir eyalet konumundaydı. Ticaretle uğraştıkları, denizaşırı ülkelere sıklıkla gidip geldikleri için güçlü bir donanmaya sahip olmuşlardı. Bir süre sonra önemli bir askeri güç olan Venedik, 9. yüzyılda bağımsızlığını kazandı”

Bizans’la yoğun ticari ilişkileri bulunan Venedikliler’in İstanbul’da, kendi ticaret kolonileri için bir alana sahip olmalarının 11. yüzyılı bulduğunu belirten Ağır, sanıldığının aksine ilk yerleşimin Galata’da değil, Haliç’in güney sahillerinde, Tahtakale bölgesinde olduğunu belirtti. Ağır, Praktikon denilen, sınırları belirli bir alana yerleşmelerine izin verilen Venedikliler’in en büyük koloni olduğunu dile getirirken, Tarihi Yarımada’da ayrıca Cenevizliler ve Pisalılar’ın da bulunduğunu, 11. yüzyılda buranın Latinler tarafından kontrol edilen bir ticaret merkezi olduğunu ifade etti. Ticaretin Latinlere ait olmasının ise Bizans soylularının ticaret ile ilgilenmeyi onur kırıcı bulmalarından kaynaklandığını belirtti.

Tahıl, tuz, zeytinyağı, şarap, kumaş ve esir ticareti yapan Venedikliler’in, bu malları deniz ve kara yoluyla gerekli yerlere nasıl ulaştırdıkları, malların dolaşımı için çeşitli kentlerdeki durakları anlatan Ağır, Venedikliler’in İstanbul ve diğer koloni yerleşimlerinde çok iyi örgütlendiklerini, adeta küçük bir Venedik yarattıklarını dile getirdi.

“Alanda bir süreklilik var, hala yoğun ve canlı bir yer. Bu da yerin ruhundan kaynaklanıyor bence. Bugünkü Mısır Çarşısı’nın içinden geçen dar sokak, Hasırcılar Caddesi Venedikliler’in emboloslarına (iki tarafında dükkanların bulunduğu çarşı alanı) ev sahipliği yapıyordu”

Venedikliler’in 1082’de Suriçi’ne yerleşmelerine izin verildikten sonra yerleşimlerinin nasıl şekillendiğini anlatan Ağır, 1204-1261 senelerindeki Latin İşgali sırasında, Latinlerle işbirliği içerisinde oldukları için alanlarının çok büyüdüğüne ancak İşgal’in hemen sonrasında tekrar eski bölgelerine çekilirlerken, Bizans’ın Venediklilere güvensizliği nedeniyle 1265 senesinde kadar ticaret yapamadıklarını, 1453’te İstanbul’un Fethi ile de alanın başka bir yönde dönüşüm geçirdiğini ifade etti.

Koloni kentinin Bahçekapısı’ndan Odunkapı’ya kadar sınırlarının nerelerde başlayıp, bittiği üzerinde duran Ağır, Venediklilere hazır bir çevre verildiğini ancak zaman içerisinde kendi yapılarının yapılmasına izin verildiğini belirtti. Ağır, Yahudi İskelesi, Büyük İskele, San Marco İskelesi gibi bir ticaret kolonisi için önem taşıyan iskelelerin yanı sıra, diğerlerine göre daha geniş olan kamu yolları, çok dar sokaklar olan “calle”ler, Patriklik Yolu, Kemerciler Yolu ve Embolos’un varlığının altını çizdi. Ağır ayrıca bir tür han olduğu bilinen Fondaco’nun 1204-61 seneleri arasında Venedikliler tarafından inşa edildiğinin bilindiğini, bunun yanı sıra iskeleden gelen malların depolanması için tonozlu depoların (Hasırcılar Caddesi’ndeki dükkanların altlarında hala bu tonozlu depolar izlenebilir) fırınların, bir meyhanenin, balyosun hitap alanı olan loggianın, kiliseden bağımsız olup olmadığı belirlenemeyen meclis yapısı, balyos sarayı, sarnıç, 3 manastır, hastane yapısı ve bugüne hiçbirinin ulaşamadığı 7 kilisenin varlığından söz etti ve kiliselerin tahmini alanlarına konuşmasında yer verdi.


Balkapanı Hanı

“Osmanlı belgelerinde bu kiliselerle karşılaşılıyor. ‘Kafiri’ olarak tabir edilen yapılardan bahsediliyor. Balkapı Hanı, Ayasofya Vakfı’na bağlanıyor. Kısacası ilk olarak canlı, takip edilebilien bir Venedik ortamıyla karşılaşıyorlar. Ancak Osmanlı İstanbul’a girdiğinde muhtemelen harap bir alanla karşılaştı. 15. yüzyılda ekonomi kötü durumdaydı. 1453’ün ardından Balyos Minotto tutuklanıp idam edildi. Birçok kişi öldürüldü. Adeta İstanbul’un düşmesine inanamıyorlardı. Bir sene sonrasında yeni bir anlaşma yapıp İstanbul’da ticaret yapma hakkı elde ettiler. Ancak bu tarihten hemen sonra Galata’ya geçip geçmedikleri bilinmiyor. Yahudilerin alana yerleşmesiyle de ticaret el değiştirmeye başlıyor.”

Ağır son olarak bu dönemden günümüze hangi mimari elemanların kaldığından söz etti. Buna göre Balkapanı Hanı’nın birden fazla zaman katmanıyla, bazı bölümlerinin bu dönemden kalabileceğini, Tahtakale Hamamı’nın restorasyonu sırasında hayli masif bir yapının temellerinin kullanıldığını, arşiv belgelerinden yola çıkarak buranın da Venedikliler’in mirası olacağı belirtildi ve Arkeoloji Müzesi’nde 6. yüzyıldan günümüze ulaşan mimari elemanlar üzerinde duruldu.

Konuşma soru-cevap bölümüyle sona erdi.

Etiketler

Bir yanıt yazın