Bazı yolculuklar şehirleri görmekten çok, bir süreliğine başka bir zamanın içine karışmak gibi hissettiriyor.
Bazen kaldığınız apartmanın merdivenleri, gece açık kalan bir pencere ya da iç avluda oluşan sessizlik; şehrin kendisinden daha fazla iz bırakıyor. Bu yüzden bazı şehirler hafızada bir meydanla ya da anıtla değil, yaşanmış küçük anlarla kalıyor. Budapeşte’de şehri anlamaya bazen Tuna kıyısından değil, kaldığınız apartmanın merdivenlerinden başlıyorsunuz.

Şehrin merkezinde, bugün daha çok “Jewish Quarter” olarak bilinen Budapeşte Yahudi Mahallesi’nde konakladım. Avrupa’nın en büyük sinagoglarından biri olan Dohány Sokağı Sinagogu’nun çevresinde şekillenen bu bölge, yalnızca turistik bir mahalle değil; Budapeşte’nin çok katmanlı hafızasının en yoğun hissedildiği alanlardan biri. Bir yanda gece hayatı, kafeler ve kalabalık sokaklar; diğer yanda II. Dünya Savaşı’nın getto hafızası, eski apartmanlar ve imparatorluk döneminin izleri aynı sokakta yan yana duruyor.
Fakat şehri anlatmadan önce, kaldığım binadan bahsetmek gerekiyor. Çünkü bu yapı yalnızca bir konaklama mekânı değil, Macar tarihinin kritik kırılmalarından birinin dolaylı tanığı.

19. yüzyılda burada bulunan Schiller House, Macaristan’ın ulusal hafızasında önemli bir yere sahipti. Macar şair ve devrimci Sándor Petőfi ile dönemin önemli edebiyat figürlerinden Mór Jókai’nin burada bulunduğu, 1848 Macar Devrimi’nin fikir altyapısının bu çevrede şekillendiği biliniyor. Petőfi’nin yazdığı Nemzeti Dal (Ulusal Şarkı), devrimin sembol metinlerinden biri hâline gelirken, halkın talep ettiği ünlü “12 Nokta” reform metni de bu yapıyla ilişkilendiriliyor.
Bu devrim yalnızca yerel bir ayaklanma değildi; ileride Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na dönüşecek siyasi sürecin ilk büyük kırılmalarından biri olarak görülüyordu. İlginç olan ise, böylesine önemli bir yapının zaman içinde korunmaması. O dönem yeterince “anıtsal” görülmeyen Schiller House yıkılıyor; ardından birleşen Buda ve Peşte’nin yeni şehir vizyonuyla bölge yeniden inşa ediliyor. Bugün benim kaldığım apartman da tam bu dönüşümün ürünü.

Yapının mimarisi, tipik bir Budapeşte fin-de-siècle apartmanı karakteri taşıyor. Yaklaşık 1890–1910 arası inşa edilen bu apartmanlarda görülen yüksek tavanlı plan şeması, taş merdivenler, dökme demir Art Nouveau korkuluklar ve iç avlu kurgusu burada da hissediliyor. Özellikle merdiven boşluğunda kullanılan taş yüzeyler ve demir işçiliği, dönemin yükselen kentli burjuva yaşamını doğrudan yansıtıyor.
Bu apartmanda en çok dikkatimi çeken şey, yapının yaşını saklamaya çalışmamasıydı. Tavan süslemelerindeki çatlaklar, aşınmış mermer basamaklar, demir korkulukların elde bıraktığı soğukluk ve avluya yayılan sessizlik; yapının geçmişini gizlemek yerine görünür kılıyordu. Budapeşte’de bazı apartmanlar yalnızca konut değil, adeta küçük şehir arşivleri gibi. İç avluda birkaç dakika durduğunuzda bile, bu yapının yalnızca bugünün değil; imparatorluk döneminin, savaşların ve devrimlerin içinden geçerek bugüne ulaştığını hissediyorsunuz.
Budapeşte’de sıkça karşılaşılan bu apartman tipolojisi aslında şehrin dönüşüm hikâyesinin mimari karşılığı gibi. Çünkü 19. yüzyıl sonrasında birleşen kent, kendisini yalnızca siyasi olarak değil, mimari olarak da yeniden tanımlamaya çalışıyor. Paris etkisi taşıyan bulvarlar, Neo-Klasik kamu yapıları, Art Nouveau detaylar ve yoğun apartman bloklarıyla yeni bir imparatorluk başkenti inşa ediliyor.
Belki de bu yüzden Budapeşte’de yürürken insan sürekli iki farklı şehir arasında kalıyor. Bir tarafta devrimlerin, savaşların ve imparatorlukların şehri; diğer tarafta ise kahve içilen avlular, eski apartmanlar ve gündelik hayat.
Benim için ilginç olan detay ise tüm bunların ortasında, Macaristan’ın ulusal günü olan 15 Mart döneminde bu binada bulunmaktı. Şehirde kutlamalar sürerken, bir zamanlar devrimin düşünsel altyapısına ev sahipliği yapan bir yapının devamı niteliğindeki apartmanda kalmak, Budapeşte’yi yalnızca görülen bir şehir olmaktan çıkarıp daha kişisel bir deneyime dönüştürdü.
Bazı şehirler anıtlarıyla hatırlanır. Budapeşte ise bazen bir apartman merdiveninde sakladığı hafızayla.
