Mezar Taşı Ne İşe Yarar?

Ne işe yarayacak, orada yatan kişinin ya da kişileri belirtmeye yarar. Mezarlıklar artık kentin içinde nefes alınacak yerler olarak kaldı. Bu da bizim ayrı bir ayıbımız, yeşil alan olarak mezarları saymak…

Buyurunuz Google Maps görüntüsü. Tek büyük yeşil alan Zincirli kuyu mezarlığı bir ondan ufağı ise Arnavutköy. O da park değil mezarlık.

“Millet bahçesi” terimi iktidarın- kim bilir ne kadar paraya mal olan- yaptırdığı anketlerle ortaya çıkan “Betonlaşma istemiyoruz” sonucu yüzünden uyduruldu. Bayağı da bir tuttu. Gezi Parkı’ndaki “Ağaç kesmeyecektik ki” beyanı (ki çok büyük usta mimarımız Halil Onur’un oraya çizdiği AVM’nin içinde BUZ PATENİ PİSTİ vardı. Buz pistinde nasıl ağaç olacaksa artık) sonrası inandırıcı olunmasa bile “yeşil” ile olan ilişkiye önem verildi.

Buyurunuz Yassıada’nın halini inceleyiniz.

Yassıada artık bu durumda. Salda Gölü’nde de inşaat başlıyor. Orası da nasibini alacak.

Kısaca, kırk yıllık parklar millet bahçesi adıyla yeniden projelendirildi ihaleler gırla gitti.

Şimdi benim önüme gelen 2017 yılından bir fotoğrafı tüvidırda paylaştım. Oğuz Atay’ın oldukça sade olan mezarına, sevgililer uğramış belli ki, kötü el yazılarıyla bir şeyler KARALAMIŞLAR ve ardından baş harflerini kazımayı da ihmal etmemişler.

Az kalmış yeşilliğimiz mezarlarımızdaki bir anı defteri doldurulması…

Orijinal Tüvit için tıklayınız.

Şu edebiyat dergileri var ya. Ot, Kafa, Bavul, Git ve daha aklıma gelmedi hepsinin ismini bilmiyorum. Onlarda belirli kişilerin suretleri -ünlü olmak kayıt ve şartıyla- değişmeli olarak kapakta kullanılır. Bence çoğu yazısı bomboş olan bu dergilerin (iyi yazarlar varsa onları kendilerini biliyor ben de tenzih ediyorum) kapakları bazen “pişti” oluyor. Örneğin Mazhar Alanson’un aynı hafta bir derginin kapağında olduğu halde diğerinin arka kapağında olduğuna rastlanmış. Ben çetelesini tutmadım. Tabii rakip olduklarından birbirleriyle bağlantıları da yok, kapağa koyacak “ÜNLÜ” kişi resmi de zor bulunuyor. Dönüşmeli olarak paylaşıyorlar ama bazen çakışma oluyor maalesef. Ünlü ve az biraz edebi olsa yeter. Bir ara Ekonomi bakanı Mehmet Şimşek nedense röportaj vermişti bir tanesine. Kendisi kapak olacak diye beklemiştik, olmadı. Olabilirdi de şaşırmazdık, edebiyat dergisine ekonomi bakanı kapak…

Oğuz Atay’ı okumuş olanlar, olmayanlar, kimseden izin almadan resmini bu dergilerde kapağa koyanların cahil cesareti yüzünden ROMANTİK bir bağ kuruyorlar. O suret artık halkın malıdır. Artık o ve onun gibiler bu dergilerin tüketim malzemesi sayılabilirler.

Zamanın nasıl geçeceğini bilmediğiniz için oyalanmak maksadıyla kafenin duvar panosuna yazar gibi gençler mezara gelip, bir şeyler karalamışlar ve sonra tarih atıp baş harflerini eklemişler işte. Ne kadar samimi. Ne kadar da hoş bir bağ değil mi?

