B+M Mimarlık’ın Ankara Keçiören Belediyesi Fatih Stadı Alanı Tasarımı Fikir Projesi Yarışması için tasarladığı proje önerisi.
Yer, Hafıza ve Kavramsal Çerçeve
Fatih Stadı alanı, yerel hafızada Kuyubaşı Stadı olarak da anılan; Keçiören’in yoğun apartman dokusu içinde uzun yıllar merkezi boşluğu, çeper amfileri ve spor-seyir ilişkisiyle tanımlanmış özgün bir kentsel açıklık olarak varlığını sürdürmüştür. Alanın çevresi zaman içinde dönüşmüş, kullanım biçimleri değişmiş, fiziksel niteliği zayıflamış olsa da ortadaki açıklık, bu açıklığı çevreleyen çeper ve çeperden boşluğa yönelen bakış ilişkisi korunmuştur. Bu nedenle burada değerli olan, yalnızca eski bir spor yapısının izi değil; zaman içinde dönüşerek bugüne ulaşmış bir morfolojik hafızadır.
Proje, bu sürekliliği Kuyubaşı Kent Çanağı fikriyle yeniden yorumlar. Eski stadın izi bir kalıntı, dekoratif bir hatırlatma ya da nostaljik bir temsil olarak ele alınmaz; güncel kamusal yaşamı kuran mekânsal bir altyapıya dönüştürülür. Alanın merkezinin yapılaşmayla doldurulmaması bu yaklaşımın temel kararıdır. Merkezdeki açıklık korunur, güçlendirilir ve farklı kullanımlara açık esnek bir kamusal sahne olarak yeniden tariflenir.
Bu çerçevede proje üç temel mimari hamle üzerine kurulur: merkezde serbest boşluk, çeperde program, kotlar arasında promenad. Kapalı programlar alana dağılmak yerine bir kenar yapısında toplanır; böylece boşluk parçalanmaz, aksine daha okunur ve daha güçlü bir kamusal merkez haline gelir. Çeperde konumlanan lineer Semt Evi, hem bu boşluğu tarif eden bir kenar hem de gündelik kullanımları taşıyan kamusal bir altyapı olarak çalışır. Merkezdeki açıklık ise spor, oyun, etkinlik, karşılaşma, bekleme, izleme ve gündelik oyalanma hallerini aynı anda taşıyabilecek açık bir zemin olarak kalır.
Fatih Stadı’nın belleği yalnızca saha çizgilerinde ya da tribün geometrisinde değil, çevresinde birikmiş gündelik yaşantıda da saklıdır. Çocukların maç yapması, mahallelinin yürüyüş ve spor pratikleri, dönemsel etkinlikler ve açık alanda birlikte bulunma halleri, mekânın fiziksel olarak yıpranmış olsa bile kamusal değerini koruduğunu gösterir. Proje, bu sürekliliği yeni bir program listesine indirgemez; eski stadın ürettiği seyir, oyun ve birlikte bulunma kültürünü çağdaş bir kamusal topografya içinde yeniden kurar.
Keçiören’in bağları, bahçeleri, yamaçları ve açık hava yaşamıyla anılan geçmişi de bu yaklaşımın arka planını oluşturur. Yoğun yapılaşma süreci, yalnızca fiziksel bir dönüşüm değil, açık havada karşılaşma ve birlikte vakit geçirme kültüründe de bir daralma üretmiştir. Öneri bu kayba nostaljik bir taklitle yanıt vermez. Bunun yerine topografya, gölge, açıklık, çeper, seyir ve gündelik kullanım üzerinden Keçiören’in açık hava belleğini bugünün kentsel ihtiyaçlarıyla buluşturan yeni bir zemin kurar. Bu nedenle proje, tek başına bir park, meydan ya da yapı önerisi değil; farklı kamusal ritimleri bir arada taşıyan kamusal topografya önerisidir.
Boşluk, Topografya ve Kesit Kurgusu
Projenin mekânsal omurgası, mevcut çanak karakterini güçlendiren kontrollü bir kesit müdahalesiyle kurulur. Fındıklı Sokak–Fatsa Sokak kesişimindeki giriş kotu referans alınarak çanak merkezinde yaklaşık 1 metre kontrollü kazı yapılır. Bu müdahale, alanı çevreden koparan yapay bir çukur üretmek için değil; var olan morfolojik eğilimi belirginleştirmek, merkezdeki açıklığı güçlendirmek ve üst kotlarla alt kot arasında daha tanımlı bir kamusal ilişki kurmak için önerilmiştir.
