KAA works, İzmir Sürdürülebilirlik Merkezi (S-Hub) Mimari Proje Yarışması'nda 2. mansiyon ödülünü kazandı.
Sürdürülebilirlik bir düşünce ile başlar, düşünce maddeye taşınır ve somutlaşırsa, insanla / halkla iletişimi güçlenir ve sonra tüm kenti etkilemeyi başarırsa işte o zaman burası merkez haline gelir, etki alanının merkezi olur ve o zaman biz tam anlamıyla bir sürdürülebilirlik merkezi tasarlamış oluruz.
Dünyamız, çelik, beton ve plastik maddelerden üretilen yapı ve ürünlerle doldu, ve bu maddelerin döngüselliği / canlı yaşamına katkısı olmadan, evrene sadece atık madde ve zararlı gazlar salmaya devam ediyor. Bunlara dur diyebilmek, yenilerini dünyaya getirmeden olanları kullanmak, hiç bir şeyi israf etmeden yaşam döngüsüne dahil edebilmek ve bu bilinci olabildiğince büyük bir etki alanında yaymak ana amaç.
Bu yüzden bu yapı, bu parselde hiç gitmeyecekmişçesine konuşlanıp dönüşüme izin vermeyen bir eşsizlikle çizilmedi. Aksine; zaman içinde ihtiyaca göre değişebilen, hatta bu bilinçlenmeyi başka yerlere taşıdığında bir benzerinin kendi parsel sınırına göre dönüşerek yerleştiği, görevini ve ömrümü tamamladığında kaldırılabildiği veya fonksiyon, biçim değişikliğine gidilebildiği bir öngörü ile tasarlandı.
Bu bir en iyi gözükmeye çalışan mimari projeyi yapma çalışması değil. Belki en az yapma, belki en basit yolla yapma, belki de öğreterek yapma işi. Bu bir sorumluluk projesi ve kendinden sonra çevresini ve dünyayı değiştirebilme adına sözler söylemeyi amaçlayan bir çalışma.
..
İzmir upuzun bir kıyı şeridi, geniş denizleri, doğal ormanları, yüksek dağları, dağlar arasından uzanan nehir havzaları, sulak alanları ile ekosistem çeşitliliğine sahip bir coğrafya.
Bu çeşitliliğin ve doğal mirasa sahip olmanın yanı sıra, bu mirasa sahip çıkmanın önemi büyük. 21. yüzyılda karşı karşıya olduğumuz küresel iklim krizi, dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi, İzmir için de bir tehdit unsuru. Bu yüzden sürdürülebilirlik konusunun ilk önce toplumsal bir mesele olduğunu düşünüyoruz ve olaya yalnızca parsel bazında değil daha geniş bir pencereden bakmayı tercih ediyoruz. Doğa ile yeniden bir arada olmak, doğa ile uyumlu yaşamak, yaşam şeklimizle, kurduğumuz kentlerle, yaptığımız yapılar, kullandığımız araçlarla doğaya verdiğimiz zararı en aza indirebilmek için makro ölçekten mikro ölçeğe bir yapılanma stratejisi kurduk.
Sorunların tespiti ve çözümlerine yönelik önerilerle oluşturduğumuz stratejinin ana konularını şu başlıklar altında özetleyebiliriz;
Turan mahallesi ve sahili, iki yoğun kent dokusu arasında, atıl kalmış, hep bir geçiş aksı olarak kullanılmış, sessiz sedasız bir yer. Oysaki arkasına aldığı Atatürk Ormanının yeşili ve önünde körfezin mavisiyle, erişilebilir mevkisiyle, canlandırılmaya, kente katılmaya çok müsait. Kente katılmak derken ‘yeni, doğayla işbirliği olan kent’ kavramından bahsediyoruz. Yoğun kent yapılaşmasının buraya da genişlemesi değil bahsettiğimiz. Tam aksine doğayla yakın ilişki kuran bu yer, kentleşme kurgusuna ayak uydurmadığı için çok şanslı ve dönüşüm için harika bir fırsat bölgesi. Atatürk ormanındaki bin bir çeşit bitki ve canlının, körfezle yakınlaştığı masum bir kent arakesiti burası.
