Berkayhan Soybora, Tuğçe Taşlıcalı ve Pınar Naime Kırçın'ın Çiçeklidede Meydanı ve Parkı ile Yakın Çevresi Ulusal Kentsel Tasarım ve Mimari Proje Fikir Yarışması için tasarladığı proje, eşdeğer mansiyon ödülü kazandı.
Bu öneri, kasabanın sükûnetini ve el işçiliğini rehber alır; başlangıç verisi olan 49 ağacın konum–tür–yaşını değiştirmeden kent, topoğrafya ve peyzajı tek bir dolaşım şemasında buluşturur. Ağaca dokunmama ilkesi, planın kimi yerde sıkışması, kütlelerin ayrışması ve rampaların kıvrılması pahasına korunur; kök koruma çemberleri ve döşemede açılan saygı boşlukları yalnızca teknik bir önlem değil, yerin mevcut hâline duyulan saygının mekânsal ifadesidir. Ağaç taşımayı dahi ekolojik/etik risk gördüğümüz için reddettik; mimari, ağacın etrafında “misafir gibi” davranır.
Bu proje tek bir ağaca dokunmama sözüyle başladı. Eğimi bastırmak yerine kent teraslarıyla kademelendik; üç giriş üç ayrı kota denk düşüyor: üstte türbe–park kotu sessiz ve ticaretsiz, ortada lokal–kahve–muhtarlıkla gündelik hayat, altta sıra dükkânların çalıştığı cadde. Uzun ahşap pergola kentin içine kollar gibi sızıyor; yer yer araç geçişi için kesilse de granit küptaş ve genişleyen kaldırımlar yaya omurgasını sürdürüp hızı doğal olarak düşürüyor. Döşemelerde ağaçlar için saygı boşlukları açtık; kök–toprak ilişkisini, su ve hava akışını kesmeden her kotta ağacın başka bir katmanıyla buluştuk. Çiçeklidede mezarı ana kaldırımdan açıkça görülüyor; yeni kurgu onu gizlemek yerine kentin belleğiyle aynı cümlede tutuyor. Malzeme dili yerel, jestler ölçülü: amaç, burayı “yeni tasarlanmış” değil, hep burada var olmuş bir merkez gibi hissettirmek.
Su ve “suyun hafızası”
Biga’nın geçmişinde su kurucu bir roldedir; alandaki tescilli olmayan fakat bellekte yer etmiş çeşme, bu sürekliliğin gündelik izi olarak ele alınır. Suyu yaşatmak biçimsel bir jest değil, altyapısal bir tutumdur: geçirgen zeminler, küçük kot eşikleri, gölge nişleri ve yağmur bahçeleriyle akışı yavaşlatır, suyu biriktirip–sızdırarak toprağa iade ederiz. “Akış hâlindeyken yakalanmış” biçimlerimiz, suyun birikme–sızma–çekilme ritminin bıraktığı izleri okumaktan doğar; böylece “suyun hafızası” bir anlatı değil, süreklilik kuran altyapıya dönüşür.
Kent terasları — eğimle çalışan kesit
Altta +68.00 ve üstte +78.20 kotları arasındaki yaklaşık 10 m’lik düşey farkı teraslandırma ile parçaladık; kütleler terasların altına gömülerek üstte yaşayan zeminler üretildi. Her kot, kendi küçük “sokak/meydan”ını kurar.
+71.00 kotundan parkın en üst kotu olan +77.50’ye kadar yükselişi, peyzaj içinde “kaybolan” küçük parçalı merdiven–amfi dizileriyle çözdük. İki basamakta bir, prekast basamak bloğu uzayarak kısa bir amfi oturmaya dönüşüyor; ardından hat yeniden merdivene bağlanıp şeve saplanarak izini inceltiyor. Dizilim, rölövedeki ağaç konum ve kotlarına hiç dokunmadan kuruldu: her merdiven kolu kök koruma çemberlerine saygıyla kıvrılıyor, çevresel boşluklar gövdeye değmeden büyüme payını ve su–hava akışını koruyor. Basamak bitişleri ile amfi çıkmaları toprak–bitki arakesitlerine yaslanıyor; yağmur suyu bu ceplerde sakinleşerek peyzaja bırakılıyor. Sonuç, kesintisiz bir yükselme hissi: yürürken ritim hiç kopmuyor, durmak istediğinizde ise amfiler gölge ve manzara durakları olarak sizi karşılıyor.