Kazıdan çıkan toprağın çeper ve amfi dolgularında yeniden kullanılması, topografyanın yalnızca biçimsel değil, yapım sürecine ilişkin bir karar olarak da ele alındığını gösterir. Böylece çanak, dışarıdan getirilen büyük ölçekli bir peyzaj formu olmaktan çok, kendi malzemesiyle yeniden kurulan yerel bir zemin haline gelir. Kesit, burada yalnızca kot farklarını çözen teknik bir araç değil; kamusal yaşamın yoğunluklarını, bakış ilişkilerini ve konfor koşullarını düzenleyen temel tasarım aracıdır.
Yapının konumu, bu kesitsel mantıkla mevcut altyapı verileri birlikte değerlendirilerek belirlenmiştir. Metro duvarına paralel uzanan altyapı hattına güvenli mesafeler bırakılmış; yarı gömülü lineer yapı, üst kot ağaç dizisi ve kamusal teras bu hattın dışında, kademeli ofsetlerle yerleştirilmiştir. Böylece altyapı verisi, projeyi sınırlayan pasif bir sorun olarak değil; yapı, ağaç, teras ve açık alan yerleşimini rasyonelleştiren bir eşik olarak değerlendirilmiştir.
Topografik kurgunun ana yapısal karşılığı, metro-cadde cephesi boyunca uzanan yarı gömülü lineer Semt Evidir. Atölyeler, çocuk atölyesi, kitaplık/çalışma odası, mahalle odası ve çok amaçlı salon gibi kamusal programlar bu bantta bir araya getirilir. Programın çepere çekilmesi, merkezdeki boşluğu serbest bırakırken aynı zamanda çanağı tarif eden güçlü bir kenar üretir. Bu kenar, klasik anlamda bir cephe ya da sınır değil; iç mekân, yarı açık eşik, kamusal teras ve açık alan arasında çalışan çok katmanlı bir ara yüzdür.
Semt Evi’nin üst kotu, yapının çatısını yeniden kamusal zemine dönüştüren Kent Terası olarak ele alınmıştır. Bu teras, yalnızca yapının üzerini örten pasif bir çatı değil; metro kotundan gelen kullanıcıların çanağı okuyabildiği, bekleyebildiği, oyalanabildiği ve alt kotla görsel ilişki kurabildiği bir seyir ve geçiş yüzeyidir. Böylece yapı, iç mekân barındıran bağımsız bir nesne olmaktan çıkar; çeperde programı toplayan, merkezi boşluğu açan ve üst kotta yeniden kamusal dolaşıma katılan bir altyapıya dönüşür.
Çanağın diğer çeperleri amfi, peyzajla düzenlenen yamaçlar, rekreatif alanlar, ağaç gölgeleri ve farklı yönlerden bağlanan giriş kollarıyla tamamlanır. Bu çeperler yalnızca sınır çizmez; oturma, izleme, dolaşma, dinlenme ve etkinliğe katılma biçimlerini çoğaltır. Böylece merkezdeki açıklık, etrafındaki kenarlarla birlikte çalışan bütüncül bir kamusal sahneye dönüşür.
Kent Bağı, Dolaşım ve Mekânsal Deneyim
Proje alanı, metro çıkışı, ana cadde, mahalle sokakları, kuzeydeki yeşil süreklilik ve üst kotlardan gelen yaya akışlarının kesiştiği bir kentsel eşiktir. Bu nedenle öneri, alanı kendi içine kapanan bir ada olarak değil; çevresiyle geçirgen, okunur ve çok yönlü ilişkiler kuran bir kamusal arayüz olarak ele alır. Erişim burada yalnızca alana ulaşma meselesi değildir; alanın farklı kotlarını, açık alan karakterlerini ve program katmanlarını deneyimleme biçimidir.
