Metrobüste Nasıl Oturulur-1

İşbu yazı üç bölümden (parçadan) oluşuyor. İlk yazı metrobüs hakkında genel bilgi verirken; oturmak için gerekli tüyolar, sonra yayınlanacak ikinci yazıda sunulacak. Üçüncü yazıda ise metrobüs ile toplu taşımanın iyileştirilmesi için yapılması gerekenler… Hangisi ilginizi çekiyorsa onu okuyunuz.

BÖLÜM 1- METROBÜS HAKKINDA

Tabii ki öncelikle Metrobüs’e ilk duraktan binmeli ve metrobüsün yolcu almak için hangi çizgide durduğunu bilmeli ve tabii buna bağlı olarak sizin de kapının önünde nerede konumlanacağınızı hesap edip stratejik şekilde sabitlenmeniz lazım. Hatta bazı profesyonel yolcular ilk durakta 34AS mi (Avcılar-Söğütlüçeşme) yoksa 34Z (Zincirlikuyu Söğütlüçeşme) mi sıklığını dahi çözmüşlerdir.

İlk duraktaki hengamede ise koltuğunu sağlama almak için daha araç durmamışken bir adım öne geçip kaldırımdan inenler dahi var. Metrobüs hızla geliyor ve aracın yan cidarı kişinin burnuyla 5 cm aralıkla sıyırarak geçip duruyor. O sırada arkadaki kalabalıkta olağanüstü bir hareketlilik olsa, önce ben bineceğim diye kaldırımdan inen zat arkadan azıcık itilse ve tutacak bir yeri olmadığında hareketli araca çarpar, suratı parçalanabilir. Muhakkak böyle bir görünür kaza olmuştur bu zamana kadar. Böylesine büyük tehlikeye rağmen hala bu cengaverliği yapıyorlar.

Oturmak için tabii ki ilk duraktan binmek gerek, bunu zaten biliyoruz demeyin, ilk durakta hazır bekleseniz bile her zaman oturmak mümkün değil. Ben denedim ve tecrübesizken ilk denemelerimde beceremedim. Hatta her zaman aynı yerde durmayan şoförler yüzünden stratejik olarak iyi bellediğiniz yer değerli olsa bile 30-40 cm kaydırmayla kontrpiyede kalma olasılığınız var. Böyle bir durumda diğer metrobüsü bekleyeyim ya da buna bineyim ama ayakta kalırsam inebilirim ve hatta aynı yerde durabilmem mümkün olur belki diye dua edersiniz.

Yabana atılacak bir konfor değil, 60-70 dakika ayakta yolculuk etmekten bahsediyorum. Sonra bütün gün ayakta ders anlatacak bir öğretim görevlisiyseniz ve ders saati başı aldığınız para metrobüsü çekmeyecek kadar düşükse, işinizi idealistliğinizden önemsiyorsanız, oturarak işe gidebilmek dersteki performansınız için gereklidir muhakkak. İşiniz ne olursa olsun işe bir saatten fazla ayakta durup enerjinizi itil kakış yüzünden kaybetmiş şekilde her gün bu stresi çekmek katlanılacak şey değil. “Bizi bu duruma düşürenler utansın”, demeden önce eğer ilk duraktan binemiyorsanız ya da stratejik yerde bekleme fırsatınız yoksa da metrobüs içindeki bölgelerin önemini de bu yazıda bulabileceksiniz. Paha biçilmez.

Paylaş düğmesi sol üst tarafta…

Evet, ilk durağa yakın değilsiniz, oturacak yer bulma gibi bir şansınız belki de günün her saati için yok. Hatta ve hatta mahşeri kalabalık içindeki Uzunçayır aktarma durağından her gün ağzına kadar dolu gelen metrobüse binmek zorundasınız. Eskiden uzun yolculuk yapanlar ve acelesi olmayanlar, Uzunçayır’dan tersi istikamete iki durak gider Söğütlüçeşme’de inip, metrobüslerin manevra alanından salına salına geçer ve ilave para vermeden ilk durakta oturma şansı yakalamış olurlardı. Doğruyu söylemek gerekirse manevra alanına girmek pek bir tehlikeliydi, onun önlemini aldılar, artık çıkıp bir daha girmek yeniden bilet ücreti vermek biraz pahalı geldiğinden tercih edilmiyor. İETT, metrobüsle ilgili neredeyse her şeyi deneme yanılma yöntemiyle oturttu. Evet, neredeyse her şeyi deneyerek ve faturasını yüksekten ödeye ödeye buldu. Bunlara da değineceğiz.

