17. Venedik Mimarlık Bienali Ülke Pavyonları

Dünyanın en önemli mimarlık etkinliklerinden 17. Venedik Mimarlık Bienali, 22 Mayıs - 21 Kasım 2021 tarihleri arasında düzenleniyor. Bienal kapsamındaki ülke pavyonlarını iki ayrı haber halinde derledik.

Hashim Sarkis’in küratörlüğünü yaptığı, “How Will We Live Together?” teması altında düzenlenecek sergi, siyasi bölünmelerin genişletilmesi ve ekonomik eşitsizliklerin artması bağlamında, mimarları cömertçe birlikte yaşayabileceğimiz alanlar hayal etmeye, düşünmeye, yeni çözümler üretmeye ve gerçekleştirmeye davet ediyor.

Ülkeler, Pavyon Temaları ve Tasarımları

Kore Pavyonu
Tema: “Future Schools”
Küratör: Hae-Won Shin

Fotoğraf: Ugo Carmeni

Kore Pavyonu, yapıyı keşif amaçlı bir akademik tesise dönüştürüyor. Future School, göç, iklim değişikliği ve teknolojik gelişmeler gibi acil küresel sorunlara cevap vermeyi, yeni ağlar kurmayı ve bu sorunlar etrafında gerçekleşecek iş birliği için bir katalizör görevi görmeyi hedefliyor.

Okul, çevrimiçi atölyeler, yuvarlak masalar, stüdyolar, enstalasyonlar ve gösterimler sunuyor. Program, kentsel ortamların soğutulması ve okulların geleceği gibi konuları araştıran 50’den fazla katılımcı proje içeriyor.

Pavyon, kamusal ve eğitim alanları arasındaki sınırları ortadan kaldırıyor. Bir araya gelmek, öğrenmek, dinlenmek ve tefekkür için ortak bir alan yaratıyor. Geleneksel Kore evlerinin mimarisinden esinlenen pavyonun mevcut tuğla yapısı, el yapımı hanji kâğıdı kullanımıyla evcil bir atmosfer yaratılıyor.

“Process Wall”, Future School’un önceki atölye çalışmaları ve konuşmalarından 235 adet basılı A4 parçasını sergiliyor. Sanatçı ve peyzaj mimarı Ah-Yeon Kim’in kurutulmuş sazlardan yaptığı dairesel zemin, sembolik bir toplanma alanı meydana getiriyor.

Çin Pavyonu
Tema: “Yuan-er, a Courtyard-ology: From the Mega to the Micro”
Küratör: Zhang Li

Çin Pavyonu, 2000 yıldan uzun süredir var olan bir Çin tipolojisini, çok aileli avluların fizikselliği ve sakinleri anlamına gelen “yuan-er”i araştırıyor. “Yuan-er geçmişte ve bugün, bu kadar çeşitlilikteki insanı birbirine neden yaklaştırabildi?” gibi soruları ele alıyor.

5 bölümden oluşan pavyonda, “Together we Learn (Part I)” isimli bölümde mimarların yuan-er ile ilgili bireysel hikayeleri videolar aracılığıyla sergilenirken “Together we Learn (Part II)” isimli bölümde ise tarihçiler ve mimarlar klasik vakaları inceleyerek hologram projeksiyonları aracılığıyla yorumlarını aktarıyor. Üçüncü bölüm olan “Together We Design”da katılan ziyaretçiler, yapay zekâ motoru kullanarak kendi yuan-er’lerını tasarlamaya davet ediliyor. “Together we Feel”, ses enstalasyonları ile ziyaretçileri bir duyu yolculuğuna çıkarırken “Together we Heal”, insanların mekânı şifa alanı olarak nasıl kullandıklarına dair hikayeler paylaşıyor.