Bu ardışık dizilim, üst park–orta teras–alt çarşı kotu arasındaki geçişi kesintisiz ve yumuşak kılar; yağmur suyu da aynı ritimle alt kot yağmur bahçelerine sakinleştirilerek bırakılır. 2
Pergola–saçak omurgası ve gündelik gölge
Güney cephesinde tasarladığımız 5 m derinliğindeki uzun saçak, dükkân ve kafelerin önünde gün boyu kesintisiz bir gölge bandı kurar. Saçak doğrultusu düz, cadde ise eğimli olduğu için saçak altı yüksekliği yer yer 6 m’ye kadar çıkarak sonra kademeli biçimde azalır; böylece hem ölçek baskısı oluşmaz hem de saçak altı mekân her noktada havadar kalır.
“İçeriler karanlık kalır mı?” kaygısına cevabımız üç ayaklıdır:
1. Yüksek saçak altı açıklığı ve güney yönelimi, kışın düşük açılı güneşi içeri alırken yazın yüksek açılı güneşi keser.
2. Açık renk, mat saçak astarı ile aydınlık zemin (kübik taşın açık derzli dokusu) gökyüzü ışığını içeri yansıtarak difüz aydınlık sağlar.
3. Vitrinlerde kullandığımız ahşap 50×50 ızgaralı doğrama ve üstteki yüksek bant açıklıkları, gölge altında bile göz hizasında şeffaflık ve tavan düzlemine ışık sıçratma (light-shelf etkisi) yaratır.
Sonuç, yazın serin ve kullanışlı bir saçak altı yaşam kuşağı; kışın ise güneşi içeri alan, aydınlık ama parlama yapmayan bir iç mekândır. Böylece gölge konforu büyürken dükkânların canlı vitrini ve doğal gün ışığı asla zedelenmez.
Kasabanın sükûnetini ve el işçiliğini rehber alan tasarım, bu kent teraslarını yerel malzeme ve iklimsel akılla örer: güney yönelimli kütlelerde uzun saçaklar yaz güneşini kesip kış güneşini içeri alırken, sokak ölçeğinde vitrinler büyük cam levhalar yerine ahşap doğramalı, 50×50 cm ızgaralı panellerle bölünür. Dükkân cephelerinin radyuslu/eğrisel formu, doğramayı ve camı küçük modüllere ayırmayı hem yapım toleransları hem de bakım/yenileme açısından daha akılcı kılar; ızgara, kıvrımlı yüzeylere düzgün otururken parıltıyı da yumuşatır. Pergolalar, baştan sarmaşığı taşıyacak uzatmalarla gölge ve serinlik üreten bir yeşil tavan kurar; batı güneşini filtreleyen yan ızgaralar ve kuzeyli meltemle çapraz havalandırma, saçak altı ve iç mekân konforunu destekler.
Üç kotta hayat (üç farklı ton, üç farklı yüz)
Proje alanı, üç farklı yön akışını üç ayrı kota eşleyerek kent terasları mantığında kademelenir; her teras hem farklı bir kullanımı taşır hem de kentin farklı bir yüzüne açılır:
● Kültür–Park Aksı (kuzey): Eski kentten türbe yanına +78.20 ve +74.50 üst terasa çıkar. Burada ticaret yoktur; tamamen peyzaj ve dinginlik vardır, pergola kolları bu yöne doğru gölgeyi ve yürüyüşü sızdırır.
● Rekreasyon Aksı (batı): Büyük çınar–tarihi çeşme–kahvehaneler meydanından +71.00 kotundaki terasa düz ayak ulaşılır; lokal–kahve–muhtarlık gibi mahalle birimleriyle gündelik kamusallık kurulur, pergola burada da kesintisiz devam eder.
● Ticaret Aksı (doğu): Kent merkezindeki ana yollardan +68.00 kotundaki sıra dükkânlar cephesine bağlanır; bu hatta granit küptaş zemin, yeşil bant + tek sıra ağaçlı promenat ve boğaz daraltmaları ile araç hızı doğal olarak düşürülür, yaya önceliği güçlenir.