İklimsel sorunlarla mücadele ve sıfır karbon hedefi için kentsel bir takım sorunları anlamak ve bunlara kent ölçeğinde çözüm önerileri getirmenin gerekli olduğunu düşünerek bölgeye dair yaklaşımlarımız ise şu şekilde;
1-Sokakların otomobil hakimiyetinden geri alınması:
Araştırmalara göre Türkiye’de karbon emisyonlarının üçte biri ulaşım sektöründen gelmektedir. Turan mahallesi sınırlarında, İzban hattının sahil tarafında imar planında düzenlenen geniş, çok şeritli ara yolların, nitelikli yaya kaldırımları ve yeşil bantlar eklenerek tek şeritli araç yolu kalacak şekilde, ulaşım döngüsünü de zedelemeden daraltılması önerilmiştir.
2- Her yaya yolu ve asfalt zemin arasında yeşil bir kesit yaratabilirsek sert zeminlerden buraya meyil eden suları toplayabilir, böylelikle suyu geri kazandırırken, taşkınların da önüne geçmek mümkün hale gelecektir.
3- Bisiklet yolunun devamlılığı ve Turan sahil hattına giren alternatif bir bisiklet rotası önerilerek bölgenin bisikletliler açısından daha tercih edilebilir bir yer haline getirilmesi amaçlanmıştır. Yer yer bisiklet rotasına eklemelenen bisiklet park ve BİSİM kiralama istasyonları önerilmiştir. Bu istasyonlarda düşünülen elektrik panelli saçaklar, elektrikli scooter ve elektrikli bisikletler için gerekli
enerjiyi depolamaktadır.
4- sahildeki yaya promenadının devamlılığının sağlanması önerilmiştir. Bu yaya promenadının mülkiyet sınırlarına göre yer yer genişleyerek nitelikli kamusal zeminler yaratılması amaçlanmıştır. Bu sayede bölgenin yaya öncelikli bir yer haline gelmesi önemsenmektedir.
5- Yaya promenadı etrafında yine mülkiyet sınırlarına göre yerleştirilen belediyeye ait kitap-kafe birimleri sahil hattını canlandırması için önerilmektedir.
6-Yeşil alanlar hem yol kenarlarında, hem sahil hattında hem de imarda park olarak işlenen parsellerde artırılarak, daha yeşil bir sahil hattı önerilmiştir. Bu kamusal yeşillerde, çocuk parkı alanları, açık sahalar, yoga ve pilates çayırları ve mesire alanları önerilerek doğanın insanla ilişkisinin güçlendirilmesi, yeşil alanlara fonksiyon kazandırılması amaçlanmıştır.
7-Tasarlanan yapıdan doğrudan sahil hattına ulaşan aksta bir iskele meydanı önerilmiştir. Mavnanın da yanaşacağı planlanan bu meydanın, mavnaya yüklenecek kamusal işlevlerle birlikte daha anlamlı bir zemin olacağı, küçük bir toplanma alanı olarak da kullanılacağı ön görülmektedir.
*Parselin yola ve planlanan residans projesine bakan iki sert satıhı, parka bakan ılımlı cephesi, bir de en güçlü referans olan sahil hattını önemli birer bilgi olarak ele aldık.
*Elimizde olan bu bilgilere göre ana yol ve doğu cephesini daha sert bi karakterde tutmayı niyet ederken, denize uzanan aksın devamlılığını önemsedik. Denizden gelen aksı yapı içinde devam ettirerek ana omurga altında bir sokak kurguladık, bu sokak kıyıdan gelen imbat rüzgarını da içine alarak tüm yapının ventilasyonu sağlayacak önemli bir etkendi
*Parka bakan cephede ise yeşilin yapı arlarına sızacağı, yapının bu sathını yumuşatacağı kanaatine vardık. Yeşilin, deniz tarafına doğru akarak, sahil parklarına yakınlaştığı, sınırların kalktığı ve doğal peyzajın deniz cephesine doğru sarmalandığı bir kurgu hayal ettik.
*Nihayetinde doğu ve kuzey cephelerinde daha sıkı, sert ve dolu bir profil oluştururken, parka ve denize doğru birimlerin çözüldüğü, yeşili de arlarına alarak yumuşadığı bir karakter ortaya koyduk.
*Tüm mekanik sistemleri, su tanklarını, sert ve sıkı olarak tanımladığımız cephelere iliştirmeyi önerdik. Yapının güneşi, rüzgarı ve yağmur suyunu kullanarak önemli bir iş ortaya koyduğu bu sistemleri saklamanın gereği olmadığını düşünüyoruz. Tam da varoluş amacına uygun olarak bunları apaçık bir şekilde bedeninde taşıdığı, kentliye suyun yeniden kullanımını, enerjinin dönüştürülmesini anlattığı açık seçik bir beden…
Yıllardır tek amaçlı malzemelerle, tek bir şeye hizmet eden yapılar yapıyoruz. Olasılıklara imkan vermeyen yapılar…
Bizim burada yapıya dair öncelikli niyetimiz, İzmir’in iklim koşullarını da göz önüne alarak, yarı açık mekanları bize sunacak, incelikli bir strüktürle saçak tasarlamak, bu saçağın altında ise olabildiğince esnek bir kurgu yaratmaktı.
