Efe Kurtoğlu, Fulin Kapıcı, Ayşem Efsane Koyuncu ve İbrahim Ekimci'nin "Balıkesir Cumhuriyet Meydanı Sosyal Merkezi Mimari Proje Yarışması" için tasarladığı proje, 3. mansiyon ödülü kazandı.
Balıkesir Cumhuriyet Meydanı, tren garı, toplu taşıma merkezi, Merkezi İş Alanı, mevcut kültür yapıları ve orduevleri arasında kalan; farklı ölçeklerdeki kentsel sistemlerin temas ettiği kritik bir eşiktir. Proje, bu parçalı ilişkileri yeni ve kapalı bir merkez oluşturarak değil, aralarındaki sürekliliği güçlendiren üretken bir kentsel arakesit kurarak ele alır. Meydan böylece yalnızca tanımlı bir açık alan değil, kentsel bellek ile gündelik yaşamın karşılaştığı ortak bir altyapıya dönüşür. Vaziyet kararlarının temelini, alanı çevreleyen odaklardan beslenen iki ana omurga oluşturur. Kuzey-güney doğrultusundaki kültür omurgası, gar yönünden başlayarak atölye, kent lokantası, açık sergi alanları, kütüphane ve sergi yapılarını birbirine bağlar. Doğu-batı doğrultusundaki kamusal sokak ise Merkezi İş Alanı’ndan gelen kullanıcıları ticari ve sosyal programlar aracılığıyla projeye dahil eder. Bu iki omurga, kesiştikleri noktada tek bir meydan üretmek yerine farklı yoğunluklarda çalışan avlular, geçişler, amfiler ve kamusal odalar meydana getirir. Böylece kullanıcı, tanımlı bir başlangıç ve bitiş arasında değil, farklı karşılaşma olasılıkları sunan çok yönlü bir kamusal ağ içinde hareket eder.
Kütleler, aksları kesmeden onların çevresine yerleşir. Batıda konumlanan kültür yapıları, batı güneşine daha kapalı ve ağır yüzleriyle sırtını döner; corten cephe, bu iklimsel tavrı görünür kılan koruyucu bir kabuk oluşturur. Malzemenin zamana bağlı dönüşen yüzeyi, kültür yapılarının kamusal ağırlığını ve belleğe eklemlenen karakterini güçlendirirken, karşısındaki eski orduevi yapısıyla bellek yapılarına saygı gösteren ölçülü bir karşıtlık kurar. Yeni ile eski arasındaki bu gerilim, güçlü ve tanımlayıcı bir kentsel kenara dönüşür. Doğuda ise ticari birimler, saçaklar ve geçirgen cepheler daha hafif bir mekânsal karakter üretir ve MİA’nın gündelik ritmiyle bütünleşir. Güneyde gar yönünden gelen yaklaşım güçlü bir giriş saçağıyla karşılanırken, kuzeyde mevcut kültür yapılarıyla görsel ve işlevsel süreklilik kurulur.
Program, tekil yapıların toplamı olarak değil, birbirini besleyen bir kamusal kullanım dizisi olarak ele alınmıştır. Atölye, kütüphane ve sergi işlevleri üretimden paylaşıma uzanan kültürel bir süreklilik oluştururken; kent lokantası, kafe, market ve kiralanabilir birimler gün boyu kullanımı destekler. Bölünebilir salonlar ve bağımsız çalışabilen birimler, yapının günlük kullanım ile özel etkinlikler arasında esnek biçimde dönüşmesine olanak verir. Farklı programların ortak dolaşım alanlarına açılması, beklenmedik karşılaşmaları ve kullanıcı grupları arasındaki etkileşimi artırır. Kamusal yaşam yalnızca zemin kotunda tanımlanmaz. Zeminin kontrollü biçimde yarılmasıyla oluşturulan ikinci yaşam kotu; galeriler, merdivenler, amfiler ve düşey boşluklarla meydanla sürekli ilişki kurar. Böylece alt kotlar ikincil alanlar olmaktan çıkar, gün ışığı alan ve farklı programların kesiştiği aktif sosyal katmanlara dönüşür. Üç katlı otopark, teknik hacimler ve servis güzergâhları daha alt seviyelerde çözülerek yaya sürekliliği araç hareketinden ayrıştırılır; servis ve otopark girişleri alanın çeperlerine alınır.
