İBB tarafından 6 Ocak 2025’te açılan ve dün, 13 Mayıs’ta yapılan kolokyumla tamamlanan Kadıköy Belediyesi Hizmet Binası Yarışması, İstanbul’un en kritik kamusal alanlarından birine müdahale edilirken yarışmaların neyi başardığını ve neyi göz ardı ettiğini yeniden düşünmek için önemli bir fırsat sundu.
Hem bu yarışma için bir öneri gönderen hem de 10 yıllardır yarışmaları takip eden bir mimar olarak gözlemlerimi paylaşmak isterim. Uzun bir yazı olacak, bu nedenle başlıklar halinde derlendi.
Teknik açıdan sorunsuz bir yarışmaydı. Dünkü kolokyum da son derece yüksek nitelikli ve yoğun bir katılımla tamamlandı. Kolokyum için tek eleştiri 21:00’de tamamlanması için ısrar olabilir. Kolokyumlar ne kadar süre tartışma gerekiyorsa o kadar tartışmaya olanak tanımalı. Dün bu tanınmadı ne yazık ki.
Gelelim sürecin sorunlu konularına:
Kadıköy Belediyesi hizmet binası için açılan yarışmada, tasarımın bir yapı adasına hapsedilmesinin ana tartışma olduğunu söylemek mümkün. Soru cevap aşamasında görünen ve yarışma sürecindeki kapalı sohbetlerde de temel mesele buydu.
Jüri şartname aşamasında gösterdiği tavrı aynen devam ettirerek tutarlı bir şekilde yarışmayı sonuçlandırdı. Jürinin bu kendinden emin tavrına, jüriyi görevlendiren Kadıköy Belediyesi ve İBB’nin de katıldığı söylenebilir. Jüri ve iki belediye bu konuda tereddütsüz yani.
Peki parsel ölçeğinde çözüm işe yarar mı?
Bu soru “ve çevresi” içeren bina yarışmalarının başarısız olduğu ve iyi mimarlığın çevresini dönüştüreceğine olan inanç perspektifleri ile güçlendiriliyor çoklukla. Jüri de böyle bir yanıt vermiş olacak ki sorunlar yumağı bir alanın içinde, çevresindeki karmaşa ile zerre kadar ilgilenmeyen, düşünmeyen bir şartname ve sonuç ortaya çıkmasını sağladı.
Bunu şöyle söylemek de mümkün: Jüri; Söğütlüçeşme’deki görmezden gelinen – ihmal edilen aktarma sistematiği, metrobüs karmaşası, proje alanının içinden geçtiği halde neredeyse hiç görülmeyen, iletişim kurulamayan, Kurbağalıdere, Söğütlüçeşme ile Kadıköy kıyısı arasındaki korkunç yaya erişimi, Anadolu yakasının ana tren garı olduğu halde bunu ifade edemeyen Söğütlüçeşme İstasyonu gibi konulara kayıtsız kalmayı seçti. Fenerbahçe maçları sırasında belediye binası çevresini de kapsayacak şekilde çöken Kadıköy de jürinin umurunda değil.
Ve, iyi mimarlığın çevresini dönüştüreceği yalanını da herhalde artık söylemiyoruzdur. Nice, yüzlerce çok iyi yapı çevresinin dönüşümüne hiçbir katkı sunmadı.
Jüri ve İdareler bir kapalı site (gated community) daha inşa etmeyi seçti. Kentsel sorunlardan azade bu durum çok tanıdık ve çok üzücü.
Elbette olur. Belediye hizmetleri kimi zaman 2, 3, hatta 5 ayrı binaya yayılmıştır. Meclis de bu dağılmış yapının bir parçası olabilir. Ama burada yeni bir belediye binasının yapımı söz konusu. Eğer 50.000 m²’lik yeni bir belediye binası yapıyorsanız, meclissiz yapamazsınız.
Bu ölçekte bir kamu yapısında meclis olmaması, hangi açıdan bakarsak bakalım kabul edilemez. Çünkü meclis, Belediye Başkanının yetkilerini dengeleyen bir kurumsal denetim mekanizmasıdır. Çünkü meclis, kentle ilgili tartışmaların yürütüldüğü, kamusal kararların tartıldığı zemindir.
Kadıköy Belediyesi’nin çok sembolik bir meclis binası vardır, o zaman meclissiz bir belediye binası yapabilirsiniz. Ama öyle bir bina yok. Varsa da yarışmacılara söylenmedi.
