Diyarbakır’da Sosyal Konut Üzerine

Roberto Soundy, DOGMA'yla Diyarbakır'da sosyal konut üretimi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.

Üretici Konut Programı’ndan Roberto Soundy,  DOGMA’nın Diyarbakır’da sosyal konut üretimi üzerine hazırladıkları projeyle ilgili, ekipten Martino Tattara ve Çaglayan Ayhan-Day ile  2014 yılında bir söyleşi yaptı. Söyleşiyi Ece Demir çevirdi.

Röportaja geçmeden önce şunu belirtmek gerek: 2014 yılında hazırlanmış olan bu sosyal konut projesi, Sur’da yaşayanların konutlarının yeniden inşaasında karar verme süreçlerine bizzat katılabilecekleri bir restorasyon sürecinin inşaası fikriyle denk düşüyor. Şu anki durumda bu yazıyı yeniden güncel kılabilecek olan; barınma, kent hakkı, yerinde dönüşüm konularının Sur’daki yıkımla yeniden gündeme gelmiş olmasıdır.

Roberto Soundy: Diyarbakır gibi tamamen bölünmüş ve tartışmalı bir bölgeyi düşündüğümüzde, akla ilk gelen şey yerinden etmedir. Tahrip edilmiş 3000’i aşkın köy ile bölgeyi son 30 yıldır etkileyen toplumsal ve politik çatışmalar barınma hakkındaki yerel ve ulusal politikaları derinden etkilemektedir. Barınmanın önemi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Ve sizce çatışma altında olan bir kent için sunulan bir projenin yarattığı imkanlar nelerdir?

Martino Tattara ve Çağlayan Ayhan Day: Herkes barınma ve yaşamaya elverişli konut hakkına sahiptir. İster çatışma, ister festival alanının ortasında olsun, herkes güvenli ve evi olarak adlandırabileceği bir yere ihtiyaç duyar. Özellikle süregelen siyasi çekişmelerde, tamamıyla tahliye edilmiş yerleşimler, yakılmış köyler, yaşadıkları yere ait anıları dışında her şeyi geride bırakıp gece yarısı kırsaldan kente yer değiştirmeye zorlanan sivilleri görmek kaçınılmaz oluyor.

Bu çalışmada, Diyarbakır’da sağlıksız koşullarda –genellikle gecekondularda- yaşamakta olan yerinden edilmiş topluluklar için yaşamaya elverişli konut sağlamak adına uluslararası ve yerel mimarları, akademisyenleri, merkezi ve yerel yönetim mensuplarını, sivil toplum örgütlerini bir masa etrafında bir araya getirerek, bu konuda onlarla işbirliği yapmak istedik. Yerinden edilmiş toplulukları da, bizi nereden başlamamız konusunda yönlendirmeleri, bize ne istediklerini söylemeleri, çalışmalarımızı değerlendirmeleri için hakem olarak projeye dahil edebilirsek, iyileştirici bir süreç için bir çeşit alan açabileceğimizi düşündük.
Her ne olursa olsun, yapılar, bahçeler, avlular, kentsel planlar hakkında konuşmak, dağlarda devam eden çatışmalar, anadil hakkındaki yasaklar, tutukluluk, adaletsiz ekonomik ve sosyal politikalar hakkında konuşmaktan daha az cepheleştirici ve taraflaştırıcı bir potansiyele sahip. Bununla birlikte, barınma hakkında konuşmak eş oranda üretici de olabilir; köy ve kent, geçmiş ve günümüz, ızdırap ve keyif hakkındaki hikayeleri yan yana koyar. Bu yüzden konuttan başlamanın iyi olacağını düşündük. Konut, gecekondularda yaşayan yerinden edilmiş halkın acil ihtiyacı, yerel ve merkezi yönetim organlarının sağlaması gereken tartışılmaz bir yükümlülük. Bu konu, profesyonellerin uzmanlığını gerektiren teknik ve akademik bir mesele olmasının yanı sıra, sivil toplum örgütlerinin deneyiminin ve arabulucu rolünün gerekli olduğu sosyal bir meseledir.


Askeri harekatta tahrip edilmiş bir köy

Özellikle 1990’lardan itibaren devam eden zorunlu kırsal göç akınını göz önünde bulundurunca, tipolojinin önemini anlamak kritik bir nokta oluyor. Konut mimarisinin alternatif formları, kültürel olarak farklı ihtiyaçları olan bir nüfusa nasıl uyum sağlayabilir?

