Mimarlıkta Bir Tasarım Elemanı Olarak Işık

Türkiye’de 1960 ve sonrası... Işık artık cepheleri uçuruyor, kimi zaman birbirine benzettiği yapıları istediği gibi çerçeveye alıyor; gizli LED ışıklarının şerit dünyasında giydirilmiş görkemli yapıları aydınlatıyor.

Philips ampul üretim atölyesi, Eindhoven, yaklaşık 1910–1920Kaynak: Strijp-S, “History”

Hatta kimi zaman aydınlatmayla da kalmıyor; renk değiştiriyor, belirli aralıklarla yanıp sönüp, uzayıp kısalıp bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Kimi zaman da yılın belirli ve özel günlerinde takımların renklerine ya da belirli markaların reklam panosuna dönüyor. Cephelerde, iç mekân yüzeylerinde gizlemeye alıştığımız bu şeritler; ayarlanabilir teknolojiyle, mekânın farklı deneyimlenebileceği yanılgısıyla hızla yayılır.

Bugün bir yapıyı aydınlatmak; cephesinden peyzajına, dolaşım mekânlarından yan ve ana mekânlarına, hatta en küçük çekmecesine kadar birbirine benzer görünen ama aslında farklı uzmanlıklar gerektiren kararlar almak demek. Bazen matematiksel hesaplar yapmak, bazen mekânın atmosferini kurmak, özel detaylı aydınlatmalar tasarlamak, bazen de ne yazık ki bütün bu süreci kendinden yapışkanlı şeritlere indirgemek…

Işıkla deneysel başlangıçlar yapan Humphry Davy, akkor ampulü geliştiren Joseph Swan ve Thomas Edison ve Eindhoven’daki Philips’in ilk ampul üreten işçileri, bugün yeni teknolojik ampullerin kocaman, tonlarca ağırlığındaki cepheleri az enerjiyle bile uçurabildiğini görseler şaşıracaklarından eminim.

Silahtarağa Elektrik Santrali Haliç, 1910’lar / Santralistanbul Enerji Müzesi Arşivi, İstanbul Bilgi Üniversitesi

Ancak mekân için yapılmış gerçek bir tasarım elemanı olarak ele alınan aydınlatma, bugünlerde birçok proje için unutulmuş ya da maliyetler nedeniyle hep bütçelerin en sonunda mı yer alıyor? Uzak olduğu iddia edilen sanayi üretim ülkelerinin katalog kopya ürünlerinin ucuzluğu karşısında, işverenin aklına aydınlatma tasarlatmanın gelmemesi alışılan bir senaryo. Ürün tasarlamanın her ölçekteki proje için gerçekçi olmadığını, bazı noktaları baştan keşfetmenin gereksizliğinin bilinciyle, tasarım ve üretim emeğine saygılı katalog ürünlerinin de mekânla iyi anlaştığı örnekleri görmek mümkün.

Kendi tasarımlarının Karaköy’deki yan sanayi eliyle hızla devşirildiğini gören Tom Dixon, muhtemelen fikrinin izinsiz çoğaltılmasına hayıflanırken, bu maliyete ulaşılan üretim kalitesine de gayriihtiyari bir şaşkınlık yaşardı. Üretimde biriken bilginin; mimar ve aydınlatma tasarımcılarıyla kullanıldığında önüne geçilemeyecek bir alan olduğu açık.

Tabii ki özel ve kimi kamusal yapılarda hâlâ, belki de proje müellifinin zoruyla, mekân için tasarlanan ya da tasarlatılan aydınlatma elemanlarını ve sistemlerini görmek mümkün. Özellikle son yıllarda, tasarımcıların ve mimarların kendilerinin ele aldığı ya da aydınlatma danışmanlarıyla birlikte çalıştığı; mekânın gerçek ihtiyaçlarını anlayan, ışığı yalnızca teknik bir gereklilik değil tasarımın kurucu bileşenlerinden biri olarak ele alan birçok projeden söz edilebilir. Ancak buna karşın, mekânın ruhunu ıskalayan, hızlı ve ezbere ürün tedariğine odaklanan yaklaşımlar da giderek yaygınlaşıyor. Bu yaklaşımlar, farklı işlevlere, ölçeklere ve hikâyelere sahip mekânları birbirine benzeten, ışığı mekânsal bir atmosfer üretmekten çok standart bir katalog çözümüne indirgeyen bir tasarım dilini beraberinde getiriyor…