Bu saçak altında organize edilecek birimler, her mekanın gerektirdiği ebatlarda ve ihtiyaçta tasarlanarak enerji israfını azaltmak, kullanılmayan ölü hacimlerin oluşumunun önüne geçebilmekti.
Kütüphanenin ihtiyacı olan kadar bir kütüphane birimi, ihtiyaç olan ofis sayısı kadar ofis modülleri, ve bunların kompozisyonundan ortaya çıkan açık / yarı açık ara mekanlar…
Ve saçak altında kurgulanan bu birimlerin olabildiğince basit bir sistemle yapılabilir olması diğer bir amaç. Herhangi bir zamanda, kurumların kendi bünyesinde de basitlikle devam ettirebileceği, eklemeler, iyileştirmeler, dönüşümler yapabileceği bu sistem sürdürülebilirliğin en önemli konularından biri.
Burada bir şantiyeye başlamadan önce mavnanın kendisini bir atölye zemini olarak kurgulayıp inşaat süresince mavnanın üstünde kuracağımız atölyelerde yapıya dair büyük bir kısım üretimi yapabileceğimizi düşünüyoruz. İnşaatlar süresince, yapı malzemelerinin ham halden fabrikalara oradan atölyelere ve sonrasında şantiye alanına gelip giderken lojistikten kaynaklı salınan karbonun önüne geçebilmek ilk amacımız.
Ayrıca şu an alanda yer alan konteyner ve prefabrike yapıların yine bu atölyelerde sökülüp buradan çıkacak panel ve profillerin yapıda kullanılabileceğini öneriyoruz.
Betonun ana bileşeni olan çimento, tüm insan kaynaklı karbon emisyonlarının yaklaşık %8’ini oluşturmaktadır. Ahşap ise binanın ömrü boyunca salınan karbonu kendi bünyesinde depolayabildiği gibi ömrü bittiğinde doğanın dönüşüm döngüsüne katılabilir.
Oluşturduğumuz yapının ana bileşeni olan ve tüm bu altındaki kurguyu, modülleri, açık ve yarı açık alanları, ortak kullanım mekanlarını organize etmesini planladığımız bu saçakları ahşap bir konstrüksiyon olarak kurduk. Planlamada programa göre bölümlediğimiz alanların yükseklik ihtiyacına göre altındaki alanları kavrayan bu saçaklar, farklı yüksekliklerde bir araya gelmesi sayesinde aralarında kalan boşluklardan içeriye daha fazla doğal ışık ve havayı alabilmektedir.
Yapının yan parselinde yer alan park alanını da etkin bir peyzaj alanı olarak kurgulayıp yapıyla doğrudan ilişki kuracak bir yeşil alan olarak görüyoruz. Ve yapıya yaklaştığı yerlerde içeriye doğru sızarak kısmen parkın da bu ekolojik programa dahil olmasını amaçlıyoruz.
Buna göre, zemin katta yola yakın yerlerle, parka yönelen kısımlarda, ortaklaşma mekanlarını konumlandırdık. Bu mekanlar kafe, açık sergi, danışma, esnek çalışma alanları gibi programları içermektedir. Yapının doğu tarafındaki (çok katlı konut projesine yakın taraf) sırt kısmına ise genel olarak ofisler, tuvaletler ve yönetim birimlerini yasladık.
Bu kattaki atölye ve laboratuvarlar yine parkla ilişkili olarak açık mekanı da kullanarak, topraklı tarım alanları ve peyzajdaki bir takım döngüsel sistemlerle entegreli çalışmaktadır.
Yapının sergi alanlarının da yer aldığı yarı açık ortak mekanından doğrudan bir üst kattaki fuayeye eriştiğimizde konferans salonu ve bu salonu destekleyen bazı mekanlarla karşılaşıyoruz. Konferans salonu denize dönük bir mekan olarak, önündeki mevcut ağaçların yeşilinin arasından körfezin mavisinin sızdığı bir izleme mekanı. Korumamız gereken doğal güzelliğin sorumluluğunu bir kez daha göstermek, anlatmak istercesine yapının en can alıcı noktasında yer alıyor.