Diyarbakır, konut tipolojisi, yerel mimari ve bunların güncel nüfusun ihtiyaçları ve istekleri ile ilişkisi açısından pek çok zorluk barındırıyor. Spekülatif gayrimenkul basıncı sonucu olarak ya da toplu konut idaresi [TOKİ] tarafından yapılan güncel konut üretimine–ortalama on ila on beş katlı çoklu beton apartman blokları–Diyarbakır özelinde son on ila yirmi yıldır tekelleşmiş olan tek bir küresel model hakimdir. Bu tipolojinin, bölgenin geleneksel dar geçitlerden oluşan yoğun dokusu ve avlulu evleri ile karakterize olan kentsel yapısı ve aşırı sıcak olan uzun yazları ile karakterize olan yerel iklimi ile hiçbir ilişkisi yoktur. Bu ‘modern’ birimlerin düşük inşaat kalitesine ve zayıf iklimsel performanslarına rağmen, bu model halen nüfusun çoğunluğu için modern kent yaşantısının sembolüdür. Bu sebeple, Diyarbakır’da yerel mimarinin alternatif formlarını önermek, sosyal, antropolojik ve bunun yanı sıra kentsel ve mimari zorluklar taşıyor.

Çalışmamızda, yerel mimari dokuyu ve konut konusunu, yer değiştirmeden etkilenmiş insanların yaşamlarını ve geçimlerini değiştirmeyecekleri biçimde düşünerek ele aldık. Diyarbakır’da yaşayan insanların sosyoekonomik yaşantılarını ve yaşam alanlarını anlamaya çalıştık. Ve mevcut kent koşullarında mekânsal imkanlar geliştirme yollarını araştırdık. Ayrıca Diyarbakır’ın bugün içinde bulunduğu durumun kendi nesnelliğinde anlaşılmak zorunda olduğunu ve bu şekilde ele alınmayı gerektirdiğini vurgulamaya çalıştık.

Bu durumda, yerinden edilenlere ve nüfusun geneline çözüm olarak yüksek yaşam standartları sunmak için toplu konut planlamanın ötesinde, kent için yeni bir fikir üretmek söz konusu. Kentsel dönüşümde geleneksel yöntemleri sorgulamada, ulusal ve idari tarafların yanı sıra, sivil toplum örgütleri ve sivil halk ne gibi roller oynayabilir?

TOKİ’nin kısa bir süre önce sadece kentlerin dışına yeni ve büyük ölçekli toplu konut projeleri yapmak yerine, tüm Türkiye genelinde kentsel dönüşüm projeleri uygulamasını yeni ve acil bir görev olarak tayin etmesinden bu yana, kentlerin merkezi kısımlarının kentsel yenileme meselesi büyük öneme sahip oldu. Yurtdışında çoğu örneğin gösterdiği ve çoğu sosyoloğun ifade ettiği gibi, kentsel dönüşüm çoğu kez soylulaştırma ve kentin belirli kısımlarında yaşayan mevcut nüfusu yerinden etme süreçlerini tetiklemektedir. Aslında Diyarbakır örneğinde özellikle etrafı surlarla kaplı Suriçi adı verilen, yaklaşık 71,000 sakine sahip antik yerleşimde, soylulaştırma riski şu an mevcut. Burada halihazırda arsa fiyatları fazlasıyla düşürülmüş durumda. Bölgenin değerinin artacağına dair bildirimler olur olmaz spekülatif satın alımlar başlayacaktır.


Suriçi’nin kuşbakışı görünüşü. Terkedilmiş parsellerin çoğu yeni önerilen konut birimleri için merkez olmuş durumda

Bu proje ile, dönüşüm sürecinin hem ekonomik hem de sosyal mantığı ile ilişkilendirmek için mimari potansiyele odaklanıp, yeni orta sınıf girişimcileri için yatırımlar ve mevcut sakinlerin önerebilecekleri potansiyeller arasındaki dengeye dikkat çekerek, kentin mevcut peyzajına atıfla alternatif bir yol önermek için bir girişimde bulunduk. Mevcut halk, son otuz yıldaki göç dalgaları sırasında bu yerleşime taşındığı için kent yönetimi tarafından ‘yerli’ olarak tanınmadığından dolayı, bunu yapmak bilhassa zor oldu. Doğrusunu söylemek gerekirse, yerli halkın çoğunluğu, bölgede halihazırda yaşayan halkın, kendi evlerini ve mahallelerini daha varlıklı, servet sahibi yerel sakinlere öylece bırakarak, kentin diğer bölgelerine yerleştirilmeleri gerektiğini düşünüyor. Bu yaklaşıma karşı çıkmak amacıyla, bilhassa kırsal kökene ve yaşam biçimine sahip bu göçmen nüfusun tarihi şehirdeki eski yapıya ve azalmakta olan avlulu evlere nasıl uyum sağladıklarını göstermeye çalıştık. Orada yaşayan nüfus, şehrin bu bölümündeki kentsel ve mimari form ile doğrudan ilişkili resmi ve gayri resmi ekonomi ve dayanışma ağları kurgulamışlardı. Kendi inşa ettikleri evler tarihi dokudaki benzerleri kadar güzel görünmüyordu ve işgal ettikleri tarihi yapılardaki bazı orijinal strüktürlere daha da fazla hasar vermiş olma ihtimalleri vardı. Fakat yine onların sayesinde, tarihi şehir hala sosyal olarak heyecan verici ve davetkar. Tarihi şehir yine onların sayesinde, sosyal dayanışma ve organizasyonun özel bir biçimine olanak tanıyan özgün ve yaşanılır bir ortam olarak ayakta kaldı.