Dolmabahçe Gazhanesi

Havagazından Elektrikli Asansöre:

Osmanlı’da aydınlatma, bir altyapı sisteminden çok ritüel, güvenlik, temsil ve zanaat meselesiydi. 19. yüzyıla gelindiğinde, Tanzimat’la birlikte modern belediyecilik, sokak düzeni, tiyatro, eğlence, vitrin ve kamusal alan fikri güçlendikçe ışık da kentin modernleşme araçlarından biri hâline geldi. Dolmabahçe Gazhanesi’yle başlayan havagazı dönemi; Kuzguncuk, Yedikule ve Hasanpaşa gazhaneleriyle devam etti. Havagazı tesislerinin kurulduğu semtler, İstanbul’un geceleri ışık saçan noktaları hâline geldi. Önce Dolmabahçe Sarayı’nı aydınlatan havagazı, ardından Beyoğlu-Pera hattına uzandı; buradaki tiyatroların sahne ışıklarına, otellerin romantik avizelerine ve yüzyıl sonunun elektrikli asansörlerine dönüştü. 1914’te Silahtarağa Elektrik Santrali’nin devreye girmesiyle İstanbul’da ışık artık gazhanelerden çıkarak kent ölçeğinde üretilen elektrik altyapısına bağlanır ve devamı gelir.

1969, SALT Araştırma Arşivi – Tabanlıoğlu Aile Arşivi, İstanbul Kültür Sarayı aydınlatma tasarımı: Johannes Dinnebier

Cumhuriyet’le birlikte ışık, aydınlanma gereksinimiyle beraber bir sembol olur. Her aydınlatılan, elektriğin gittiği köy, kasaba, okul, istasyon, meydan Cumhuriyet’in yeni yüzünü gösterir. Işık; başta kentlinin olmak üzere zamanla tüm yurdun gündelik ve kamusal yapısının bir parçası hâline gelir. Kentlerde üretimi, ulaşımı ve güvenliği sağlayan bir altyapıya dönüşürken, aynı zamanda artık mimarlığın cephelerinde, fuayelerinde, salonlarında, temsil mekânlarında, parklarında ve istasyonlarında ayrı bir eleman olarak ele alınmaya başlar.

1960’lara gelindiğinde ise ışık; yalnızca tesisat değil; hesaplanan, projelendirilen, mekâna göre tasarlanan ayrı bir uzmanlık alanı olarak görünür. Mimar Hayati Tabanlıoğlu’nun 1960 tarihli I. İstanbul Kültür Sarayı projesine (bugünkü Atatürk Kültür Merkezi – AKM) bakıldığında, mimarlığın ve aydınlatma tasarımının belki de ilk defa ayrılarak ama uyum içinde mekânlar yarattığını görebiliriz. (Hülya Kılıç Sirel, 2016)

Bugün bile hâlâ görülebilen Hayati Tabanlıoğlu’nun çelik spiral merdiveni, merkezindeki Johannes Dinnebier aydınlatma tasarımından ayrı düşünülemez. Gün ışığında merdivenin strüktürünün düşeyliğini destekleyen tasarım, geceleri ışığın bir elemana dönüşmesiyle merdiveni, ana salonda az sonra başlayacak temsile hazırlar.