İtalya Pavyonu
Tema: “Resilient Communities”
Küratör: Alessandro Melis

İtalyan Pavyonu, mevcut küresel zorluklara somut çözümler tanımlama çabasıyla İtalyan topluluklarının dönüşüm ve adaptasyon yeteneklerini araştırıyor. Mimarlığın iklim değişikliğiyle bağlantılı çeşitli sorunlara nasıl yanıt verebileceğini araştıran disiplinler arası bir araştırma laboratuvarı meydana getiriyor.

Sergi iki temaya bölünüyor: İtalyan kent dayanıklılığı üzerine bir yansıma, gelecekteki perspektif ve vizyonların keşfi. Konular, mimarinin aşırı iklim koşullarını hafifletmeye nasıl yardımcı olabileceğinden Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri çağında mimarinin rolüne kadar uzanıyor.

University: Resilient Agencies, eğitim kurumlarının değişimi harekete geçirme, yeniliği teşvik etme ve dayanıklılık ağları yaratmadaki rolünü araştırıyor. İtalyan Pavyonu bu çok çeşitli konu ve keşiflerle, çeşitliliği ve değişkenliği teşvik eden çok sayıda yol sunuyor.

Birleşik Arap Emirlikleri Pavyonu
Tema: “Wetland”
Küratör: Wael Al Awar, Kenichi Teramoto

BAE pavyonu, endüstriyel tuzlu suyun geri dönüşümü ile elde edilmiş çimento kullanımıyla büyük ölçekli prototip bir yapı sunuyor ve inşaat sektörünün kritik çevresel etkisine deneysel bir çözüm üretiyor.

Geleneksel, yerel kaynaklı bir yapı malzemesi olan deniz tuzu ile BAE gibi çöl ortamlarında sürdürülebilir bir yerleşim geliştirmek için potansiyel kullanımları keşfeden prototip, 2,7 m yüksekliğinde ve 7×5 metre genişliğinde bir iç mekân yaratıyor.

Yapı, sanatçı Farah AlQasimi tarafından çekilmiş, Al Ruwais şehrinde yer alan ve tuzlu göllerin buharlaşması sonucu meydana gelen arazilerin fotoğraflarını sergileyecek. Kentleşme ve doğa arasındaki gerilimi vurgulayacak.

Kosova Pavyonu
Tema: “Containporary”
Küratör: Maksut Vezgishi

Kosova Pavyonu, küresel kentleşmenin rolünü, sürdürülebilir çevre planlama ve yaratma sürecini değerlendiriyor. İnsan ırkının çevreye duyarlı şehircilik ve mimari yoluyla ekosistemin dengesini nasıl koruyabileceğini araştırıyor. Hükümetler, küresel ticaret ve ekonomi, çok uluslu şirketler gibi pek çok paydaşın inşaat söz konusu olduğunda mevcut kaynakları pek akıllıca kullanmadığını dile getiren küratöryal ekip, artık hiçbir insan eyleminin “bireysel” olarak görülemeyeceğini vurguluyor.

Tasarım sürecinde “mimarların ve planlamacıların canlandırdığı ve güncellediği ideal, fantastik bir fırsatlar dünyası” olarak “hafızaya” başvuruluyor. Kosova geçmişte “kirli teknoloji” yüzünden sürekli olarak gerileyen bir ülke olduğu için, pavyon sürdürülebilir kalkınmada yeni bir sayfa açmaya çalışıyor. Her bölgede bulunan ve etrafındaki manzaranın genellikle gözden kaçtığı konteynerler, serginin odak noktası oluyor. Sonsuz yeni olasılıklar ve işlevler sunuyor.

Macaristan Pavyonu
Tema: “Othernity – Reconditioning our Modern Heritage”
Küratör: Dániel Kovács

Fotoğraf: Dániel Dömölky

Macar Pavyonu, sıklıkla kötülenen sosyalist mimariyi araştırıyor ve bu mirasın nasıl yeniden değerlendirilip geleceğe aktarılabileceğini inceliyor.