Bu ilişkinin ana omurgası, projede Kent Bağı olarak adlandırılan sarı renkli kent promenadıdır. Kent Bağı, Kızlarpınarı Caddesi, metro çıkışı, Gökçek Parkı ve mahalle çeperlerinden gelen yaya hareketlerini çanak kotuyla ilişkilendirir; ancak gücünü yalnızca erişim sağlamasından almaz. Bu hat, park, meydan, amfi, teras, rampa ve çanak arasındaki ilişkileri farklı kotlardan görünür kılan bir seyir ve keşif rotasıdır. Başka bir ifadeyle Kent Bağı, bir bağlaçtan çok, alanın mekânsal kurgusunu yürüyerek okunabilir hale getiren kamusal bir promenaddır.
Bu promenad kimi yerde ağaç taçlarının arasından geçer, kimi yerde çok amaçlı sahanın çeperini izler, kimi yerde çanağa doğru bakışlar açar, kimi yerde duraklama ve karşılaşma yüzeylerine dönüşür. Böylece hareket, yalnızca bir noktadan diğerine ulaşma eylemi olmaktan çıkar; kentsel sahnenin parçası haline gelir. Kullanıcı, Kent Bağı üzerinde ilerlerken alanı tek bir bakıştan değil, art arda açılan kesitler, bakışlar ve duraklama imkânları üzerinden deneyimler.
Bu nedenle Kent Bağı, projede jest niteliğinde tekil bir köprü ya da renkli bir dolaşım elemanı olarak değil; çanağın üst kot, alt kot ve çeper ilişkilerini birbirine bağlayan mekânsal bir okuma hattı olarak çalışır. Seyir yalnızca amfiye ya da sabit bir izleme noktasına sıkışmaz; teras, rampa, köprü, yamaç ve çeper boyunca yayılan gündelik bir deneyime dönüşür. Çanağa yukarıdan bakmak, içine inmek, çevresinden dolaşmak ve farklı program katmanları arasında geçmek bu hattın ardışık parçalarıdır.
Kent Bağı aynı zamanda iki farklı açık alan karakteri arasında geçirgen bir eşik kurar. Bir yanda ağaç gölgesi altında dinlenme, oyun, yürüyüş ve yavaş karşılaşmaların öne çıktığı park karakteri; diğer yanda amfi ve etkinlik zemini etrafında toplanma, izleme ve ortak kullanımın yoğunlaştığı meydan karakteri yer alır. Böylece proje, tek tip bir açık alan yerine farklı hızlara, yoğunluklara ve kamusal ritimlere sahip katmanlı bir açık alan sistemi kurar.
Çanak morfolojisi, dolaşım ve konfor ilişkisini de belirler. Alanı çevreleyen cadde ve sokakların hareketi, gürültüsü ve sertliği karşısında kamusal zeminin kısmen aşağı alınması, daha korunaklı ve gündelik kullanıma daha elverişli bir iç açıklık üretir. Üst kot dolaşımı ile alt kotta duraklama, oyun ve toplanma alanları arasında kademeli geçişler kurulur. Amfi, gömülü çeperler, ağaç gölgeleri, pilotiler, teraslar ve yarı açık eşikler birlikte çalışarak alan boyunca değişen mikro-konfor koşulları oluşturur. Böylece açık alan, maruz kalan tekdüze bir yüzey olmaktan çıkar; korunma, seyir, dinlenme, oyun ve ortak etkinlik için çeşitlenen bir kamusal zemin haline gelir.
Mekânsal Program ve Kullanım Katmanları
Kapalı programlar, Ankara ikliminde yıl boyu kullanımı destekleyen ve kamusal hayatı yalnız açık hava mevsimlerine bağlı bırakmayan bir çeşitlilik üretmek amacıyla lineer Semt Evi içinde toplanmıştır. Bu karar, programları birbirinden kopuk hacimler olarak dağıtmak yerine, çeper boyunca çalışan süreklilikli bir kamusal dizi kurar. Semt Evi, kültür, üretim, öğrenme, buluşma, etkinlik ve gündelik destek işlevlerini aynı kamusal omurga içinde ilişkilendirir.
Mahalle odası, tek bir işleve kapanmayan esnek bir ortak mekân olarak düşünülmüştür. Toplantı, yerel inisiyatifler, ortak çalışma, küçük ölçekli etkinlikler ve gündelik buluşmalar için farklı kullanımlara açılabilir. Kitaplık ve çalışma odası, bu dizinin daha sakin bileşeni olarak çalışır; okuma, bekleme, çalışma ve kısa süreli oyalanma hallerini destekleyen erişilebilir bir iç mekân sunar.