Şimdi inceleme dosyamızı Duraklar faslıyla açıyorum.

DURAKLAR

Durakları ve hatlar inceleyelim. 34G gece sabaha kadar çalışan hat ve sadece ön kapıdan biniliyor yani İstanbulkartı sadece diğer otobüslerde olduğu gibi sürücünün önünde basıyorsunuz. Eskiden böyle bir uygulama vardı ama artık değişmiş olabilir. Kritik noktadan başlayalım.

Metrobüste en önemli düğümleri “Söğütlüçeşme, Uzunçayır, Zincirlikuyu, Mecidiyeköy, Cevizlibağ, Avcılar ve Tüyap” duraklarıdır. Bunun yanında neden durak olduğu anlaşılmaz yerler de var. Başında “Burhaniye Mahallesi” durağı geliyor. Tam bir zaman kaybı.

Tüyap son durakta biniş için bariyerler yapıldı yani yolcular insan gibi sıraya giriyor. Metrobüste oturarak yolculuk isteyen araca biniyor ve yer kalmazsa sırada durmaya devam ediyor. Ayakta yolculuk etmeye razı olanlar en arkadan otobüse binebiliyor. Yenisi geliyor sıra devam ediyor. Nispeten çözülmüş. Tüm bu bekleme ve araca binme alanının üstü de kapalı. Diğer taraftaki ilk durak olan Söğütlüçeşme’de durum fena. Ne öyle bariyerli bekleme alanı var ne de üstü kapalı bir sığınma yeri. Yağmurlu bir günde şemsiye ile o sıkışıklıkta beklemek ve ıslanmadan metrobüse binmek mümkün değil.

Söğütlüçeşme’de herhangi bir tasarım dahi yok. Öyle ki bir gün ciddi bir kaza dahi oldu, yokuş aşağı gelen bir metrobüs ile o sırada yolcu alan araç ile kafa kafaya çarpıştı. Ayrıca ne bir otopark planlaması ne bir giriş çıkış pratiği, hiçbir tasarlanmış unsur yok. Tam bir kaos hâkim. Binen biner, oturan oturur. Ondan sonraki durak Fikirtepe durağından binen pek olmaz (belki oradaki kentsel dönüşüm furyası sonuçlansaydı binen olabilirdi, şu anda bir iki proje dışında orası hayalet şehir gibi).

Asıl ondan sonraki durak Uzunçayır tam bir felaket. Tıklım tıklım Avrupa Yakasından gelen Metrobüs orada neredeyse tüm yolcusunu boşaltıyor ve Söğütlüçeşme’den gelen de orada ağzına kadar doluyor. Çünkü Tavşantepe Kadıköy metrosunun, Metrobüs ile kesiştiği nokta bu. Ona paralel Marmaray devreye girince bu sefer Söğütlüçeşme’den binenlere doğru bir kayma oluşabilir. Neden Marmaray’ı devreye almak bu kadar uzun sürüyor ve Tavşantepe-Kadıköy metrosu ile paralel devam ediyor bilen yok.  Birbirine bağlanmıyor, dokunmuyorlar da ve ikisi de Sabiha Gökçen’e varmayarak işe yararlılıklarını kaybediyorlar.

Uzunçayır, Anadolu Yakası’nda Söğütlüçeşme’den bile önemli bir durak. Ergonomi orada da önemli bir kıstas değil. Bazen Söğütlüçeşme’den boş araçlar Uzunçayır’a gider ki oradaki kalabalığı dağıtsın isteniyor ancak yoğun saatlerde oradan binmek ve inmek büyük bir dert. Metrobüs yolcusunun harman olduğu yiğitlik meydanlarından biridir.

Sonra Acıbadem, Altunizade durakları gelir ve belki de en gereksiz durak olan Burhaniye Mahallesi Durağına ulaşılır. Şimdiye kadar inen ve binen görmedim pek. Sonra Boğaziçi Köprüsü durağı gelir. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak ismi değişti. Muhakkak bu durağa geldiğinizde “Abide ziyareti için burada ininiz” anonsu yapılıyor. Yani ismi “15 Temmuz Şehitler Köprüsü” olan bir durakta “15 Temmuz Şehitler Köprüsü Abidesi”ni ziyaret etmek isteyen orada inilmesi gerektiğini akıl edebilir bence. Devamlı neden anons ediliyor bilinmez. Neyse sonra Metrobüs köprü trafiğine giriyor. Zincirlikuyu’da bir tünelden geçip durağa varmadan, tanımsız bir yerde yolcu indiriyor. 34Z hattı araçları içinse son durak Zincirlikuyu, 34AS ise Avcılar Söğütlüçeşme yani Avcılar’a kadar gidiyor. En değerli hat bu sayılır. Zincirlikuyu’da inecekler neden bu hattı tercih ederler anlaşılır gibi değil.