Budapeşte’nin sosyalist rejim sırasında inşa edilen, yerel topluluk için değer taşıyan ancak bakıma muhtaç on iki ikonik modern binasını, Orta ve Doğu Avrupa’dan on iki mimari uygulamanın yenilenme vizyonlarını sunuyor. Mimarinin dayanıklılığı, sürdürülebilirliği ve güçlü kültürel kimlikleri teşvik etmek için geçmişini nasıl inşa edebileceğini araştırıyor.

Portekiz Pavyonu
Tema: “In Conflict”
Küratör: Carlos Azevedo, João Crisóstomo ve Luís Sobral (depA architects), Miguel Santos

Portekiz Pavyonu, kamusal alanları bir çatışma alanı, çoğulculuğu ve muhalefeti kucaklayan kolektif yapılar olarak ele alıyor ve “Birlikte nasıl yaşayacağız?” sorusuna doğrudan yanıt vermeye çalışıyor. Sergi, Portekiz mimarisinin kısmı maddi yıkım, toplumsal yer değiştirme ve halkın katılımından etkilenen yedi sürecinin demokrasi odaklı bir anlatısını sunuyor.

Mesajı daha erişilebilir kılmayı amaçlayan küratörler, medyada yer alan ve kamusal tartışmalara konu olan geniş bir proje yelpazesi seçiyor. Bu projeler, temel bir insan hakkı olan konut meselesini ele alıyor. Mimarinin daha çok bir arzu nesnesi veya tüketici ürünü haline geldiği eğilime karşı çıkarak mimarlığın sosyal ve politik rolünü vurguluyor.

Rusya Pavyonu
Tema: “Open”
Küratör: Ippolito Pestellini Laparelli, Erica Petrillo, Giacomo Ardesio, Vladimir Nadein, Liza Dorrer ve Dasha Nasonova

Rusya Pavyonu, kültürel kurumların fiziksel ve dijital alanlardaki rolünü araştırıyor. Konuyu fiziksel mimarinin yenilenmesinden sanal ortamların sosyal rolüne kadar birçok cephede çeşitlendiriyor.

Proje kapsamında 1914’ten kalma Alexey Shchusev tasarımı Rusya Federasyonu Pavyonu, mimarlık stüdyosu KASA tarafından 2050.plus ekibinin gözetimi altında yenilenmiş. Binanın çevresiyle olan ilişkisini yeniden kurulması ve mekânın çağdaş standartlara yükseltilmesi hedeflenmiş.

Dünyanın en büyük video oyunları pazarlarından biri olan ülke, pavyonunda bir oyuncu istasyonuna yer vererek dijital mekanların sosyal anlamını yansıtıyor. Oyunların, dünyalar yaratma ve alternatif gelecekler hayal etme potansiyelini vurguluyor.

Bienalin ertelenmesiyle birlikte Rus sergisi çevrimiçi editoryal projeye dönüşüyor ve programını Bienal süresinin ötesine uzanma fırsatı sağlıyor. 2020’de başlayan çevrimiçi proje, dijital bir pavyon adresinde aktif kalmaya devam edecek.

Finlandiya Pavyonu
Tema: “New Standards”
Küratör: Laura Berger, Philip Tidwell, Kristo Vesikansa

Finlandiya Pavyonu, 20. yüzyılda konut tasarımı için yeni standartlar belirleyen, Finlandiya’nın en yaygın mimari ihracat ürününü yaratan ve prefabrik ahşap binalarda uzmanlaşmış bir sanayi kuruluşu olan Puutalo Oy’un hikayesini anlatıyor.

Finlandiya nüfusunun %11’inin savaş nedeniyle yerinden edildiği Karelya’daki mülteci krizine yanıt olarak 1940 yılında kurulan Puutalo Oy şirketi, kısa sürede dünyanın en büyük prefabrik bina üreticisi haline gelmiş. Finlandiya’nın bu standartlaştırılmış konut deneyimi, savaş zamanı krizine yanıt olarak ortaya çıkan ve Fin iç mimarisinin tüm dönemini tanımlamaya devam eden çevreye duyarlı, uzun ömürlü, sürdürülebilir ve sevilen bir çözüm olmuş.