Kademeler arası geçişler basamak–rampa süreklisi ve gölge nişleriyle yumuşatılırken,
1. üst teras sessiz park/türbe kotu,
2. orta teras mahalle yaşamı kotu,
3. alt teras çarşı kotu olarak çalışır.
Üçü birden ağaç–gölge–taş süreklisiyle kentin damarlarına içeriden sızan tek bir bütüncül dolaşım şemasına bağlanır.
Yol hiyerarşisi ve park politikası yeniden yazılmıştır. Seçili çift yönlü sokaklar tek yöne çevrilerek karşılaşma/dönüş manevraları azaltılır; yol üstü parklar kaldırılarak çınar–kahvehane çevresi sürekli yaya mekânına dönüştürülür. Kentin ticaret merkezlerinden çıkan yaya akışını, zemin farklılaşmasıyla belirginleşen bir promenat olarak +68.00 kotundaki saçak altı eşiğine kadar taşıyoruz. Kaldırım granit küptaşa dönerek ritmini kent merkezine dek uzanan yeşil banttan ve onun içindeki tek sıra ağaçtan alır; bu bant araç yoluyla yaya arasına hem gölge hem de güvenli mesafe koyar.
Araç geçişi süren kesitlerde kaplamayı granit küptaşa çevirerek hedeflediğimiz işletme hızı bandını aşağıya çekiyoruz. Önceden asfaltta tipik hızlar yaklaşık 35–45 km/sa, kilit parke üzerinde 30–40 km/sa iken; granit küptaş + table-top geçiş + boğaz daraltması (≈3.00–3.25 m) ile hedef hızlar 15–20 km/sa aralığına iner (anlık üst sınır ~25 km/sa). Derzli, mikro-engebeli doku lastik–zemin etkileşimini artırıp sürücüye akustik/kinestetik uyarı verirken “tek zemin” okunması yaya önceliğini güçlendirir. Servis–acil erişimleri sökülebilir babalar ile korunur; sonuçta araç akışı düşük tempo ve dikkatle sürer, yaya–bisiklet hareketi güvenli ve kesintisiz hâle gelir. Hat, saçak altına vardığında derz modülü pergola aksına bağlanır; böylece kentten gelen yol, kesintisizce paylaşımlı çarşı kotuna karışır.
Meydan +71.00 kotunda düz ayak karşılanır; pergola bu noktada yaklaşık 4 m açıklıkla yolun üzerinden kentin bu bölgesine doğru uzanır, gölgeyi ve yeşili taşıyarak yaya akışını davet eder. Tali yol, pergolanın altından geçer; pergola kesintiye uğramaz. Trafiği sakinleştirmek için kesitte boğaz daraltması yapılmış, zemin granit küptaş table-top olarak yükseltilmiştir; böylece hemzemin, kesintisiz yaya önceliği sağlanır ve çınar–çeşme–kahvehane üçlüsüyle güçlü bir kent eşiği kurulur.
Mumcular Caddesi yükselirken düz çizgili saçak önce insan kotuna iner, sonra bazı noktalarda araç geçişine izin vermek için pergola konstrüksiyonu kesilir; fakat yaya aksı burada da kopmaz.
Kesilen açıklıklarda zemini aynı granit küptaşla eş düzlemli hız tablasına dönüştürür, derz ritmini ve zemin içi lineer ışık şeridini karşıdan karşıya devam ettiririz; böylece göz, pergola yokken de hattı okuyabilir. Yeşil de atlar: karşılıklı yerleştirilen yağmur bahçesi cepleri/yeşil burunlar ve tek sıra ağaç hizası, taşıt şeridini 3.0–3.25 m’lik bir boğazda daraltıp iki yandan yeşil köprü etkisi yaratır; sarmaşıklar kesilen açıklığın ötesindeki ilk pergola gözünde yeniden “tutar.” Saçak altı yüksekliğinin 2.4 m’nin altına düştüğü yerlerde araç sürekliliğini baba ve yeşil bantla sonlandırır, araya bisiklet parkı, scooter rıhtımı, tamir/pompa ünitesi, oturma nişleri ve su sebili yerleştirerek gölgede bir yavaşlama şeridi kurarız. Saçağın zemine sıfırlandığı uçta ise çizgi, yere değmek yerine ahşap bir kent platformuna dönüşür; platform, büyük çınarın kök bölgesine saygı boşluğu bırakarak kademeli oturma basamaklarıyla kahvehane önü küçük meydanını tanımlar. Yüksek kesimlerde saçak altından geçen araç akışı, bu noktaya yaklaştıkça kesintiye uğrar; devam eden şey, gölgede sürekliliğini koruyan yaya ve yeşil omurgadır.
