MELT Space

MELT Space

Melt Studio tarafından tasarlanan MELT Space, Ankara'da yer alıyor.

MELT Space, yüksek tavanlı, yıllarca farklı amaçlarla kullanılmış bir zemin kat mekanını; yeri geldiğinde tasarım odaklı etkinlikler için kamusal bir alana da dönüşebilecek bir tasarım stüdyosu haline getiriyor.

Tasarım, as found bir bakış açısını temel alıyor. Projeye dair ilk tepki, mevcut yapıda son derece muğlak bir ifadeye sahip bir kolon-kiriş ilişkisinin keşfedilmesiyle başladı. Ana hacmin alışılmadık bir noktasında, yalnızca kirişlerle temas eden ve yakın çevresinden kopuk duran, buna rağmen mekân içinde kendine özgü bir çekim alanı yaratmış olan tekil bir kolon dikkat çekiyordu. Beş kirişin farklı noktalardan bir araya geldiği tuhaf bir strüktürel düğüme bağlı, hatta onu ayakta tutan, bu kolona “Yabancılaşmış kolon (The Estranged)” adını verdik. Her şeyin bu kadar merkezinde ama çevresi kapatılarak mekansal olarak yalnızlaştırılmış.

Bu merkezi kolonun yönlendirdiği kolon-kiriş ilişkisi, mekândaki akışları ve ayrımları organize eden; mimari programın yerleşimini belirlerken hareketi de kolonun tekil kütlesi etrafında yönlendiren temel unsur olarak projenin tüm sürecinin merkezine oturdu.

İlk olarak, bu kolon-kiriş sistemini örten tüm kaplamalar sökülerek yapı elemanları bilinçli biçimde açığa çıkarıldı ve kendilerine özgü değişken yüzey dokuları korundu.

Yüksek tavana ve hibrit programa yanıt olarak bi ara kat tanımlandı. Üretilen bu metal asma kat, üst kotta daha özel bir çalışma alanı tanımlarken, altında kalan bölüm daha esnek ve sosyal bir mekân olarak kurgulandı. Bu alt bölgede, buhar kesici yalıtım örtüsü kullanılarak üretilen, dairesel harekete sahip metalik bir perde tanımlandı.Dairesel hareket eden perde, tüm mekanda baskın olarak görülen gridal (ızgara) kurguyu kırarak, geçici ve kontrol edilebilen bir özel alan tanımlayarak esnekliği güçlendirme fikri ile üretildi.

“Yabancılaşmış” kolonun çevresine tutunan, beton zeminle buluşarak kotlar üstü bir devamlılık sağlayan beton bir merdiven tanımlandı. Beton zeminin akışkanlığı bu merdivenin beton bir sahanlığa, sahanlığın bir çalışma tezgahına dönüşmesiyle devam ettirildi. Böylece, mekânsal elemanlar ve mobilya arasındaki sınırı sorgulayan bir mekansal söylem tanımlandı. Asma kata tutunan metal merdivenin, zeminden yavaş yavaş yükselen beton yüzeye direk temas etmeden, beton basamakların üzerinde mekânsal bir mobilya gibi adeta uçarak, asma katın alt kattaki kamusal alanı üstteki özel asma kata bağlayan kavramsal bir şerit gibi davranması hedeflendi.

Tüm tasarım boyunca, mimari elemanlar ile mobilya arasındaki sınır sorgulamaya açılarak, bilinçli olarak bulanıklaştırıldı:
• zeminin yükselerek merdivene, sahanlığın ise çalışma tezgâhına dönüşmesiyle (zemin ile mobilya arasındaki sınır)
• bir duvarın bütünüyle endüstriyel bir raf sistemi olarak tasarlanmasıyla (duvar ile mobilya arasındaki geçişken sınır)
• genellikle ıslak hacimlerle ilişkilendirilen 10×10 karolar gibi malzemelerin tüm mekâna, hatta mobilyalara yayılmasıyla (program, malzeme ve mobilya arasındaki geçişken sınır)
• inşaat, tesisat ve mekanik sistemlere ait malzemelerin mobilya üretiminde bileşen olarak kullanılmasıyla (disiplinlerin araçları arasındaki sınır)

Bu tavrın devamı olarak, mekândaki mobilyaların, masaların, aydınlatma elemanlarının ve rafların büyük bölümü MELT Studio tarafından mekana özel olarak tasarlandı; bu elemanlar ya inşaattan arta kalan malzemeler yeniden kullanılarak ya da bu malzemelerin dili sürdürülerek üretildi.

İç mekânın ham karakteri bilinçli olarak korundu: beton yüzeyler yalın haline kavuşturuldu; kaplamaları sökülen tavan, kalıp dokularını görünür kılacak şekilde yalnızca beyaza boyandı; endüstriyel malzemeler oldukları haliyle kullanıldı; buhar kesici gibi yalıtım malzemeleri bile perdeye dönüşerek bir mekansal elemana dönüştürüldü.

Mekâna özel olarak tasarlanan galvaniz çelik programatik duvar, açılı modüler raflar ve masa birimlerinden oluşuyor. Çalışma alanı, sergileme ve depolamayı tek bir sistem içinde bir araya getirerek stüdyonun çalışma ve temsil düzenini organize eden değişken yüzeyi olarak tanımlandı.

Mekân, açık ve esnek bir plan olarak tasarlandı; içindeki ayrımlar yalnızca kot farklılıkları, hareketli yüzeyler ve geçici bölücüler aracılığıyla tanımlandı.

Stüdyoya bitişik, dışarıdan doğrudan erişilebilen kübik ek hacim; hem toplantı odası hem de nötr bir white cube olarak sürekli olarak dönüşüme hazır bir şekilde kurgulandı. Özel olarak üretilen 3 metre yüksekliğindeki polikarbonat kapı, çalışma alanı, sergileme ve sokak arasındaki sınırı yumuşatmak ama görünürlüğü tam olarak kesmemek niyetiyle yapıldı. Yine özel olarak tasarlanan, kare karolarla kaplı hareketli masa ise mekânın değişen kullanımlarına uyum sağlayan; kolaylıkla yeniden konumlandırılabilir ve gerektiğinde dışarı taşınıp katlanarak bir sergileme paneline dönüşebilecek şekilde tasarlandı.

Tasarımın bütününe yayılan bir kurucu gridal (ızgara) dil hakim: ıslak hacimlerdeki karo düzenleri, asma katın oranları ve ana masa birbirleriyle aynı geometrik dili paylaşarak üretildi. Bu grid peyzaja da taşındı; çakıl yüzeyler, bitkilendirilmiş alanlar ve geniş basamaklar aynı sistemi takip ederek hem mekânsal kurguyu hem de görsel ritmi güçlendirmesi hedeflendi.

İç mekanda tavan yüksekliğine bir jest olarak özel üretilen 310cm kapılar gibi, cephede de büyük açılır pencereler kurgulandı. Cephe kurgusu mekânın yüksekliğiyle uyum kurarken içerideki hareketliliği de çerçeveleyen, böylece projenin açıklık ve görünürlük kurgusunu destekleyen dili sokağa kadar taşımayı hedefledi.

Etiketler

Bir yanıt yazın