Londra’da Taş Kaplı Kamusal Tuvalet Yapısı

Studio Weave, Londra'da kamusal kullanıma yönelik bir tuvalet yapısını yıkılan bir ofis binasından kurtarılan taşlarla inşa etti. Proje, malzemelerin yeniden kullanım potansiyeline dikkat çekerken kamusal tuvaletlerin kent yaşamının demokratik ve erişilebilir altyapısındaki rolünü vurguluyor.

Fotoğraflar: Lorenzo Zandri

Londra’nın Maida Hill bölgesinde bulunan, erişimi zor mevcut yeraltı tuvalet yerine Westminster Şehir Konseyi tarafından yeni bir bina yaptırıldı. Proje kapsamında Studio Weave’den, karbon ayak izi düşük, meydan için güvenli ve davetkar bir kamusal unsur tasarlanması istendi.

Studio Weave, kamusal alanlardaki tuvaletlerin giderek ortadan kaybolduğu bu dönemde, projenin kentlerde kamusal altyapıya yatırım yapılmasının önemine dikkat çekeceğini umuyor.

Maida Hill tuvalet binasının yerleşimi ve oturum alanı, meydandaki mevcut tuvalet bloğunun ve altyapı hizmetlerinin konumuna göre belirlendi. Yapının içerisinde biri tekerlekli sandalye kullanıcılarına uygun olmak üzere üç tuvalet bulunuyor.

“Kentsel taş ocağı”

Projenin karbon ayak izini azaltmak amacıyla tasarımın merkezine taş malzeme yerleştirildi. Yapıda özellikle Broadgate’te yıkılan bir ofis binasından kurtarılan pembe Fin graniti ile Norveç kökenli larvikit taşının bir karışımı kullanıldı.

Studio Weave, Webb Yates ve Stone Masonry Company ile çalışarak bu taşları dekoratif bir yüzey malzemesinden taşıyıcı bir yapısal sisteme dönüştürdü. Taşlar; yarılmış, honlanmış ve cilalanmış yüzeylerin bir arada kullanıldığı bir uygulamayla yeniden değerlendirildi.

Mimarlık ofisine göre ekip, taşların yeniden kullanımında gerekli işlemleri mümkün olduğunca azaltmaya odaklandı. Bu nedenle yapı, temin edilen taş panellerin boyutları esas alınarak tasarlandı.

Taşların gelecekte sökülerek yeniden kullanılabilmesini ve tuvaletlerin kolaylıkla güncellenebilmesini sağlamak amacıyla taş duvarlar, yapının içindeki tuvalet birimlerinden bağımsız olarak tasarlandı.

Studio Weave, malzemelerin bu şekilde yeniden kullanılmasının, kentlerde yeniden değerlendirilmeyi bekleyen yüksek kaliteli malzeme rezervlerini ifade eden “kentsel taş ocağı” kavramına dikkat çekebileceğini umuyor.

Etiketler

Bir yanıt yazın