Sepil Holding Ofisi

Sepil Holding Ofisi

Ofisvesaire tarafından tasarlanan Sepil Holding Ofisi, İzmir'de yer alıyor.

Eski Urla Sabun Fabrikası, endüstriyel üretim, yeniden işlevlendirme ve çağdaş çalışma kültürünün üst üste eklenen katmanlarını taşıyan bir yapı olarak öne çıkmaktadır. Urla’nın İskele Mahallesi’nde yer alan yapı kompleksi, 1950’lerden 1970’lere uzanan süreçte gerçekleştirilen çeşitli eklemelerle bugünkü L biçimli plan kurgusuna ulaşmıştır. Taş yığma duvarları, ahşap çatı strüktürü ve avlu etrafında şekillenen yerleşim düzeni, yapının bölgenin sabun üretimindeki geçmişine işaret etmektedir. Üretimin sona ermesinin ardından uzun süre kullanılmayan yapı, zaman içinde yerel endüstri mirasının önemli örneklerinden biri olarak değerlendirilmiştir.

2017 yılında başlatılan kapsamlı koruma ve yeniden işlevlendirme süreci, yapının yeni bir kullanım katmanına kavuşmasını sağlamıştır. Umart Mimarlık ve ONZ Mimarlık tarafından gerçekleştirilen restorasyon sürecinin ardından, yeniden işlevlendirme yaklaşımı ve mimari program da yine ONZ Mimarlık tarafından geliştirilmiştir. Eski fabrika, bu süreçte Vitus Commodities’in araştırma ve bilgi üretimine odaklanan çalışma ortamı Algorithm Factory’ye dönüştürülmüştür. Yapının özgün mekânsal organizasyonu ve malzeme karakteri korunurken, tarihsel katmanların okunabilirliğini sürdüren çağdaş müdahaleler eklenmiştir.

Bugün yapı, dönüşüm sürecinin yeni aşamasını temsil eden Sepil Holding’e ev sahipliği yapmaktadır. Yeni iç mekân tasarımı, önceki müdahaleleri ortadan kaldırmak yerine onların üzerine eklemlenerek yapıya yeni bir kurumsal ve kültürel katman kazandırmıştır. Böylece hem endüstriyel geçmişle hem de önceki yeniden işlevlendirme süreciyle süreklilik kurulmuştur. Yeniden işlevlendirme, projenin temel tasarım yaklaşımı olarak ele alınmış; yeni çalışma biçimlerinin, sanatın ve sosyal etkileşimin mevcut mimari doku içinde bir arada var olmasına olanak tanınmıştır. Bu yaklaşım, yapının farklı ölçeklerdeki mevcut unsurlarının yeniden yorumlanması ve yeni kullanımlarla ilişkilendirilmesi üzerinden geliştirilmiştir.
Bu ilişkinin ilk karşılığı giriş mekânında görülmektedir. Mehmet Sepil’in özel sanat koleksiyonuna ait eserlerin bir bölümü, doğrudan yapının endüstriyel geçmişine referans vermektedir. 20 × 20 cm’lik modüler bir birimden türetilen sistem, zaman içinde dolaşımı düzenleyen mimari bir elemana dönüşmüş ve yapının kuzey-güney aksı boyunca ilerleyerek sergileme yüzeyleri oluşturmuştur. Metafor olarak en küçük küp, bilgi ile özdeşleşmiştir; geçmişte fiziksel işgücüne ev sahipliği yapan mekân, bugün farklı bir düzlemde gerçekleştirilen üretimin temsiline dönüşmüştür. Bu katta renk de bu yaklaşımın bir karşılığı olarak kendini göstermiş; parlak fikirleri temsil eden turuncu küpler, aralarda kullanıcıları karşılamıştır. Bu geometrik akışa eşlik eden paslanmaz çelik ise, yapının endüstriyel malzeme repertuvarına çağdaş bir karşılık getirmektedir.
Üst katta açık ofis kurgusu, birbirini tamamlayan iki farklı mekânsal karakter üzerinden yeniden ele alınmıştır. Cephelerden biri boyunca daha tanımlı bir operasyonel yerleşim oluşturulurken, denize yönelen cephede organik biçimde düzenlenen çalışma istasyonları, mevcut yapının doğrusal geometrisine karşılık daha esnek bir çalışma ortamı oluşturmuştur. Esnek oturma alanları, yönetici ofisleri ve bireysel çalışma kabinleri, yapının korunmuş kabuğu içine dikkatle yerleştirilerek çağdaş çalışma gereksinimleri ile tarihsel yapının okunabilirliği arasında süreklilik kurulmuştur.

Proje genelinde mevcut mimari elemanlar, yalnızca korunması gereken sabit unsurlar olarak değil, mekânsal deneyimin etkin bileşenleri olarak değerlendirilmiştir. Alanda müdahaleden de önce var olan heykel formundaki mekanik saat, çevresindeki mekânsal organizasyonu sürdürürken bir fikir geliştirme yüzeyine dönüştürülmüştür. Yeni mekânsal hiyerarşiler oluşturmak yerine, yapının mevcut özellikleri yeni kullanım biçimlerinin oluşmasına yön vermiştir.

L biçimli planın karşı kanadında yer alan mevcut merdiven, projenin temel sosyal mekânına dönüştürülmüştür. Tarihsel yapı kabuğuna müdahale edilmeden yerleştirilen amfi oturma düzeni, sosyal bar ve bumerang biçimli ada, karşılaşmaları ve ortak çalışmayı destekleyen hibrit bir ortam oluşturmuştur. Süreklilik gösteren korten çelik yüzey, bu elemanları birbirine bağlarken mevcut pencere açıklığını da çerçevelemiştir. Böylece katlar arasındaki görsel ilişki güçlendirilmiş ve özgün duvarın algılanan kütlesi hafifletilmiştir.

Proje boyunca modüler sistemler, malzeme hafızası ve yeniden işlevlendirme yaklaşımı üzerinden bütünlüklü bir mimari dil oluşturulmuştur. Korten çelik, paslanmaz çelik, beton sıva ve mıcır, mevcut yapının endüstriyel karakterini taklit etmeden onunla ilişki kuran çağdaş bir malzeme paleti oluşturmuştur. Eski ile yeniyi karşı karşıya getirmek yerine, farklı dönemlere ait müdahalelerin aynı mimari anlatı içinde birlikte okunabilmesine olanak tanınmıştır.

Urla Sabun Fabrikası’nın dönüşümü, endüstriyel mirasın dikkatle kurgulanmış müdahaleler aracılığıyla güncel yaşamın bir parçası olarak varlığını sürdürebileceğini ortaya koymuştur. Üretim mekânından araştırma, çalışma ve kültürel üretim ortamlarına evrilen yapı, değişim yerine süreklilik fikrini benimsemiştir. Yapı, yalnızca geçmişi temsil eden statik bir anıt olarak korunmak yerine, zaman içinde yeni kullanım ve anlam katmanlarının eklenmesine olanak tanımıştır. Böylece mimari, koruma ile dönüşüm arasındaki diyaloğu sürdürürken kendi evrimini de devam ettirmiştir.

Etiketler

Bir yanıt yazın