Haliç Dayanışması’ndan 2016 Venedik Bienali Türkiye Pavyonu Tasarımcılarına Çağrı

Haliç Dayanışması, kent hakkı mücadelesinde görev alan gönüllü bir sivil örgütlenme olması sıfatıyla, Teğet Mimarlık'tan Bienal ve Haliç Port projelerine dair bilgi istedi.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından yapılan çağrıya cevap veren proje ekiplerinden Teğet Mimarlık, jürinin değerlendirmesi sonucu Venedik Bienali 15. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu’nu tasarlamak için seçilmişti. Bu seçimin akabinde Haliç Dayanışmasının Teğet Mimarlık’a mail ve facebook üzerinde yolladığı, ofisin kamusal projeleri ve bienal projesi üzerine bilgilendirme talep ettiği yazı ise şöyle:

Teğet Mimarlık’a

Lütfen Venedik Bienali projenizi bizimle paylaşır mısınız? Ayrıca Boğaziçi Üniversitesi’nde sunduğunuz Haliç-port projesinin son halini de bizimle paylaşır mısınız?

Her ikisini karşılaştırmalı olarak inceleyip, bu alan için müellifi olduğunuz Haliç Port projesi için sermaye grupları Tamince-Altın Boynuz adına aldığınız kararları ve bu alandan yola çıkarak IKSV heyetince (Sibel Bozdoğan-Levent Çalıkoğlu-Arzu Erdem-Murat Güvenç-Yeşim Hatırlı-Uğur Tanyeli-Süha Özkan) kabul gören Bienal önerinizi irdeleyen bir değerlendirme yapmak istiyoruz.

Ayrıca bir dizi farklı yöntem kullanarak bu meseleler üzerine çalışmalar yapmayı planlıyoruz, hatta bir süredir başlamıştık bile. Örneğin Haliç Port ve Bienal işleriniz üzerinden, bu işlerinizi araç olarak da kullanarak “21. yüzyılda mimarlık yapma pratiği, başka mimarlık olasılıkları, yabancılaşma-metalaşma-meta fetişizmi, kent hakkı-yaşam hakkı-kent savunusu, 21. yüzyılda kent sosyolojisi, katılımcı yöntemler-katılımcılık düzeyleri, toplum yararına mimarlık, mimarlığın kapitalist-neoliberal-küresel sermaye karşısındaki tutumu, mimar aktörlerin gücü, Türkiye’de mimari üretim ortamları / mega projeler üreten ofisler / bu ofislerde sömürülen beyaz yakalı meslektaşlarımız, İstanbul’un geleceği, mimarlığın ekonomi-politik, sosyo-politik ile ilgisi, kamusal alanların dönüşüm yöntemleri, karar alma mekanizmaları, tüketim toplumu-mimarlık ilişkisi vb. konuları tartışmaya açmayı planlıyoruz.

Gerek Haliç Port, gerekse de Bienal işleriniz kapsamında ofisler-üniversiteler (danışman hocalar)-sermaye grupları-hükümet-sanat ortamları-sivil örgütlenmeler (mahalleli, emekçiler, meslek insanları..) vb. çok sayıda aktör yer alıyor. Proje alanlarınız da çok farklı meseleyi (5366/6306 sayılı yasalar, koruma kurulları, Çevre Şehircilik Bakanlığı, kent hakkı, kentsel dönüşümler, arkeolojik-teknik-teknolojik miras, Okmeydanı/ Tarlabaşı/ Beyoğlu/ Galataport/ Fener-Balat/ Tarihi Yarımada, uluslararası yaklaşımlar, Venedik Tersanesi-Tersane-i Amire ilişkileri) yasal-yönetsel vb. çok boyutlu bir biçimde ele alıyor. Bizler gibi kent hakkı mücadelesinde görev alan çok disiplinli-aktörlü ve gönüllü bir sivil örgütlenme için oldukça verimli bir alan özetle. Haliç Dayanışması olarak, Haliç Port ve Bienal projeleriniz üzerinden bir kamuoyu oluşturmamızın, halihazırda Türkiye’de mimarlığın hayli zayıf tartışma-eleştiri ortamının gelişimine de katkı olacağına inanıyoruz.

Bu nedenle projelerinizi ülkemizdeki açık-şeffaf mimari süreçlere katkı vermek amacıyla bizimle paylaşmanızı bekliyoruz… Projelerinizi [email protected] adresine mail üzerinden yollayabilirseniz çok memnun oluruz…

Haliç Dayanışması sekreteryası

Etiketler

2 yorum

  • omer-yilmaz says:

    Paylaşımda bulunmayı istemek son derece olağan da neden e-posta ile sadece Haliç Dayanışması ile paylaşılmasının istendiğini anlamak pek mümkün değil. Bugünün ortamında onbinlerce paylaşım aracı var, neden sadece belli bir kitlenin erişiminde olan e-posta paylaşımı ki.

  • omer-yilmaz says:

    Değerli meçhul yazar,
    Dayanışmak güzel ama bireysel olarak da mücadele edilebilir sanıyorum. Açıkçası iki grup insan tanımlaması bana göre değil, kaç tane insan varsa o kadar tür var herhalde.

    Bahsi geçen tersanelere 100m mesafedeki bir evde doğmuş ve lise çağına kadar orada yaşamış birisi olarak tersanelerin durumu ile ilgili ben de fikir sahibi olabiliyorum. Elbette bu konumda olmayan kentlilerin de söz söyleme hakkı var, ben duygusal olarak da bağlıyım demek istiyorum.

    Tersanelerin hiç inşaat yapılmayacak olsa bile özelleştirilmesi söz konusu bile olmamalıydı, akıldan geçmesi bile acayip garipti. Buraya 3-4 tane otel (binlerce odadan bahsediliyor) kongre merkezi yapmak falan akıl alır gibi değildi. Bugün de öyle. Tersanelerin ne olması gerektiğinin örneği, kardeşi olan Venedik’te canlı olarak görülebiliyor. Her sene gidip yerinde görüyoruz; sadece ben değil pek çok mimar bunu yerinde görüyor.

    Teğet’in hem tersanelerin projelerini hem de Venedik Mimarlık Bienali Türkiye pavyonunu yapıyor olması biraz garip görünüyor bence de. Öte yandan ne Tersanelerde ne yapıldığını ne de bienal projesinin ne olduğunu bilmiyoruz.

    Bienal ne kadar kamusal olursa olsun iletişiminin belli bir süreçle yönetilmesi olağan, şeffalık gerekli ama mutlak mı emin değilim. Lakin tersanelere ne yapıldığını bilmiyor olmak kabul edilemez. Hemen bugün şeffaflaşmalı, orası hepimizin malı sonunda.

Bir cevap yazın