Sergi, prefabrik yapıların gelişimini arşiv çizimleri, fotoğraflar ve reklamlarla belgeliyor, sundukları mimari yenilikleri, farklı iklim ve bağlamlarda geçirdikleri değişiklikleri gözler önüne seriyor.

Suudi Arabistan Pavyonu
Tema: “Accommodations”
Küratör: Hussam Dakkak, Basmah Kaki, Hessa AlBader, Uzma Z. Rizvi, Murtaza Vali

Suudi Arabistan Pavyonu, tarihlerin, protokollerin iç içe geçtiği ülkedeki ev sahipliği ve barınmanın mekânsal ve sosyal karşılaşmalarını analiz ediyor. Yapılı çevrenin ve kentsel dokunun acil durum koşullarına nasıl uyum sağladığını, bu tür alanların anlamının ve kullanımının zaman içinde nasıl değiştiğini inceleyerek, kapalı alanların tarihinin izini sürüyor. Karantinanın doğasında var olan ayrılık eylemleri ile yaşamaya devam etmek için gerekli barınma eylemleri arasındaki gerilimleri daha iyi anlamaya teşvik ediyor.

İsviçre Pavyonu
Tema: “Oræ -Experiences on the Border”
Tasarımcı-Küratör: Mounir Ayoub, Vanessa Lacaille, Fabrice Aragno, Pierre Szczepanski

İsviçre Pavyonu, ülke sınırının mekânsal ve politik boyutunu araştırıyor. İsviçre sınırında mekânın şiirsel karakterini ortaya çıkaran sınırı ve sakinlerini inceleyerek gerçekleştirilen ve araştırılan bir dizi katılımcı süreci detaylandırıyor.

Katılımcı bir süreç olan Oræ – Experiences on the Border, dikkati bölgeye ve onun karmaşık sosyal ve kültürel yapısına çekiyor. Çevreyi merkeze koyuyor ve sınırlar, limitler ve geçirgenlik hakkında ortak düşünme yöntemlerine meydan okuyor.

Mounir Ayoub, Vanessa Lacaille, Fabrice Aragno ve Pierre Szczepski

Sergi, bölgeden toplanan malzemeleri sunuyor. Buna ek olarak, projenin yaratılışı, sınırda yaşayanlardan bir dizi anlatı ve tanıklığı gibi içeriklerin yanı sıra beşeri bilimler ve sosyal bilimler dünyasından kişiliklerle diyalogların da yer aldığı bir kitap üretilecek.

Amerika Birleşik Devletleri Pavyonu
Tema: “American Framing”
Küratör: Paul Andersen, Paul Preissner

ABD pavyonu, Amerikan mimarisinde her yerde bulunan, ancak gözden kaçan bir yapısal unsur olan ahşap yapının yaratıcı gücünü keşfe çıkıyor. Ahşap çerçevelemenin geçmişine dönüp bakıyor, sistemin kendisi baskılanırsa veya abartılırsa binaların nasıl farklı olabileceği üzerine spekülasyon yapıyor.

Pavyonun hemen dışında yer alan tam ölçekli çalışmalar ile ziyaretçiler, ahşap çerçeveyi deneyimleme imkânı bulacak. Sergilenen fotoğraflar ve mimari modeller aracılığıyla insanlar, işler ve ahşap çerçeveleme tarihi hakkında bilgi edinecek. Illinois Üniversitesi öğrencileri tarafından oluşturulan bir dizi bina modeli, çerçeveleme tarihini 20. yüzyıldaki çeşitli sosyal ve kültürel gelişmeler bağlamında ele alacak.

Slovenya Pavyonu
Tema: “The Common in Community”
Küratör: Blaž Babnik Romaniuk, Martina Malešič, Rastko Pečar, Asta Vrečko

Slovenya Pavyonu, iç kamusal alanları hayati bir sosyal altyapı olarak ele alıyor ve yerel kooperatif merkezi tipolojisinin merceği aracılığıyla araştırıyor. Çeşitli ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler için hizmet veren yerel kooperatif merkezi tipolojisi, İkinci Dünya Savaşı sonrası yeniden yapılanma ve modernizasyon sürecinde ortaya çıkmış ve yeni kooperatif tarım modelinin ihtiyaçlarına hizmet etmek için tasarlanmış. 1991 yılına kadar Yugoslavya’nın bir parçası olan Slovenya’da 300’den fazla kooperatif merkezi inşa edilmiş.

