Bosna Hersek kırsalında yer alan House for Five Women projesi; adıyla da temsil ettiği gibi savaş, şiddet, sosyal adaletsizlik gibi koşullardan sağ kurtulan bekar kadınlara yaşamlarını sürdürebilecekleri bir mekan vadediyor.
TEN Studio ekibi tarafından tasarlanan konut projesinde 5 kadın için 5 ayrı oda, paylaşımlı yaşam alanları çevresinde konumlanıyor. Bu plan kurgusu sayesinde mahremiyet korunarak dayanışma duygusu güçlendiriliyor.
“Özgür irade ve sorumluluk duygusunu yok saymadan birlikte büyüme ve gelişme” fikri üzerinden kurgulanan mekan, bu bağlamda; özen, karşılıklı destek ve iş bölümüne dayalı bir model sunuyor. Bunu yaparken de hiçbir dayatma olmadan, kimliğin her gün yeniden inşa edilmesine olanak tanıyor ve çevresiyle köklenen bir kültürün gelişmesini teşvik ediyor.

Hazima Smajlović’in kişisel deneyimlerinden ilhamla bir araya gelen TEN Studio, NGO Engineers Without Borders, the NGO Vive Žene, Gradačac Belediyesi ve bağımsız ortaklar proje için çalışmalara başlamış. Projenin hayata geçmesi için yapılan bağışlar ve birikimler, yıllık raporlarla belgelenmiş. Süreçte verilen kararlar ise özenle bir araya getirilen bir komite tarafından yönetilmiş.
İhtiyaç tespiti ve mevcut kaynakların kullanımı süreç boyunca kritik önem taşımış. Yapı bütünüyle yerel bağlamda kurgulanmış olsa da, etkisinin çok daha geniş bir topluluğa yayılması öngörülmüş. Projenin planlanan şekilde hayata geçirilmesi için bölgedeki müteahhitlerle uygulama alanında diyaloglar kurulmuş. Yerel metal işçileri, marangozlar, oto boyacılar ve diğer yetenekli zanaatkarlarla yapılan işbirliği, dayanışma kültürünün oluşturulması için belirleyici bir rol oynamış.
Yapının ana cephesi, sanatçı Shirana Shahbazi tarafından tasarlanmış. Shahbazi, cephede durmaksızın değişen bir renk gobleni yaratmış. Yapı, sokağa açılan yirmi adet kapısıyla davetkar ve erişilebilir hale getirilmiş. İç mekan ise mahremiyet ve paylaşımlı alanların dengesi gözetilerek kurgulanmış. Burada yaşayan her bir kadının kişisel ihtiyaçlarının tanınması, karşılıklı destek ortamının pekiştirilmesi ve her birinin kişisel geçmişinin kabul edilmesi; burayı onların yuva diyebilecekleri bir yer haline getirmiş.

“Bizim için projenin ihtiyaçlarını doğru kavramak ve elimizdeki kaynakların analizini yapmak tasarımın ilk aşamasıydı. Tasarım, doğası gereği doğru seçimler yapmayı gerektirir ve gerçekliği şekillendiren bu eylemler, aynı zamanda gelişmekte olan dinamik ve bağlam tarafından da şekillendirilir.
Bu proje özelinde ise tasarım, hayati yardıma ihtiyacı olan kadınlar için sosyal dönüşüm ve mekan yaratımına hizmet ediyordu. Projenin değerini ise açık, işbirlikçi ve amaç odaklı yaklaşımımız şekillendirdi. Prensip olarak mimarlık, iş birliğine dayalı alışverişi kolaylaştırır ve sanatsal bilgiyi disiplinler arası bir şekilde bütünleştirir. Bu yaklaşım, belirli bir estetik anlayışın ötesine geçerek, keşfe dayalı bir estetik anlayışını besler. Biz de bu doğrultuda, sakinlerin mekana rahatça yerleşmesini ve mekanı kendi ihtiyaçlarına göre uyarlamasını teşvik edecek bir yapı tasarladık. Bireysel ihtiyaçların tanınması, her kadının kişisel geçmişine duyulan saygı ve karşılıklı destek; burayı onların ‘yuva’ diyebileceği bir yer haline getirdi.
İş birliği içerisinde çalıştığımız peyzaj mimarı Daniel Ganz; binayı çevresiyle bütünleştirmek adına ağaçlar dikti, araziyi geliştirdi ve verimli bir tarım alanı için bir yerleşim planı geliştirdi. Sanatçı Shirana Shahbazi ise malzeme ve renklerle çalışarak cephede ve iç mekanda dinamik bir görsel kurgu yarattı. Cephe panellerinin boyanması ve yerleştirilmesi, yakınlardaki bir oto boyacısının atölyesinde gerçekleştirildi. Böylece ‘sıradan’ bir oto boyacı dükkanı, adeta bir sanat stüdyosuna dönüştü. Projede, ev içi ögelere dair tekrarları tasarım müdahaleleriyle birleştirerek, yeni bir yaşam biçimi üretmeyi hedefledik.
Yapının ana cephesine yerleştirdiğimiz kapılar, yola doğru açılabilen bir yapı sunarak evi ulaşılabilir ve davetkar kıldı. Tüm kapılar açıldığında, manzarayı iç mekana taşıyan 25 metrelik bir eşik oluştu. Bu özellikler sayesinde, rastlantısal karşılaşmaları mümkün kıldık. Cephe tasarımında ise eve konvansiyonel olmayan, konut dışı bir karakter kazandırarak sıcak bir karşılama sunduk.
Kontrol, tamamlanmışlık ve faydacılık gibi geleneksel beklentileri sorguladığımız bir süreç oldu. Bu alışılmış yaklaşımlar yerine, ham mekanı büyüme, uyumlanma ve yeniden düzenleme için bir platform olarak benimsedik. Farklı bakış açılarını bir araya getirerek mimarlığın, bağ kurmanın ve işbirliğinin bir aracı olduğunu hatırlatmak istedik; sakinleriyle birlikte evrilen, yaşayan bir çerçeve yaratmaya çalıştık.”