İstanbul’un Yeni Cinayet Mekânları: Dehlizler

Bilenler bilir: Dehlizlerin çoğu bir tehlike ânında kaçış için kullanılmaları yahut bazı grupların dünyanın gözünden uzak ve gizli şekilde yaşamaları için değil, tarım alanlarını sulama maksadıyla inşa edilmişlerdir.

Yedi ay önce bugünlerde, fotoğraf çekmek için geldiği İstanbul’da ortadan kaybolan Sarai Sierra adındaki Amerikalı kadının akıbetini tartışıyorduk…

Derken, Şubat ayında Cankurtaran’daki bir dehlizde Sierra’nın cesedi bulundu, öldürüldüğü anlaşıldı, katil zanlısı yakalandı ve savcı zanlı için geçen ay müebbed hapis istedi…

Cankurtaran’daki aynı dehlizde dün Yusuf Aslan adında 63 yaşındaki bir erkeğin daha cesedi bulunmuş… Cesed yarı yanmış vaziyette imiş ve Sierra’nın öldürüldüğü yerin hemen ilerisine atılmış…

Asırlar öncesinden kalan ve artık altı ayda bir cinayetlerin mekânı haline gelen bu dehlizler özellikle Suriçi İstanbulu’nun, deniz surların çevresinin ve Haliç’in dört bir yanındadırlar ve orada öyle dururlar. Bir kısmının girişinde asma kilitli demir kapılar vardır, bazılarının girişini bürüyen otlar uzanan dehlizi gizler ama bu yerleri bilip kullananlar girilebilen yerlerde senelerden buyana her türlü berbat işi rahatça yapıp ederler…

TÂÂÂ ROMA’DAN BUYANA

Bir kısmının Bizans zamanından önceye yani Roma devrine ait olduğu, bazılarının da Bizanslılar tarafından yapıldığı söylenen dehlizler hakkında çeşit çeşit şehir efsanesi çıkmıştır. “Bir ucundan girdin mi saatler boyu yürüyüp diğer ucuna ulaşır ve kendini şehrin öbür tarafında bulursun” denir; sadece mahalleleri değil Boğaz’ın iki sahilini de birkaç yerden birbirine bağladıkları, ayaklanmalar sırasında Bizans İmparatoru’nun kaçmasına yaradığı yahut o devirde patriklerin Ayasofya’da yapılacak âyinlere bu yeraltı yollarından gitmelerinin gelenek olduğu anlatılır, hattâ komplo teorisi meraklıları, dehlizlerde asırlar boyunca gizli inanç sahiplerinin yaşadığına inanırlar…

Bilenler bilir: Dehlizlerin çoğu bir tehlike ânında kaçış için kullanılmaları yahut bazı grupların dünyanın gözünden uzak ve gizli şekilde yaşamaları için değil, tarım alanlarını sulama maksadıyla inşa edilmişlerdir. Roma ve Bizans zamanından bugüne gelebilen su kemerleri, meselâ Saraçhane’nin girişinde bir kısmı hâlâ ayakta duran Valens Kemeri ne ise, bu dehlizler de odur! İçme suyunu kemerlerle taşıyan Roma ve Bizans tarım alanları, özellikle de ekim yapılan taraçalar için gereken suyu dehlizler vasıtası ile getirmiştir.

Dehlizlerin bazılarında toprak gerçi zamanla çöküp yolu kapatmıştır, belli bir mesafeden sonra etrafı derin bir karanlık bürür, girişten 40-50 metre sonra bir yol ağzına ulaşılır, önünüze değişik yönlere uzanan başka dehlizler çıkar ve ilerlemekten işte bu sebeplerle endişe duyulur ve dolayısı ile elde tam bir plânları yoktur! Turistik broşürleri bir tarafa bırakın, mevcudiyetlerinden arkeolojik kitaplarda bile bahsedilmez…

ŞİMDİ TAM SIRASIDIR

Bütün bunlara rağmen, dehlizler konusunda çok önceleri yapılması gereken hiçbir şey yapılmamıştır. Asırlardan buyana kullanılmayan ama İstanbul’un altında bir köstebek yuvası gibi uzanan bu mekânları hâle-yola sokmak, oralarda işlenen cinayetlere, düzenlenen çeşit çeşit âlemlere ve akla-hayâle gelmeyen bin türlü rezalete mâni olmak her nedense kimselerin aklına gelmez…

Paris’i, Londra’yı yahut Glasgow’u yakından tanıyanların mâlûmudur: Bu şehirlerin altında da yüzlerce sene öncesinden kalan ama şimdi gayet iyi muhafaza edilen geniş mekânlar vardır ve bu mekânlar apayrı birer şehir gibidirler. Hattâ, Paris’te kısa bir zaman öncesine kadar evsizlerin yaşadığı yeraltı mekânlarına şimdi elit bir kesim sahip çıkmıştır ve buralarda verilen davetler, katılanlarda bambaşka bir âlemde oldukları hissini uyandırır.

İstanbul’un altı Marmaray, metro, tüp geçit vesaire için senelerdir zaten kazılırken bu devâsâ dehlizlere de el atıldığı takdirde hem “Yeraltı İstanbulu”nu saran esrar bulutu dağıtılacak, hem de şehir cinayet ve rezalet mekânlarından kısmen de olsa temizlenecektir.

Etiketler

Bir yanıt yazın