Uygur Architects tarafından tasarlanan T.C. Şişli Kaymakamlığı Hizmet Binası, İstanbul'da yer alıyor.
Mimarlığın asıl sınavının boş bir arazi değil, kültürün ve kentsel dokunun içine incelikle yerleşebilmek olduğu kabulüyle ele alınan Şişli Kaymakamlığı Hizmet Binası, Cumhuriyet Mahallesi’nde, Halaskargazi Caddesi ile İzzetpaşa Sokağı’nın kesiştiği 1002 ada 70 parselde, tam da böyle bir kentsel eşikte yer alır.
Parselde daha önce, Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından Münevver Belen’in imzasını taşıyan eski Şişli Maliye Şube binası yer almaktaydı. Beş katlı bu kamu yapısı, İstanbul’un sismik gerçekliği karşısında zamanla taşıyıcı dayanımını yitirmiş, yürürlükteki yönetmelikleri karşılayamayarak kentsel bir güvenlik sorununa dönüşmüştü. Tahliye edilip atıl kalan yapının yıkılması ve yerine Kaymakamlık Binası’nın yapılması, İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Birimi (İPKB) tarafından karara bağlanmıştır. Bu karar, kente karşı taşınan yapısal sorumluluğun kaçınılmaz sonucudur. Zorunlu dönüşüm, salt bir inşaat faaliyeti olarak değil; kentsel hafızayı, komşuluk hukukunu ve mevcut dokunun aurasını onaran bir “infill”, bir kentsel dolgu, stratejisi olarak ele alınmıştır.
Tasarım sürecinde, proje arsasının hemen bitişiğinde, İzzetpaşa Sokağı üzerindeki 69 numaralı parselde yer alan tescilli eski eser, tüm tasarım kararlarının ağırlık merkezini oluşturmuştur. Mimari tasarım prensibi, imar durumunun dayattığı “bitişik nizam” kuralını, tarihi yapıyı ezen bir yapılaşma hakkı olarak değil, geçmişle kurulacak ölçülü bir sınır ilişkisi olarak okur. İstanbul II Numaralı Kültür Varlıkları Bölge Kurulu, komşu parselde bulunan tescilli yapı sebebiyle bu süreçte zorunlu bir onay mercii olmanın ötesinde, kentsel bütünlüğün paydaşı olmuştur. Kurulla yürütülen istişareler sonucunda kütle; tescilli yapıyı baskılamayan, aksine yanında onunla bir dokuyu tamalayabilen nihai biçimine ulaşmıştır.
Yeni yapı, Halaskargazi Caddesi’nin yoğun yapılaşma düzeni ile İzzetpaşa Sokağı’ndaki tescilli yapının ölçüsü arasında bir arabulucudur. Program yekpare bir blok olarak çözülmemiş; kütle, farklı kotlarda alçalan üç parçaya ayrılmıştır. Bu parçalanma, İstanbul’un geleneksel sokaklarındaki dar ve düşey bitişik nizam cephelerin ritmine bir göndermedir. Yapı, ±0.00 kotunda caddeden sivil bir giriş kurar; İzzetpaşa Sokağı’nda ise +2.70 kotunda tarihi eserle sakince buluşur. Kat alanları üst katlara doğru bilinçli bir biçimde azalır, (alt katlarda 340 m²’den altıncı katta 285 m²’ye) ve kütle böylece tarihi yapıdan belirgin bir biçimde geri çekilir. Altıncı kattaki teras, tescilli yapının saçak kotunu yakalar; komşu cephede tarihi yapının yüksekliğini hiçbir noktada aşmaz.
Kütlenin parçalanması ve mevcut dokuyla kaynaşması, karşılığını cephe tektoniğinde bulur. Alışılmış bir kaplama mantığı ve sıradanlaşmış cam cephe reddedilerek, İstanbul’un tarihi yapı stoğunda kentsel dokuyu tanımlayan ekvator kesimli Marmara mermeri projenin ana malzemesi olarak seçilmiş, sistem detayı da bu mermerin yeniden yorumlanmasıyla kurgulanmıştır. Bu tercih estetik bir refleks olmanın ötesinde; doğal ve köklü bir malzemeyle yapının kalıcılığını güvenceye alan bir karardır. Mermer, cephede tekdüze bir yüzey olarak kullanılmaz, farklı kurgu ve detaylarla yapının tektoniğini biçimlendirir. Kimi yerde özel mekanik montaj detaylarıyla askıya alınan masif bloklar, kimi yerde dolu-boş dizilimiyle nefes alan, derinlikli bir ritim oluşturur. Bu ağırbaşlı kullanım, yapının güneşle kurduğu gölgeyi derinleştirir; sokak silüetine ölçülü bir katkı sunar.
Malzemenin hafızası cephede kalmaz, yapının içine taşınır. İç mekânın paleti de aynı süreklilik kaygısıyla kurulur. El yapımı seramikler, geçmiş bir dönemin yapılarındaki zanaat ve el emeği duygusunu bugüne getirir. Cephenin marmara mermeri zemine inerek dışarıyla içeriyi ortak bir malzeme diliyle bağlar; zemin ve tavandaki meşe, taşın sertliğini kendi sıcaklığıyla dengeler. Girişin asma tavanındaki bakır ise iç mekâna tek ve ölçülü bir vurgu katar.
Tasarımın kâğıt üzerindeki değeri, ancak inşa edilebilirliğin sınırında sınandığında mimarlığa dönüşür. Askıya alınmış mermer bloklardan kurulu cephe sistemi, teorik mühendislik raporlarıyla yetinilerek bırakılmamıştır. Yapısal güvenliğin kanıtlanması için 1/1 ölçekli mock-up’lar üretilmiş ve laboratuvar ortamında birebir sismik testlere tabi tutulmuştur. Ofisin tutumu da buradan okunur: mimari bir fikir, ancak inşa edilebildiği kadar gerçektir.