Sümela’daki ikonaları da çizmişlerdi ya. O sırada orada askerlik yapmakta olanlar isimlerini kazımıştı Hz. İsa’nın suratına. En çok da tarih atmaları ve hatta Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli diye çevrilmişti dilimize) isimli sinema filminden arak

“Seracettin was here”

yazısı tercih edilir ya. Örnekteki “Seracettin” aslında Konya’dan birliğe katılmış ve haftasonunu Sümela’daki ikonaların üstüne ismini kazıyarak ölümsüzleştiğini zanneden erin ismi.

Beyaz ve sade mermere (bilerek öyle sade bırakılmış olduğu halde) üç ünlem yapanlar mı? Yamuk yumuk yazanlar mı?

Benim bu tüvitim sonrası kıyamet koptu vallahi. Hatta bunun çok güzel bir şey olduğunu, ölen kişinin böylece hatırlandığını iddia ettiler çoğunlukla. Küfreden ve hatta hakaret eden de oldu bana. Birisi bana “Ortadoğulu kafasına sahipsin” dedi. Sivas’ın Zara İlçesi Ortadoğu sayılır mı bilmiyorum ama Ortadoğulu olmanın, şu anda San Fransisko’nun güneyinde Silikon Vadisi’nde tasarımcılık yapan bana küfür gibi gelmediğini kendisine beyan ettim. Oysa aşağılamak için söylemişti. Çok dokunmadı bu ırkçılığı bana.
Bense bu görüntüden sonra mezar kavramının kentte tek kalmış yeşil alanlar olması sebebiyle, ünlü birinin ziyaretinin bu şekilde KAYIT altına alınmaması gerektiğini söyleyecektim. Mezarlıklar tek kalmış boşluklardı ve aslında “KENT İÇİN BOŞLUK BİR GÜÇTÜR”(*) diyecektim.

O dergilerin müptelaları mı saldırdı bilmiyorum. Linç yemeye oldukça alışkın olduğumdan bana pek koymadı.

Şimdi o dergileri okuyanların bile anlayabileceği şekilde madde madde açıklayayım
1- Mezar taşını kutsamıyorum. Açıkçası KİŞİSEL İNANCIMA göre öldükten sonra yer kaplamak bile istemem. Yakılmak isterim ama gel gör ki yakınlarıma iş çıkarmamak ve eziyet etmemek için nasıl istiyorlarsa öyle yapmalarına izin vereceğim. Türkiye’de Onlar mutlu olsunlar. Ben zaten olmuşum bin beş yüz…

1.5- Zincirlikuyu Mezarlığı’nda bugün müdürlük binasının bulunduğu alanda, 1930’larda ölüleri yakmak için bir krematoryum bulunuyordu. Ancak Türkiye’de bir ilk olan Zincirlikuyu Krematoryumu birkaç sene içerisinde talep gelmediği gerekçesiyle yıkıldı. O günden beri yerine yenisi yapılmadı; ama kimsenin krematoryum açmak için uğraşmadığı ya da öldükten sonra yakılmayı talep etmediği anlamına geliyor sanırım bu.

2- Zaten mezarın ölene değil kalanlara tapusunu veriyorlar. O mülk onların oluyor. Yani onlara sordunuz mu bu sade mezar taşını böyle çirkin el yazısı ile doldururken?

3- Ben hat ile uğraşırım. Hattat değilimdir, icazet alamadım ve alamayacağım gibi gözüküyor artık. Ancak el yazım fena değildir. Kötü el yazısı zaten beni irite eder. Bana deseler ki hakkındır sen yaz bu mezar taşına, hatta sana görev veriyoruz. Cesaret edemem.

Bunlar o sırada tarih atmayı bırak, kız arkadaşının adının baş harflerini yazıyor. Abisi gelir görür diye korkmuş olacak.

Arkitera’nın verdiği tüm ödüllere sahiplerinin ismini yazan kim zannediyorsunuz?

4- Bana soruyorlar. Oğuz Atay belki isterdi, onun “mezar taşıma bir şey yazmayın” diye vasiyeti mi var? Bilmem, “İsteyen geldin yazsın muhakkak, lafı mı olur çekinmeyin canım” diye vasiyeti var mı peki? Siz biliyor musunuz?