Mimari dil, parçalı kütle düzeni, kontrollü yükseklikler ve geçirgen eşikler üzerinden gelişir. Cam yüzeyler ve saçaklar iç-dış ilişkisini güçlendirirken, kütleler arasındaki boşluklar etkinlik, bekleme, izleme ve gündelik kullanım için farklı ölçeklerde kamusal mekânlar üretir. Sonuçta öneri, yeni yapılar üretmekten çok yeni kamusal ilişkiler kurar; Cumhuriyet Meydanı’nı geçilen bir boşluktan, kentin farklı parçalarının birbirini dönüştürdüğü yaşayan bir arakesite dönüştürür. Bu kurgu, tören, sergi, gündelik buluşma, çalışma ve yeme içme gibi farklı senaryoları aynı sistem
içinde karşılar. Günün değişen yoğunluklarına uyum sağlayan yapı, gar hareketini, kültürel üretimi ve ticari yaşamı ortak bir kamusal zeminde buluşturarak odak alanın çevresindeki dönüşümü açık ve esnek biçimde destekler.
Arazide 1000 araç kapasiteli, 3 katlı kapalı otopark çözümünün büyük bir yer altı lekesi oluşturmasına rağmen, zemin kat ve birinci bodrum kat düzlemlerinde peyzaj sürekliliği korunmuştur. Bu katlarda döşeme, boşluk ve toprak derinlikleri ağaç ve bitki dikimine olanak verecek biçimde tanımlanmış, böylece iki katta da sert ve yumuşak zeminlerin birlikte çalıştığı kamusal alanlar oluşturulmuştur. Yapı yerleşimi, çekme mesafelerine yaslanmayan serbest bir yapı iziyle kurgulanmış; alan çeperlerinde derin kök gelişimine uygun toprak hacimleri bırakılarak büyük ölçekli ağaçların yoğun kullanılabileceği bir peyzaj sürekliliği sağlanmıştır. Bu yaklaşım, alanın ekolojik potansiyelini korurken gölgeleme, mikroiklim ve biyolojik çeşitliliği destekleyen bir kamusal açık alan sistemi oluşturur. Peyzaj kararları, kültürel program ile ticari kullanım arasında geçirgen bir eşik oluşturacak şekilde geliştirilmiştir. Kültür aksının yavaş ve karşılaşmaya açık karakteri; bitkisel düzenlemeler, oturma elemanları, gölgelikler ve kot ilişkileri aracılığıyla ticari aksın hareketliliğiyle bütünleşir. Balıkesir’in üretim belleğinde önemli yer tutan zeytin ağacı ana bitkisel karakter olarak önerilmiş, sergi salonu karşısındaki zeytinlik açık hava sergileri ve geçici etkinlikler için aktif bir sergi peyzajı olarak kurgulanmıştır. Böylece peyzaj, müze ile kültür yapıları arasında görsel ve işlevsel bir bağ kurar.
Betonarme üstü bitkilendirme alanlarında minimum 1.00–1.20 m toprak derinliği öngörülmüş; kuraklığa dayanıklı ve düşük bakım gerektiren türler tercih edilmiştir. Kullanıcının göz hizasında algıladığı düşük kotlu yapılarda yeşil çatılarla peyzaj sürekliliği üçüncü boyuta taşınırken, daha yüksek kültür yapılarında bakım gereksinimi düşük çakıl çatılar tercih edilmiştir. Geçirgen yüzeyler, bitkisel doku ve su öğeleri birlikte çalışarak ısı adası etkisini azaltmakta, yağmur suyunun kontrollü yönetimini desteklemekte ve yansıtma havuzlarının buharlaşma etkisiyle iki kotta da yaz aylarında kamusal mikroiklimi iyileştirerek kullanıcı konforunu artırmaktadır.
