Bursa’da Termal Otel ve Kür Merkezi Tasarımı

Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü 2024–2025 Akademik Yılı Mimari Tasarım 6 Stüdyosu kapsamında, öğrencilerin dönem boyunca geliştirdiği projeler yayına sunulmuştur.

Bu dönemki çalışmada öğrenciler, tasarım sürecine kentsel ölçekte yapılan sorgulamalarla başlamış; proje teslim aşamasında ise mobilya detayı ölçeğine kadar inen kapsamlı bir tasarım süreci yürütmüşlerdir.

Bursa’nın tarihi kent merkezi sınırları içerisinde, eğimli arazilerde konumlanan proje alanlarında; topografya, işlev ve tarihsel kimlik arasındaki ilişkiler dönem boyunca temel tartışma başlıklarını oluşturmuştur. Öğrenciler, parseller içerisinde yer alan ve kentsel bellekte önemli bir yere sahip tarihi hamam yapılarıyla mekânsal ilişkiler kurarak, bu yapıları projelerinin güçlü ve bütünleyici bir parçası haline getirmiştir. Termal Otel ve Kür Merkezi işlevlerinin gerektirdiği kapalı mekânlar, topografya ve erişilebilirlik kavramları ekseninde ele alınmıştır. Ayrıca parselin tamamı, termal ve kür merkezinin iyileşme ve dinginleşme felsefesi doğrultusunda ele alınarak peyzaj tasarım önerileri geliştirilmiştir.

Örneğin;

Seher Ayhan tarafından geliştirilen proje; eğimli bir arazi üzerinde konumlanan, tarihi kalıntılarla doğrudan ilişki kuran bir otel ve kür merkezi tasarımıdır. Tasarımın temel yaklaşımı, yapının doğal topoğrafya ve çevresindeki yeşil doku ile bütünleşmesi, aynı zamanda mevcut tarihi duvar kalıntılarını ve tescilli yapıları, mekânsal deneyimin ve peyzajın bir parçası haline getirmesidir. Bu bağlamda yapı, eğim doğrultusunda kademelenen kütlelerden oluşmakta; kür merkezi toprak altına gömülü zemin kotunda, otel birimleri ise teras bahçelerle ve bazen de arazinin kendi kotuna bağlanan teraslardan oluşmaktadır. 30 metrelik kotlar arasındaki kesintisiz dolaşım, merdivenler, rampalar ve amfilerle sağlanmıştır; bu elemanlar peyzaj aksını teras katlarına taşıyarak kullanıcıya çok katmanlı, sürekli bir gezinti deneyimi sunmaktadır.

Kür merkezi plan organizasyonunda büyük bir fuaye alanı ve içinde avlu ile tarihi taş duvar kalıntısının bulunduğu özel bir sergi alanı görülmektedir. Bu iç bahçelerde dinlenme, açık fuaye, meditasyon, yoğa ve sergi niteliği kazandırmak için heykeller ve ışıklandırma ile işlevler verilmektedir. Yapının terası ile topoğrafya ile bir bütün olacak şekilde yeşil çatı olarak tasarlanmıştır. Burada ise kullanıcıları yarı olimpik havuz, spor alanları ve dinlenme alanları gibi mekanlar karşılamaktadır.

Otel kısmında ise birimler yeşil bahçeler ile gizlenmekte. Otel odaları kendini gösterecek şekilde ve konsol olarak yapı üzerinde konumlanmaktadır. Ayrıca arazideki tescilli duvar kalıntısı, lobi mekânına entegre edilerek yapının hafızasıyla doğrudan ilişki kurmaktadır.

Açık alan düzenlemelerinde ise arazinin doğusunda bulunan Kültür Park sosyalleşme ve rekreasyon aksını yapıları da içine alacak şekilde otel ve spa ve kür merkezi kullanıcılarının ortak kullanabileceği yarı kamusal bir alan oluşmaktadır. Yapıdaki keskin ve net hareketlerden referans alınarak ortak alana yansıtarak 2 metrelik eğimler ile düzenlenmektedir. Açık alanlarda ise süs havuzları, yoga ve spor alanları, açık amfiler, açık havuz, açık fuaye ve bu alana hizmet edecek sunset bar bulunmaktadır.

Turgut Furkan Özcan‘ın tasarladığı proje, doğal sıcak su kaynaklarının bulunduğu arazide, topografya, manzara ve ulaşım ilişkileri gözetilerek tasarlanmış termal otel ve kür merkezi tasarımıdır. Arazide yapılan analizler sonucunda; eğim yönü, manzara yönü, erişilebilirlik noktaları ve sıcak su kaynaklarının konumları temel tasarım belirleyicileri olarak ele alınmıştır.

Projenin giriş bölümündeki lobi, dış peyzajın akıcılığını iç mekâna taşıma fikriyle tasarlanmıştır. Doğal taş zeminler, ahşap yüzeyler ve iç mekâna entegre edilen bitkisel düzenlemeler sayesinde dış mekândaki organik doku iç mekânda da bütüncül bir biçimde devam ettirilmiştir. Yüksek tavanlı ferah mekân kurgusu, kullanıcıya doğayla bağlantılı sakin ve geçirgen bir karşılama sunar. Bu akıcı iç peyzaj yaklaşımı, kür merkezinde de sürdürülebilir bir tasarım ilkesine dönüştürülerek mekânlar arası doğal akış devam etmiştir.