Söylenmedi çünkü Kadıköy Belediye’sinin Rönesans AVM ile yapılan bir protokol kapsamında Kozzy AVM’ye yanaşma bir meclis binası var… (Kadıköy Belediye Başkanı’nın kolokyumda bu durumu övmesi de ayrıca üzücü).
Kentle ilgili kararların tartışıldığı yer meclistir. Devasa bir belediye binasında meclis yoksa, o yapının kamu binası olup olmadığını sorgulamak gerekir.
Evet. Hepimiz gibi hak ediyor. Belediye’nin sorumluluğunda olan sokaklar, caddeler, meydanlar ne kadar nitelikli ise Belediye çalışanlarının hizmet binası o kadar kaliteli olmalı. Peki Kadıköy ne durumda? Bu sorunun yanıtını buradaki çoğunluk biliyor.
Kitap olacak uzunluktaki bu konuda uzatmadan yanıt vermek mümkün: Kadıköy Belediyesi, Kadıköy’deki inşaat furyasını pompalayanlardandır. Bu furyadan yararlanır.
Bu furya -abartmaksızın söylenebilir- Kadıköy’ü İstanbul ve Türkiye’nin en yaşanabilir yerlerinden -yine abartısız olarak- en berbat yerine çevirmiştir.
Kadıköy Belediyesi bu inşaatların önlenmesi için hiçbir adım atmamıştır.
Engelleme için hiçbir çalışması olmayan Kadıköy Belediyesi, devam eden inşaatların çağdaş bir şekilde yapılması için hiçbir kontrol mekanizmasını çalıştırmamaktadır. Kadıköy’de dağ taş, hafriyat kamyonu, vinç, mikser ve pompa ve diğer kamyonlarla doludur. İnşaat saati kontrol edilmez. Bu inşaatlar tüm pisliklerini, tozlarını, çamurlarını yollara atarlar. Kaldırımlar her vakit işgal altındadır.
Söğütlüçeşme İstasyonu’nun AVM imgesine sahip bir bina olması da Kadıköy Belediyesi’nin oluru ile olmuştur. Bugünkü proje Kadıköy Belediyesi ve İBB tarafından onaylanarak uygulanmıştır.
Kadıköy’ün sosyal belediyecilik anlamında başarılı olduğunu hepimiz biliyor ve takdir ediyoruz. Öte yanda hepimizin bildiği bir diğer mesele Kadıköy Belediyesi’nin mekânsal tasarım konularındaki basiretsizliği.
Yarışma alanının TCDD ile bağlantısı, önceki yıllarda sadece bu iki kurum arasındaki protokollerle şekilleniyordu. Şimdi ise sürece İBB de dahil. Ancak bu üç kurum arasındaki koordinasyon eksikliği, hem ulaşım kararlarının hem de alanın geleceğinin sıkışmasına neden oldu. Tıpkı daha önceki Kurbağalıdere Yarışması’nda olduğu gibi, kurumlararası entegrasyon eksikliği bu projeyi de yüksek potansiyeline rağmen kırılganlaştırdı.
Bu sorunun sadece İBB ve Kadıköy Belediyesi ile ilgili olmadığının bilincindeyim. Ancak buraya bir not düşmeden geçmek de olmazdı.
Ne yazık ki bu yarışma bize gösterdi ki Kadıköy Belediyesi için bir kurumsal hafızadan bahsetmek mümkün değil. Daha 12 yıl önce bu alana ilişkin yapılmış yarışma, yeni yarışmanın bir girdisi olamamış.
Oysa bir fikir yarışması olan Kurbağalıdere Yarışması’ndan pek de güzel yararlanılabilirdi. Jüri yararlanırdı. Yarışmacılar yararlanırdı. Eski yarışma jürisi ve/veya kazanan yarışmacılardan sürecin aktarılması için jüri üyesi yapılabilirdi.
Buradan sonrasında bahsettiklerimi yarışmaya Atelye70 ve KIVI olarak verdiğimiz projede yanıtlamıştık. Her ne kadar İdareler, jüri, şartname ve sonuç bu sorunları görmezden geldiyse de bina yapılsa da yapılmasa da Kadıköy Belediyesi çalışanları ve Kadıköylüler bu sorunlarla yaşayacaklar. Bu yarışma çok açık bir kapalı site (gated community) inşaatı bana göre (Belediye binası şu anda da öyle zaten).