Bisiklet ve engelsiz hatlar, küptaşsız düz yüzeyli kaplamalarla titreşimi azaltır; bordürsüz geçişler ve dokunsal yönlendirme süreklidir.
Taçları 8–10 metrede başlayan uzun gövdeli ağaçlar, döşemelerde açılan çevresel saygı boşluklarıyla kottan kota görünür olur: altta kabuğa yakınlık, ortada gövdeyle göz hizası, üstte tacın süzdüğü ışık. Ağaç, mekânı kat eden doğal bir kolon/ekoloji bacasına dönüşür; boşluklar büyüme payı ve su–hava dolaşımını korur, yağmur alt kot yağmur bahçelerine sakinleştirilerek iner. Bu ardışık temas, projenin ritmini kurar: sakin üst park, gündelik orta teras ve serin geçişli alt çarşı.
Terasların altına gömülen program içinde dışarıdan “okunan” tek kütle olan Enfeksiyon Kontrol Hizmet Alanları (Aile Sağlığı Merkezi ek birimi), ağaçların arasına en çok giren yapı olduğu için formunu boşluklardan türetir: dairesel/radyüslü koridorlar, her açıklıkta bir ağacı kucaklayan saygı boşluklarıyla ilerler. Sağlık yapısı için ilk bakışta “alışılmadık” gelebilecek bu organik şema, aslında ağaçların konumunu değiştirmeden kısa dolaşım, yumuşak köşe geçişleri, bol doğal ışık ve dışa kaçış nişleri üretir; kesitlerde yapı, sanki içinden ağaçlar yükseliyormuş gibi peyzajın parçası hâline gelir.
Yapının terası +77.50 kotunda parkın en üst düzlemiyle birleşir; yaya akışı teras üstüne doğal olarak büyüyerek toplanır ve bu sayede +78.20 türbe kotu çevresi rahatlar. Kat yükseklikleri bilinçli olarak ölçülü tutulmuştur; birimin ölçeği küçük odalardan oluştuğu için bu tercih mekânsal konforu zedelemeden enerji verimi ve dış–iç ilişkiyi güçlendirir. Kısacası, yapı hem programının ciddiyetini hem de yerin ağaçlı karakterini birlikte taşıyan nazik bir ek olarak kurgulanır: görünmek zorunda kaldığı ölçüde görünür, geri kalan her yerde peyzajın içinde kaybolur.
Neden bu taşlar?
Seçimimiz, yerinde bulunabilirlik ve tarihsel süreklilik ilkesine dayanır. Biga–Ezine–Ayvacık hattı antik dönemden beri andezit (Assos/Behramkale) ve granit (Ezine/Kestanbol) üretir; Troya/Troas peyzajı bu taş geleneğinin bölgesel sürekliliğini gösterir. Bu miras ve güncel tedarik zinciri, andezit duvar + granit küptaş zemin ikilisini hem erişilebilir, hem rasyonel, hem de patinayı iyi taşıyan uzun ömürlü bir dil hâline getirir.
Duvarlar — Andezit tektoniği
Duvar etekleri ve eğimi tutan istinatlarda andezit moloz tercihimiz, yöredeki güçlü tarihî sürekliliğe dayanır. Kireç esaslı harç ile birlikte andezit, bu coğrafyada denenmiş, nefes alan ve bakım dostu bir duvar tektoniği sunar.