Kür merkezinin konumlandığı -4.00 kotunda, kullanıcı deneyimini zenginleştirmek ve mekânsal algıyı güçlendirmek amacıyla doğal ışığın iç mekânlara ulaşmasını sağlayan bir plan kurgusuyla tasarlanmıştır. Bu kotta, arazi üzerinde yer alan tescilli doğal taş dokusu ve havuz yapılarıyla doğrudan ilişkilendirilmiş; lobide başlayan doğal peyzaj akışı, kür merkezinde de devam etmektedir. Böylece kullanıcıların tesisin farklı kotlarında aynı organik bütünlüğü hissetmesi sağlanmış; mekânlar arası görsel ve deneyimsel süreklilik korunmuştur.

Vaziyet planında, yapı kitleleri arazi eğimine uyumlu olarak kademelendirilirken, arazinin ortasından geçen ve paftalarda kırmızı iz olarak belirtilen hat üzerinden kamusal bir aks oluşturulmuştur. Bu aks, Romatem Hastanesi ile Kültürpark arasında yaya bağlantısı sağlayan, kamusal erişimi güçlendiren bir omurga niteliği taşımaktadır. Aynı aks, kullanıcıların otelin kamusal bölümlerine erişimini artırarak oteli çevresiyle bütünleştirmektedir. Bunun yanında, otel ile spor alanı arasında yalnızca otel kullanıcılarına ait, doğa içinde kurgulanmış patika bir rota tasarlanmış; bu rotanın üzerinde farklı işlevlere sahip sosyal aktivite alanları konumlandırılarak kullanıcıya zengin bir dış mekân deneyimi sağlanmıştır.

Plan organizasyonlarında otelin oda bölümleri kür birimleri, dolaşım alanları ve ortak mekânlar arasında akıcı bir ilişki kurulmuştur. Kesitlerde araziye uyumlu kademelenme, doğal ışık kullanımı ve iç–dış mekân bütünlüğü vurgulanırken; cephelerde sade, ritmik ve topografyayla uyumlu bir mimari dil benimsenmiştir.

Cephe tasarımında yapının topografyayla kurduğu ilişki öncelikli bir tasarım kararını oluşturmaktadır. Arazinin eğimine uyum sağlayan yatay mimari kurgu, cephede kullanılan parapet çizgileriyle desteklenerek güçlü yatay izler üretmiştir. Bu yatay süreklilik sayesinde yapının kütlesi hafifletilmiş, yükseklik algısı kırılmış ve yapı silueti arazi ile uyumlu sakin bir karakter kazanmıştır. Farklı kotlarda oluşturulan kırık döşeme hatları, cephedeki rijitliği azaltarak dinamik, hareketli ve ritmik bir mimari ifade ortaya koymuştur.

Nilsu Konaklı tarafından tasarlanan ve Bursa Kültürpark’ın tarihî dokusu ile doğal peyzajı içinde konumlanan Lyna Otel; konaklama ve sağlık temelli iki ana işlevi bir arada barındıran bütüncül bir kentsel sağlık kompleksi olarak tasarlanmıştır. Proje, arazinin doğal kot farklarını mekânsal bir araç olarak kullanarak hem işlevsel hem de deneyimsel bir ayrışma kurgular. Üst kotta yer alan beş yıldızlı otel, konaklama odaklı özel bir yaşam alanı oluştururken; alt kotta konumlanan kür merkezi, hem otel kullanıcılarına hem de kent halkına açık, kamusal bir sağlık altyapısı sunar.

Tasarım yaklaşımı, topografyayı izleyerek gelişen katmanlı bir yapı dili üzerinden şekillenmiştir. Bu katmanlar, hem arazinin doğal eğimine uyum sağlar hem de yapının doğayla bütünleşen yatay karakterini güçlendirir. Zeminle ilişkisini kesmeyen geçirgen kütle anlayışı, iç ve dış mekânlar arasında süreklilik yaratır.

Malzeme seçiminde, farklı renk tonlarında tuğlalar kullanılarak cephede üç boyutlu bir ritim elde edilmiştir. Bu yaklaşım, yapının ölçeğini insanla ilişkilendirirken aynı zamanda ışık ve gölge oyunlarıyla günün farklı saatlerinde değişen bir yüzey dinamizmi yaratır.

Lyna Otel, geçmişin izlerini taşıyan çevresel dokuyla çağdaş bir mimari tavrı buluşturur; kotlar arasında kurduğu mekânsal akışla doğaya uyumlu, geçirgen ve yaşanabilir bir mimari deneyim sunar.