Metrobüs sisteminin en önemli aktarmalarından biri Zincirlikuyu durağı tartışmasız ve EN KÖTÜ durak. Her taraftan teller sarkan, garip tuvaletleri olan kaotik bir yer. Hiç abartmıyorum distopik bir film çeksem set olarak kullanırım, Children Of Men’e sıfır maliyetli bir set ile rakip olurum, her daim umutsuz ve bir yerlere koşturan bedavadan her çeşit figüran da var.

Neyse, daha yeni köprünün taşıyıcılar birkaç metre geri çekildi de genişletildi, sakatlar için hidrolik asansör garip bir şekilde konumlanmıştır ve yıllardır çalışmaz. Zorlu Binasına ve metroya giden uzun yürümeli bir aktarma tüneli vardır. Levent’e giden minibüs ve otobüsler için merdiveni bulunur. Yürüyerek Beşiktaş istikametine doğru ulaşmak neredeyse imkânsız ve anlamsız. Kendimi Hindistan’da hissetmeye sebep bir duraktır burası. (Hindistan’da bulundum ve izlenimlerimi yine bu görüş sayfalarında bildirdim)

Sonraki durak Mecidiyeköy. En kalabalık inme-binme faaliyetinin olduğu yer. Yine tasarımdan uzak üstü kapalı ve üst örtünün taşıyıcı kolonları araç kapıları tarafında. Bazen aracın durduğu yere göre kolonlar kapıları kapatıyor. Gariplik diz boyu.

Bundan sonraki duraklarda garip paslanmazdan futüristik üst örtüler var. Bunlar belli ki oldukça pahalıya patlamış ama üstündeki şeffaf örtü üzerinden kablolar geçiyor . Genelde su damlatıyorlar ve devamlı şekilde kirli gözüküyorlar. Güvenlik görevlisi kabini üzerinde klima dış ünitesi var. Güvenlik kulübesi ayrıca fena.

Bir ara Cevizlibağ İstasyonu da önemli bir düğümdü. Şimdilerde ilk durak olarak kullanılmıyor pek. Avcılar’da İstanbul Üniversitesi ve Avcılar durakları sonrası, Tüyap Gürpınar (Kitap fuarlarında hınca hınç dolu olur) baş duraklar kabul edilebilir.

ARAÇLAR

Üç farklı araç tipi var. İlki Hollanda malı Phileas. Bundan 50 adet alınmış ancak biri hizmet sırasında Topkapı’da 16 Nisan 2016’da cayır cayır yandığından (şükür ki ölen yok) envanterde 49 adet gözüküyor. 50 araca 60.000.000 Avro (Yazıyla Altmış Milyon Avro) ödedi İBB. Türk Lirasına filan çevirmeyeceğim çünkü zaten şirazemiz kaymış durumda. Bununla lastik tekerlekli metro yatırımı yapılabilirdi.

İBB firmaya dava açtı, firma battı. Paralar uçtu sonra bizden daha az para kaptıran Fransızlarsa söz konusu markaya Phileasco (Fiyasko ile fonetik) diyorlar.

Şimdilerde bu araçların tek tük kullanıldığını biliyoruz ama yedek parça işinin nasıl çözüldüğünü de bilmiyoruz. Motorları da uygun değil. Phileas niye bu kadar pahalı peki. Sözde kendi kendine gidecekti, yani yola döşenecek özel aparatlar sayesinde şeritten çıkmayacaktı. Hatta bu araca güvendikleri için Topkapı civarında bir yuvarlak dönme platformu (ring) dahi yapıldı. Araçlar bu daracık yoldan döneceklerdi. Ortalama bir şoförün saatlerce direksiyon salladıktan sonra tek ya da iki körüklü bir aracı buradan defalarca hatasız döndürmesi neredeyse imkânsız. Bakın o ring işte orada öyle duruyor, çürüyor… Hem de çok çirkin. Yazının ikinci bölümünde bu halkanın nasıl işe yarayabileceğini göreceğiz.

