İPA Ders Yaz Atölyeleri kapsamında, 7 Temmuz - 12 Temmuz 2025 tarihleri arasında “Artık Alanlar, Yeni Temsiller” atölyesi gerçekleştirildi. Büşra Topaktaş ve Gürkan Güney, gerçekleştirilen atölye çıktıları hakkında yazdı.
İstanbul, hızlı dönüşüm dinamikleri içinde her geçen gün farklı mekansal katmanlarını yeniden dönüştürmekte ve üretmektedir. Bu dönüşüm ve üretim büyümeyi teşvik ederken aynı zamanda çevresel bozulmayı, mekansal eşitsizliği ve birtakım işlevsiz alanların ortaya çıkmasını da tetiklemektedir. Özellikle endüstri sonrası dönemin işlevini yitirmiş fabrikaları, gazhaneleri, depoları ya da kentteki tanımsız boşlukları bu süreçlerin sonuçlarındandır. Kent içinde “artık” olarak tanımlanabilen bu mekânlar yalnızca fiziksel boşluklar değil; aynı zamanda toplumsal hafızanın, geçmişin ve geleceğin birlikte okunabileceği/örülebileceği potansiyel alanlardır.
İPA Ders Yaz Atölyeleri kapsamında 7 Temmuz – 12 Temmuz 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen “Artık Alanlar, Yeni Temsiller” atölyesi, bu tür mekânların dönüşümünü yalnızca mimari ya da fiziksel boyutlarıyla değil, aynı zamanda temsil, anlatı, deneyim ve kolektif üretim olasılıkları üzerinden tartışmaya açmıştır.
Atölye, kentsel literatürde derelict land (Kivell & Hatfi eld, 1998), no-man’s land (Leong, 1998), drosscapes (Berger, 2006), brownfi elds (Doron, 2007), terrain vague (Solà-Morales), lost space (Trancik) gibi kavramlarla tarif edilen bu boşlukların, İstanbul’daki karşılıklarını sorgulamayı amaçlamıştır. Bu bağlamda atölye katılımcıları, Yedikule Gazhanesi örneğinde olduğu gibi, artık mekânları yalnızca terk edilmiş ya da kayıp alanlar olarak değil, aynı zamanda yeniden yazılabilir kentsel hikâyeler olarak kavramsallaştırmıştır.
Mekânın dönüştürücü potansiyeli, ışık, bellek, kolektif üretim ve kamusallık gibi temalar etrafında ele alınmış; temsilin farklı biçimleri –manifestolar, oyunlaştırılmış senaryolar, grafik anlatılar ve görsel hikâyeler– katılımcılar tarafından yaratıcı yöntemler olarak kullanılmıştır. Böylece atölye, mekânın fiziksel dönüşümünün ötesine geçerek, alternatif temsil ve anlatı yollarıyla yeni düşünme biçimlerine imkân tanımıştır.
Kent Feneri: Işığın İzinde Artık Mekana Işık Tutmak
Asude Aydemir, Öykü Doğa Aras, Sude Gül
“Burası ışığın başladığı yerdi. Şimdi yeniden yanıyor, senin için.”
Katılımcılar, Yedikule Gazhanesi’ni tarihsel kimliği üzerinden yeniden ele alarak, ışık temasını merkeze alan bir dönüşüm önerisi geliştirdi. Çalışmanın çıkış noktası, Gazhane’nin 19. yüzyılda İstanbul’a ilk kez havagazı sağlayarak kenti aydınlatan endüstri yapısı olmasıdır. Uzun yıllar şehrin gece kimliğini belirleyen bu yapı, atölye süresince yeniden canlandırılacak bir “kent feneri” olarak hayal edildi.
“Artık Mekâna Işık Tutmak” başlıklı projede ışık, yalnızca teknik bir aydınlatma aracı olarak değil, mekânın karakterini şekillendiren, toplumsal belleği canlandıran ve kamusal yaşamı dönüştüren bir metafor olarak yorumlandı. Katılımcılar, Gazhane’de dolaşırken şu sorulara yanıt aradılar:
“Mekânı yeniden görünür kılmak için hangi temsilleri kullanabiliriz?”
“Işığı yalnızca fiziksel değil, kültürel bir dil olarak nasıl ele alırız?”