1969, SALT Araştırma Arşivi – Tabanlıoğlu Aile Arşivi, İstanbul Kültür Sarayı aydınlatma tasarımı: Johannes Dinnebier

Johannes Dinnebier:

1969 İstanbul Kültür Sarayı ve 1978 AKM’nin arşiv belgelerinde ve fotoğraflarında; Johannes Dinnebier’in ana giriş holü için tavan aydınlatmaları, yansımalı cam avizeler, sarkıt aydınlatmaları ve uzun zamandır üzerinde oyunlar oynadığı cam fanus kürelerinden oluşan heykelsi aydınlatmaları tasarladığını görebiliyoruz. (SALT Araştırma – Tabanlıoğlu Aile Arşivi)

Tabanlıoğlu’nun ve Johannes Dinnebier’in tanışması, 1960’larda Viyana’daki bir asansörde gerçekleşir. Johannes Dinnebier, Tabanlıoğlu’nu düşünceli görünce derdini sorar; Tabanlıoğlu ise kendisinin bir opera binası yaptığını, ancak aydınlatma olayını düşündüğü için düşünceli olduğunu söyler. Buradan doğan birliktelik, bugün hâlâ Tabanlıoğlu Mimarlık ofisiyle yapılan çeşitli projelere uzanır. Asansördeki bu karşılaşma; bugün Türkiye modern mimarlık örneklerinin başında gelen I. İstanbul Kültür Sarayı ve Atatürk Kültür Merkezi’nin birbirinden etkileyici ve yenilikçi mekânlarının oluşmasını sağlar.

Tasarım eğitimi almamış Dinnebier, İkinci Dünya Savaşı sonrası ülkenin yeniden kurulma sürecinde aydınlatma alanında çalışmaya başlar; fikirlerini, askeri amaçlarla üretilen çelik ve alüminyumu sivil kullanıma yönelik aksesuarlara uyarlayarak geliştirir. Ardından aydınlatma elemanları deneyleriyle mimarların ilgisini çeker ve özel mekânlar için tasarımlar yapmaya başlar. Solingen Şehir Tiyatrosu, Bonn Tiyatrosu, Dortmund Operası (1966), Würzburg Tiyatrosu projelerindeki ışığın mekânda ele alınışı ve deneyimleri Tabanlıoğlu’nu etkiler ve kendisini İstanbul’a davet eder.

Tasarımlar; tedarik ve üretim süreçlerinde ihtiyaç duyulan ürünlerin Türkiye’ye ihracında çıkan sorunlar nedeniyle çizimler yenilenir, detaylar farklılaştırılır, üretimler yerli üreticilerle tamamlanır ve I. İstanbul Kültür Sarayı (1969) tamamlanır. Ardından, yangın sonrası yenilenen AKM (1978) projesinde, ilk mekân deneyimlerinden yararlanarak çeşitli yenilikçi değişikliklerle tasarımlara devam eder. Ana salondaki sabit aydınlatmalar, seyircinin programı okurken zorlanmasından dolayı hareketli aydınlatmalara dönerken, buna benzer daha yenilikçi çözümlerle yeni salonla yeniden kurulur.

Dönemin mimarlık ve aydınlatma tasarımını başlı başına bir konu olarak ele almasının önemi ve değerli sonuçları, bugün hâlâ günümüz AKM’sinin içinde izlerini barındırır. Artık ışık, mimarlıkla birlikte ayrı olarak ele alınmaya başlanan; hem teknik hem de tasarım detaylarıyla değerlendirilen bir alan olmaya başlar. (Hülya Kılıç Sirel, “Aydınlatma”, Türkiye Tasarım Kronolojisi, 2016; SALT, “AKM Buluşması / AKM Reunion: Aydın Boysan & Johannes Dinnebier”, 2012)

Dinnebier–Tabanlıoğlu birlikteliği daha sonra yeni projelerle devam eder, hatta yeni kuşaklar ve projelerle günümüze kadar uzanır: Ataköy Holiday Inn, Yeşilköy Havalimanı 1. Terminal Ünitesi ve Beyazıt Devlet Kütüphanesi.

Prof.Dr. Şazi Sirel:

Türkiye’de ışığı teoriye dayalı bir tasarım alanı olarak ele alan Şazi Sirel, aydınlatmanın bilimsel ve teknik altyapısını kurar (1976). Işığın yalnızca seçilen bir armatür ya da elektrik tesisatı olmadığını; hesaplanan, ölçülen, deneylenen ve mekânın işlevine göre tasarlanan bir alan olduğunu anlatmak için akademide müfredata ilk defa aydınlatma dersleri sokar; Tekfen Aydınlatma Enstitüsü’nü, aydınlatma laboratuvarlarını kurar, terimler sözlüğü hazırlar ve Yapı Fiziği Bilim Dalında öğrencilere dersler verir. Döner sermaye aracılığı ile yüksek lisans öğrencileri ile birlikte önemli aydınlatma projeleri hazırlar.