Fuayenin devamında yarı açık ve kapalı alanlarıyla manzaraya yönelen ekolojik restoran ‘ek biç ye’ , peyzaj alanında konumlanan kompost alanları ve tarım bahçeleriyle döngüsel bir ilişki kurar. Bu katın diğer kısımlarında ise laboratuvarlar, derslikler ve çok amaçlı salon yer alıyor.
İkinci katta ise topraksız tarım / sera olarak önerdiğimiz çatı bahçelerine laboratuvarlar, atölye ve derslikler eşlik ediyor.
Tüm sistemde önerdiğimiz modüler birimlerin aksine, bu sürdürülebilirlik hub’ının kurulmasından itibaren en baştan beri varolarak, bilgi ve veriyi depolayacak, halka aktaracak tekil birimler olarak düşündüğümüz kütüphane ve konferans salonunu sabit mekanlar olarak düşünüyoruz.
Su deposu, akü gibi teknik elemanlar için ilk aşamada önerdiğimiz kısmi bodrum kat fikrinin, bu proje için bizi içten içe rahatsız eden bir tarafı vardı. Bir yandan betonarme hacmini minimumda tutarak karbon salınımını ve toprak canlılarına zararı azaltmak isterken, bir yandan sanki gizlenmesi, görülmemesi gereken şeyler gibi, teknik ekipmanı bir bodruma tıkıp kurtulmanın iyi bir fikir olmadığına karar verdik.
Tüm mekanik sistemleri, su tanklarını, sert ve sıkı olarak tanımladığımız cephelere iliştirmeyi önerdik. Yapının güneşi, rüzgarı ve yağmur suyunu kullanarak önemli bir iş ortaya koyduğu bu sistemleri saklamanın gereği olmadığını düşünüyoruz. Tam da varoluş amacına uygun olarak bunları apaçık bir şekilde bedeninde taşıdığı, kentliye suyun yeniden kullanımını, enerjinin dönüştürülmesini anlattığı açık seçik bir beden…
Yapının ana strüktürünü lamine ahşap(glulam) oluşturmaktadır. Tekil temeller üzerine inşa edilmesi önerilen strüktürel sistem, yapı boyunca belli aks aralıkları ve belli bir düzende devam eder. Lamine ahşabın tutkallanması, emprenye edilmesi işlemlerinden de kaynaklı olarak betonarme yapıya göre maliyeti artırıyor gibi gözükse de, yapı boyunca aynı ebatlardaki kolon, kiriş boyutları düşünüldüğünde, atölyede hızlı bir üretim sonucu ortaya konulabileceğinden, zamanı kısaltarak ve lojistiği azaltarak, maliyeti etkileyen bu iki önemli faktörden verim sağlamaktadır. Yapı modülleri ise, yine tekrar eden ahşap ve metal panel boyutlarının, ana yapı strüktürünü kullanan karkaslar üzerine kaplanması ile oluşur. Ahşap cephe paneli olarak marin kontrplak kullanmayı öneriyoruz. Metal panelleri ise yerinde mevcut olan konteynerların değerlendirilerek yeniden işlenmesi sonucu yapıya takılabileceğini düşünüyoruz.
Projemizde, Sürdürülebilirlik kavramını en önemli gördüğümüz 4 ana konuyla birlikte düşünüyoruz:
1- inşai kolaylık ve inşai sürdürülebilirlik;
herhangi bir zamanda kurumların kolaylıkla üretebileceği/yenileyebilceği/dönüştürebileceği ve yapı kullanım ömrünü tamamladığında doğaya zarar vermeden kaldırılıp elemanlarının yeniden kullanım için geri dönüştürülebileceği bir sistem.
2- sosyal sürdürülebilirlik / ortak gelecek;
Yapı, kentli ve halktan olmalı… Halkın yapıyı bir kültür merkezine gelir gibi gelip, içinde yapılan işleri, tiyatro gibi izlemesinden ziyade, herkesin bahçesine, çatısına güneş paneli takabileceği, suyunu depolayabileceği, atıklarını evinde de ayrıştırabileceği bilincini aşılayabilrcek kentten bir yapı öneriyoruz. Ancak bu şekilde sosyal sürdürülebilirliği sağlayabiliriz.