Merkezler, kooperatif tarım modelinin kaldırılmasından bu yana hala işlevseldir ve yerel topluluğu bir araya getirme amacına hizmet etmektedir. Slovenya sergisi, bu tarihi projeyi, sonuçlarını ve günümüz kooperatif merkezi tipolojisinin önemini vurguluyor. Şehir merkezleri ve çevresi arasındaki farklılıklar hakkında sorular gündeme getirerek eşit olmayan sosyal kalkınma sorununu vurguluyor.

Belçika Pavyonu
Tema: “Composite Presence”
Küratör: Dirk Somers (Bovenbouw Architectuur)

Belçika pavyonu, mimari ile Flanders ve Brüksel şehirleri arasındaki karmaşık aşk-nefret ilişkisini “bir tasarım stüdyosu olarak bellek” teması altında keşfe çıkıyor. Şehrin tarihi katmanlarını saygılı ve yaratıcı bir şekilde ele almanın, toplum üzerinde farklı bakış açılarına yol açtığını vurgulayan tasarım ekibi, mimarlık disiplininin özünden yararlanıyor ve “şehir ve mimari nasıl birlikte gelişebilir?” sorusunu ele alıyor.

Bohenbouw Architectuur, Brüksel ve Flanders şehirlerinin kentsel peyzajını sergilemek için 1:15 ölçeklendirilmiş bir dizi modelden oluşan senaryo tasarlamış ve son 20 yılın dengeli bir mimari ekoloji sergileyen, farklı tarzları, işlevleri ve tipolojileri bir araya getiren elli farklı mimari projesini yeniden yaratmış.

 

Lübnan Pavyonu
Tema: “A Roof for Silence”
Küratör: Hala Wardé, Etel Adnan, Fouad Elkoury

Lübnan Pavyonu, sessizlik alanlarını sorgulayıp mimari, resim, müzik, şiir, video ve fotoğraf aracılığıyla diyalog kurarak birlikte yaşama sorununu araştırıyor. Yerleri katılar yerine boşluklar olarak düşünmeye, sessizlik ve tefekkür mekanları yaratan formları hayal etmeye davet ediyor.

Hala Wardé, vizyonunu Lübnan’da bulunan ve içerisindeki boşlukta çeşitli türlere ev sahipliği yapan bin yaşında on altı zeytin ağacının gizemli şekillerine dayandırmış. Pavyon aynı zamanda 4 Ağustos 2020’de meydana gelen ani Beyrut Limanı patlaması sonucu zarar gören şehrin mimari ve kültürel mirasının rehabilitasyonu konusunda da farkındalık yaratmayı hedefliyor.

Polonya Pavyonu
Tema: “Trouble in Paradise”
Küratör: PROLOG +1 (Mirabela Jurczenko, Bartosz Kowal, Wojciech Mazan, Bartłomiej Poteralski, Rafał Śliwa, Robert Witczak)

Polonya pavyonu, kırsal bölgeleri keşfe çıkıyor. Dünyanın içinde bulunduğu krizler göz önüne alındığında, kırsal alanların sürdürülebilir insan ortamları inşa etme konusunda önemli bir unsur olduğunu vurguluyor. Sergi, kırsal kesimdeki ortak yaşamın geleceğinin hikayesini anlatacak. Şehirlerden kırsal alanlara ilerleyen göçü yansıtıp küresel ölçekte çözümler önerecek.