Şazi Sirel, Büyük Ankara Oteli inşaatında sorumlu mimar olarak çalışırken İsviçrelilerin aydınlatma ve akustik projeleriyle çalışma fırsatı bulur; ayrıca Yıldız’da derslikler için özel aygıtlar tasarlayarak yeni bir aydınlatma düzeni getirir. Teknik konuların yanında, özel aydınlatma aygıtı tasarımlarıyla da önemli bir kırılma noktasıdır.

İlerleyen yıllarda Abdurrahman Hancı, Yalçın Çıkınoğlu, İlban Öz, Mukbil Gökdoğan, Orhan Şahinler, Maruf Önal, Haluk Baysal, Nezih Eldem, Ahmet Oral ve Behruz Çinici gibi mimarlarla kurulan bu temas; aydınlatmanın artık yalnızca tesisat çizimlerinde çözülecek bir detay değil, mimari projenin içinde ayrıca düşünülmesi gereken bir alan olarak görülmeye başladığını gösterir. (Müjgan Şerefhanoğlu Sözen, “Şazi Sirel’in Ardından…”, Mimarlık Dergisi, 2023)

Bu temasların tüm proje karşılıkları ayrıca arşiv araştırması gerektirse de Maçka Sanat Galerisi, Topkapı Sarayı Harem Dairesi ve İstanbul Resim ve Heykel Müzesi gibi örnekler, Sirel’in aydınlatmayı mimari projenin içinde ayrı bir tasarım konusu olarak ele aldığını gösterir.

Dikran Usta:

Dikran Usta ise 1960’ların sonunda ihtiyaçlara göre tasarlanan paraboloit ve elipsoit yansıtıcıların Türkiye’de üretilmesiyle; aydınlatmanın yalnızca fikir ya da hesap işi olmadığını; atölyesiyle, malzemesiyle, reflektörüyle ve ustalığıyla da başlı başına bir zanaat meselesi olduğunu öğretir.

Özellikle 1960 sonrasında aydınlatma tasarımını ayrı ele alan tasarımcı ve mimarlar olduğu kadar; yapılarında aydınlatmayı başlı başına dert edinmiş, özel üretimler yaptırmış birçok projeyle karşılaşıyoruz.

Behruz Çinici, Altuğ Çinici, Odtü Mimarlık Fakültesi Genel Atölye Aydınlatmaları, 1960’lar Kaynak: SALT Araştırma Arşivi

Arşiv buluntuları:

Bugüne kadar aydınlatma tasarımını ayrı ele alan tasarımcı ve mimarlar olduğu kadar; yapılarında aydınlatmayı başlı başına dert edinmiş, özel üretimler yaptırılan birçok projeyle karşılaşıyoruz. Sedad Hakkı Eldem, Turgut Cansever, Cengiz Bektaş, Nezih Eldem ve Çiniciler bazı ilk örneklerdendir.

Behruz Çinici:

Behruz Çinici ve Çinici Mimarlık, örneklerinde de gün ışığının yapıda kontrollü gezdirilmesi kadar, yapay aydınlatma elemanlarının da proje içinde ayrıca ele alındığı görülür. Özellikle ODTÜ Mimarlık yapısıyla başlayan bu tasarım, Yerleşkenin diğer yapıları; Antalya Oteli (1972-1978) uygulama projesindeki armatür detayları, kongre salonu şadırvan üstü avizeleri ve fener çizimleri, aydınlatmanın iç mekân ve peyzaj kararlarıyla birlikte tasarlandığını ortaya koyarken; Platin Korkmaz Yiğit Sitesi (1992-1997) için hazırlanan “aydınlatma elemanları” paftaları, çevre düzenlemesi içinde ışığın ayrı bir tasarım konusu olarak düşünüldüğünü gösterir. Bu paftalarda ışık, tesisat projesine bırakılmış teknik bir kalemden çok; yapının diliyle, malzemesiyle, ölçeğiyle ve kullanım biçimiyle birlikte düşünülmüş bir mimari elemana dönüşür.

