Beyza Ertek, Bükre Pazar, Onur Tığcı, Senay Erkin, Deniz Özel'in "Dışişleri Şehitleri Anıtı ve Anı Mekânı Fikir Projesi Yarışması" için tasarladığı proje önerisi.
“Nüve” projesi, insanlık tarihinin ortak değerler bütünü etrafında şekillendiği, ancak bu değerlerin zaman içerisinde yaşanan kayıplarla sınandığı bir hafıza mekânı oluşturmayı amaçlamaktadır.
Proje, diplomatlarımızın terör saldırıları sonucu hayatlarını kaybetmeleri üzerinden, insanlığın evrensel ilkeleri – saygı, barış, hoşgörü, adalet, sevgi, dayanışma, dürüstlük ve özgürlük – ile mekânsal bir diyalog kurmaktadır. Şehitlerimizin temsil ettiği değerler, yaşanan trajedilerle birlikte yalnızca bireysel kayıplar olarak değil, aynı zamanda ortak insanlık hafızasında onulmaz boşluklar olarak yer etmiştir.
Tasarım, bu değerlerin ve kayıpların zamansal ve mekânsal izlerini görünür kılmayı hedeflemektedir. Her bir anıt taşı, temsil ettiği değeri bir hacim hâline getirirken; taşlardaki yarıklar ve boşluklar, yaşanan kayıpların geride bıraktığı telafisi mümkün olmayan yaraları simgeler. Mekânda süreklilik gösteren bu izler, bireysel hafızanın ötesinde, kolektif hafızayı ve evrensel insanlık mirasını temsil eder.
Anıt, şehitlerin aramızdan ayrılış yıllarına göre zamansal bir kurgu oluşturur. Taşların yükseklikleri, kayıpların yoğunluğuna paralel olarak değişkenlik göstermekte; böylece mekân, sadece bir anma sahnesi değil, aynı zamanda zaman içinde yoğunlaşan acıların topografyasına dönüşmektedir.
Bu yaklaşımla “Nüve”, hem bireysel hem de toplumsal hafızanın, mekânsal olarak karşılık bulduğu bir kurgudur. Tasarım, sadece geçmişe dönük bir anma işlevi değil; aynı zamanda, insanlık değerlerinin korunması ve hatırlanması yönünde gelecek nesillere yönelik bir farkındalık ve bilinç aktarımı hedeflemektedir.
Bu bağlamda, “Nüve”, mekânın doğal akışı ile insanlık değerlerinin sürekliliği arasında kurulan bir arayüzdür;hafızanın topografyasına dönüşmüş bir direnç ve yeniden doğuş alanıdır.
Alan Organizasyonu
Proje alanı, mekânsal organizasyonu ile yalnızca fiziksel bir yerleşim değil, aynı zamanda hafıza ve değerler arasında kurulan bir ilişki ağıdır. Bu bağlamda tasarım, hafızanın mekânda katman katman inşa edilmesini sağlayacak şekilde kurgulanmıştır.
Anıt ve Anı Mekânı, Çankaya Caddesi\’ne paralel bir aks boyunca yerleştirilerek, hem kentsel belleğin sürekliliğini sağlamakta hem de mekânsal bir odak oluşturmaktadır. Çankaya Caddesi\’nden başlayan yaya hareketi, öncelikle şehitlerimizin isimlerinin yer aldığı Anı Duvarı ile karşılanır. Bu duvar, yalnızca bir sınır elemanı değil; aynı zamanda ziyaretçiyi yavaşlatan, odaklayan ve hafıza deneyimine hazırlayan bir eşik mekândır.
Anıt ve Anı Duvarı arasında kalan boşluk, bir Tören ve Seyir Alanı olarak tasarlanmıştır. Bu alan, resmi anma törenlerinin gerçekleştirilmesine olduğu kadar, bireysel hafıza yolculuklarına da imkân tanıyan bir ortak zemin işlevi görmektedir. Tören alanı ile Çankaya Caddesi arasına konumlandırılan Botanik Bitkiler Sergi Alanı, ziyaret sürecini doğa bilgisiyle örerek mekânsal geçişleri yumuşatmakta ve alanın kültürel peyzaj kimliğini güçlendirmektedir. Arazi doğal bir eğime sahip olduğundan, tören alanından itibaren alt kotlara doğru kademeli bir iniş tasarlanmıştır. Bu geçiş, doğal topografya ile uyum içinde oluşturulan oturma terasları, yeşil alanlar, rampalar ve merdivenlerle sağlanmaktadır.Tasarım, ziyaretçiyi hem fiziksel hem de duygusal bir iniş-çıkış deneyimine davet ederken, hafızanın zaman içinde derinleşen katmanlarını da hissettirmeyi amaçlamaktadır.