Örgü ve detay: Sıralı moloz/yarı kesme örgü; kaba yonu/split yüzey; köşe ve başlıklarda düzgün taşlarla okunaklı hat; arkasında drenajlı dolgu ve kılcal suyu kesen detaylar.
Zeminler — Granit küptaş
Yaya öncelikli kesitlerde zemin granit küptaşa (Ezine/Kestanbol) dönüştürülür: 8×8×8 / 10×10×10 cm modüller, geçirgen derz ve kum–stabilize yatakla yağmuru süzdürür. Aynı malzeme, table-top yükseltilmiş geçişler ve boğaz daraltmaları ile birlikte araç hızlarını doğal olarak düşürür, paylaşımlı cadde karakterini güçlendirir.
Temas yüzeyleri — Yerel ahşaplar
Pergola, saçak altı lameller, oturma ve korkuluk gibi temas yüzeylerinde bölgeyle uyumlu yerel türlere yöneliyoruz. Dışta temel hat kestane (Castanea sativa) ile kurulur; yoğun aşınmaya maruz bank ve basamak gibi elemanlarda meşe ve gerektiğinde akasya (Robinia) devreye girer. Gizli karkas ve alt konstrüksiyonda ise vakum–basınç emprenyeli kızılçam taşıyıcılık görevini üstlenir.
Kestane ve meşe, Marmara–Ege kuşağında doğal yayılış gösteren, dış ortamda koruyucu yağlarla birlikte kullanıldığında uzun ömürlü ve patinaya açık bir yüzey veren türlerdir; zamanla grileşen bu doku, taşla birlikte kasaba ölçeğinde dingin bir yaşlanma dili kurar. Akasya, zeminle temas eden noktalarda yüksek doğal dayanımıyla destek verir. Alt konstrüksiyonda emprenyeli kızılçam, kullanım sınıfına uygun seçilerek (zemin üstü/zemin teması) yapısal sürekliliği sağlar.
İç mekânlarda kayın/dişbudak gibi daha sakin dokulu türler, taş zeminle dengeli sıcak bir atmosfer oluşturur; dışa taşan eşik ve doğramalarda dıştaki kestane/meşe ile süreklilik sağlanır. Tüm dış ahşaplarda paslanmaz (A2/A4) bağlantı elemanları, suyu kesen damlalıklar ve taşla temas eden noktalarda hava aralığı detaylarıyla ömür uzatılır; yüzeyler UV filtreli yağlarla korunarak kontrollü bir gri patinanın gelişmesine izin verilir.
Sonuç: Andezit duvarlar ile granit zeminler, pergolanın yerel ahşap sıcaklığıyla birleşerek “yeni yapılmış” değil, hep burada var olmuş bir kasaba dili kurar.
Çiçeklidede, parkın uhrevî merkezi yapılmadan, gündelik hayata eşlik eden bir komşu gibi okunur. Mezar çevresinde sessiz bir durak ve gölge yaratılır; tören, ritüel bir sahneye indirgenmez, gündeliğin içine karışır. En önemlisi, ana kaldırım hizasından açık bir görüş koridoru korunur; yaklaşım engelsiz rampa + kısa basamak sekanslarıyla sağlanır, ölçek ve aydınlatma sessiz tutulur.
Teras–pergola omurgası, mezarı örmeden çevresindeki gündeliği incelterek akıtır; türbenin delikli üst örtüsünde ağaçlara açılan açıklıklar ile bizim ağaç saygı boşluklarımız arasında yerel bir akrabalık kurulur.
Plan düzleminde yapılar ağaçlara çok yaklaşıyormuş gibi görünse de, kesitte çoğu üst kotlarda kaldığı için kök sistemine müdahale ihtiyacı minimumdur; bu yüzden kök budaması yapmıyoruz.
Yalnızca zorunlu birkaç noktada sertifikalı arborist gözetiminde, temiz kesiler ve hava kazısı (air-spade) ile kökleri ortaya çıkarıp yaşayan kökleri koruyarak çalışıyoruz.