Nezih Eldem, Anıtkabir Aydınlatma Armatürleri: Çizimler, SALT Research, Anıtkabir Koleksiyonu, Courtesy of Nejat Eldem

Prof. Dr. Nezih Eldem:

Nezih Eldem; mimarlığı yalnızca akademi ya da yapı ölçeğinde değil; iç mekân, detay, donatı, çevre düzenlemesi ve koruma çalışmalarını kapsayacak şekilde ele alır.

Eldem’in 1988 tarihli çizim ve raporları, Türkiye’de aydınlatma tasarımının yalnızca cephelerde ya da iç mekânlarda değil, anıtsal çevre düzenlemelerinde de mimari kararın parçası olarak ele alındığını gösteren güçlü arşiv buluntularından biridir. Anıtkabir çevre düzenlemesi içinde güvenlik yolları ve yürüyüş yolları için ayrı aydınlatma elemanları, yalnızca ışık veren teknik aygıtlar olarak değil; peyzaj içinde plastik bir eleman olarak tasarlanırlar. Raporlarda, aydınlatma elemanlarının formunun Anıtkabir’in mimari dilinden geliştirildiği belirtilir. Bu yaklaşım, ışığın yapıya sonradan eklenen sıradan bir armatür olmadığını; anıtın diliyle, ölçeğiyle ve çevre düzenlemesiyle ilişki kuran özel bir tasarım parçası olarak düşünüldüğünü gösterir. Güvenlik yolu aydınlatma elemanlarında brüt beton gövde, armatür yerleşimi ve ölçülü kesitler birlikte çalışırken; yürüyüş yolları için hazırlanan yüksek direk eskizlerinde de aydınlatma, hem teknik hesapları hem de biçimsel kararlarıyla ayrı bir tasarım konusu olarak ele alınır.

Şevki Pekin:

Pekin’in yapılarında ışığı bir eleman olarak ele almasının yanında, kimi deneysel aydınlatma çalışmaları da olmuştur. 1985 tarihli aydınlatma elemanında ışık, doğrudan görünen bir armatürden çok; ışık kaynağını gizleyen, yüzey, gölge ve yansıma üzerinden çalışan bir tasarım nesnesi gibi ele alınır. Bugünün dış mekân aydınlatmalarında özlediğimiz, aradığımız deneme ve tasarımın erken örneklerinden biridir.

Şevki Pekin, Şevki Pekin’in Tasarladığı Aydınlatma Elemanına Dair Fotoğraflar, SALT Research, Fotoğraflar Koleksiyonu, TSPH008, 1985. Courtesy of Şevki Pekin.

Güncel Dönem: Sanat, Marka, Müze, Restorasyon

Günümüze gelindiğinde aydınlatma tasarımında, formun ve ürünün yanında; ışığın nereye düştüğü, neyi görünür kıldığı, neyi geri çektiği, kullanıcıyı nasıl yönlendirdiği, mekânda kalma süresini nasıl etkilediği, enerji tüketimi, bakım kolaylığı ve kontrol senaryoları ön plana çıkar.

Üretim ve deneme modellerinin gelişmesiyle aydınlatmanın; uzmanlık isteyen veriler ışığında kararlara ihtiyaç duyan bir alana dönüştüğünden söz edebiliriz. Ancak aydınlatma tasarımını birkaç lümen hesabı, doğru Kelvin seçimi ve yüksek CRI değerine indirgemek haksızlık olabilir.

Bunlar yalnızca işin ölçülebilen tarafıdır. Peki, iyi bir aydınlatma tasarımı, bu ölçülebilen değerleri mekânın karakteriyle, yapının kullanım biçimiyle ve kullanıcıda bırakmak istediği etkiyle birlikte düşünebildiği noktada mı anlam kazanır? Bugünün iyi örneklerine bakarken belki de bu soruyu akılda tutmak gerekir.