Atölyeler ve çocuk atölyesi ise öğrenme, üretme ve birlikte yapma pratiklerine alan açar.
Çocuk atölyesinin önündeki açık oyun topoğrafyası, iç mekân ile dış mekân arasında üretken bir eşik kurar. Etkinlik meydanına yönelen atölyeler ise gerektiğinde dışarı taşabilen, üretimi görünür kılan ve gündelik merakla ilişki kuran mekânlar olarak kurgulanmıştır. Böylece Semt Evi, yalnızca kapalı hacimlerin sıralandığı bir yapı değil; açık alanla temas eden, çanağın gündelik yaşamına katılan ve içerideki üretimi dışarıya taşıyabilen geçirgen bir program bandı haline gelir.
Semt Evi önünde tanımlanan piloti hattı, çanak içi kamusal sokak ve yeşil alanla birlikte çalışan yarı açık bir ortak eşiktir. Bu alan, kapalı programları birbirine bağlamaktan öte, onları çanak içi dolaşım ve açık alan kullanımlarıyla ilişkilendirir. Bekleme, karşılaşma, kısa süreli oyalanma, atölye taşmaları ve gündelik kullanımlar için korunaklı bir ara zemin üretir. Kamusal WC, depo, teknik hacim ve servis birimleri de bu sürekliliğin görünmeyen ama gerekli altyapısı olarak ele alınmıştır.
Program dizisinin en yoğun bileşeni, etkinlik meydanına açılan çok amaçlı salondur. Salon, gösteri, toplantı, sergi, atölye, mahalle etkinliği ve dönemsel organizasyonlara uyarlanabilen esnek bir iç hacim olarak çalışır. Üst kotta yer alan cam fuaye, salonu yalnız etkinlik zamanlarında kullanılan kapalı bir hacim olmaktan çıkarır; bilgi, yönlendirme, kayıt, duyuru ve bekleme işlevleriyle gündelik kamusal yaşama temas eden görünür bir arayüz üretir. Fuaye, çanağın içindeki hareketi üst kota taşıyan ve kentle görsel ilişki kuran bir işaret değeri kazanır.
Kent Bağı altında konumlanan yarı gömülü kafe, projenin daha yavaş ritmini taşır. Bir yandan etkinlik alanına, diğer yandan spor halkasına bakar; sürekli akış içindeki kullanıcıları duraklama, izleme ve karşılaşma anlarına davet eder. Alan çeperlerine yerleştirilen küçük ölçekli büfe, çay ocağı, halk ekmek, kitapçı ve benzeri destek birimleri de gündelik hayatı besleyen kamusal duraklar olarak düşünülmüştür. Bu birimler alanı ticarileştiren yoğun programlar değil; erişilebilirliği, kullanım sürekliliğini ve gündelik temasları güçlendiren tamamlayıcı eşiklerdir.
Eski stadın spor belleği, açık alan programında da sürdürülür. Çeperdeki yürüyüş parkuru, merkezle ilişkili çok amaçlı saha halkası ve spor ekipmanları; gündelik oyun, hareket ve rekreasyon için açık bir kullanım alanı üretir. Böylece program, yalnızca yapı içine yerleştirilmiş işlevler toplamı olmaktan çıkar; Kent Çanağı boyunca öğrenme, üretim, buluşma, seyir, spor, oyun ve dinlenmeyi birlikte taşıyan çok katmanlı bir kamusal yaşam kurgusuna dönüşür.
Yakın Çevre, Erişim ve Planlama Kararları
Proje alanı, farklı ölçek ve karakterdeki cadde ve sokaklarla çevrilidir. Öneri, bu çeperleri yalnız ulaşım sınırları olarak değil, alanın kamusal niteliğini parsel dışına taşıyan kentsel eşikler olarak değerlendirir. Temel yaklaşım, araç akışını bütünüyle kesmeden yaya sürekliliğini güçlendirmek, kavşakları sadeleştirmek ve açık alan kullanımını çevredeki sokak dokusuyla ilişkilendirmektir. Bu doğrultuda proje alanı çevresindeki yol kesitlerinde araç şeritleri yer yer daraltılmış, yaya alanları, refüjler, ağaç bantları ve karşıya geçişler güçlendirilmiştir.
