Mekânın Parçalı Biçimleri

Gülay Güldemir'in "Mekânın Parçalı Biçimleri" başlığı ile derlenen kişisel sergisi, 9 Nisan'a kadar Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nde ziyaret edilebilir.

Etkinliğin tanıtım metninden:

Deneysel mimariye bir adım atıyoruz bu sergiyle. Gelecekte nasıl yaşayacağız? Bize bugüne kadar dayatılan mekan biçimlerinin dışında, bambaşka ortamlar yaratabilir miyiz? Bachelard’a gönderme yaparsak, “mekanın poetikası” nasıl değişiyor?

Avusturya, Innsbruck’da okurken deneysel mimariye gönül veren Gülay Güldemir bu sergideki çizimlerinde, aynı zamanda resimlerinde ve mimari detay fotoğraflarında, mekana boşlukla müdahale ediyor, mekanı dağıtıyor ve parçalara ayırıyor ve böylece bir akışkanlık ve açıklık oluşturuyor.

Hedefi, mekânı özgürleştirmek, determinist kalıplardan kurtarmak. Deyim yerindeyse “kutunun dışında” düşünmek ve inşa etmek peşinde. Parçalardan çok başka bütünlüklere ulaşmayı hayal ediyor. Ütopyacı, heyecan verici, zihin açıcı bir bakış.

Sergi, 9 Nisan’a kadar pazar günleri hariç her gün 11:00-18:00 arası ziyaret edilebilir.

Gülay Güldemir: Innsbruck Üniversitesi Mimarlık bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Yüksek lisans eğitimine Universidad Politécnica de Madrid – ETSAM’da başladı ve ikinci yılında Innsbruck Üniversitesi’nde devam etti. 2014 yılında Fransız Mimar François Roche’un “Zeitgast” filminin yapımında görev aldı. 2017’den beri Istanbul’da kent ve mekân ile ilgili araştırmalarını disiplinler ve ölçekler arası sürdürüyor.

—-

Mekânın Parçalı Biçimleri

Modernizmin, beyin tutulması düzeyindeki indirgeyici, mekan üretimi ve okuması, bir dönem evreni, dünyayı veya kentleri eşit bölünmüş gridal bir düzenin içine sıkıştırabileceğimize inandırdı. Makinalaşmış ve son derece muhafazakar olan bu politik ekolojinin tahribatlarını bugün görmezden gelmek imkansızlaşmıştır. Bu standartlaşmış düzenin yarattığı mekanlar, çevre ile kurduğu ilişkiler tüm canlı varlıkları etkilemekle kalmayıp, eleştirisel veya deneysel yaklaşımlarıda dışlamak konusunda son derece verimli bir aygıt olarak kendini tanımlamıştır. Bu durumda, modernizmin bütüncül dayatması ile mücadele etmek için parçaya mı odaklanmamız gerekir ?

18. Yüzyıl’da İtalyan sanatçı Giovanni Battista Piranesi’nin ‘’Hayali Hapisaneler’’ (Le carceri d’invenzione) olarak adlandırdığı gravür serisi bu konuda bizlere hala bir ipucu verebilir. Belki tarihin ilk deneysel mimarileri olarak nitelendirebileceğimiz bu seri, dönemlerinde, Katolik Kilise’nin toplum ve beden üzerindeki baskıcı hegemonyasının eleştirileri olarak okunabilir. Bu politik tavırlarından öte, Piranesi bu tasvirlerinde, erken modernizmin (yani perspektif ve tek merkezci düzenin) bakış ve algısını parçalayarak, bütünü algılamayan ve zihnimizi hayal kurmaya, mekanın devamını tahmin etmeye zorlayan bir davet ile izleyiciyle ilişki kurar.

Son yıllarda araştırmalarına İstanbul’da devam eden Gülay Güldemir’in de tavrı, bu parçacıl düzeni kabullenmiṣtir. Güldemir’in mimarlık, resim veya fotoğraf gibi farklı mecralarda ürettiği mekansal araştırmalar modernizmi reddeder. Parçalanmayı tavır olarak pratiğinin merkezine alarak, modern dünyanın indirgeyici grid sistemine karşı, dünyanın sürekliliğini bir fraktal gerçeklik içinde okumaya davet eder. Bu praxis, hem mimari biçimleri birbirinden ayırarak yeni bir mekansal kurgu dener ; hem resimlerdeki kompleks ilişkiler, dengeler ve kağıdın dışında devam eden bir alana bakar; ve son olarak fotoğraflarda, bir parçaya bakarak, kadrajdaki gölge ve malzemeler sayesinde bizi bir coğrafi konuma oturtur.

Bu egzersiz esnasında, Güldemir’in hassasiyeti izleyiciyi zihinsel ve bedensel olarak sorgular ve ataerkil bir mekan üretimi dünyasında kadın bir mimar olarak çevre ile kurulabilecek yeni ilişki formlarına dair bir ipucu bırakır.

Sinan Logie

Etiketler

Bir cevap yazın