Güncel örneklerde bu ilişki farklı ölçeklerde karşımıza çıkar. Tabanlıoğlu Mimarlık’ın 2006–2016 İstanbul, Beyazıt Devlet Kütüphanesi renovasyonunda, Studio Dinnebier tekrar karşımıza çıkarken; bu sefer AKM’lerin aksine tarihî yapıda rol çalmamaya çalışır. Kubbeler endirekt ışıkla vurgulanır, okuma alanları ve raf sistemleri yumuşak ışık koveleriyle tanımlanır.

Beyazıt Kütüphanesi, Tabanlıoğlu Mimarlık

Yerebatan Sarnıcı:

2016’da restorasyon sürecine giren ve 2022’de yeniden açılan İstanbul, Yerebatan Sarnıcı’nda ise Atelye70, Insula ve Studio Illumina / Adriano Caputo ekibi, Tepta Aydınlatma’nın ürün ve uygulama desteğiyle ışığı; karanlık, su, sütunlar ve ziyaretçi rotasıyla birlikte kurgular. Sütunları alttan yukarıya aydınlatan eliptik huzmeler, sarnıcın içinde arkeolojik bir deneyim amaçlar.

Yerebatan Sarnıcı, Atelye70, Insula ve Studio Illumina / Adriano Caputo Tepta Aydınlatma

Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi- TEĞET Mimarlık:

Teğet Mimarlık’ın 2023’te tamamlanan Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde ise Ukon Aydınlatma ve Lamp83 iş birliğiyle; değişen sergi kurgularına uyum sağlayabilen, tekil olarak kısılabilen ve ışık açısı ayarlanabilen özel bir müze aydınlatma sistemi geliştirilir.

Borusan Müzik Evi – GAD Mimarlık:

Borusan Müzik Evi projesi, aydınlatmanın yapıyla birlikte düşünüldüğü örneklerden olurken; ışığın sanatla birleşerek mimarinin içinde yeni bir deneyim katmanı kurmasını sağlar. GAD Mimarlık’ın tarihî kabuk içine yerleştirdiği çağdaş strüktür, sanatçılar Leo Villareal ve Christian Partos’un ışık işleriyle birlikte okunur. Işık, burada yapıyı sadece görünür kılmaz; müzik, hareket, ritim ve tarihî cepheyle birlikte yapının gece kimliğini ve iç mekân deneyimini kuran bir sanat elemanına dönüşür.

Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi üzerinde yer alan tarihî bir yapının yeniden işlevlendirilmesiyle oluşan bu mekânda, tarihî kabuğun içine yerleştirilen çağdaş strüktür, ışıkla birlikte okunur hâle gelir. Leo Villareal’in V biçimli kolonları aydınlatan LED tüplerden oluşan “Untitled” işi ve Christian Partos’un giriş katındaki Edison ampullerden oluşan “Elo / Spiderlights” yerleştirmesi, müziğin sesine göre yükselip alçalıyor. Bu yüzden ışık, müzikle doğrudan tepki veren hareketli bir öğeye dönüşüyor.Bugün birçoğumuzun anlamlandıramadığı renk değiştiren şeritlerin, bir sanatçı işiyle nasıl mimarlığa hizmet edebileceğinin en güzel örneklerindendir.

Borusan Müzik Evi, Gad Mimarlık, Sanatçılar Leo Villareal ve Christian Partos

Planlux’un proje metninde, lobideki özel avizenin üst katla giriş kotu arasında düşey bir derinlik kurduğu, kristal parıltılarla mekânın merkezini tanımladığı anlatılır. Bu anlamda The Marmara Taksim; LED ve çağdaş ışık teknolojilerinin yalnızca yüzeyleri çizmek ya da şeritlerle kontur üretmek için değil, doğru tasarlandığında marka, duygu, yönlenme ve mekânsal hafıza kurmak için de kullanılabileceğini gösteren güncel örneklerden biridir.

