1. Ödül (Öğrenci Kategorisi), Yapı Tasarım Yarışması 2025 – Kentsel Dönüşüm: Alternatif Arayışlar

1. Ödül (Öğrenci Kategorisi), Yapı Tasarım Yarışması 2025 – Kentsel Dönüşüm: Alternatif Arayışlar

Umay Ezgi Özçelik, Mehmet Tanrıkulu, Mehmet Ali Akdemir, Muhammed Kuyumcu, Yusuf Ekrem Altay, Dilara Aydın, İclal Nilgün Bişgin ve Tarık Doğan'ın Yapı Tasarım Yarışması 2025 için geliştirdiği "Görünmez Beton" projesi ile birincilik ödülünü kazandı.

Proje Özeti

Görünmez Beton, yıkım ve tahliye yerine, yerinde ve kademeli dönüşümü savunan; fiziksel müdahaleyi sosyal sürdürülebilirlikle bütünleştiren alternatif bir kentsel dönüşüm modelidir.

Mevcut yapılar, yıkmadan, dışarıdan eklenen betonarme bir strüktürle güçlendirilir. Bu strüktür yalnızca taşıyıcı değil; balkonlar, oturma alanları ve yeşil yüzeylerle sosyal bir yaşam katmanına dönüşür.

Proje, mahalle kültürünü, gündelik karşılaşmaları ve kolektif hafızayı koruyan; ekolojik ve sürdürülebilir bir yaklaşım sunar.

Görünmez Beton, dönüşümün yıkım değil; birlikte güçlenme süreci olabileceğini mimari bir öneri olarak ortaya koyar.

Mahalle Kültürünü ve Hafızayı Koruyan Dönüşüm

Kentsel dönüşümün yalnızca fiziksel yapıları değil; sosyal ilişkileri, kültürel alışkanlıkları ve ortak hafızayı da dönüştürdüğü bir dönemde, proje bütüncül bir yaklaşımla öne çıkar.

Görünmez Beton, yapısal güçlendirmeyi toplumsal süreklilikle birlikte ele alır.

ÇEİS 2025 Yarışması’nın “alternatif beton çözümleri”, “katmanlı güçlendirme sistemleri” ve “sürdürülebilirlik” temalarına yanıt veren proje, mevcut yapıların yıkmadan, kullanıcılar yerinden edilmeden dönüşebileceğini gösteren bir mimari strateji geliştirir.

Yerinde ve Aşamalı Güçlendirme

Proje, yapıyı yıkmadan ve kullanıcıyı yerinden etmeden, dışarıdan müdahaleyle kademeli olarak güçlendirmeyi önerir.

Bu süreçte kullanıcılar, çatıda konumlanan modüler yaşam birimlerinde geçici olarak konaklar; güçlendirme tamamlandığında evlerine dönerler.

Bu döngü sayesinde hem yapısal güvenlik sağlanır hem de sosyal süreklilik kesintiye uğramaz.

Etaplara bölünen dönüşüm, barınma krizlerine çözüm üretme potansiyeli taşımasının yanı sıra, yapı ölçeğinden kent ölçeğine uzanan bir süreklilik modeli sunar.

Betonarme: Taşıyıcıdan Sosyal Arayüze

Mevcut yapıya dışarıdan eklenen betonarme strüktür yalnızca fiziksel bir destek değil; aynı zamanda sosyal bir arayüzdür.

Balkonlar, oturma alanları ve bitkilendirilmiş yüzeylerle zenginleştirilen bu sistem, sokağa açılan yeni bir yaşam katmanı üretir.

Özellikle bitişik nizam yapılarda, mahalleye özgü etkileşimler – kapı önü oturmaları, çocuk oyunları, karşılaşmalar – bu yeni yarı açık mekânlarda yeniden hayat bulur.

Taşıyıcı sistem ile sosyal katmanın iç içe geçmesi, yapının hem strüktürel hem sosyal olarak güçlenmesini sağlar.

Mikroklima ve Yeşil Cepheler

Yoğun yapılaşmanın yarattığı ısı adası etkisine karşı, cephe boyunca geçirgen yüzeyler, sarmaşıklarla kaplı kolonlar ve bitkilendirilmiş balkonlar önerilir.

Bu yeşil yüzeyler yalnızca estetik değil; güneş ışığını filtreleyerek iç mekân konforunu artıran çevresel bir stratejidir.

Üst kotlardaki arayüz koridorları ve mevcut yapı cepheleri arasında bırakılan kontrollü boşluklar sayesinde, doğal ışık alımı korunur.

Yeni eklentiler, mevcut mekânların gün ışığı kalitesini düşürmeden tasarlanmıştır.

Bu ekolojik katman, betonarme sistem üzerinden sürdürülebilirliğe doğrudan entegre edilen yenilikçi bir yaklaşımdır.

Sokağa Sessizce Eklenmek

Projenin bir diğer güçlü yanı, yapının sokakla kurduğu ilişki biçimidir. Betonarme strüktürün kaldırıma temas ettiği noktalar “görünmez” olarak tasarlanır; böylece dışarıdan gelen müdahale hissi yaratılmadan mevcut dokuya sessizce eklemlenen bir mimari dil oluşur.

Konutların önünde oluşan yarı açık alanlar, sosyal eşikler gibi çalışır.

Bu geçiş mekânları, bina ile sokak arasında yumuşak bir bağ kurar; gündelik karşılaşmaları teşvik eden mikro kamusal alanlara dönüşür.

Dönüşüm = Yıkım Değil, Birlikte Güçlenme

Görünmez Beton, mevcut yapı stoğunun yeniden kullanımı üzerinden yeni mekânsal olanaklar üretirken, betonun yalnızca taşıyıcı değil; sosyal ilişkileri yeniden kuran bir mimari araca dönüşebileceğini gösterir.

Teknik gerekliliklerin, sosyal yaşamla bütünleşik çözümlerle birlikte ele alınması, projeye sadece fiziksel değil; kültürel bir onarım niteliği kazandırır.

Bu dönüşüm modeli, yıkımı değil; yerinden etmeden birlikte güçlenmeyi savunur.

Etiketler

Bir yanıt yazın