Doğal Taş Cepheler / Planlama İlkeleri – Projeler ve Yapılar

Doğal taşların mimarlıkta kullanımını konu alan ve STONELINE'ın ilk kitabı olan "Doğal Taş Cepheler / Planlama İlkeleri – Projeler ve Yapılar" yayımlandı.

Kitabın çevirmeni yüksek mimar Zuhal Nakay’ın notları:

Bilindiği üzere doğal taşlar, serin dokunuşları ve birbirinden güzel renkleri ve dokularıyla mimarların ve heykeltıraşların antik çağlardan beri çok severek ve ustalıkla kullandıkları bir yapı malzemesidir. Dünya üzerinde buna tanıklık eden birçok yapıya ve sanat eserine rastlamak mümkündür; bunların arasında kırsal bölgelerdeki geçen yüzyıllardan kalma taş evler en sevilen örneklerdendir. Belki de bu nedenle doğal taş her şeyden önce kalıcılığı, sağlamlığı ve kütleselliği çağrıştıran bir malzemedir.

Peki, bu özellikleri günümüzdeki modern yapıların hafif, hareketli ve şeffaf cephe tasarımlarıyla bağdaştırmak mümkün müdür?

Bu sorunun cevabını Doğal Taş Cepheler kitabı vermektedir. Çevirmeni olarak kitaba dair notlarımı aktarmadan önce kısaca kitabın oluşum sürecinden bahsetmek istiyorum. Çeyrek yüzyıldır sektörde başarıyla faaliyet gösteren bir marka olarak doğal taşların mimarlıkta kullanımlarıyla ilgili bir eseri Türkçe literatüre kazandırmak isteyen doğal taş işletmecisi firma STONELINE’ın aynı konuda kitap hazırlığı içerisinde olan DOM publishers ile işbirliğine gitmesinin sonucunda kitabın Almanca içeriği ile Türkçe çevirisi beraber tamamlandı. Bu ortak çalışma sürecinin en büyük kazanımı, kitaptaki 23 uluslararası proje seçkisi arasında Türkiye’den de beş mimarlık ofisinin yer alması oldu. Atelier Han Tümertekin, DILEKCI Architects / DDA, Emre Arolat Architects, Erginoğlu & Çalışlar Architects ve TEGET mimarlık ofislerinin birbirinden güzel projelerinin böylesi bir yabancı akademik yayında detaylı olarak tanıtılması, kuşkusuz ki mimarlık açısından olduğu kadar ülkemiz adına da son derece gurur vericidir.

Doğal Taş Cepheler kitabı beş ana bölümden oluşuyor:

  • “Giriş ve Yeni Eğilimler” bölümünde doğal taşın yapı malzemesi olarak özellikleri, sürdürülebilirliği, konstrüksiyon tipleri, işlenmesi ve robot teknolojisiyle olan ilişkisi tanıtılmaktadır.
  • “Kuram ve Temel Bilgiler” bölümünde doğal taşın yapı malzemesi olarak geçmişi ve geleceği, tektoniği, gelenekselliği, cephe ve duvar ile kaplama malzemesi özellikleri, cephe konstrüksiyonlarındaki sanatsal öğeleri, yerçekimi ile ağırlık bileşenleri ve saydamlığı ele alınmaktadır.
  • “Doğal Taşla Tasarım” bölümünde silme, lisene ve pilastr, kolon ve sütün, bezeme ve yüzey, köşe ve derz gibi subasman ile çatı saçağı arasında yer alan ve doğal taşın cephedeki görsel etkisini güçlendiren tüm mimari öğeler detaylı olarak incelenmektedir.
  • “Yapılar ve Cepheler” bölümünde 23 örnekten oluşan proje seçkisi beş ana grup kapsamında tanıtılmaktadır; rölyef olarak cephe, taşın ve yapının masifliği, uzaktan etkili binalar, cephe ve çevresi, ışık ve gölge. Bu bölümde son yirmi yılda inşa edilmiş projeler yer alırken, yeni yapılara olduğu kadar ek yapılara, yenilemelere, onarımlara ve rekonstrüksiyonlara da yer verilmiştir. Metinler, fotoğraflar ve fotoğraf alt yazılarıyla her bir proje neredeyse şehir planlama ölçeğinden derz detaylarına kadar ana hatlarıyla tanıtılırken tasarım ile malzeme arasındaki ilişki de irdelenmiştir.
  • “Doğal Taşın Çıkarılması ve İşlenmesi” adlı son bölümde ise taşın oluşum süreci, hangi yöntemlerle çıkarıldığı ve kaba bloktan işlenerek nasıl panel veya yapı bileşeni haline getiriliği açıklanırken el işçiliği veya endüstriyel olarak uygulanan yüzey işleme yöntemlerine de kısaca değinilmiştir. Bu bölümün amacı okuru mineraller konusunda uzmanlaştırmak değil, doğal taşın oluşumu, türü, yüzey işlemleri ve üretimi arasındaki ilişkiyi anlayabilecek temel bilgilerle donatmaktır.