Şükrü Saracoğlu Stadyumu, yıl içinde ortalama olarak iki haftada bir (26) etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır. Bu yoğunluk, Kadıköy’ün nüfus ve alan olarak yarısını oluşturan 11 mahallesinde büyük bir trafik ve otopark sorununa yol açmaktadır. Sorunun temel kaynağı stadyuma gelen ziyaretçilerin önemli bir kısmının özel araç kullanmasıdır. Bu sorun nedeniyle Kadıköylüler sıklıkla Stadyumun şehir dışına taşınmasını dile getirmektedirler.
Oysa stadyumun hemen yanında, günde 1 milyon yolcu kapasiteli Metrobüs hattı ve günde -şimdilik- 700.000 kapasiteye ulaşmış Marmaray hattı yer almaktadır. Yakın gelecekte ise Büyük İstanbul Tüneli ve M13 Sancaktepe – Söğütlüçeşme metrosunun bölgeye ulaşması planlanmaktadır. Tüm bu yüksek kapasiteli ulaşım seçenekleri, bölgeye otomobilsiz erişimi kolaylaştırmakta ve teşvik etmektedir.
Şehir yaşamının doğal bir parçası olan stadyumların başka pek çok fonksiyon gibi şehir dışına itilmesi ise büyük bir hatadır. Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nun bulunduğu yerde ama daha az trafik ve otopark sorunu yaratacak şekilde korunması esastır.
Bu bağlamda çözüm; stadyum bölgesinde otopark kapasitesinin azaltılması, toplu taşıma bağlantılarının iyileştirilmesi ve yaya erişiminin konforlu hale getirilmesidir.
Stadyum özelinde düşünülmese bile özellikle metropollerde merkezlerdeki otopark kapasitesinin azaltılması esastır. Kadıköy Belediyesi, sosyal belediyecilik yaklaşımı çerçevesinde öncelikle kendi çalışanlarını daha sonra belediyeye gelecek olan İstanbulluları binaya otomobille gelmeye teşvik etmemelidir.
Mevcut durumda, alanda Metrobüs, Marmaray, Yüksek Hızlı Tren (YHT), İETT durakları ve dolmuş hatları hizmet vermektedir. Yarışmacılarla paylaşılan verilere göre, Söğütlüçeşme – İncirli metrosu, Söğütlüçeşme – Sancaktepe metrosu ve Maltepe – Üsküdar tramvayı projeleri planlanmaktadır. Bu hatlarla ilgili şunlar söylenebilir:
Buna ek olarak, AYGM tarafından önerilen Söğütlüçeşme İncirli metrosunun yaya çıkışları bir transfer merkezi niteliğinden çok uzaktır ve İstanbul’daki benzer yanlış örnekleri gibi karayolu kavşağına çıkmaktadır. Bu çıkışlar yer altında yapılacak metro istasyonu düzenlemeleri ile daha doğru yerlere taşınmalıdır.
Dünyanın çeşitli şehirlerinde, verimli ve düşük maliyetli ulaşım sağlamak için yaygın olarak kullanılan bir toplu taşıma sistemi olan BRT’nin Türkiye’deki örneği Metrobüs’tür. Metrobüs hattının toplam uzunluğu 52 kilometre olup, 44 istasyona sahiptir. Günümüzde 500’e yakın metrobüs aracı işletmededir ve 2023 yılında metrobüs hattında yaklaşık 1 milyon 25 bin yolculuk gerçekleştirilmiş ve toplamda 288 milyon yolcu taşınmıştır. Bu sayısal veriler ışığında Metrobüs’ün İstanbul’un en önemli toplu taşıma unsurlarından birisi olduğu söylenebilir.
Metrobüsler’in bakım ve yakıta ihtiyacı var, mevcutta bu ihtiyaç İETT Hasanpaşa Garajı’nda karşılanıyor. Bu da tüm araçların her gün iki kez Hasanpaşa’nın içinden geçmesi demek oluyor.
Metrobüs istasyonu bir metro istasyonu olarak kabul görmeli. İlk paragrafta niceliksel bilgileri vermiştim. Metrobüs istasyonları anılan rakamlara yanıt verecek karakterden çok uzak. Bu nedenle toplum Metrobüs’ü İETT otobüsü gibi konumlandırıyor. Oysa o bir metro sistemi.