Tasarımcılar, üç tarihsel gelişim dönemine odaklanıyor; erken kapitalist, sosyalist ve geç kapitalist. Her üç dönem de bölge, yerleşim ve konut açısından değerlendiriliyor. Kırsal bölgenin 100 yıllık zaman çizelgesi, kumaş üzerine basılmış ve göz hizasına yerleştirilmiş fotogerçekçi bir panorama ile ziyaretçilere sunuluyor. Pavyona ayrıca, mimari modeller, kolajlar, çizimler, denemeler, küratörlerin yazdığı metinler, Polonya kırsalının ve projelerinin görsellerini içeren bir kitap eşlik ediyor.

Estonya Pavyonu
Tema: “Square! Positively shrinking”
Küratör: Jiří Tintěra, Garri Raagmaa, Kalle Vellevoog, Martin Pedanik, Paulina Pähn

Estonya Pavyonu, nüfusun azalması tehlikesiyle karşı karşıya olan küçük kasabaların gelecekteki gelişimini iyileştirmede yüksek kaliteli kentsel alanın rolünü araştırıyor ve kentleşmenin daha az bilinen yönü üzerine bir tartışmayı ateşliyor. Avrupa genelinde post-sosyalist Doğu Avrupa geçişi sırasında köklü değişikliklerin bir sonucu olarak küçülen şehirler olgusunun altını çiziyor.

Proje kapsamında boş yerler, kahverengi tarlalar, ağırlıklı olarak düşük kaliteli konut binalar, göze hoş görünmeyen harap yapılar barındıran, yeterince yatırım yapılmamış bir çevre ele alınacak. Video gösterimlerine odaklanan sergi, konut politikaları, tarihi bina restorasyonu ve kentsel alanı canlandırma yoluyla küçülen şehirlerin kimliğini şekillendirecek çözümler sunacak.

Avusturya Pavyonu
Tema: “Platform Austria”
Küratör: Peter Mörtenböck, Helge Mooshammer

Avusturya Pavyonu, dijital platformların gelecekte oynayabileceği rolü ve şehirlerle olan ilişkisini araştırıyor. Sanal bağlantıların gerçek uzaydaki hayattan daha önemli olduğu “platform şehirciliği”nin yükselişi ile birlikte kentsel alanın yalnızca sosyal alışverişin parçalarının kaldığı bir bölgeye dönüştüğü alternatif gelecek senaryolarını sorguluyor.

Platformlar, bir arada yaşamamızın, ekonomimizin, sağlık ve eğitim sistemlerimizin, kültürümüzün karakterini giderek daha fazla belirler hale geliyor. Tasarımcılar, bu gelişmeleri yöneten temel koşulları birlikte belirleme hakkının geri alınmasını gerektiğini vurguluyor. Şehirlerimizin gelişimini platform şehirciliğinin yükselişi bağlamında ele alıyor, geleceğin potansiyelleri ve mimarisiyle aktif bir eleştirel etkileşim için pavyonu bir platforma dönüştürüyor.

Dominik Cumhuriyeti Pavyonu
Tema: “CONEXIÓN”
Tasarımcı-Küratör: LiLeón (Lidia León Cabral), Roberta Semeraro

Venedik’in Anglikan Kilisesi’nde sergilenen Dominik Cumhuriyeti enstalasyonu, toplumun dokusunu oluşturan sonsuz ilişkiler ağını ifade etmek için tütün yapraklarından yapılmış ve ziyaretçileri doğayla bağlarını yeniden keşfetmeye davet eden bir dizi panelden oluşuyor. Eserin yaprakları, şeffaflığı ve görünür damarları, tekil bir canlı organizma olarak kolektif alan fikrini akla getiriyor.

Fotoğraf ©Michele Crosera

Venedik’in zanaat mirasının temelini oluşturan vitray pencerelerinden de ilham alan yapı, yaşamın her aşamasında yer alan güzellik arayışını ve kilisenin eserlerini yansıtıyor. Aynı zamanda, California Institute of Technology tarafından yapılan bir araştırmanın bulgularına atıfta bulunarak tütün yapraklarının üretim süreçlerinde geri dönüştürülmüş malzeme olarak kullanılma potansiyelini de ön plana çıkarıyor.