Gömülü duvarlarımızda ağaç köklerine karşı şu önlemler alınır: duvar dış yüzünde sürekli HDPE kök bariyeri (≥0,8–1,0 m derinlik) bindirmeli eklerle dönerek kökleri duvardan uzak tutar; bunun içinde kireç esaslı drenajlı arka dolgu + nopeli drenaj levhası ve esnek su yalıtımı (çatlak köprüleyen 2K) bulunur. Duvar–kök koruma çemberi arasında en az 50–80 cm tampon bırakılır; mümkün yerlerde ayaklar kök koruma alanı dışında konumlandırılıp kısa kirişlerle köprüleme yapılır.
Zemin üstünde geçirgen kaplamalar, havalandırma boruları ve yağmur bahçeleri ile su kök bölgesine sakinleştirilerek verilir; yapım sürecinde de gövde çevresinde koruma çiti + sıkışma önleyici zemin yastıkları ile kök koruma çemberi güvenceye alınır.
Programı üç ana bloğa ayırdık:
A Blok (Çarşı Bloğu): Sıra dükkânlar, muhtarlık, lokal, umumi WC ve ilgili servisler +68.00 kotunda paylaşımlı kesite açılır; saçak altında gündelik ritim ve vitrinden vitrine akan süreklilik kurulur.
B Blok (Sağlık Bloğu): Enfeksiyon Kontrol Hizmet Alanları (ASM ek birimi), ağaçlar arasına organik olarak sızar; terası +77.50 düzlemi ile bütünleşir, +78.20 türbe çevresini rahatlatır.
C Blok (Mescit): Alanın en kuzeyinde, üst kotta konumlanan küçük mescit, topoğrafyanın altına tamamen gömülerek üstteki peyzajı bölmeden hizmet verir. Yalnızca giriş cephesi ve kapısı, sokak yönünden mütevazı bir açıklık olarak algılanır; yan yoldan, eğimin azaldığı bir noktada açılan küçük bir aralıktan mescidin içine “sızılır”.
Eğim boyunca kat yüksekliğinin azaldığı kesitlerde, kullanıcının zaten oturuyor olduğu abdesthane ve ıslak hacim birimleri yerleştirilir; kat yüksekliğinin en fazla olduğu bölüm ise harimin merkezini oluşturur. Üstte, mezar yönüne bakan hafif eğimli bir zemin ya da amfi düzeni kurularak, mescidin tavanı parkın bir parçası olarak kullanılabilir; böylece tamamen toprak altına gömülü olan bu yapı, hem içeride sessiz ve mahrem bir ibadet mekânı sunar, hem de üstte türbeye yönelen bakışı güçlendiren sakin bir oturma terasına dönüşür. Koku–ışık–ses kontrolüyle mahremiyet korunur; gündelik akıştan ince bir mesafe ile ayrılan mescit, park bütününün içinde kendi sakin odak noktasını oluşturur.
Alan Tabloları:
Bu proje, tek bir ağaca dokunmama sözüyle başladı; geri kalan her karar bu söze eklemlendi. Eğimi bastırmak yerine kent teraslarıyla okunur hâle getirdik; üç giriş üç kotta farklı bir kamusal ton kurdu: üstte sessiz park ve türbe, ortada mahalle hayatı, altta çarşı. Pergola–saçak omurgası kentin içine sızarak gölgeyi, yeşili ve yaya önceliğini taşıdı; granit küptaş zemin ve yeşil bant araç hızlarını doğal biçimde düşürürken dolaşımı hemzemin kıldı.
Döşemelerdeki ağaç saygı boşlukları, yukarıda tacın ışığını, aşağıda kökün toprağıyla ilişkisini kesintisiz tuttu; andezit duvarlar ve Ezine/Kestanbol graniti, yerel ahşaplarla birleşip “hep burada varmış” hissini güçlendirdi. Çiçeklidede türbesi, parkın uhrevî merkezi yapılmadan, gündeliğe eşlik eden bir komşu gibi yerini aldı; sağlık birimi, çarşı bloğu ve gömülü mescit ise bu omurgaya eklemlenen, yerin ağaçlı karakterine saygılı üç sakin parça hâline geldi.
Sonuç, taş–ahşap–yeşil arasında kurulan sakin bir omurga: gündelik hayatın her gün yeniden kurduğu; akşamüstü gölgelerinde yavaşlayan ve kente içeriden sızarak tutunan bütüncül bir kamusal kesit.