Kızlarpınarı Caddesi’nde ana arter niteliği korunur; ancak kavşak, taşıt hiyerarşisini daha okunur hale getiren ve çatışma noktalarını azaltan bir düzenlemeyle ele alınır. Sedefçiler Sokak, ana kavşağa tam katılan bir kol olarak değil, kontrollü tali erişim sağlayan ikincil bağlantı olarak kurgulanmıştır. Kavşaktan Sedefçiler’e erişim korunurken, Sedefçiler’den çıkan araçların ana kavşak düğümüne yük bindirmeden Kızlarpınarı Caddesi’nin aynı yöndeki akışına katılması önerilir. Böylece kavşak üzerindeki taşıt yükü azaltılır, akış sadeleşir ve yaya geçişleri daha güvenli hale gelir.
Kızlarpınarı Caddesi boyunca ana akış iki şerit üzerinden sürdürülür; kavşak yaklaşımında ilave dönüş şeridiyle yaklaşım düzeni desteklenir. Orta refüjler, yönlendirici adalar ve yaya sığınma adaları, hem taşıt hareketini disipline eden hem de etaplı yaya geçişini mümkün kılan elemanlar olarak değerlendirilir. Caddeye bakan ve metro çıkışını da içeren geniş kamusal hareket bandı, yalnızca bugünkü erişim ihtiyacına yanıt veren bir kaldırım genişlemesi değildir. Bu bant, çevredeki kentsel dönüşümle birlikte artabilecek hareket, bekleme ve gündelik kullanım çeşitliliği için bugünden mekânsal ve programatik altyapı kuran bir kentsel ön yüzdür.
Bursa Caddesi’nde, proje alanı ile Gökçek Parkı arasında daha güvenli ve görünür bir ilişki kurulması hedeflenmiştir. Şerit daraltma ile kazanılan geniş orta refüj, ağaçlı ve okunur bir eşik olarak düzenlenir; yaya sığınma adalarıyla karşıya geçiş etaplandırılır. Böylece Bursa Caddesi, proje alanı ile park arasında sert bir sınır olmaktan çıkar; kontrollü, görünür ve yavaşlatıcı etkisi olan bir kentsel geçiş alanı haline gelir.
Fındıklı Sokak’ta park cephesine karşılık gelen bölümdeki geniş refüj karakteri korunur ve ağaç bantlarıyla güçlendirilir. Proje alanına yaklaştıkça sokak daha yavaş, geçirgen ve parkla ilişkili bir karakter kazanır. Küptaş döşeme, düşük hız etkisi ve yaya öncelikli düzenleme bu sokakta mahalle ölçeğinde yaşayan bir park çeperi üretir. Sokak genelinde tek şeritli yapı korunurken, kavşak yaklaşımında dönüş hareketlerini karşılamak üzere kısa bir ek şerit önerilir.
Fatsa Sokak’ta mevcut tek yönlü kurgu sürdürülür. Yükseltilmiş döşeme, küptaş kaplama ve düşük hız ilkesiyle sokak, servis ve sınırlı araç erişimini barındıran paylaşımlı bir mahalle sokağına dönüştürülür. Projede önerilen küçük ölçekli servis otoparkı da bu cepheden çözülerek, çanağın ana kamusal yüzeyleri özel araç baskısından uzak tutulur.
Yakın çevre kararları yol düzenlemeleriyle sınırlı değildir. Fındıklı Sokak’ın proje alanına bakan ve imar planında konut olarak tanımlanan parsellerinde zemin katta mahalle ölçeğinde ticari kullanımlar önerilmiştir. Bu karar, park ve proje alanı karşısında daha canlı, gündelik ihtiyaçlara yanıt veren ve sokağa yüz üreten bir kentsel kenar oluşturmayı hedefler.
Mevcut imar planında Fügen Sokak gibi koridorlarda görülen ada içi yeşil yaya sürekliliği fikri, Osman Yüksel Serdengeçti Parkı ile proje alanı arasında kurulan bağlantıyla sürdürülür. Bu doğrultuda Gölçiçeği Sokak hattı, ada içi yeşil yaya koridoru olarak ele alınır ve proje alanına bu hat üzerinden bir giriş kurgulanır. Böylece güneydeki Serdengeçti Parkı, proje içindeki açık alan sistemi üzerinden kuzeydeki Gökçek Parkı ve Gün Sazak Anıt Parkı’na bağlanan daha geniş bir yeşil sürekliliğin parçası haline gelir.
