UNESCO Dünya Mirası Alanı İçerisinde Bir Sahne Sanatları Merkezi

David Chipperfield Architects tarafından tasarlanan müzik ve sahne sanatları merkezi Dunard Center, Edinburgh'ta yer alıyor.

Edinburgh, zengin kültürel mirası ile her yıl dünyanın en büyük performans sanatları festivaline ev sahipliği yapıyor. The Dunard Centre’ın uzun zamandır konuşulan performans sanatları merkezi ihtiyacını karşılaması ön görülüyor.

Şehrin orta ölçekli performans mekanlarından biri olan bu yapı, Scottish Chamber Orchestra’nın Edinburgh ayağı olarak hizmet vererek müzik performansları ve etkinlikler için yeni bir alan sağlayacak. Yapı, birçok farklı etkinliğe ev sahipliği yapabilmek adına 1.000 kişilik bir oditoryum, bir kafe, bar ve çok işlevli mekanlardan oluşacak şekilde kurgulanmış. Yapımı tamamlandığında, Edinburgh’un son 100 yıldaki ilk özel müzik ve sahne sanatları mekanı olacak.

The Dunard Center, Edinburgh’un UNESCO Dünya Mirası Alanı içerisinde, George Dönemi mimarisinin baskın olduğu New Town’ın doğu ucunda yer alıyor. Bölgenin biçimsel nitelikleri, Register House çevresindeki sokakların mahrem atmosferiyle birleşiyor.

Yapı, St Andrew Square’de yer alan ve tescilli bir yapı olan Dundas House’un (1771) arkasında konumlanacak ve bu yapı ile bağlantılı olacak. Dundas House’un özel etkinlikler için resmi bir giriş olarak kullanılması planlanıyor.

Konumu sayesinde farklı karakterlere sahip çevre mahalleleri; birden fazla yaklaşım rotası, giriş ve peyzaj düzenlemeleri aracılığıyla kamusal alanlar üzerinden birbirine bağlayacak.

Yapının işlevleri, rafine ancak kompakt ve birbiriyle kesişen üç hacim içerisinde dağıtılmış. Konser salonu, akustik gereksinimler ve arsa üzerindeki konumu referans alınarak belirlenen eliptik formu ile merkezde yer alıyor. Salonun kütlesi, kentsel izleri takip ederek çevre yapılar üzerinde yükseliyor ve Dundas House’u belirgin biçimde çevreliyor.

Mekanın üst üste binen alt hacimleri ise ortogonal bir formda kurgulanmış. Bu hacimler, yapının toplam kütlesini azaltmaya yardımcı olurken, aynı zamanda çevredeki kentsel doku içerisine uyumlanmasını sağlıyor.

Cepheler, düzen ve malzeme kullanımı açısından New Town’un mimarisiyle ilişki kuruyor. Diğer neoklasik yapılarda görülen kaide–gövde–taç ayrımı, yapının kütle kompozisyonunda yeniden yorumlanırken; betonun dokusu ve rengi New Town’da rastlanan çeşitli kumtaşlarına gönderme yapıyor. Dış kamusal alanlar ise bağlamın sahneleme anlayışından beslenerek, yapı ile farklı yaklaşım güzergahları arasında yer alan, birbirine bağlı ve çeşitlilik gösteren bir alanlar dizisi oluşturuyor.

Etiketler

Bir yanıt yazın