Konu yeni teknolojiye karşı çıkmak, katalog ürünlerine savaş açmak ya da güncel mimarlık pratiğinde aydınlatma tasarımının dikkate alınmadığını iddia etmek değil. Aksine, bugün Türkiye’de pek çok mimarlık ofisinin aydınlatma danışmanlarıyla birlikte çalıştığını; müze, kamusal yapı, otel, ofis, restoran, restorasyon ve kültür yapılarında nitelikli, hatta ödüllü aydınlatma projeleri üretildiğini biliyoruz. Mimari üretimin mevzuat, elektrik projesi, uygulama ve ihale süreçleri içinde zaten belirli teknik zorunluluklarla ilerlediği de açık. Bu nedenle üzerinde düşündüğümüz, aydınlatmanın teknik bir proje kalemi olarak varlığı değil; ışığın, mekânın karakterini kuran bir tasarım meselesi olarak ne kadar önemle ele alınabildiğidir.

Yazıda seçilen arşiv örnekleri; opera binası, havalimanı, otel, müze, anıtsal çevre düzenlemesi ya da büyük ölçekli kamusal yapılar olması tesadüf değil. Bu projeler, kendi dönemlerinde hem ölçekleri hem de temsil güçleri nedeniyle özel olarak düşünülmüş, öncü ve deneysel işlerdir. Dolayısıyla bu örnekleri bugünün her projesi için doğrudan bir ölçüt olarak değil; aydınlatmanın mimarlık içinde nasıl ayrı bir tasarım bilgisi, zanaat ve uzmanlık alanı olarak ele alınabildiğini gösteren izler olarak okumak gerekir.

Işığın projeye hangi aşamada , nasıl bir mekânsal niyetle dahil edildiği bu noktada belirleyicidir. Lümen, Kelvin, CRI değerleri, enerji hesabı ve teknik çizimler elbette önemlidir; ancak iyi bir aydınlatma tasarımı, bu ölçülebilen verileri mekânın ruhu, kullanım biçimi, malzemesi, ölçeği ve kullanıcıda bırakmak istediği etkiyle birlikte düşünebildiği ölçüde bütüncül bir deneyime dönüşebilir. Bugünün aydınlatma kakofonisine dikkat çekmek de ancak bu düşünülmüş iyi örnekler üzerinden mümkün olabilir.

Metin Kaynak:

  • Müjgan Şerefhanoğlu Sözen, “Şazi Sirel’in Ardından…”, Mimarlık Dergisi, TMMOB Mimarlar Odası, 2023.
  • Hülya Kılıç Sirel, “Aydınlatma”, Türkiye Tasarım Kronolojisi, 3. İstanbul Tasarım Bienali: Biz İnsan Mıyız? Türümüzün Tasarımı, İKSV, 2016. (Hülya Kılıç Sirel, 2016)
  • SALT Online. “AKM Buluşması / AKM Reunion: Aydın Boysan & Johannes Dinnebier.” YouTube videosu, 2012. SALT Galata Oditoryum’da gerçekleştirilen panel kaydı. Konuşmacılar: Aydın Boysan, Johannes Dinnebier; moderatörler: Pelin Derviş, Gökhan Karakuş.

Kaynak İmaj:

