Dikey Yaşamın Yeniden Kurgusu: Light House

Studioninedots, Amsterdam Centrumeiland’da yaşayan aile için, aile içi etkileşimi güçlendiren ve sürdürülebilir yaşam kurgusu sunan bir konut tasarlamış.

Fotoğraflar: Sebastian van Damme

Üst üste yerleştirilmiş kutulardan oluşan Light House, evi ışık ve hava üzerinden tanımlanan dikey bir mekânsal deneyim olarak yeniden kurguluyor.

Uzun süredir Amsterdam’da yaşayan ve iki çocuk sahibi olan bir çift tarafından, kendileri ile çocukları arasındaki bağı ön plana çıkaran ve aynı zamanda çevresiyle etkileşim kuran bir ev tasarlanması yönünde basit bir talep iletilmiş. Bu net hedef doğrultusunda, tasarım sürecinde neredeyse tam bir serbestlik tanınmış.

Bu bağlamda, üst üste yerleştirilmiş kutulardan oluşan ve oyunbaz bir kurguya sahip olan Light House, Studioninedots tarafından tasarlanmış.

Arsa, güçlü sürdürülebilirlik hedeflerine sahip ve ”kendin yap” kültürünün bireysel ifade ile deneyselliği teşvik ettiği Amsterdam’ın yeni mahallesi Centrumeiland’da yer alıyor.

Geleneksel bir evde birçok işlev zemin katta yoğunlaşırken Light House’da ailenin yemek yeme, arkadaşlarla bir araya gelme ve bireysel dinlenme gibi önemli faaliyetleri ayrı ayrı kutulara ayrılmış.

Ardından, bu kutular bina kabuğu boyunca hem eğlenceli hem de özenle kurgulanmış bir kompozisyon içinde düzenlenmiş. Bu düzenleme ile yalnızca içlerinde değil, üstlerinde ve altlarında da yaşanabilen mekânsal bloklar oluşturulmuş. Ev içinde dolaşıldıkça, alışılmış ”yukarı” ve ”aşağı” kavramlarının algısı giderek ortadan kalkıyor.

Mekân düzeni, ailenin yaşamıyla birlikte dönüşecek şekilde tasarlanmış. Bu kutular, ev genelinde temel etkinlikleri daha ilgi çekici bir biçimde dağıtmak amacıyla kurgulanmış olsa da, zaman içinde yeniden yorumlanmaya açık esnek bir yapı sunuyor.

Evin alt kısmı, kare biçimli cam tuğlalardan oluşan bir duvarın arkasında konumlanıyor. Bu bloklar, gün ışığını evin derinliklerine süzerken manzarayı bulanıklaştırıyor ve böylece sokaktan iç mekândaki yaşamın algılanmasına izin verirken aynı zamanda kullanıcılara yeterli mahremiyet sağlayan soyut bir etki oluşturuyor.

Light House’un kalbi olan mutfak alanının hemen üzerinde, kitap okumak, yoga yapmak, film izlemek ya da yalnızca dinlenmek için bir sığınak işlevi gören, şaşırtıcı derecede korunaklı bir hacim yer alıyor.

En üst katta, ailenin özel buluşma alanı olarak dışa dönük bir tatil evi kurgulanmış. Bu yüksek hacmin her iki yanında tavana kadar uzanan kemerli pencereler yer alıyor. Bu pencereler, IJmeer’in etkileyici manzarasına açılan bir açık hava terasına bağlanıyor.

Bu kare ritmi, arka cephe boyunca uzanan çelik ızgara elemanlarında da devam ederek yapıya net ve bütünlüklü bir kimlik kazandırıyor. Gri tonlardaki endüstriyel malzemeler, işlenmemiş, yansıtıcı veya yarı saydam yüzeylerden oluşarak bir doku çeşitliliği yaratıyor ve gün boyunca ışığın hareketine bağlı olarak cephede soyut ve akışkan bir etki oluşturuyor.

Tasarım, prefabrik ahşap elemanlarla doldurulmuş çelik bir çerçeveden oluşan hafif bir sistem olarak inşa edilmiş. Bu modüler ve döngüsel yaklaşım, esneklik, sökülebilirlik ve uzun vadeli sürdürülebilirlik sağlıyor.

Proje, yukarı ve aşağı, iç ve dış, açık ve kapalı gibi karşıt kavramları yeniden yorumlayarak farklı mekânsal deneyimlere ve etkileşim biçimlerine zemin hazırlayan bir yaşam kurgusu sunuyor.

Canlı ve dingin anları özgün bir denge içinde bir araya getiren bu yapı, kullanıcılarına beklenmedik ancak tamamen kendilerine ait hissettikleri bir yuva deneyimi sağlıyor.

Etiketler

Bir yanıt yazın