Kuşdili AVM!

Ya “Tarihi” Kadıköy Çarşımıza sahip çıkın, bu AVM’yi yaptırmayın ya da arada sırada uğrayıp ufak ufak vedalaşın!

Beni dinlendiren, gerilere götüren, mutlu eden ve elbette kilo da aldıran geziye, Osmanağa Camii aralığından başlarım. Mevsimine göre yün kuşaklar, fanilalar, paçalı donlar, her ayağa göre mestler, mesh çorapları, ucuz ayakkabılar. O sokakta zaman 1950’lere kadar gelip, orada durmuştur. Zaten ziyaretçileri de, satıcıları da, 50’lerde merhaba demiştir bu dünyaya. Bu keyifli ziyaretten sonra, şimdiki adı Beyaz Fırın olan Bulgar Fırını’nın vitrinine takılırım. En çok da, yedi kat yağlı hamurdan yapılan ve artık İstanbul’da az rastlanan muhteşem klasik poğaçalara bakarım..

Beyaz Fırın’ın yanı başında tarihi Şekerci Cafer Erol var! Vitrinde Osmanlı tulumbaları, içeride kavanozlar içinde sıra sıra akide şekeri çeşitleri, kışın kaymaklı lokum, dut pekmezi Akide şekerlerinin hem de bal ilavesiyle yapıldığı imalathaneyi bizim Mete ile ziyaret etmiştim, bal dök yala! Biraz ileride sağlı sollu balıkçılar ve şimdilerde her ne akla hizmet boş özentiyse adına şarküteri denilen dükkânlar! Türkiye’nin her yerinden peynirler, tereyağı, bal, artık zor bulunmakla beraber Tokat bez sucuğu, meraklısına satırla dilimlenen pastırma, çeşit çeşit zeytinler turşular.. Balıkçı tezgâhlarında her keseye uygun kalkanlar, palamutlar, lüferler, sardalyeler, hamsiler, istavritler ve elbette lakerdalar! O balıkların pişerken kokularının yayıldığı lokantalar.. Meselâ, takoz kesilmiş palamutları kapıp, yanına kıvırcık salata, taze soğan ve de rokayı katmışsın, doooğru eve.. Yanına ille de tahin helvası! Zevkle döşenmiş manav tezgâhlarının her biri usta ressamların elinden çıkmış ayrı bir natürmort tablo! Patlıcanlar anında tavaya.. Trabzon hurmaları, tezgâhta ömrü çok kısa olan ve baş parmağını bastırdığın anda en baba Fransız losyonuna meydan okutan kokusuyla Bodrum mandalinaları, reçellik kızılcıklar, Kavak incirleri, şu günlerde papaz erikleri kütür kütür! Kabaklar ince ince doğranıp iki saat sütte bekletildikten sonra unlanarak kızartılacak, adeta bisküvi, çıtır çıtır! Ama yoğurtla yumuşatmadan, tavadan alıp aynen dilinin üstüne koyarak, önce lezzeti alacaksın, sonra da dişlerinin arasından gelen çıtırtıları, doğaçlama caz dinler gibi hissedeceksin..

Ve sıra geliyor Kadir kardeşimle buluşup, Türkiye’nin tüm lezzetlerini tatmak için Çiya’ya! Resim seyretmek için Louvre’a, yemek seyretmek için Çiya’ya! Efendim o zahter piyazı, zeytin salatası ile başlangıç! Ardından patron Musa Dağdeviren’in o gün uygun gördüğü 50 küsur çeşitten hangini seçersen, sipariş ver Haydar kardeşime! İstersen kebap, hatta Antep işi sı.ırtmalı lahmacun! Çiya’da o lahmacuna öyle demiyorlar ama Gaziantep’teki ismi böyle. Yaz patlıcanları fırında közlendikten sonra kabukları soyulup, lahmacunun ortasına yatırılarak, dürüm yapılıyor! Sonra bu muhteşem lezzetin şehvetiyle her ısırıktan sonra, patlıcanlar alttan avucunuza kayıyor. Avuca dökülen o patlıcanları yalayıp, aynen devam! Patlıcanın alttan taşması veriyor adını sı.ırtmalı diye! Ayran ille de süzme yoğurttan ve açık satılandan olacak! En son tatlılar, zahter şerbeti, hazmettiren zahter çayı falan..

E, eve giderken de Fazıl Bey’in kahvesi dükkânına uğrayıp normal ya da çok kavrulmuş o nefis kahveden alınmazsa büyük bir hata yapılmış olunur! Bilginoğulları’na uğrarsanız, baklava için ille Antep’e gitmeye gerek olmadığını anlarsınız. Haaa, aktarlardan birine uğrayıp biraz öd ağacı kestirmenizi de tavsiye ederim..

Buhurdanlıkta bir parça yakın, Yahya Kemal üstadın Rindlerin Ölümü’nde tüm güzel duygularıyla tarif ettiği Hafız’ın sırlandığı bahçeyi, yeniden her gün kanayan rengiyle açan gülü, ağlarken eski Şiraz’ı hatırlatan bülbülü anımsayın..     

Şimdi ben bunları niye yazdım? Lafa geldi mi, “gelenekçi” olan İstanbul Anakent Belediyesi, Kuşdili çayırına AVM yapılmasına izin vermiş. Bu AVM’ler nasıl ki, klasik esnafı yok ettiyse, Kuşdili’ne yapılacak olan da Kadıköy Çarşısı’nı da tarihe gömecek! Ben buradan Kadıköy’ü ve çarşısını sevenlere sesleniyorum..

Ya “Tarihi” Kadıköy Çarşımıza sahip çıkın, bu AVM’yi yaptırmayın ya da arada sırada uğrayıp ufak ufak vedalaşın!

Yoksa o güzelim çarşı, yolcudur Abbas!

AVM’de hamburger, fish and chips falan yersiniz artık!

Başınız dönüp yere düştüğünüzde yardımınıza koşacak, paranız çıkışmazsa “Helal olsun abla!” diyen esnafı ararsınız..

Hak edersiniz de!

Etiketler

Bir cevap yazın