Bu sorulara verilen yanıtlar birtakım eskizler, manifestolar, kısa animasyonlar ve grafik anlatılar ile çok katmanlı bir üretim pratiğiyle ortaya kondu. Öneriler, Gazhane yapılarının farklı ışık atmosferleriyle yeniden kurgulanmasını içeriyordu; gazometre cam panellerle kaplanarak bir “ışık müzesi”ne dönüştürüldü; soğutma ünitesi etkileşimli yansımalarla kültürel bir esere dönüştü; ambar sosyal ve kültürel buluşmalar için açıldı; kazan daireleri ve transpartör fırın ışık temalı etkinlik alanlarına evrildi. Çocuklara yönelik gölge ve ışık oyunları, gençler için estetik ve sosyal bağlar, yaşlılar için geçmişi hatırlatacak deneyimler kurgulandı.
Yedikule Gazhanesi’ni bir “kent feneri” olarak yeniden tanımlamış bu çalışma; endüstriyel miras değeri olan artık bir mekanın yalnızca “korunacak” bir kalıntı değil, ışık aracılığıyla kültürel, sosyal ve ekolojik anlamda “yeniden üretilecek” yaşayan bir mekân olduğunu vurgulamıştır. Sloganlarında da dile getirdikleri gibi:
“Burası ışığın başladığı yerdi. Şimdi yeniden yanıyor, senin için.”
O Artık Mekan
Aslı İrem Aydın, Eylül Doğan
“Bu mekan artık bir boşluk değil, kolektif geleceğin bir sahnesi”
Katılımcılar, Yedikule Gazhanesi’ni yalnızca endüstri mirasının bir kalıntısından öte bellekte iz bırakan ve yeniden anlam üretmeye açık bir artık mekân olarak ele alır. Çalışmanın merkezinde, mekânın tarihsel sürekliliği ile güncel toplumsal pratikler arasındaki bağların kurulması yer alır. Haritalar üzerinden 1500’lerden günümüze uzanan bir okuma yapılmış; bostanların sürekliliği, kentsel dokudaki dönüşümler ve gazhanenin çevresiyle kurduğu ilişkiler görselleştirilmiştir. Böylelikle gazhane, yalnızca kömür ve havagazı üretimi ile değil, günümüzde tarımsal üretim ve gündelik yaşamla da ilişkilendirilme potansiyeli olan bir mekan olarak yeniden değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım aynı zamanda artık mekan kavramsallaştırması perspektifinden irdelediği tarihi sur izleri, konut yapıları, kıyı çizgisi, kara-deniz ilişkisi ve bostanlar ile kullanıcı deneyimini, toplumsal algıyı ve sosyo-ekolojik potansiyeli de yeniden keşfederek farkındalık yaratıyor. Sonuç olarak da projenin tematik vurgusu “artık mekân”ın bir sorun alanından öte; katılım, tasarım ve yönetişim süreçleriyle dönüştürülebilecek bir kentsel fırsat alanı olduğu mesajını aktarıyor.
Bu çerçevede, projede “artık sosyal”, “artık ulaşılabilir” başlıklarıyla, mekânın günümüz kent yaşamıyla bütünleşmesini sağlayacak senaryolar geliştirilmiştir. Gazhane, konserlerden atölyelere, pazar yerlerinden ortak sofralara uzanan etkinlik mekanlarıyla, kamusal ve kültürel üretimin sahnesi olabilecek; aynı zamanda alternatif ulaşım çözümleriyle de kentin farklı bölgelerinden erişilebilir bir merkez haline getirilmesi planlanmıştır. Bu yaklaşımlar, mekânın hem kentsel müşterekler aracılığıyla yeniden işlevlendirilmesini hem de toplumsal belleğin canlı tutulmasını hedeflemektedir.
Çalışmanın öne çıkan yönlerinden biri, kullanıcı deneyimlerinin anlatısal biçimde kurgulanmasıdır. Hazırlanan storyboard’larda, gazhanenin bugünkü hâliyle özellikle bir kısmının terk edilmiş ve kapalı bir alan olarak algılanışı ile önerilen senaryolardaki canlı, üretken ve paylaşıma açık mekân halleri karşılaştırmalı biçimde aktarılmıştır. Böylece mekân, fiziksel dönüşümüyle birlikte aynı zamanda kullanıcıların gündelik deneyimleri, tahayyülleri ve kolektif hikâyeleri aracılığıyla yeniden kurgulanmış/tasarlanmış bir kentsel sahneye dönüşmüştür.
Sonuç olarak grup, Yedikule Gazhanesi’ni tarihsel referanslardan toplumsal pratiklere ve kullanıcı anlatılarına uzanan çok katmanlı bir yaklaşımla ele almış, bu alanı gelecekte kentsel müştereklerin üretileceği kamusal bir odak noktası olarak yeniden kurgulamıştır.