Vasiyetini bilmiyoruz. Bakın Oğuz Atay’la aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmış biri olarak (tabii zaman farkıyla) aşağıdaki el yazısına bakınız. Sizce böyle yazan biri kendi mezar taşına bu şekilde yazılar mı isterdi?

5- Mezarına bir şey yazılmasının iyi bir HATIRLANMA metodu olduğunu zannedenler, saygısızlık olarak görmüyorlarmış. O zaman siz yazın ailesi gelip siler. Siz yine yazın yine silinir. Olmadı belediye siler. Siz yeter ki yazın. İsteyen istediği boşluğa bulsun yazsın. Verona’da Romeo ve Juliet’in hatıra evi var. Onun girişinde bir duvar var. Oraya turistler birbirlerinin üstüne yazı yazıp duruyorlar. Belirli aralıklarla o duvar boyanır sonra yeniden yazılar.

2017 yılının Ağustos ayında Bilal İşgören ve İletişim yayınları mezarı temizliyorlar.

Y harfinin altıdaki yazı pütürlü yere geldiğinden temizlenirken taş bozulmuş biraz.

6- Mezar taşı oldukça sade. Bunu yaptıranlar Oğuz Atay gibi bir ismin sadece adını ve doğum ölün tarihlerini yazmak yerine, yazılarından bir parça koyamazlar mıydı? Onun kendi mezar taşına yazılması için bir metin bırakamayacağını mı düşünüyorsunuz. Siz kim oluyorsunuz da böyle bir İLİŞKİ kurabilecek kadar özel görüyorsunuz kendinizi. Bu vandallık.

Verona… Bu tüm dünyanın derdi. Yazı yazarak kalp içinde baş harfleri alarak ve hatta oraya buraya asma kilit koyarak ölümsüzleştiklerini zannediyorlar. Bazısı sakız da yapıştırır. Ne yapalım iz bırakmak iz bırakmaktır.

7- Oscar Wilde’ın mezarında artık mecburen CAMDAN BİR KORUYUCU VAR. Neden? Artık temizle temizle dayanamamışlar. Şairin dizelerini yazıp yazıp duruyorlar böylece ilişki kurmuş oluyorlarmışmış.

Oscar Wilde için cam koruyucu

8- Jim Morison’un mezarı daha fena. Birileri gelip kafayı çekmiş ama şişeleri ona bırakmışlar hatıra olsun diye. Her tarafı boya pislik içinde.

Bazısı Jim Morrison’un teneke bira sevdiğini zannediyor herhalde.

Tüvıdırda geçen diğer yazışmaları da size aktarayım. Nasılsa özelden yazmadığı için o kişinin burada ifşa edilmesinde bir sorun yok. Ben bana çemkirenlere “siz” diye hitap eder ve eğer dinlerlerse derdimi anlatabilirim. Dedim ya linçe alışkınım diye.

ÇÖZÜM:
Çözüm şu: eğer çok çok önemliyse mevtanın başına gelip onu anıp illa onun yazılarını bir yere kazımak yazmak ve sonra kendi baş harflerini yazmak filan. O zaman mezar taşına değil yanında bir platform yapılır bir hatıra defterine isteyen istediğini yazar. O defterin ne zaman parça pinçik edileceğini ya da belki de çakmakla yakılacağı konusunda ayrıca iddiaya gireriz. Fakat eğer sade bir mezar taşı kalacaksa belki o önlem kurtarır.

O kadar çok illa yazı yazılması gerek diyen oldu ki, ben pes ettim. Birkaç cevabı da paylaşıyorum.

Umarım Arkitera editörleri bence doğmadığı halde cevap hakkı doğdu diye YİNE ONLARA DA YAZI HAKKI vermez. İsteyen altına yorum yapar yazının.


Son tahlilde şunu söylemek isterim. Mezarlıklar nasıl şehrin nadir yeşil alanları olarak kaldıysa, bırakın mezar taşları da kim olursa olsun, ünlü ünsüz sadece mezar sahibinin istediği şekilde kalsın.
Müdahil olmayın. Saygı duyun.

(*)Boşluğun Gücü isimli makale için tıklayınız.

Etiketler

Bir yanıt yazın