Metrobüs ve Marmaray, İstanbul’un toplu taşımayla ulaşılabilen en batısına ve en doğusuna erişimi çok yüksek kapasitelerle mümkün kılmaktadır. Bu iki hat, yalnızca Söğütlüçeşme’de birleşmektedir ve bu, Söğütlüçeşme’yi İstanbul’un en önemli transfer merkezlerinden biri haline getirmektedir.
Söğütlüçeşme’de Metrobüs 2009’da, Marmaray ise 2019’da hizmete girmiş ve geçen yıllar boyunca, alan son derece niteliksiz koşullarda hizmet vermiştir. Söğütlüçeşme İstasyonu’nun TCDD tarafından bir AVM’ye dönüştürülmesi ise bölgedeki aktarma sorunlarının çözümüne hiçbir katkı sunmamaktadır.
Metrobüs’ün yerini alması planlanan Söğütlüçeşme- İncirli metrosunun geçeceği Büyük İstanbul Tüneli için “Revize Etüt-Proje hizmetleri işi ihalesi hazırlık çalışmaları devam etmektedir”. Dünyadaki örnekler ve Marmaray örneği dikkate alındığında bu projenin tamamlanarak hizmete girmesi için 2040 yılını öngörmek yanıltıcı olmaz. Bu da alanın 15 yıl daha bugünkü durumda kalması demek olmaktadır.
Alanda yapılacak düzenlemeler bu veriler ışığında yapılmalıdır. Metrobüsten inen yolcular, hiçbir taşıtla karşılaşmadan Marmaray’a ulaşabilmeliler. Marmaray ya da İETT otobüslerinden inenler de tümüyle yayalaştırılmış alanları kullanarak Metrobüs’e konforlu bir şekilde ulaşmalılar. Bunları tartışma ya da bunlara yanıt aramayan çözümler geliştirmek çok çılgınca.
Dünyanın pek çok şehrinde BRT (Metrobüs) uygulamaları raylı sistemler kadar konfor sunabilmektedir. Metrobüs ve İstanbullular da bunu hak ediyor. Ve bunu yapmak çok kolay.
Öte yandan Söğütlüçeşme- İncirli metrosu tamamlandığında (15 yıl sonra) metrobüs ihtiyacı ortadan kalkacaktır. Bu durumda Metrobüs operasyonunun bulunduğu alan kentsel yaşama katılacaktır.
Kadıköy’ün önemli doğal su yollarından biri olup, ekolojik açıdan büyük öneme sahiptir. Mevcut durumda proje alanının hemen önünden geçmesine rağmen, fark edilmesi güçtür.
Kurbağalıdere denizden başlayarak Salı Pazarı’na kadar bir ekolojik koridor / nehir parkı olarak ele alınmalıdır. Bu çok açık, bunu görmek söylemek için uzman olmaya bile gerek yok.
Bunu sağlamak için yarışma alanı çevresinde kolay uygulanabilir bazı müdahaleler yapılabilir:
Alanın güneyinde ise Kurbağalıdere’nin sürekliliği, Kuşdili Çayırı’nda yapılacak arkeopark ile sağlanabilir ve Yoğurtçu Parkı ile bu ekolojik koridor denize kadar uzatılabilir.
Hem Haydarpaşa Garı hem de Söğütlüçeşme İstasyonu, 19. yüzyılın sonlarından bugüne dek demiryolu ulaşımına hizmet vermektedir. Haydarpaşa Garı’ndan son tren seferi 2012 yılında yapılmıştır. O tarihten sonra ise, Söğütlüçeşme Anadolu Yakası’nın ana istasyonu olarak hizmet vermeye devam etmektedir.
Haydarpaşa Garı, sadece bir ulaşım noktası değil, bir zamanlar Anadolu’ya açılan kapı, Türk edebiyatında, sinemasında ve halk hafızasında derin izler bırakmış bir mekandır. Bu niteliğiyle, Haydarpaşa’nın bir gar olarak kullanılmaması düşünülemez.
Anadolu’dan İstanbul’a gelen trenlerin çoğu Söğütlüçeşme İstasyonu’ndan geçmektedir. Ancak, bazı seferler Söğütlüçeşme’de durmaksızın Haydarpaşa Garı’na devam edebilir. Diğer bir seçenek olarak, trenler Bakırköy ve Halkalı üzerinden Avrupa’ya devam edebilir. Bu durumda, trenler Haydarpaşa Garı’na girmeyecektir.