Bu da bir deneme yanılmaydı ve denendi olmadı. Bu garip ring şimdi orada öyle duruyor. Ortalama bir metrobüs sürücüsünün bu daracık ve zor yuvarlak üzerinden dönmesi neredeyse imkansız. Tabii kaza üstüne kaza. Sonunda vazgeçildi. Bu ucube ring şu anda duruyor, yapılması büyük paraydı, yıkılması daha fena masraf.

Diğer araç marka ve modelleri ise Mercedes Conecto ve Capacity.

Gri renkli olan Capacity, biraz daha uzun bir körüklü (körükten sonraki kısmı çift dingil) ve arkasında şark köşesi denilen merdivenli bir oturma bölümü var.

Sizinle bu yazıda irdeleyeceğimiz ve Avcılar-Söğütlüçeşme arası hizmet veren 34AS kodlu hattın aracı Mercedes Conecto G. Sarı rengi ile dikkat çekiyor. İETT’nin envanterinde 174 adet olduğu söyleniyor resmi sitede.

OTURMA MESELESİ

Şaka yollu ve ilgi çeksin diye “oturma” odaklı bilgiler verdik ve yazının bu ilk bölümünün sonlarına geldik. Tabii ki bu kadar araştırmanın, çalışmanın amacı “oturmak” eylemi değil. Yani siz oturduğunuz ama başka birileri ayakta çok uzun bir yolculukla güne başlayacak. Amaç sürdürülebilir bir metropol yolculuğu ile insanca yolculuk edebilmek, istenilen yere eziyet çekmeden varabilmek. Yer verme kavgası, ittirip binme binmeme kavgası, ilerlemeyenlerin oluşturduğu sıkışıklıklar, bunlar zaten siniri burnunda olan yolcuların delirmesine sebep. Kavga gürültü eksik olmuyor, yağmurlu karlı havada zorluk ayrı, çok sıcak günlerde eziyet ayrı.

Kavga gürültü bazen olabildiği en büyük olumsuzluğa ve zararlara sebep olabiliyor. Bir adam 23 Eylül 2016’da, kapıyı açmadığı gerekçesiyle seyir halindeki aracın sürücüsüne şemsiyeyle vurdu, sürücü hakimiyetini kaybetti ve yoldan çıkan metrobüs karşı yönden gelen araçlarla çarpıştı. Kazada 13 kişi yaralandı, 8 araç hasarlandı şükür ki ölen olmadı. Şemsiyeli saldırganın 68 yıl hapsi istendi. Yolcular hastaneye kaldırıldı, araçların hasarı ise sigorta şirketi tarafından ödendi, kazaya sebebiyet veren asabi yolcuya rücu edildi. Metrobüs ve 4 aracın hasarı ile 11 kişinin hastane masraflarının yaklaşık 1 milyon lira tuttuğu ifade ediyorlar. Saldırgan hayatı boyunca bu borcu faiziyle ödeyecek…

Sonra akıl edildi de sürücünün yolcuyla arasına cam bir koruyucu tabaka konuldu. Yine deneme yine yanılma. Metrobüs bu demek, devamlı bir hatanın bir eksikliğin verdiği kaçınılmaz son ve geç kalınmış bir çözüm.

Peki devamlı kötü olayları, sorunları ve tasarlanmamış durumları mı raporluyoruz. Metrobüs için bu metropoldeki ulaşım çözümlerin en kötüsü ama tek çözüm demek doğrudur aslında. Bunu deyince bize “Pollyanacılık oynama” diyenler de var.

Sonra garip işler yapanlar da var. İki genç gece vakti metrobüsün üzerine çıkıp 12 durak yolculuk ettiler ve yakalanıp gözaltına alındılar. Şüpheliler gülerek geldikleri Emniyet Müdürlüğü binasında bundan sonra çok daha fazla ses getirecek bir tırmanış yapacaklarını söylediler. Haklarında, 95’er liralık trafik cezası işlemi yapılan 2 genç serbest bırakıldı. (Gazete haberinden)

METROBÜS GEREKSİZ MİDİR?

Tam tersi (ne yazık artık) çok gereklidir. Çevre yolu olarak tasarlanan ama artık hayatımızın taa içine kadar giren bu otoyolu sokak gibi ya da bir ray gibi kullanmak zorunda kaldık. Metrobüs ne kadar güçlenir ve ne kadar kolaylaşırsa daha çok kişi pahalı akaryakıta para vermek yerine metrobüsü kullanacaktır. Bunun için bu aracın kolaylaştırılması ve konforunun arttırılması gerekir.

Bunu daha kolay anlatabilirim sanırım. Metrobüs’ün önemini ve tabii gerekliliğini aşağıdaki köşe yazarının çemkirmesiyle anlıyoruz.