3- ekonomik sürdürülebilirlik;
Açık sirkülasyon ve dışardan erişilen çekirdek hacimleriyle, birimlerin birbirimden bağımsız olmasıyla, mekanik ve elektriksel sistemler başta olmak üzere hem inşai hem de işletim maliyetlerinin düşürülmesini sağlama amacındayız. Yapı strüktürünün ve duvar/döşeme panellerinin belli ebatlardan ve düzenden oluşması üretim kolaylığı sağlayarak ve zamandan tasarruf etmeyi sağlar.
4- çevre koruma;
Doğaya minimum zararı veren, doğayla iç içe varlığını sürdürebilmeyi hedefleyen, Kaynakları akılcı biçimde kullanan bir yapı… Ekosistemlerin bütünlüğüne önem veren ve bu bütünlüğü koruyup devamlılığını sağlamayı amaçlayan kolektif bir sistem… sadece halkın katılımı değil, toprağın bitkiye bitkinin arılar ve böceklere, arıların besinlerin yetilmesiyle ilgili döngüsüne önem veren, özünde suyun, toprağın, havanın temizliğinin tüm canlı yaşamı için önemine değinir.
Kendi Kendine Yeten Bir Yapı
‘Yapı önce kendine nasıl yeter, sonra kendi mahallesine nasıl faydalı olur, daha sonra da varlığıyla dünyaya ne kazandırır’ diye sorgulayarak tasarlamaya başladığımızda, nihayetinde projeye yüklediğimiz bazı sorumluluklar şunlar olmuştur;
1. Bina ve çevresindeki doğal ekosistem ve biyolojik çeşitliliğin korunması, ekosisteme ve yaşam döngüsüne faydalı aktörlerin tasarıma katılması. (bitkiler, kuşlar, böcekler, arılar…)
2. Dayanıklı, uzun ömürlü, tamiratı ve yenilenmesi kolay yapı önerilmesi,
3. Tasarımın zaman içindeki değişimlere göre mekanları yeniden değerlendirme ya da yeni fonksiyonlar yüklenebilme imkanı sunması, (uyum yeteneği yüksek birimler)
4. Tasarımda daha küçük m2 de daha kullanışlı mekanlar yaratılması, yani mekan verimi artırılarak inşaat ve işletme aşamalarındaki maliyetin düşürülmesi, bina formunda daha sade geometri tercih edilerek kaynak-malzeme optimizasyonu sağlanması,
5. Kurulacak atölyelerle binanın kendi kendini inşa edebilmesi, lojistiği azaltmak; karbon salınımını azaltmak, bütçe ve zaman kaybını engellemek gibi amaçlar gütmesi,
6. Çevreye ve insanlara zarar vermeyen, sınırlı kaynaklara dayanmayan malzemelerin tercih edilmesi, israfa izin verilmemesi,
7. Enerji verimliliği, yaşam kalitesi, minimum kaynak tüketimini önemseyerek pasif sistemlerden olabildiğince faydalanması,
8. Suyu israf etmeyecek, su tüketimini azaltacak, az su gerektiren çevre ve bitki dokusu kullanmak,
9. Yağmur sularının, duş, çamaşır makinesi ve lavabolarda kullanılmış atık suların (gri su) depolanması, arıtılarak bahçe sulamasında veya tuvalet temizliğinde kullanılması,
10. Bina ve insanların sağlığı ön plana alınarak doğal havalandırma, doğal aydınlatmayı zenginleştiren, yoğuşma-küf oluşmasına izin vermeyen tasarım yapılması,
11. Enerji kazanımı yapan, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak kendi kendine yetebilen hacimler kurgulanması,
12. Isı adası oluşumuna sebebiyet vermemesi,
13. Peyzaj alanlarıyla bütünleşik, doğa ile uyumlu bir yapı tasarlanması
Etki Alanının Genişlemesi ve Sürdürülebilirlik ‘Merkezi’ olma Senaryosu
Yeni etki alanları oluşturmak için ve bu çalışmaları kentin genelinde sürdürebilmek adına uzun vadede Sürdürülebilirlik Merkezinin yan/yardımcı hub’ları olarak çalışacak yapıların yapılabileceğini öngörüyoruz. Eğer bu sistemi, bilinci gerekli görülen başka bölgelere de sıçratabilirsek, o zaman etkili bir dönüşüm yoluna girmeyi başarabiliriz ve o zaman tam anlamıyla bir merkez tasarlamış oluruz. Bahsettiğimiz senaryoda bu alanlar, genel bir bakış açısıyla düşünüldüğünde; örneğin kanal sularının döküldüğü Meles Deltasında, körfez suyunun temizlenmesi ve burada nesli tehlikede olan deniz canlıları üzerinde çalışacak bir S2-Hub, Atatürk Ormanında endemik bitki türleri ve Fidan dikimleri için çalışacak bir S3-Hub olabilir.