Kitapta yer alan her bir proje okura çok değerli bilgiler aktarıyor, bu açıdan aralarında bir ayırım yapmak mümkün değildir. Ancak projelerin hangi tür yapıları kapsadığı ve nasıl ele alındığını göstermek için burada kısaca birkaç örneğe yer vermek istedim:

ETH HIT E-Bilim Laboratuvarı – Zürih

© Eduard Hueber, archphoto

Baumschlager Eberle Architekten mimarlık ofisi tarafından tasarlanan ve 2008 yılında tamamlanan bu üniversite binasında kılıcına panellerle oluşturulan sıra dışı bir tasarıma gidilmiş ve cepheye “hafif adeta kâğıttan yapılmışçasına” bir görünüm kazandırılmıştır.

© Baumschlager Eberle Architekten

Bu projeyle doğal taşla sadece “klasik” ve “sağır” bir cephe tasarımının mümkün olduğu varsayımı adeta yerle bir edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Misyon Binaları – Strazburg

© Cemal Emden

Atelier Han Tümertekin mimarlık ofisi tarafından tasarlanan ve 2020 yılında tamamlanan bu kanalın kıyısında yer alan yapı kompleksinde olabildiğince kalın ve büyük panellerle kolonlu olduğu kadar sağır cephelerde de son derece modern lineer bir tasarımın nasıl elde edilebileceği gösterilmektedir.

© Han Tümertekin

FourtySeven & Co. Ofis Binası – Frankfurt

© Andreas Stimpert Fotografie

TEK TO NIK mimarlık ofisi tarafından tasarlanan ve 2016 yılında tamamlanan bu yeni ofis binasının cephesi bir ağı çağrıştıracak şekilde tasarlanmıştır.

© TEK TO NIK

Burada dikkat çeken ayrıntı “kabarık” yüzeyli ağın –bizdeki bazı olumsuz örneklerde olduğu gibi– cadde mekânına taşmıyor olmasıdır. Onun yerine binanın cam cephesi gerekli derinliği oluşturacak şekilde içeri çekilerek görsel bir odak haline gelmesi sağlanmıştır.

Folkart Blu Otel ve Konut Kompleksi – İzmir

© Özgür Arı

DİLEKCİ Architects / DDA mimarlık ofisi tarafından tasarlanan ve 2017 yılında tamamlanan bu otel ve konut kompleksinde doğal taş hem cephenin masif etkisini güçlendiren heykelimsi bir öğeye dönüşmesiyle hem de taş panellerin farklı ebatlandırma ve dizilişlerindeki ustaca kullanımıyla öne çıkmaktadır.

© Özgür Arı

Bu projede doğal taşın ne denli geniş ve etkileyici bir tasarım yelpazesi sunduğu gözler önüne serilmektedir.

Taunus Kulesi – Frankfurt

© Klaus Helbig

Gruber + Kleine-Kraneburg Architekten mimarlık ofisi tarafından tasarlanan ve 2013 tamamlanan bu ofis ve konut kuleleri sadece doğal taşın böylesi yüksek binalarda da kullanmanın mümkün olduğunu göstermemektedir.

© Stefan Müller

Aynı zamanda, yoğun kent merkezlerinde yaya olarak tümüyle koyu cam yüzeyli kuleler ve daracık kaldırımlar arasında karınca misali sıkışıp kalırken, kireçtaşı kaplamanın iç açıcı renk tonunun, yükseklik farkını dengeleyen cephe tasarımının ve yeşil alana bağlanan arkatlı zemin katının kentsel yaşam alanına ne denli değer kattığını da hatırlatmaktadır.

Kitapta yer alan her bir proje yukarıdaki yaklaşımla, detaylı olarak ele alınmıştır. Bunların arasında Berlin’deki Saray Rekonstrüksiyonun özel olarak incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Söz konusu proje –özellikle de bizdeki bazı üzücü restorasyon örnekleri göz önünde bulundurduğumuzda– uzman mimar ile sanat tarihçilerinin ve heykeltıraş ile taş ustalarının sürece katılımlarının nasıl olması gerektiğine dair son derece öğretici bir örnek oluşturmaktadır. Genel olarak ise malzeme ve teknik detaylara yer verilmesinin proje tanıtımında ne kadar önemli olduğu görülmektedir, bizdeki mimari projeleri tanıtan yayınların bu açıdan biraz eksik kaldığı söylenebilir.

STONELINE Yayınları’nın kitabı konusunda da bir ilk oluşturduğundan, doğal taşın cephede kullanımı açısından tüm paydaşlar için önemli bir başvuru kaynağı niteliğindedir.

Etiketler

Bir cevap yazın