“Taksim Meselesi Tek Bir Hamleyle Çözülecek Bir Sorun Değil”

Son dönemde ortaya atılan Taksim Projesi'nin, çok pejmurde bulduğum tasarımına yapılan itirazların tamamına yürekten katılıyorum.

1987’de davetli olduğumuz ve 2.lik kazandığımız Uluslararası Taksim Kentsel Tasarım Yarışması‘nda, bir ekip içinde bu bölgeyi ilk kez etraflıca düşünme firsatı bulmuştum. Sonrasında birkaç kez Taksim Camii ihalelerine davet edildiğimizi hatırlıyorum. O dönemde mevcut yönetimlerin şimdiki gibi konuyu ele alışlarındaki aceleci ve yüzeysel anlayışlarından dolayı bu davetlere cevap verememiştik. Bilgi Üniversitesi Yüksek Lisans programında da Taksim son senelerde favori konularımızdan biri haline geldi; özellikle Yenikapı, metropolitan ölçekte İstanbul’un en önemli transfer noktası olma potansiyelini kazandıktan sonra… Taksim artık 1980’lerdeki gibi İstanbul’un tek önemli meydanı olmaya aday değil, kent içinde daha başka bir önem edinme arifesinde .

Taksim Meydanı’ndan bahsederken problem tanımlarını baştan düşünmekte fayda var: “Meydan” derken aslında ne kastedilmek isteniyor, nasıl bir kamusal alan kazandırılması isteniyor İstanbul’a, kentteki öteki alt-merkezler arasında nasıl bir öneme sahip olması düşünülüyor? Bölgede parça parça bir sürü problem alanı olmaya aday yer var; “Meydan” diye adlandırabileceğimiz tek bir yer de doğrusu pek göze çarpmıyor. Mesela, Gezi Parkı ile Otel arasını kaplayan ve bir tarafını AKM’nin sınırladığı dikdörtgen alan, Cumhuriyet Heykeli’nin etrafını saran dairesel bölüm veya Gezi Parkı’nın kendisi, meydan olarak anlaşılmaya açık yerler. Maksem’in arkasında erimiş olan doku ise başka bir problem, bu arada belki de İstanbul’un en verimsiz adası sayılabilecek AKM adası düşünmeye değer olabilecek konular arasında. Talimhane bloklarının durumunun da düşülmesi gerekiyor, oradaki gelişme ne yönde olacak? Kongre vadisinden bu yana gelen yeşilin sürekliliği ve Cumhuriyet Caddesi kenarındaki bloklar ile ilişkisi de başkaca çalışma konuları olabilir.

Kısacası Taksim konusu tek mimarla, tek hamleyle, tek jestle halledilecek bir şey değil, eğer düşünülüp ele alınacaksa çok kapsamlı bir mesele haline getirilmesi gerekir. Sadece mimari tasarımı değil, planlama stratejisinin de çok iyi kurulması lazım. Bölgede ofis ve ticaret işlevlerinde gözle görülür bir hareket var son dönemde. Yakın gelecekte bu civardaki kentsel aktörler konusunda da bir projeksiyon gerekiyor. Problemin gerçekçi tarifi mümkün olduktan sonra ancak mimari nitelikler konusunda daha sağlıklı fikirlerin oluşabileceğine inanıyorum.

Kışla’nın yeniden canlandırılması gibi ciddi olmayan önerilerin gündemimizi işgal ettiği Türkiye’de kentler ne yazık ki el yordamıyla oluşuyor, akıllı ve öngörülü davranış hep ıskalanıyor. Taksim meselesinin yıllardır aynı saçmalık ve bilgisizlikle tartışılıyor olması, hiç kimsenin buradaki meseleyi şimdiye kadar gerçekten ortaya koymaya niyetli olmadığını gösteriyor. Durum böyle olunca sivil reaksiyon bile bütün haklılığına rağmen kollektifleşecek ve aksiyona dönüşecek bir güç kazanamıyor. “Taksim Yayalaştırma Projesi” bu sefer de kollektif niteliği olmayan, vatandaşların fikirlerini beyan edemedikleri, ilgili meslek insanlarının bile söz etme fırsatının olmadığı bir süreç olarak gelişti. Bu süreçte tasarımın ve hangi mimarın yaptığının ne önemi olabilir ki?

Konuyla ilgili itirazların başarılı olmasını dilerim, çünkü Gezi Park’ının esasında oldukça iyi bir park olduğunu ve birkaç basit müdahaleyle iyileştirilebileceğini düşünüyorum. Parkın çok ıssız olduğundan, kullanılmadığından söz ediliyor. Oysa kent parkları kent içinde “kente antitez” oluşturan yerlerdir, kentin kalabalığından ve sürekli dinamizminden kaçışın mekanlarıdır. İnsanlar parklarda kendi kendileri ile yalnız kalabilme firsatı yakalarlar. Bu nedenle de parklar her daim emniyetli ve kendinizi evinizde hissedeceğiniz yerler olamazlar, belli bir oranda tekinsizliklerini normal karşılamak gerekir. Bu tekinsizlik hissinden rahatsız olup onları ‘avlu’ haline dönüştürmeye kalkmak -evcilleştirmek- metropolitan gerçeklikten bir cins kaçış olsa gerek…..

(Yakın tarihimizdeki bu evcilleştirilmiş deforme kent parklarının en bilineni Ankara’daki Kuğulu Park’tır; Çoğu zaman o kadar kalabalıktır ki bırakın yalnız kalmayı bir anınız dahi yalnız geçemez, herhangi bir otobüs durağında bekler veya konser salonu fuayesindeki gibi herkesin birbirini seyrettiği bir yerdeymiş hissine kapılırsınız.)

Etiketler

1 Yorum

Bir yanıt yazın