Mavnaya kamusal kullanımının dışında bazı sorumluluklar yükledik ve bunun için zamansal bir kurgu yarattık.
Önerdiğimiz mavna kullanım senaryoları şu şekilde;
1- İnşaat Süresince Mavnanın Atölye Olarak Kullanılması
Mavnanın ilk sorumluluğu, bu projenin yapım işine dahil olması ve böylelikle alanda yapının kendi kendini üretebilme konusunda destekçi olarak çalışması.
Önerdiğimiz tüm sistem hazır elemanların atölyede gerekli ölçülerde üretilerek birbirine takılmasından oluşmaktadır. Bu yüzden üretimin büyük bir kısmının mavnaya kurulacak atölyelerde yapılabileceğini düşünüyoruz. İnşa sürecinde karmaşık bir lojistik ağından kaynaklı doğaya salınan karbonu bu şekilde azaltabilmeyi amaçlıyoruz.
2-Yapı tamamlandıktan Sonra Mavna Üzerinde Küçük Bir Atölyenin İşlemeye Devam Edip, Aynı Zamanda Halkla Etkileşimi Artıracak Kamusal Bir Zemin Olması
Yapının inşa süresi tamamlandıktan sonra burada küçük bir atölyenin işlemeye devam etmesini öneriyoruz. Ve burada endüstri ürünleri tasarımı öğrencileri, mühendislik öğrencileri gibi farklı disiplinlerin bir arada çalışarak, yapıdaki ortak çalışma alanlarında tasarlayacakları yönlendirme tabelaları, bilgi panoları, güneş panelli saçaklar, çocuk oyun alanları için oyuncaklar gibi kentsel mobilyaların atölyede ürettirilerek alanın genelinde yerleştirilmesini amaçlıyoruz.
Bu birimler tüm halkın bu kullanımı ve etkileşimi için üretilecek ve bu sayede sahil hattının canlandırılmasına da kolektif bir katkı sunacaktır. Hatta bu bölge için üretim tamamlandığında, daha uzun bir süreçte, etaplanarak, körfezi takip eden tüm sahil hattı için kentsel mobilyaların yerleştirilme işinin devam etmesi bu sayede kentsel bütünlüğün kurulmasını hedefliyoruz.
Bu konuda, diğer sahillere uğrayarak oraları etkileşim ve dönüşüm alanına dahil etme sorumluluğunu da mavnaya yüklüyoruz.
3-Dönüşüm ve Farklı Etki Bölgeleri İçin Önerilen Kıyılara Gidip Destekçi Olması
Gelecek senaryosu olarak başka kıyılarda önerilen yardımcı sürdürülebilir hubların yapım ve kullanım süreçlerine de, tıpkı burada olduğu gibi, mavnanın dahil olabileceği düşünülmektedir.
4- Afet Zamanlarında Yardımcı Bir Zemin Olması
‘İnsanın sürekliliği yalnızca doğanın sürekliliği ile mümkündür.’
Sürdürülebilirlik mevcutta bulunan ya da yeni oluşanın geleceğe olan sağlıklı devamlılığı olmakla birlikte, peyzaj ile düşünüldüğünde sadece tasarım yaklaşımının temsili bir kelime olmaktan çıkar. Bu kavram tasarımın en derin noktasına kadar inmekle birlikte; malzemesel sürdürülebilirlik, biyoçeşitlilik, ısı adası oluşumları ve dengeleri, organik üretim sürdürülebilirliği, su koruması ve toplanması dengesi, alanda bulunan kuş türlerinin yaşam alanlarını destekleyici yaklaşımlar, böcek türleri arasındaki denge ve yaşam sürdürülebilirlikleri, kullanıcıya öğretilen ve geliştirilen bilgi sürdürülebilirliği (eğitimler ve workshoplarla desteklenen üretim öğretileri, biyolojik çeşitliliğin bozulmasının engellenmesini sağlayacak eğitimler, evlerde kompost üretim ve kullanımları, atık yönetimleri vb. bilgi akışları), hava kalitesinin iyileştirilmesi ve sürdürülebilirliği, toprak sağlığının sürdürülebilirliği gibi bir çok başlık, peyzajda sürdürülebilirliğin içine dahil olmaktadır. Bu sürüdürülebilirlik başlıklarının geliştirilmesi ve öğretilmesi ile birlikte tüm üretim aşamalarında karbon atık oluşumunu da engellemek en büyük amaçlardandır. Bu nedenle alanda mimari üretimler ve biyolojik hendek oluşturulmasında ortaya çıkan toprak fazlalarının, taşımacılık ile alandan çıkması karbon atık oluşturması sebebiyle tercih edilmemiştir ve alanda bu toprak fazlaları ile topoğrafik tepecikler oluşturularak, peyzajda önerilen kamusal ve ekolojik fonksiyonlar arası bağlantılar birbirinden ayrılmıştır.