İngiltere Pavyonu
Tema: “The Garden of Privatised Delights”
Küratör: Manijeh Verghese ve Madeleine Kessler

British Council koordinasyonunda ortaya çıkan sergi, kamusal alanın nasıl daha kapsayıcı hale getirileceğini yeniden tasavvur ediyor ve daha eşitlikçi bir toplum için birlikte çalışabileceğimiz proaktif yollar öneriyor. Küresel salgınla birlikte eşitsizlik konularının daha da kritik hale geldiği günlerde kamusal alanların erişilebilir olmasını sağlamak için tasarımda danışma ve kapsayıcılığı genişletmeye davet ediyor.

Bir dizi sürükleyici alana dönüştürülen İngiliz Pavyonu, etkileşimli bir mimari deneyim yaratıyor. Hollandalı sanatçı Hieronymus Bosch’un üçlü kitabı The Garden of Earthly Delights’tan ilham alan sergi, kamusal alanın kime ait olduğunu ve kimin kullandığını sorguluyor. Her oda, belirli kamusal alanların şu anda nasıl tasarlandığını ve kullanıldığını eleştiriyor. Aynı zamanda, kentsel ortamlarda yeşil alanların nasıl daha iyi kullanılacağına dair zorlukları vurgulayıp içgörüler sunuyor.

Lüksemburg Pavyonu
Tema: “Homes for Luxembourg”
Tasarımcı-Küratör: Sara Noel Costa de Araujo (Studio SNCDA), LUCA Luxembourg Center for Architecture

Lüksemburg Pavyonu, pandeminin mimari ile arazi, iç ile dış, ev ile iş veya yapılı çevre ile doğa arasında kurulan ilişkilerin anlaşılmasına meydan okuyan bir dizi ikiliği nasıl gündeme getirdiğini yansıtıyor.

Arsenale’deki Sale d’Armi’de yer alan sergi, modüler bir enstalasyon sergiliyor. “Gesamtwerk!” adlı tasarım, Lüksemburg’un karşılaştığı konut sıkıntısına değiniyor. Artan nüfusa karşılık mevcut konut stoğunun yetersiz hale geldiği ülkede, modüler birimlerin boş alanlara kümeler halinde yerleştirildiği bir geleceği sorguluyor. Yaşam standartları, yönetim ve kentsel tasarımla ilgili belirli normlara meydan okuyan, bu tür çözümlerin geçerliliği ve istenebilirliği hakkında sorular ortaya çıkaran geçici bir konut planı öngörüyor.

Arjantin Pavyonu
Tema: “The Infinite House”
Tasarımcı-Küratör: Paola Gallino, Sebastian Flosi, Franco Brachetta, Ana Babaya, Leonardo Rota, Emmanuel Leggeri, Sofia Rothman, Gerardo Bordi, Edgardo Torres, Alessandro De Paoli, Gerardo Caballero

Arjantin Pavyonu, ülkedeki toplu konutların kimliğini, hem kamusal hem de özel toplu konutların ülke tarihinde ve toplumunda oynadığı rolü yansıtıyor. Bir evin kendi yaşam alanının ötesine geçtiğini göstererek, evin sınırlarını zorlamayı ve bireyden ziyade kolektifin önemini vurgulamayı hedefliyor.

Pavyon ziyaretçileri, serginin duvarı boyunca geleneksel Arjantin toplu konut kompleksinin düzenini taklit eden bir dizi tanımsız alan görecek ve tıpkı günlük yaşamda olduğu gibi, aralarından seçim yapabilecekleri çeşitli yolları olan bir dizi evle karşılaşacak. Ev, eserlerin mavi baskılar, fotoğraflar, çizimler ve maketler kullanılarak sergileneceği masa ve yataklarla döşenecek. Ortak alanların bağlantı kurma ve birlikte yaşamayı seçme şeklimizde temel rol oynadığı projeleri vurgulayacak.

Etiketler

Bir yanıt yazın