“Bu mekan artık bir boşluk değil, kolektif geleceğin bir sahnesi”
Anti Gazhane
Burcu Kayhan, Elanur Süngün, Hatice Nazlı Aygören, Melsa Beyaz
Katılımcılar, Yedikule Gazhanesi’ni doğrudan dönüştürmektense, eleştirel bir bakışla “anti-gazhane” kavramsallaştırması üzerinden yeniden tartışmaya açmıştır. Çalışma, artık mekana dönüşen eski gazhaneyi fiziksel bir miras olarak sahiplenmekten çok, onun artık mekân niteliğini görünür kılmayı ve kentsel bağlamda “artık edilmesi” gerekenle “artık edilmemesi” gerekeni ayrıştırmayı/görünür kılmayı hedefliyor.
Gazhaneyi İstanbul’un diğer boşlukları ve yoğun yapılaşma bölgeleriyle ilişkilendirerek, mekânı kentin geneline yayılan bir boşluklar haritası içinde konumlandırıyor. Böylece gazhane, kentsel kopuşların, dönüşümlerin ve boşlukların temsil mekânı olarak ele alınmış oluyor. Haritalar ve kolajlar üzerinden yapılan bu okumalar, artık mekânların sürekliliğini ve birbirleriyle kurdukları ağsal ilişkiyi görünür kılıyor.
Ürettikleri kolajlardaki görsel kompozisyon katmanlı bir anlatım örneği sunarken, gazhane yapısı, otomobil parkı, endüstriyel kalıntılar ve tipografi k parçalar üst üste bindirilerek oluşturulan kolaj estetiği, mekânın çok katmanlı kimliğini ve dönüşüm potansiyelini vurguluyor. Kolaj içerisindeki çok katlı otopark kesiti, hem mekânsal yoğunluğu hem de günümüz kentlerinin tüketim ve araç merkezli işleyişini eleştiriyor. Aynı zamanda yeşil alanın sıkışmışlığına dikkat çekiyor. Bununla birlikte hem arşivsel/historik imajlar (gazhane binası, endüstriyel dokular) hem de çağdaş grafik öğeler (tipografi , kesitler) birlikte kullanılarak “geçmiş–bugün–gelecek” tartışmasını görsel olarak açığa çıkarıyor.
Gazometre çok katlı bir otopark tahayyülü ile görselleştirilirken, üst üste yığılmış arabalar bir yandan artık mekân denilen alanların kapitalist kent dinamikleri tarafından nasıl dönüştürülebileceğini, diğer yandan da bu senaryonun absürtlüğünü gözler önüne seriyor. Çalışma, bu yönüyle atölye sürecine farklı bir boyut kazandırarak, artık mekânların yalnızca yeniden kullanım potansiyelleriyle değil, aynı zamanda “neye dönüşmemeleri gerektiği” sorusuyla da ele alınması gerektiğini vurguluyor.
Çalışmada kullanılan fragmanlar, metinler ve kolajlar, artık mekânın yalnızca fiziksel değil, kültürel ve politik anlamda da ele alınması gerektiğine işaret ediyor.
“Artık Alanlar, Yeni Temsiller” atölyesi, İstanbul’un “işlevsizleşmiş, boşluk” diye tabir edilen ve çoğunlukla negatif konotasyonlara sahip artık mekânlarını sadece fiziksel potansiyelleriyle değil; temsil, hafıza ve kolektif üretim gibi kavramsal yaklaşımlarla da ele almıştır. Yedikule Gazhanesi örneğinde geliştirilen projeler, üç yaklaşımı öne çıkarmıştır: tarihsel kimliği ışık ve bellek üzerinden dönüştürmek (Kent Feneri), kolektif geleceğin sahnesi olarak yeniden kurgulamak (O Artık Mekân) ve kapitalist kent dinamiklerini eleştirel biçimde görünür kılmak (Anti-Gazhane).
Bu üretimler, artık mekânların tek tip çözümlerle ele alınamayacağını, her birinin tarihsel, toplumsal ve ekolojik bağlamlarıyla değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. Atölye, bu alanları sorun değil; katılım, yönetişim ve kolektif üretim süreçleriyle kentsel müştereklere dönüştürülebilecek potansiyel alanlar olarak yeniden ele almıştır.
Büşra Topaktaş
Gürkan Güney