Mekânsal ve Kentsel Kurgu
Proje alanı, kentin kuzey-güney aksındaki tarihî sürekliliğin ve yeşil omurganın kritik bir düğüm noktasıdır. Bu bağlamda tasarım, yalnızca bir anıt oluşturmayı değil; aynı zamanda kentin kolektif hafızasında yeni bir katman inşa etmeyi hedeflemiştir. Mekânsal kurgu, doğa-insan etkileşimini merkeze alır. Alan topografyasının doğal akışına müdahale edilmemiş; eğim, mekânsal deneyimi derinleştiren bir tasarım aracına dönüştürülmüştür. Mevcut bitki örtüsü ve ekolojik çeşitlilik korunmuş, yeni müdahaleler doğayla bir uzlaşı içinde tasarlanmıştır. Bu anlayış, hafızanın ve doğanın zaman içindeki direncine ve sürekliliğine doğrudan bir gönderme niteliğindedir.
Meydan düzeni, mevcut ağaç konumları değiştirilmeyerek, doğrudan topografyayla bütünleşen oturma alanları, merdivenler, rampalar ve yeşil boşluklar tasarlanmıştır. Bu alanlar, hem bireysel düşünmeye imkân tanıyan sessiz bölgeler, hem de toplumsal anma törenlerine elverişli açık alanlar sunar. Ziyaretçi, inişli çıkışlı bu mekânsal kurgu içerisinde, hafıza ile fiziksel bir temas ve zamanla derinleşen bir düşünsel yolculuk yaşar.
Su havuzu, kuzey-güney aksında mekânsal bir akış sağlamakla kalmayıp, hafızanın sürekliliğini ve akışkan doğasını simgeleyerek, anıtla tören alanı arasında metaforik bir bağ kurar.
Anıt, bu suyun içinden yükselerek hafızanın zamanla büyüyen ve mekânda iz bırakan doğasını mekânsal olarak ifade eder.
Kent bağlamında ise proje, Atatürk Bulvarı üzerinden gelen tarihî aksı tamamlayan bir sonlanma noktası işlevi üstlenir. Bu yeni odak, kentin kuzey-güney doğrultusunda ilerleyen anma ve hafıza mekânlarının sürekliliğini sağlayarak, Ankara\’nın kentsel hafızasına yeni bir katman eklemektedir.
“Nüve”, kentin tarihi, doğası ve kolektif hafızası arasında örülmüş bir mekânsal ara yüzdür; geçmişin izlerini geleceğin değerleriyle buluşturan yaşayan bir hafıza alanıdır.
Anıtın Tasarım Prensipleri
Anıt, diplomat şehitlerimizin temsil ettiği evrensel değerleri, zamansal ve mekânsal bir hafıza ağına dönüştürmektedir. Tasarımın temel prensibi, kaybın, direncin ve insanlık değerlerinin zamanla nasıl mekânda iz bıraktığını görünür kılmaktır.
Şehitlerimizin ayrılış yılları, zaman çizgisi üzerinde bir birim olarak kurgulanmış; bu çizgi, sekiz dönem halinde bölünerek her döneme bir anıt taşı yerleştirilmiştir. Her bir taş, temsil ettiği dönemde yaşanan kayıp yoğunluğuna göre yükselir; böylece acının zamanla derinleşen katmanları mekânda hissedilir bir yapıya kavuşur.
Anıt taşları üzerindeki yarıklar ve boşluklar, insanlık değerlerine yapılan saldırıları bıraktığı onarılamaz izleri simgeler. Bu boşluklar, yok olanı değil, yokluğu; doldurulamayan ve unutulmaması gerekenleri mekânda somutlaştırır.
Her taş, bir değerin cisimleşmiş hâlidir: Saygı, Barış, Hoşgörü, Adalet, Sevgi, Dayanışma, Dürüstlük ve Özgürlük. Bu değerler, mekânda sadece temsil edilmez; her ziyaretçiye yaşatılır ve duyumsatılır.
“Nüve”de anıt, bir anımsatıcı değil; bir uyarıcıdır.
Zamanı durdurmaz, tam aksine zamanla büyüyen hafızanın mekânsal bir yükselişi hâline gelir. Kayıpların sessiz çığlığı, taşların yüzeyindeki kırılmalarla, yarıklarla, yükselişlerle zamana kazınır. Bu anlayışla, anıt sadece geçmişi hatırlatmakla kalmaz; geleceğin ortak insanlık değerlerine olan inancı da mekânda diri tutar.
“Nüve”,insanlığın ortak değerlerinden kopmadan, yaşanan kayıpların hafızamıza kazıdığı izleri unutmadan, bir geleceğe umutla bakmanın mekânsal ifadesidir. Anıt ve Anı Mekânı, doğanın sürekliliği ile hafızanın direncini birleştirir, ziyaretçiye hem bireysel hem kolektif bir düşünce alanı sunar. Burası yalnızca geçmişin anıldığı değil, aynı zamanda insanlık değerlerinin yeniden hatırlandığı ve geleceğe aktarıldığı bir yaşam alanıdır.