Proje alanı çeperindeki yürüyüş parkuru bu açık alan sistemiyle iki ölçekte ilişki kurar. Alan çevresinde gündelik spor ve rekreatif kullanımı destekleyen kısa bir ring oluştururken, Gökçek Parkı’na uzanan devamlı hatla daha geniş ölçekte park karakterine bağlanan uzun bir yürüyüş rotasına dönüşür. Böylece yürüyüş, yalnızca alan içinde dönen bir spor aktivitesi değil; çevredeki açık alanları birbirine bağlayan yerel bir kamusal ağ olarak çalışır.
Ulaşım ve Hafif Mobilite Yaklaşımı
Ulaşım yaklaşımı, projenin kamusal öncelikleriyle uyumludur. Metro ve toplu taşıma erişiminin güçlü olduğu bu alanda, özel araç kullanımını teşvik eden büyük ölçekli bir otopark çözümü önerilmemiştir. Yapı kurgusu alt kotta kapalı otopark üretmeye teknik olarak olanak tanıyabilecek olsa da, proje yüzeydeki kamusal sürekliliği ve yeşil açık alan bütünlüğünü korumayı esas alır.
Servis, erişilebilirlik ve sınırlı araç ihtiyacı, Fatsa Sokak cephesinde önerilen küçük ölçekli servis otoparkı ile karşılanır.
Proje alanı, yakın çevredeki park odaklarını ve konut alanlarını birbirine bağlayan yerel bir bisiklet ve hafif mobilite ağı içinde konumlandırılmıştır. Önerilen rota, yalnız topoğrafyanın elverişli olduğu güzergâhları değil, gündelik erişim ilişkilerini, ana cadde bağlantılarını ve rekreatif odakları da dikkate alır. Metro çıkışına yakın bisiklet parkı ile paylaşımlı bisiklet ve scooter noktası, bu ağı destekleyen tamamlayıcı unsurlar olarak düşünülmüştür. Böylece Kuyubaşı Kent Çanağı, yalnızca varış noktası değil, yaya ve hafif mobilite sürekliliği içinde çalışan bir kamusal düğüm haline gelir.
Peyzaj Yaklaşımı
Peyzaj kurgusu, alanın açık kamusal niteliğini güçlendiren; gölge, eşik, mikroklima ve süreklilik üreten dayanıklı bir bitkisel omurga üzerine kurulmuştur. Ağaç dizileri yalnızca görsel bir yeşil doku oluşturmak için değil, çeperleri yumuşatmak, sert kentsel yüzeylerle çanak arasındaki geçişi filtrelemek ve açık alan kullanımını Ankara ikliminde daha konforlu hale getirmek için kullanılmıştır.
Meyve ağaçları bu kurgu içinde tematik bir meyvalık üretmek için değil, Keçiören’in bağ, bahçe ve meyve ağaçlı bağ evi geçmişini ölçülü biçimde bugüne taşıyan seçici bir hafıza katmanı olarak değerlendirilmiştir. Pyrus communis, Ziziphus jujuba, Prunus armeniaca ve Prunus domestica; alana yayılmış üretim peyzajı elemanları olarak değil, yer yer beliren, tanınabilir ve mevsimsel değişimi görünür kılan karakterli odaklar olarak kullanılır. Böylece bitkisel kurgu hem kullanım konforunu ve gölge sürekliliğini destekler hem de yerin tarihsel peyzaj hafızasıyla doğrudan ama abartısız bir ilişki kurar.
Ana ağaç dokusunda Celtis australis, Acer campestre, Platanus orientalis, Tilia tomentosa, Prunus cerasifera, Acer palmatum ve Cupressus arizonica fastigiata türleri önerilmiştir. Çalı ve alt katmanda Photinia × fraseri ‘Red Robin’, Lavandula angustifolia, Perovskia atriplicifolia, Salvia rosmarinus, Rosa xanthina, Rosa meilland ve Euonymus japonicus kullanılır. Düşey yüzeylerde Wisteria chinensis, yer örtücü olarak Vinca minor, mevsimsel vurgu için ise krizantem öngörülmüştür. Bu palet, yoğun bakım gerektiren dekoratif bir peyzajdan çok; gölge, mevsimsellik, koku, doku ve dayanıklılık arasında dengeli bir açık alan atmosferi kurmayı amaçlar.