İzmir sürdürülebilirlik merkezi S-Hub da peyzaj dokusu tasarlanırken; sürdürülebilirliğin güneş, su, toprak ve hava sürdürülebilirliği-dengesi kısmı irdelenmiş ve tasarımda çok önemli bir noktaya sahip olmuştur fakat sürdürülebilirliğin en önemli bileşenlerinden biri kullanıcıdır ve kullanıcının bilgilendirilmesi, süreçlere dahil edilmesi ve gelecek nesillere bu bilgileri aktarması hatta ve hatta tarım ile ilgilenen kişinin, hayvancılık yapan çiftçinin gelip tasarlanan alanda kendi alanı ile ilgili bilgi alması, yöntemleri öğrenmesi ve bunları uygulaması da, kullanıcı katılımlı sosyal bir sürdürülebilirliğin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Tasarım yapılırken amaçlanan bu sürdürülebilirlik yöntemlerinden biri olan bu yaklaşım, mimari de işlikler ve laboratuvarlar sayesinde sağlanırken; peyzajda iç mekanları destekleyen açık ve yarı açık tarım alanları hemen uzantılarında gelişen laboratuvarlar ile yeni üretim yöntemleri öğrenilmekte-araştırılmakta ve öğretilmesi amaçlanmaktadır.
S-Hub önünde yürüyüş aksları topraktan üst kotta yapılmış ve aynı zamanda peyzaj dokusunda geçirimsiz sert zemine yer verilmemiştir. Oluşturulan bu yüzeylerle ısı adası oluşumu minimuma indirilirken mimari de yapının altı da boş bırakılmış, hava akışı sağlanması amaçlanmış ve toprağa müdehale minimuma indirilerek ısı adası oluşum oranları düşürülmüştür.
Alan içerisinde kaldırım hattı bölgesine yerleştirilmiş biyolojik hendek hatları fazla suyun toplanmasını ve sonrasında kullanılmasını sağlayarak suyun dengeli kullanımını ve sürdürülebilirliğini desteklemektedir.
Alan içerisinde toprak yetiştirme alanlarının içinde kullanılacak besin maddesini oluşturacak kompost içeride üretilmekte ve kent içerisinden bu kompost üretimini öğrenmek isteyen katılımcılara da öğretilmesi amaçlanmaktadır. Bu nedenle alan içerisinde birbiriyle bağlantılı tarım alanları ve kompost alanları eklenmiştir.
Tarım alanları içerisinde yerel bitki türlerinin yetiştirilmesi ve desteklenmesi, belirlenen organik üretim yöntemlerininin sürdürülebiliriliklerinin sağlanması amaçlanmaktadır. Tarım ile birlikte tarımın en büyük destekçisi olan su ve toprağın biyoçeşitliliğin dengelenmesini sağlayan böcekler, tohumları taşıyan kuşlar da tasarımda kuşluklar ve böcek gözlem bölgeleri ile desteklenmiştir. Arı gözlem bölgeleri oluşturulmuş ve üretilen balın, arı hareketlerinin, üretim yüzdelerinin ve sürdürülebilirliğin de sağlanması amaçlanmıştır.
Tüm alanda bitki dokusu olarak, minimumda su ihtiyacı duyan, İzmir de yerel tür olan bitki türleri kullanılmıştır ve kır dokusu alanın içerisindeki tüm yeşil alana taşınarak kır-kent dokusunun birbirinin içerisinde eriyen düzeninin oluşması amaçlanmıştır.
