2025 yılını geride bırakırken, yıl boyunca Arkitera’da en çok okunan görüş yazılarını sizler için derledik.
1 Ocak – 23 Aralık 2025 tarihleri arasında yayınlanan görüş yazılarına dayanarak hazırlanan bu sıralamada Google Analytics verileri kullanılmıştır.

Sacit Arda Karaatlı

Meslekte genç sayılabilecek 30-40 yaş arası mimarlar, bir ihtiyar edasında “Ne güzeldi o eski yarışmayla yap günleri,” diye iç geçiriyor. Jürilerden memnun olan birini bulmak zor. Jüri seçimlerinin rasyonel bir zemine oturmamasından, karar süreçlerinde yaşanan tutarsızlıklardan ciddi rahatsızlık var. Ödüllerin düşüklüğünden, verilen emeğin karşılık bulmamasından, sürecin sonunda ortaya çıkan ürünlerin tatmin edici olmamasından ya da hiç gerçekleşmemesinden duyulan memnuniyetsizlik ortak bir duygu. Yarışma sonrasındaki süreçlerden dahi çoğu ödül sahibi mutsuz ayrılıyor.
Hiç eğip bükmeden: Bir yarışma devrimine ihtiyacımız var.
Eren Tümer

Şehrin iki ezeli takımına, sayısız sporcuya ve ulusal çapta birçok ünlü futbolcuya kucak açmış olan Adana 5 Ocak Stadyumu, kentin kolektif hafızasında yer edinmiş önemli bir spor ve kültür mekânıydı. Sadece bir futbol sahası olmanın çok ötesinde, Adanaspor ve Adana Demirspor gibi kentin köklü takımlarına ev sahipliği yaparak, taraftar kültürünün şekillenmesinde büyük rol oynadı. Sadece sportif etkinliklerle sınırlı kalmayıp, çeşitli sosyal ve kültürel etkinliklerin yapılabilmesine de olanak sağlayarak kent yaşamının bir parçası haline gelmeyi başardı. Ayrıca, şehir merkezindeki konumu, onu Adana’nın mekânsal belleğinde önemli bir unsur haline getirdi.
Ahmet Turan Köksal

Zira Güner Ailesi Köşkte yaşarken “…tüm görkemiyle evin orta katında büyük bir hamam vardı. Hamamın beyaz fayanslarla süslenmişti ve Cevat Şakir’in yaptığı bir palyaço resmi bulunuyordu. Orta kattan üst kata çıkan bir merdiven vardı. Üst kat ailenin bir araya geldiği oturma salonuydu. Üst kattan yukarı terasa çıkılıyordu fakat en üst kattan terastan bile deniz görünmüyordu. Köşkte iki tuvalet vardı. Çok yıpranmış, çok para harcanması gereken kocaman bir evdi. Herkes odasında kendi sobasını kurarak öyle ısınıyordu. Sobanın olamadığı bölümler çok soğuktu. Bahçesinde bir mağara ve bir kuyu vardı. Üç havuz ve küçük şelalelerle bir mağara havasında suların aktığı, doğal kayalık havuzlardı bunlar. Su kuyusu, arkada ahır şeklinde bir arabanın konduğu bir yer mevcuttu. Sera içinde su tertibatı, bahçe içerisinde değişik yerlerde kameriyeler, fıstık ağaçları, sedir ve diğer büyük ağaçlar sarmaşıklar içinde saklanıyor gibiydi köşk.
Ozan Öztepe

Süleymaniye Camii özelinde bu kapı eşiği sürekli bir oluş içerisindedir. Bir nevi metamorfoz halinde bulunan eşik, değişen fiziksel sınırları bağlamında her daim yeni konturlar yaratır. Kullanıcıların bedensel eylemleri eşzamanlı olarak eşiği var eder. Bu haliyle eşik, yaşayan bir organizma karakterindedir. Eşiğe bu niteliği, yapıyı ziyaret eden kullanıcıların bedensel eylemleri verir. Taşın kalıcılığı ile bedensel eylemin geçiciliği çelişkili bir ilişkiyi ortaya çıkarır. Bu ilişki zamana yayılı haldedir. Eşiğin tektonik yapısı kullanıcılar aracılığıyla her daim yenilenir. Bedensel eylem sonucu form kazanan eşik zaman içerisinde rastlantısal bir biçim edinir. İnsan – nesne ilişkisinden vücut bulan bu form poetik karakterdedir; kullanıcıların zaman içerisindeki devinimlerinin sonucudur.
Barış Altan

Yetimhane restore edilmesine edilir de esas soru, restore edilmesi isteniyor mu? Daha açık sorayım, Patrikhane Yetimhaneyi restore etmek istiyor mu? Bence istemiyor. Özellikle de mülkiyetini tekrar aldıktan sonraki dönemde samimi olarak istemedi. 1964’te yapının kapatılmasından, 1997’de mülkiyetin Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçişine kadar olan dönemde yapıya kapsamlı müdahale yapılamamasını, dönemin siyasi ve toplumsal koşulları nedeniyle anlamak mümkün. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün ilgisizliği de şaşırtıcı değil. Ancak, 2010 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla mülkiyetin Patrikhane’ye iade edilmesinden sonra acil koruma önlemleri alınmış olsaydı, yapı bugünkü duruma gelmezdi.