Trenlerin Haydarpaşa Garı’na girmediği durumlarda, Anadolu Yakası’nın garı Söğütlüçeşme İstasyonu’dur. Ancak, Söğütlüçeşme İstasyonu’nun imgesi TCDD’nin uyguladığı son projeyle ticari bir mekâna dönüşmüştür. En önemlisi İstasyonu kullanacak yolcular, trene taksi ya da özel araçla ulaşamamaktadır. İstasyonun vurgulanmış bir giriş ve çıkışı bulunmamaktadır.
İstasyonun önünde indirme-bindirme ve vedalaşma-kavuşma alanları oluşturulması gerektiği çok açıktır.
Kadıköy Evlendirme Dairesi, İstanbul’un en yoğun nikah kurumlarından biridir ve uzun süredir kapasite yetersizliği yaşanmaktadır. Mevcut binada, 250 ve 90 kişilik iki nikah salonu ile 150 kişilik bir etkinlik salonu bulunmaktadır.
Söğütlüçeşme İstasyonu’nun kuzeyinde batıdan doğuya doğru yarışma alanı, otopark, Kurbağalıdere ve evlendirme dairesi bulunmaktadır. Bu alana bakan mimarlık 1. sınıf öğrencisi alanın bütünleşik olarak ele alınması gerektiğini söyler.
İETT Hasanpaşa Garajı, 165 araç kapasitelidir. Bu tesiste metrobüslerin park, yakıt ikmali, günlük temizlik ve bakım işlemleri yapılmaktadır. Mevcut durumda metrobüsler, her sabah erken saatlerde Kurbağalıdere Caddesi’ni kullanarak Hasanpaşa’nın içinden Söğütlüçeşme’ye ulaşmakta ve akşamları da aynı yolu kullanarak garaja geri dönmektedir. Kurbağalıdere’nin üzeri kapatılarak alanı genişletilen bu tesiste tüm yapılar tek katlıdır ve bugünkü yerleşim, zaman içinde yapılan müdahalelerle organik olarak oluşmuştur.
Metrobüslerin Söğütlüçeşme Metrobüs İstasyonu’na erişimi, O-1’e yapılacak bir tünelle sağlanabilir. Böylece dört sorun çözülmüş olur:
Metrobüsle ilgili düzenlemede 2014 yılında üzeri kapatılan Kurbağalıdere’nin üzeri de açılmalıdır. Bu müdahale ile Kurbağalıdere’nin Marmara Denizi’nden D100’e kadar bir park olarak tasarlanabilmesinin önü açılacaktır.
Kalabalık İstanbul’un karmaşık ulaşım ihtiyaçlarında İETT otobüsleri, çoğu zaman göz ardı edilse de kentin omurgasını oluşturan gizli kahramanlardır. Her gün milyonlarca yolcuyu taşıyan bu araçlar, raylı sistemler ve deniz ulaşımının erişemediği noktalara ulaşarak şehir içi ulaşımı bütünler. Raylı sistem olmayan mahallelerden Söğütlüçeşme’ye ulaşan onlarca İETT otobüsü hattı bulunmaktadır.
Buradaki otobüs ve yolcu sayısı çok yüksektir. Durakların da bu yoğunluğa hizmet verecek nitelikte tasarlanmalıdır. Tasarlanabilir. İETT durağını metro istasyonu gibi düşünmekle başlayacak.
Yaklaşık 50.000 m² büyüklüğündeki Kuşdili Çayırı, geçmişte Kadıköylülerin dinlenme ve eğlence mekânı olarak kullanılmıştır. Salı Pazarı yıllar boyunca burada kurulmuş ve Kadıköylülerin hafızasında bu özelliği ile yer etmiştir. 2007 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), alana bir AVM yapılmasını önermiştir; bu teklif, Kadıköy kent savunmasının önemli başlıklarından biri haline gelmiştir. Alanda AVM yapılması hukuki yollarla iptal edilmiş ancak atıl durumu; otopark ve yol ağı olarak kullanımı sorunları çözülememiştir ve yıllardır öylece beklemektedir.