Reem Mograbi‘nin projesi, eğimli bir arazide konumlanan, tarihi hamamlar ve zengin, köklü bir geçmişe sahip bir alanda yer alan bir otel ve kür merkezinden oluşmaktadır. Proje, geleneksel Türk ve Osmanlı mimarisinin özgün unsurlarını çağdaş mimari yaklaşımlarla yeniden yorumlayan bir tasarım anlayışı benimsemektedir. Amaç, geçmişin mekânsal karakterini ve kültürel değerlerini günümüz mimarlığına taşıyarak, bu mirası çağdaş bir bağlamda yaşatmak ve kullanıcıya hissettirmektir. Yapı; oran, malzeme, ışık kullanımı ve mekânsal kurguda gelenekten ilham alırken, modern tekniklerle bütünleşen bir dil oluşturur. Böylece proje, Türkiye’nin tarihsel kimliğini ve estetik anlayışını çağdaş bir ifade biçimiyle yeniden üretmeyi ve yaşatmayı hedeflemektedir.

Bu yaklaşımla, avlu ve revak gibi geleneksel mimari öğeler, mekâna hem işlevsel hem de duygusal bir değer kazandırmaktadır. Avlu, doğal ışığın iç mekânlara girmesini ve hava sirkülasyonunun sağlanmasını mümkün kılarak yapıya atmosfer kazandırır. Bu sayede tedavi amacıyla merkeze gelen kullanıcılar, sakin ve huzurlu bir çevrede vakit geçirme olanağı bulurlar.

Lobiye girildiğinde yeşil bir alanla karşılaşılmakta; açık merdivenler aracılığıyla arazide yer alan tarihi hamamları gören restorana geçilebilmekte ya da farklı bitki türlerinden oluşan bir peyzajla tasarlanan, açık havuzla bağlantılı ve arazide bulunan eski duvar kalıntılarına bakan açık bara ulaşılabilmektedir. Kür merkezi de açık havuz ile bağlantılıdır; ancak kür merkezi tasarımının en önemli unsuru, kullanıcılara tedavi bekleme sürecinde rahatlama ve doğayla iç içe olma imkânı sunan peyzajlı iç avludur. Bu avlu, hem açık hem kapalı dinlenme alanlarıyla kür merkezinin farklı mekânlarını birbirine bağlayarak, bunların boğucu ya da kapalı bir his vermeden bütünleşmesini sağlamaktadır. Yer altında, -7.00 kotta, konumlandırılan kapalı havuzlar, üzerlerindeki cam kubbeler sayesinde gün ışığından faydalanmakta ve doğal havalandırma ile sürekli bir hava yenilenmesi sağlamaktadır. Yer altındaki tüm mekânlar, kapalı havuzlar veya hamamlar bölümünde olduğu gibi yüksek bir kat yüksekliğine (7 metre) ihtiyaç duymamaktadır. Bu nedenle ıslak hacimler, bar, teknik odalar gibi mekânlar 3,5 metre kat yüksekliğiyle tasarlanmıştır; üzerlerinde kalan 3,5 metrelik alan ise otopark olarak değerlendirilmiştir.

Bu düzenleme, kullanıcıların hem görsel hem de fiziksel anlamda rahatlamasına katkıda bulunur.

Yer kabuğunun derinliklerinden yükselen termal su, fay hatlarının açtığı doğal damarlardan süzülerek yüzeye ulaşır; her damlasında geçmişin jeolojik titreşimlerini ve şifanın tarihsel izini taşır.

İlhan Rutkay Kutal‘ın tasarladığı bu termal otel projesi, kırıkların dinamizmini ve suyun arındırıcı gücünü mimari bir dilde yeniden yorumlayarak, doğanın sürekliliği ile insanın mekânla kurduğu bağ arasında iyileştirici bir köprü kurmayı amaçlamaktadır.

Zeminde saklı enerjinin yüzeye çıkışını temsil eden çizgisel kırıklar, peyzajdan iç mekâna, su kütlelerinden yapısal strüktüre kadar uzanarak jeolojik hareketin mekânsal karşılığına dönüşür.

Böylece otel, sadece bir konaklama yapısı değil; termal suyun ritmiyle nefes alan, çevresiyle uyumlu, doğaya kulak veren bir iyileşme ve yeniden doğuş mekânı haline gelir.

Termal havuzlar, hamamlar ve kür merkezi gibi şifa odaklı alanları, balo salonu, toplantı salonları ve çok amaçlı etkinlik mekânlarıyla bir araya getirerek hem bireysel yenilenme hem de sosyal buluşma olanağı sunar. Giriş holü; lobi, bekleme alanları, lobi barı ve bavul odası gibi birimleriyle akışkan ve misafir odaklı bir karşılama deneyimi sağlar.

Konaklama birimleri, kullanıcı profiline göre çeşitlendirilmiş olup; standart odalar, suitler ve kral dairesi farklı konfor ve mekânsal deneyim arayışlarına cevap verir. Her oda tipinde, termal suyun ruhunu yansıtan sakinlik, dinginlik ve doğal malzeme dili öne çıkar.

Bu proje, fay hattı ile suyun kesiştiği eşsiz coğrafyada, doğanın tedavi edici gücünü mimari bir organizma olarak kurgulayarak; toprağın derinlerinden gelen enerjiyle insanı yeniden merkeze alan bir iyileşme yolculuğu sunar.

Etiketler

Bir yanıt yazın