‘Kökenler’ konusunda ve kentin belirli bir bölgesinin sakini olmak için kimin kimden daha fazla ‘hak’ sahibi olduğuna dair tartışmadan kaçınmaya çalışırken, bize öyle göründü ki, yerinden etmenin yeni bir sürecini tetiklemek sadece bu durumdan etkilenenler için değil, öncelikle mahalle ve özellikle bu durumda, mahallenin korunması ile ilişkili yenileme süreci için de yıkıcı olurdu. Bu prensibin aşılması zordu ve hala da zor. Öyle düşünüyoruz ki, kentsel dönüşümün geleneksel yöntemlerini sorgulamak, belediye ve ulusal paydaşlardan önce sivil toplum örgütlerinin ve sivil halk girişimlerinin –Türkiye’nin en gelişkin bileşeninin– görevi.


Suriçi’nde avlulu bir ev


Suriçi’nde boş bir arsaya önerilen avlulu bir ev [proje: Gabriel Cuéllar]

PKK ve Türkiye hükümeti arasındaki uzlaşmalar geliştikçe, on yıllardır süren çatışmalar sonucu ayrı düşen Kürt aileler için müzakere edilmiş bir yerleşim beklentisi artıyor. Diyarbakır bu sefer geri gönderme biçiminde başka bir nüfus akışına bir kez daha şahit olabilir. Bu bakımdan, bir proje olarak halkın konutlandırılmasının sosyal olarak üretimi hakkında yerel yönetim politikası, ne gibi amaçlar sunabilir?

Türkiye’deki Kürtler için bu şekilde bir geri gönderme durumu hakkında konuşmak için biraz erken olabilir. Ama eğer Türkiye’de bir sosyal konut örneği olacaksa, bu büyük ihtimalle Kürt siyasi hareketinin yönetimindeki bir kentte olacaktır. Türkiye’deki Kürtler muhtemelen uzun yıllardır süren politik mücadelenin ve güçlüklerin bir sonucu olarak, güzel, barışçıl ve eşitlikçi bir kentsel ve kültürel çevre için eşsiz bir tutkuya ve özleme sahipler. Türkiye’nin güneydoğusu ve doğusunda Kürt siyasi hareketi yönetiminde olan kentlerde, yerel yönetimin halkın düşünce ve davranışları üzerinde büyük bir etkisi ve yaşanılabilir sosyal ve kültürel kentsel alan yaratmada aktif bir rolü olduğu görülüyor. Aslına bakılırsa, bu, kent peyzajının üretiminde sosyal ve kolektif olanak sağlayan büyük bir avantaj.

Yine de konut projeleri, her yerel yönetim için oldukça uzun zaman ve kaynak gerektirir. Kentsel politikalarda finansal kazanç yerine toplum yararını gözetmekte kararlı bir yerel yönetim, politik ve ekonomik anlamda büyük bir risk alıyor demektir. Fakat yerel yönetimin kent çıkarı için direnişi eğer bir sefere mahsus bile olsa, kazanılmış yapım izni, kent merkezindeki yeşil alanların artışı gibi konularda fiili emsaller ile desteklenirse, bu durum yerel halkın farklı konut tipolojileri için öne sürdükleri talepler konusunda da yavaş yavaş bir yol açabilir. Projelerinin bir parçası olarak sosyal alanlar inşa edeceğine söz veren konut kooperatifleri için daha hızlı ve daha az evrak işi gibi yerel teşvikler olursa ve eğer belediye örnek teşkil etmesi için kolektif olarak tasarlanmış bir sosyal konut projesi gibi küçük ölçekli çok paydaşlı bir ortaklık geliştirirse, o zaman toplumun görüşü, ekonomik kentsel sermaye yerine sosyal sermayeyi artıran çok paydaşlı ortaklıklar geliştirme yönünde değişebilir.

Başka bir deyişle, zihnimizde, peyzaj ve kentsel planlama ile ilgili istekleri yönlendirme konusunda üstün gelen, güçlü yerel idari ve sivil toplum aktörlerini içinde barındıran bir durum canlandırabiliriz. Böyle bir durumda, özel sektör çıkarları, ekonomik sermayeden bağımsız olarak, sermaye ve kar arayışında yerel çıkarları sürüncemede bırakamaz; projelerini son derece demokratik olan yerel idari yapının onayını alma ihtiyacını hesaba katarak kurgulamak ve geliştirmek zorunda kalırdı.

Çevirmenin notu: Martino Tattara ve Çağlayan Ayhan Day Berlage’da ‘Suriçi’ni Tasarlamak: Kentsel Yenilemeyi yeniden düşünmek’ adlı araştırma stüdyosunu yürütmüşlerdir. Bu röportaj Quaderns dergisinin 265.sayısında yayınlanmış ve 3 Mayıs 2014’de online erişime sunulmuştur.
http://quaderns.coac.net/en/2014/05/diyarbakir/

Etiketler

Bir yanıt yazın