Gerçek Mekan ve Kavramsal Mekan

İfa sergisi olan bu sergi, 14 Şubat-6 Nisan 2013 tarihleri arasında Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde izlenebilir.

Bu sergi ifa-Dış İlişkiler Enstitüsü’nün bir sergisidir.

Gerçek Mekan ve Kavramsal Mekan sergisiyle, çağdaş Alman fotoğraf sanatının içinde yer alan üç farklı pozisyon irdeleniyor. Bu çalışmalarda fotoğrafın otantik karakteri artık sorgulanmamakta, aksine fotoğrafçılık araçlarını kullanarak bir sanatsal tartışma yürütmenin ön koşulu olarak değerlendirilmektedir. Çalışmalarda, kamusal alana yönelik çok açık bir ilgi görülmektedir. Bu, hem Heidi Specker’in “çizilmiş” soyut mimari resimlerinde, hem Susanne Brügger’in kente kuş bakış kesitlerinde, hem de Thomas Demand’ın inşa edilmiş mekan fotoğraflarında çok nettir.

Geleneksel fotoğrafla kayıt yöntemleri, dijital teknolojiyle arasında gelişen rekabet sonucunda son 10 yıldır sanat piyasasında daha çok ilgi görmeye başladı. Bu da fotoğrafçılık araçlarını kullanarak yapılan sanatsal çalışmalara bir etki yaptı ve genç nesil fotoğrafçıların yönelimlerini değiştirdi. Bu dönemde hangi yerleşik Alman fotoğrafçılık okullarından olduklarına bakılmaksızın, teknik fotoğraf araçlarını farklı refleksiyonlar, farklı sanatsal amaçlar ve yöntemlerden yola çıkarak kullanan, ama yine de içerik olarak bağlayıcı bir çıkış noktasına sahip oldukları görülen sanatçılar ilgi çekmeye başladı.

Serginin başlığında yer alan ve aslında birbiriyle karşıt olan Gerçek ve Kavramsal sözcükleriyle birlikte kullanılan “Mekan” sözcüğüne yapılan vurgu, fotoğrafın sahip olduğu kaydetme potansiyelinden dolayı hâlâ mekan-zaman transformasyonuyla bağlantılı olan bu sunum aracına yönelik spesifik yaklaşımlara işaret ediyor. Alman fotoğrafçılar artık mekana ya da görsel “konumlanmaya” doğrudan bir yaşanmışlık üzerinden girmeyi değil; oraya olan geçişlerini son derece incelikli ve ayrıntılı yönlendirme ve müdahale yöntemleri kullanarak yarattıkları tasarlanmış görsel dünyalar üzerinden yapmayı tercih ediyorlar.

Heidi Specker’in çalışmalarında bilgisayar bir tasarım aracıdır. Onu ilgilendiren, elektronik medyanın sunduğu olanaklar sayesinde üreticiyle izleyici arasındaki alış verişin farklılaşması değil; fotoğraflama sürecinin yeni bir tekniğin yardımıyla “çizilen” analog resim/zaman ilişkisidir. Bu tür bir transformasyonla fotoğrafın konvansiyonel kullanımı arasındaki fark, gerçek mekanla ilişkide getirdiği farklı soyutlama derecesinden çok, renk geçişlerinde ve kontrast kaydırmalarında sağladığı spesifik olanaklardadır. Specker’in fotoğrafları, kentsel gerçekliğin devasa yapılarını bir röntgen görüntüsüne veya dış görünüşün bir tür çözülümüne dönüştüren yönlendirici işlerdir. Bu dönüşüm sırasında resimlerin fotografik-kaydedici karakteri de, mimarinin medyayla ilişkili ve medya tarafından belirlenmiş kaydının fark edildiği noktaya kadar korunmaktadır.

Thomas Demand için “gerçek” mekan, iletilebilir bir bilgidir. O, gerçek bir bağlamla ilişkili olarak fotoğraf çekmiyor, çekilmiş ve yayınlanmış fotoğrafları “örnek” olarak kullanıyor. Bu fotoğraflar onun için, bulduğu görüntünün yeni bir görsel mekana transformasyonu için birer çıkış noktasıdır. Thomas Demand’ın fotoğrafları, yayınlanmış, yani herkesin ulaşabileceği örneklere bakarak yeniden kurduğu mekan fotoğraflarıdır. Bu zanaatkârlık süreci, onun fotoğraf sanatına karşı sahip olduğu pozisyonu tanımlıyor. Fotoğraf üretimin istenildiği kadar çoğaltılabilirlik özelliğinin karşısında, iletilmiş fotografik bilginin gerçek ve medyatik gerçekliğin dışında da resme dönüştürülebilirliğini sınıyor.

Susanne Brügger çalışmaya önce çok geleneksel bir şekilde başlıyor ve bir kentin kuş bakışı görüntülerini fotoğraflıyor. Onun için de merkezde yer alan soru – Thomas Demand’da olduğu gibi – boyut ve fotografik ölçü sorusudur. Brügger, ilk bakışta bilimsel bir yöntem uyguluyormuş izlenimi veren, yukardan alınmış bir görüntüyü parçalara ayırma biçimiyle, izleyiciyi bu tür değerlendirme ve okuma sistemlerini deneyimlemeye yönlendiriyor. Sanatsal uygulamaları bizi (dünyayı kavrama şeklimizi belirleyen) bilimsel yöntemleri sorgulamaya götürürken, aynı zamanda kullandığı resimleme yöntemi olan fotoğrafçılığı da bir kavrama aracı olarak alaya alıyor.

Bir fotoğraf esas olarak fotoğrafın yaratıcısının, kullandığı teknik aracın sunduğu olanaklarla olan ilişkisini gösterir. Bu tespitin, bu sergide yer alan bütün fotoğraflar için özellikle geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Teknik aracın kullanımı ve bu kullanımın biçimi temelde toplumsal olarak belirlenmiştir.

Bu sergide fotoğraf pratiğinin yalnızca “otantik” karakteri değil, aynı zamanda tam da gelişmekte olan bu konvansiyonları tartışmaya açılıyor.

Etiketler

Bir cevap yazın