Şarkıcı ve Hürriyet Gazetesi köşe yazarı, Ömür Gedik’in (Simavi’nin sağ kolu Soner Gedik’in eşi) “Evli kadın aldatanı oynamaz mı?” başlıklı köşe yazısında “Metrobüsle işe gideneler için iyi belki ama bu şehirde arabası olanlar da var” şeklinde bir cümle geçiyor. Metrobüs’teki binlerce kişinin ulaşımı için ayrılan şeridi âtıl olarak görüyor ve arabası olanlara haksızlık olarak nitelendiriyor.

(* Bir de dipnot olarak kendisinin 2000’de doğanlara imrenmesini ekledim. Yazının sonuda sakın kaçırmayın.)

“İstanbullu olmak eziyet çekmekle, kendini enayi hissetmekle aynı anlama gelmeye başladı” diye buyurmuş hanımefendi. Harıl harıl ithal akaryakıt yakarak ve artık nasıl bir özel otomobiliniz varsa onunla trafikte hususi olarak yer işgal etmeniz sizin enayiliğiniz ise biz ne yapalım. “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” lafının ayrı bir lacivertini etmiş olabilirsiniz ama hatırlatırım ki, siz trafik sıkışıklığına düşen enayi değilsiniz, olsa olsa trafik sıkışıklığını bizzat yaratan bir enayi olabilirsiniz. Buradaki “enayi” kelimesi yazınızda kendi kendinizi betimlediğiniz için kullanılmıştır hakaret olarak algılanamaz. Belki de kendinize ettiğiniz bir iltifat dahi sayılabilir. Zamanında Türkiye’nin en büyük ve en çok okunan gazetesinde böyle köşe yazıları yazarken vermek istediğiniz amacı ya da yazar olarak var olma amacınızı tam olarak anlayabilmiş değiliz.

Yazı çok uzadı bu yüzden ikinci kısmı başka bir yazıda sunacağım. “Metrobüs hattı çalışmaya devam ederken aynı güzergahta alttan bir metro geçirilemez mi?” sorusu soruluyor. Metro çok maliyetli ve tabii Boğaz Köprüsü’nden raylı sistem bir araç ya da monoray geçemez. Köprü bunun uygun yapılmadı, tasarlanmadı.

İlerde köprü miadını doldurursa hemen yanından bir köprü daha yapılabilir (Önermiyorum gerekebilir diyorum). O zaman yenisi çift katlı olabilir, üç katlı olabilir ve raylı sistem geçebilir. Fakat artık yeni köprü yapılmasa iyi olur. Marmarayla entegre bir sistem kullanılmalıdır. Ya da köprüye yani sıkışıklığa giren bir araç olmaktansa köprünün sıkışık olmasını engelleyen bir özelliği olmalıdır.

Metrobüs için otobüsten bozma sistemler yerine lastik tekerlekli metro kullanılabilir.

Paris Metrosunun 1. hattı Batı’da La Défense hattını ve Doğu’da Château de Vincennes hattını bağlamakta ve 1964 yılında tekerlekli hale getirilmiştir.

Duraklar acilen acilen elden geçirilmelidir. Yarışma mı açılıyor, davetli bir çözüm mü öneriliyor, artık nasıl çözülüyorsa çözülmeli. Yeni İBB Başkanı bu konuda uzmanları bir araya toplamalı. Çok acil hem de. Mimar, iç mimar, peyzaj mimarı ve hatta davranış bilimciler, kalabalık uzmanları atık kimler çalışacaksa çalışmalı düzeltmeliler bu sorunları. Her biri ayrı ayrı dert. Koskoca ülkede insanca durak yapacak, insanca yolculuğu mümkün kılacak birikim yok mu?

Sonraki yazıda görüşmek üzere, “Arkadaşlar kanalıma abone olmayı unutmay…”

Şaka yollu işbu yazıyı paylaşmayı unutmayınız. Aşılması gereken duvarlar var…

(*) Gazetecilik oldukça zor iş. Ulusal gazetelerde makaleler yazdım ve tabii Arkitera’ya yazdıklarım ve hatta kendi bloğumda yazdıklarım www.atkoksal.com her biri için çaba sarf ettim. Bu yazıyı yazmak bile bir haftamı aldı. Ancak yazı yazmak bazıları için çok kolay. Örneğin Ömür Gedik 2000’de doğanlara imreniyor.

Ben de Ömür Gedik’e imreniyorum.

Etiketler

Bir yanıt yazın