MİM-AD Seminerleri: Can Onaner semineri: Adolf Loos ve Askıya Alınmış İkilem

Mimarlık Kültürü ve Mirası Araştırmaları Derneği 2021-2022 dönemi çevrimiçi seminerlerinin 10 Mayıs akşamı konuğu Dr. Can Onaner olacak.

Adolf Loos’a göre yaratıcı eylem özünde devrimcidir. Yaratan kişi insanlığın yavaş evrimine karşıdır. Yaratıcılık huzur içinde yaşamak isteyen için yıkıcı olduğu gibi, yaratıcı ruhu barındıran sanatçının fedakârlığını gerektirir. Adolf Loos’un hayatı, yazıları ve projeleri bize sanatçının bu acı dolu yolculuğunu, dış düşmanlarla olduğu kadar iç düşmanlarla da savaşını anlatır. Loos’a göre sanatçı sadece bu yıkıcı ritüellerle yaşayabilir.

Muhtemelen bu nedenle, Loos bir ev projesinin sanat olmadığını söyler. Ev modern bireyin konfor ihtiyacına hizmet eder. Mimarlıkta sadece, sembolik yapılar olan mezar ve anıt sanat olarak ele alınabilir. Loos’a göre bir evin veya bireyin günlük yaşamında kullandığı herhangi başka bir objenin tasarımı sanatın bir parçası değildir.

Bununla birlikte, Loos’un inşa ettiği projelerin çoğu ticari mekânlar, butikler ve özel iç mekânlardır. Loos’a göre bu işler sanat adını, hatta mimarlık adını taşımayı hak etmez. Amerika’da yaşamak için bulaşık yıkadığı gibi, Viyana’da da kısa ömürlü iç mekânlar üzerine çalıştığını söyler. Bu projeleri üretirken, yapı malzemeleri veya tesisat gibi teknik konular ve yemek, giyim ve tefriş gibi sosyo-kültürel konular arasında değer ayrımı yapmadan günlük yaşamın farklı yönlerini vurgular. “Güzel”, “zarif” ve “modern” gibi niteleyici sözcükleri sorgular. Kendilerini halkın günlük yaşamına “sanatçı” olarak dayatmaya çalışan mimarlar ve dekoratörlerle sonu gelmeyen tartışmalara tutuşur. İnançlı bir eşitlikçi iken aynı zamanda iddialı bir bireyci de olan Loos, -kültürel, sosyal, etnik veya cinsel olsun- grup kimliğine yönelik arayışları sorgular, çünkü bu kimliklerin bireyleri gerici kalıplara kapattığını düşünür. Ama herhangi bir kalıba sokması imkânsız olan Schonberg, Kokoschka, Altenberg, Trakl ve Josephine Baker gibi bireyleri ve tekillikleri savunur.

Aslında Loos devrimci olarak adlandırdığı bireysel sanatçıyı savunur. Ancak bir mimar olarak, kendini böyle bir sanatçı olarak görmeyi tam olarak kabullenemez. Daha doğrusu, bunu kendisi söyleyemez- çünkü kendini sanatçı olarak tanımlayan zaten sanatçı değildir. Onun sanatçı olduğunu ancak başkası söyleyebilir. Dışardan birisi; mimar veya sanatçı olmayan birisi. Aslında Loos’un sanatçı olduğunu ona bir Polis belgesi söylemiştir: ilk ev projesi olan Montreux’deki Karma evini, cephesinin yalınlığı yüzünden yasaklayan bir Polis belgesi. Loos’un en “iyi niyetlerle” ve karşındaki gölün sadeliğine uyarak çizdiğini söylediği bu projeyi Polis süssüzlüğünden dolayı yasaklar ve böylece Loos, Franz Wedekind ve Arnold Schönberg gibi, Polis tarafından yasaklanan bir sanatçı olmustur!* Burada sanatçı olmasının nedeni bir anıt veya mezar yapması değil, en sade ve yalın evi çizmesidir: “sanat-dışı” olanı sanat-dışı bir yaklaşım ile yaparak sanatçı olabilmesidir. Bu demektir ki, Loos’un retoriğinde sanat-dışı olanı devrimsele ve aslında farklı bir sanat biçimine dönüştüren mizahi bir yön mevcuttur. Bu mimarın ikileminin merkezi olabilir.

Can Onaner, mimardır ve mimarlık tarihi doktorası sahibidir. ENSA de Bretagne’nda profesördür ve ENSA Paris-Malaquais’deki LIAT araştırma laboratuvarının bir üyesidir. LOG25, Multitude, XXI ve Doxa dahil olmak üzere çeşitli Fransız ve uluslararası dergilerde makaleleri yayınlanmıştır. Kitapları, Aldo Rossi, architecte du suspens, en quête du le temps propre de l’architecture (Aldo Rossi, gerilimin mimarı, kendi zamanını arayan mimarlık), ve Adolf Loos et l’humour masochiste, l’architecture du phantasme (Adolf Loos ve mazoşist mizah, fantezinin mimarisi), 2016 ve 2019 yıllarında, Métispresses tarafından yayınlanmıştır.

 

Çevrimiçi olarak Zoom ortamında yapılacak seminere kayıt için  [email protected] adresine e-posta ile isim ve e-posta adresi bildirilebilir. Zoom link’i mail ile geri bildirilecektir.


*Adolf Loos, “Ma première maison” 1910, in “Sur la maison de la Michaelerplatz”, in Paroles dans le vide, chroniques écrites à l’occasion de l’Exposition viennoise du Jubilé (1898) et autres chroniques des années 1897-1900, suivi de Malgré tout (1900-1930), traduit de l’allemand par Cornelius Heim, éd. IVREA, Paris, 1994, p. 210
Etiketler

Bir cevap yazın