İBB daha önce Kuşdili Çayırı’nın tam içinden geçen Pazaryolu Sokağı kaldıran bir trafik düzenlemesi yapmıştır. Bu düzenleme otopark içerdiği için Kadıköy kent muhalefetinin eleştirisi ile karşılaşmış (haklı da olarak) sonra da rafa kaldırılmıştır.
3. derece arkeolojik sit alanı olarak belirlenen alanda kazı çalışmaları yapılmadan tasarım önerisi geliştirilmesi olanaksızdır. Bu bağlamda, alan öncelikle bir arkeopark olarak düzenlenmelidir. Alandaki açık alan kullanımı fonksiyonları ve tasarıma ilişkin nihai karar ise kazı çalışmaları sonrası verilebilir.
Haydarpaşa’da çıkanları hatırladıkça burada da benzer sonuçlarla karşılaşacağımız düşünülebilir.
Maltepe – Söğütlüçeşme arası Marmaray ile 23 dakika sürerken, tramvay ile bu süre 40 dakikaya çıkacaktır. Her iki hat, Söğütlüçeşme’ye kadar tamamen paralel güzergâhlar üzerinde ilerlemektedir. Minibüs Caddesi’nin mevcut durumu ve profili, tramvay projesi için uygun değildir. Kadıköylüler, inşaatlardan bunalmış durumdadır ve son dönemde İBB tarafından uygulanan tramvay projeleri, kenti daha yaşanabilir ve çağdaş hale getirmek yerine, bu niteliklerinden uzaklaştıran sonuçlar oluşturmuştur. Şehrin caddeleri ve kıyıları, bölücü ve erişimi engelleyici uygulamalarla karşı karşıya kalmıştır (T5 Haliç Tramvayı, Ordu Caddesi tramvay uygulaması, T1 Kabataş – Karaköy hattındaki engeller vb.). Üsküdar – Kadıköy – Maltepe tramvayı için de benzer sorunlar yaşanması beklenebilir.
Bu sebeplerle, söz konusu tramvay hattı yapılmamalıdır.
Tramvaya yapılacak yatırımlar yerine, Söğütlüçeşme’ye erişimi zor olan Pendik – Acıbadem arasında, D100’ün kuzeydoğusundaki mahallelere raylı sistem yatırımları yapılabilir. Zaten proje alanındaki İETT duraklarına ulaşan otobüsler de çoklukla söz konusu mahallelerden gelmektedir.
Bu iki odak Anadolu Yakası’nın en önemli transfer merkezlerindendir. Ancak, bugün bu iki ulaşım odağı arasında yayaların konforlu bir şekilde yürüyebilmesi mümkün değildir.
Sahil ile Altıyol arasında parklanmanın iptal edilmesiyle yolun iki şeritli hale getirilmesi ve yaya kaldırımının genişletilmesi, caddenin ortasında bulunan yaya engellerinin kaldırılması ve karayolu niteliğinin asfalt yerine granit parke ile dönüştürülmesi uygulamaları ile (zaten günün her saatinde yavaş akan bir trafik) bağlantı güçlendirilebilir.
Altıyol’dan Söğütlüçeşme’ye erişim için ise Söğütlüçeşme Caddesi’ne ek olarak Çilek Sokak dönüştürülebilir. Bugün ıvır zıvır satışıyla bilinen ve yarı yayalaştırılmış olan Çilek Sokak, tamamen yayalaştırılarak yeme içme odaklı (tasarlanmış) bir alan haline getirilebilir. Bu dönüşüm, sokakta gece geç saatlerde bile konforlu bir yürüyüş deneyimi sunmayı amaçlar.
4 yorum
Dünkü kolokyumda bazı kıdemli mimarlarımız mikrofonu ellerine alınca, sahne yine TEDx etkinliğine dönüştü. Hayat hikâyeleri o kadar detaylıydı ki, bir ara “Sanırım özgeçmiş sunumuna geldik” diye düşündüm. (Bu arada, Zaha’nın arkadaşım olduğunu söylemiş miydim?)
Ne yazık ki bu uzun monologlar ve hoyratça harcanan zaman, katılımcıların ve Kadıköylülerin söz almasını oldukça sınırladı. Mikrofonu eline alan kendini sahneye attı. Moderasyonun da herhangi bir yönlendirme yapmaması, etkinliğin çok sesli bir tartışma ortamına dönüşmesini engelledi. Oysa kolokyumlar, farklı seslerin bir araya gelip birbirini beslediği-cesaretlendirdiği alanlar olmalı?