S-Hub önünde bulunan alan; hiç bir sınırı olmayan, doğaya dokunmayı ve biyolojik çeşitliliğin sürüdürülebilirliğini öğreten ve kendi içinde tanımlanmış mekanlarla bu durumları destekleyen peyzaj dokusu olmak ile birlikte, İzmir’in doğayla uyumlu yaşam stratejisinde bulunan 4 maddeyi destekler; doğanın şehre nüfusunun sağlanması, insanların kırsal alana nüfusunun doğayla uyumunu sağlamak, yeni öğretilen üretim yöntemlerinin araştırılması ve öğretilmesi ile döngüsel bir ekonominin teşvik edilmesi ve kent kır bağlarının güçlenmesi. Sürdürülebilirlik merkezi olacak S-Hub geliştirilen bu tasarım ve yaklaşımlarla hem doğa hem de kullanıcı-bilgi aktarım odaklı bir sürdürülebilirliği destekleyen bir mekan haline gelecektir ve modüllerinin kentin bir çok bölgesine peyzaj ile birlikte sıçramalar yapmasıyla tüm kentin doğayı ve iç dengelerini destekleyen sürdürülebilir bir hal almasını sağlayacaktır.
Yapının inşasının başladığı andan itibaren, ömrünü sürdürdüğü süre boyunca, tüm kalemler için maliyeti düşürmek, verimi artırmak adına düşünülmüş projeye dair kriterler;
1- Sahada Atölye
Mavnanın inşaat boyunca atölye olarak kullanılması, deniz lojistiğinden faydalanması, sahaya yakın yerde malzemeleri işleyip müdahale edebilmesi, (mavnadaki atölyede belki tüm yapısal elemanların üretilmesi mümkün olmasa da, büyük bir yük üstlenebileceğini düşünüyoruz) lojistik kaynaklı maliyeti düşüreceği gibi, zamansal olarak da büyük bir kazanç sağlayacaktır.
2- Tekil Temel
Tekil temelin, tüm temel sistemleri arasında en ekonomik sistem olduğunu biliyoruz. Bu temel sistemi hem yapının altının da hava alarak canlı yaşamının devam etmesini ve ısı adası oluşumunun engellenmesini sağlar hem de betonarme maliyetinden büyük ölçüde kar etmeyi sağlar.
3- Sabit aks aralıkları, tekrar eden taşıyıcı sistem boyutları
Yapının ana strüktürünü lamine ahşap(glulam) oluşturmaktadır. Lamine ahşabın tutkallanması, emprenye edilmesi işlemlerinden de kaynaklı olarak betonarme yapıya göre maliyeti artırıyor gibi gözükse de, yapı boyunca belli aks aralıklarında, aynı düzende devam eden aynı ebatlardaki kolon, kiriş boyutları düşünüldüğünde, atölyede hızlı bir üretim sonucu ortaya konulabileceğinden, zamanı kısaltarak ve lojistiği azaltarak, maliyeti etkileyen bu iki önemli faktörden verim sağlamaktadır.
4- Açık sirkülasyon, çekirdek maliyeti
Sirkülasyon alanlarını ve çekirdekleri açık bir sistemde çözerek bu hacimleri yapı maliyetinden büyük ölçüde düşebiliyoruz.
5- Bağımsız birimler ve ayrı mekanik sistemler
Birimlerin birbirlerinden ayrı çalışıyor olması, koca bir yapıyı aynı anda iklimlendirmekten, havalandırmaktan, uzunca koridorları aydınlatmaktan bizi koruyor. Hatta her birim kendi ihtiyacı kadar büyüklükte kurulabildiği için, kullanılmayan hiçbir hacim üretmemenin iyi bir amaç olduğunu düşünüyoruz.
6- Geri dönüştürülmüş malzemeler, yeniden kullanım
Kullanılmayan yapı malzemelerinin; profillerin, ahşap ve çelik panellerin yeniden işlenerek, yapıda değerlendirilmesini ve ayrıca geri dönüştürülmüş plastiklerden üretilen polikarbonatın çatı seralarında değerlendirilmesini öneriyoruz.
7- Pasif sistemlerin verimli kullanılması
Yapıda tüm mekanlar için mevsimsel olarak düşünülmüş doğal ışık yönetiminin kurgulanması, tüm birimlerin doğal havadan faydalanması, çapraz ventilasyon oluşturulması gibi önemli faktörleri projede fazlasıyla önemsiyoruz. Bu sayede yapının mekanik havalandırma ihtiyacının olmayacağını düşünüyoruz. Isıtma soğutma sistemlerine olan ihtiyacın ise güneş yönetimi ve çapraz ventilasyon ile büyük ölçüde azalacağını düşünüyoruz.
8- Enerji kazanım sistemleri, yağmur suyu kullanımı