  • 1_Philips ampul üretim atölyesi, Eindhoven, yaklaşık 1910–1920Kaynak: Strijp-S, “History”
  • 2_Silahtarağa Elektrik Santrali Haliç, 1910’lar / Santralistanbul Enerji Müzesi Arşivi, İstanbul Bilgi Üniversitesi
  • 3_Dolmabahçe Gazhanesi 1910 Salt Araştırma.
  • 4_1969, SALT Araştırma Arşivi – Tabanlıoğlu Aile Arşivi
    İstanbul Kültür Sarayı Aydınlatma tasarımı: Johannes Dinnebier.
  • 5_1969, SALT Araştırma Arşivi – Tabanlıoğlu Aile Arşivi
    İstanbul Kültür Sarayı Aydınlatma tasarımı: Johannes Dinnebier.
  • 6_1969, SALT Araştırma Arşivi – Tabanlıoğlu Aile Arşivi
    İstanbul Kültür Sarayı Büyük Salon Yan Fuaye aydınlatma tasarımı: Johannes Dinnebier.
  • 7_1969, SALT Araştırma Arşivi – Tabanlıoğlu Aile Arşivi
    İstanbul Kültür Sarayı Büyük Salon Yan Fuaye aydınlatma tasarımı: Johannes Dinnebier.
  • 8_1979,SALT Araştırma Arşivi – Tabanlıoğlu Aile Arşivi
    Atatürk Kültür Merkezi Ana Salon, aydınlatma tasarımı: Johannes Dinnebier, fotoğraf: Reha Günay.
  • 9-11_1979,SALT Araştırma Arşivi – Tabanlıoğlu Aile Arşivi
    Aydınlatma tasarımı: Johannes Dinnebier.
  • 12-13_Yeşilköy Havalimanı 1. Terminal Ünitesi 1983, SALT Araştırma Arşivi – Tabanlıoğlu Aile Arşivi Aydınlatma Tasarımı: Johannes Dinnebier.
  • 14_Ataköy Holiday Inn, 1990’lar, SALT Araştırma Arşivi – Tabanlıoğlu Aile Arşivi
    Aydınlatma tasarımı: Johannes Dinnebier.
  • 15_Ataköy Holiday Inn (Sheraton) Otel Crown Plaza: Çizimler ve Diyagramlar – Ataköy Holiday Inn (Sheraton) Hotel Crown Plaza: Drawings and Diagrams SALT Araştırma Arşivi – Tabanlıoğlu Aile Arşivi.
  • 16-17_Ataköy Holiday Inn, 1990’lar ,SALT Araştırma Arşivi – Tabanlıoğlu Aile Arşivi
    Aydınlatma tasarımı: Johannes Dinnebier.
  • 18-19_Müze Çalışmaları Koleksiyonu, SALT Araştırma Arşiv “İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Aydınlatma Projesi Raporu”, Şazi Sirel, RHM1092, 1988.
  • 20_Behruz Çinici, Altuğ Çinici, Odtü Mimarlık Fakültesi Genel Atölye Aydınlatmaları, 1960’lar Kaynak: SALT Araştırma Arşivi.
  • 21-22_Altuğ Çinici, Behruz Çinici ve Orhan Berk, Antalya Oteli Uygulama Projesi, SALT Research, Çizimler Koleksiyonu, TABCANTD0037, 1977. Courtesy of Çinici Family.
  • 23_Altuğ Çinici, Behruz Çinici , Ulus Platin Korkmaz Yiğit Sitesi Mimari -Aydınlatma elemanları detayları 1992 Kaynak: SALT Araştırma Arşivi Çizimler Koleksiyonu.
  • 24_Nezih Eldem, Anıtkabir Aydınlatma Armatürleri: Çizimler, SALT Research, Anıtkabir Koleksiyonu,. Courtesy of Nejat Eldem.
  • 25_Şevki Pekin, Şevki Pekin’in Tasarladığı Aydınlatma Elemanına Dair Fotoğraflar, SALT Research, Fotoğraflar Koleksiyonu, TSPH008, 1985. Courtesy of Şevki Pekin.
  • 26_Beyazıt Devlet Kütüphanesi, İstanbul, Tabanlıoğlu Mimarlık, 2016. Görsel kaynak: Tabanlıoğlu Mimarlık
  • 27_Yerebatan Sarnıcı, İstanbul, 2022. Mimari ekip: Atelye70 ve Insula Architettura e Ingegneria; aydınlatma tasarımı: Studioillumina / Adriano Caputo; uygulama ve ürün desteği: TEPTA Aydınlatma. Görsel kaynak: TEPTA Aydınlatma.
  • 28_Borusan Müzik Evi, İstanbul, GAD Mimarlık, 2009. Işık işleri: Leo Villareal, Untitled / Diagonal Grid; Christian Partos, Elo / Spiderlights. Görsel kaynak: GAD Mimarlık.
Etiketler

Bir yanıt yazın