Ama heyhat! Hepsi “bu işin doğrusu böyle yapılır!” ön kabulüne göre konuştu. Hatta biri hızını alamayıp “5 yıl sonra belediye mi kalacak? 10-15 kişi ancak çalışacak dedi.” (ahah belediye çalışanları şok!Başkan dahil!)
Yaklaşık 90 dakika 3-4 kişiyi dinledikten sonra “Yahu biz ne dinliyoruz?” diye çıkışasım geldi. Ama jüriden “Kolokyuma gelmeyebilirdiniz! Siz tercih ettiniz!” cevabını alırım diye sustum.
Özetle, katılımın çok iyi olduğu bir kolokyumdu, “gençlere tavsiyelerle” ve hayat hikayeleriyle boşa harcandı. Ömer Bey’in yazısındakilerden bazılarını sormasıyla soru-cevap olur gibi oldu fakat devamı gelemedi. Katılan tüm ekiplerin ellerine sağlık.
Sevgili Ömer,
Collogyum da olduğu gibi bu yazında da yaptığın eleştirilerin altına imzamı atarım. Yazında belirttiğin bilgi ve öneriler çok değerli keşke bu yazın yarışma öncesi de olabilseydi hepimiz çok yararlanırdık . Seni tanıdığım tanıyalı hiç kimse darılır gücenir demeden doğru bildiklerini hep yazdın iyki varsın. Her zaman Mimarlık mesleğine katkıda bulunmaya çalıştın ve çalışıyorsun. Ben şahsım adına sana teşekkür ederim. Sevgilerimle
Hangi öneri seçilirse seçilsin, Yapının metrobüs ve marmaray ile bağlantısını boyluboyunca kesen ve bölgedeki araçları bir “karadelik” misali yapı parselini tavaf etmeye zorlayan araç yolu kaldırılmadıkça yapının bölgede nitelikli kamusal ilişkiler kurması imkansız. Tıpkı Kevin Lynch’in kent imgesi kitabında bahsettiği gibi yapıyı çevreleyen tüm sınırların yoğun bir araç trafiğinden ibaret olması, bu imkansızlığın belgesi biteliğindedir. Böylesine ulaşım katmanları içeren bir bölgede 1/2000 ve 1/1000 ölçekte ulaşım önerileri getirmek yerine yapı parseline hapsolmuş projelerin değer görmesi gerçekten üzücü bir durum. (108 nolu satın alma projesi hariç)
Öte yandan yapı programının çok hantal, yoğun ve kısıtlayıcı olmasının, müelliflere bir yorum ve kendi öneri mekanlarını geliştirme fırsatından yoksun bırakıp birbirine çok benzeyen yapıların önerilmesine sebep olduğunu düşünüyorum. Günümüz ve dijital çağın gereksinimlerine cevap veren daha çağdaş, rafine esnek ve minimal bir program önerilebilirdi.
Yarışma şartnamesinden aynen aktarıyorum:
“Bina Kurgusuna Dair
•“Kadıköy Belediyesi Hizmet Binası Mimari Proje Yarışması”nın, mimarlığın temelde yaşamı daha iyi hale getirmekle ilgili olduğu ilkesini önceleyen bir anlayış ve 21. yüzyılın somut gelişmeleri ile olası projeksiyonlarını dikkate alan dinamik bir mekan kurgusu içinde ele alınması beklenmektedir.
•Tasarımın öncelikli hedeflerinden biri, insan odaklı bir yaklaşım içinde fiziki mekanların (açık, yarı-açık, kapalı) tüm kullanıcılar için keyif ve mutluluk veren, evrensel tasarım ilkelerini barındıran, yaşamı iyileştiren bir gücü barındırması olmalıdır.
•Bina sadece bir yönetim binası olmamalıdır. Bina ve çevresi insanların karşı karşıya geldiği sosyal bir merkez olarak düşünülmelidir”
Bu konular düşünüldüğünde 1. seçilen projeyi kamusal anlamda, mevcut belediye binasının etrafını çevreleyen duvarlar kaldırılması haline alternatif olarak ne gibi artılar sunuyor merak ederek inceledim. Yarışma paftalarında sunulmuş olan “Alansal Karşılaştırma” aksonometriklerinde bunun cevabını aldım.