Yunus Emre Görgüç ve Hande Nur Demircioğlu'nun "Dışişleri Şehitleri Anıtı ve Anı Mekânı Fikir Projesi Yarışması" için tasarladığı proje önerisi.
Bir nesne değil, hafızayla kurulan bir yürüyüş.
Anıt, yalnızca geçmişi temsil eden bir yapı değil; bir toplumun nasıl hatırladığını, neyi unutmayı seçtiğini ve geleceğe ne taşıdığını ifade eden bir mekânsal hafıza pratiğidir. Bu sebeple anıt, yalnızca geçmişi işaret etmez; devam eden bir diyaloğun, hatırlamanın ve kamusal bilinç yaratma pratiğinin bir parçasıdır. Anıt, izleyicisini pasif bir konumda bırakmak yerine onu deneyimleyen, hatırlama sürecine katılan bir özneye dönüştürdüğünde gerçek anlamını bulur. Bu bağlamda James E. Young’ın belirttiği gibi, “Anıtlar yalnızca geçmişi temsil etmez; hafızanın tekrar tekrar üretildiği alanlar olarak, bugünü ve geleceği de şekillendirir.”
Bu anlayışla, tasarlanan anıt; kahramanlık temsillerinden ziyade, bireysel ve kolektif hafızayı görünür kılan, sessiz ama güçlü bir varlık olarak ele alınmıştır. Ziyaretçinin katılımı, yürüyüşü, duraklaması ve düşünmesiyle tamamlanan, statik değil dinamik bir anlatı sunan bir mimari dile sahiptir.
Çankaya Botanik Parkı: Kamusal Belleğin Diplomatik ve Doğal Katmanları
Anıtın Çankaya Botanik Parkı’na yerleşmiş olması, yalnızca estetik ya da topografik değil, aynı zamanda sembolik ve tarihsel bir tercihtir. Park; Ankara’nın yeşil alan politikalarının erken örneklerinden biri olarak, kentsel doğa bilinciyle birlikte şekillenmiş ve kent belleğinde önemli bir yer edinmiştir. Diplomatik koridor olarak nitelendirilebilecek bu bölge, Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim geleneklerini temsil eden yapılarla çevrilidir: Çankaya Köşkü, çeşitli büyükelçilik yapıları ve bakanlık binaları gibi.
Bu yoğun politik temsiliyetin ortasında yer alan Botanik Park, aynı zamanda bir kamusal alan ve yeşil koridor işlevi görür. Bu yönüyle, bireysel hatırlamanın yanı sıra kamusal hafızanın üretilebileceği bir zemin sunar. Anıt, bu çok katmanlı bağlam içinde yalnızca fiziksel bir yapı değil; bu bağlamlara yanıt veren ve onları dönüştüren yaşayan bir hafıza mekanı olarak tasarlanmıştır.
Ankara’nın ulaşım aksları, projenin konumlandığı bölgeyi kent içinde stratejik bir noktaya yerleştirmektedir. Atatürk Bulvarı boyunca kuzey-güney doğrultusunda ilerleyen ana ulaşım hattı, kentin politik ve diplomatik merkezlerine erişim sağlamaktadır. Bu aks, TBMM, Çankaya Köşkü, büyükelçilikler ve diğer kamusal yapılar gibi kentin yönetim ve temsil mekanlarını birbirine bağlar. Toplu taşıma olanakları açısından, bölgeye yakın toplu taşıma hatları ve yaya yolları, anıtın kamusal erişilebilirliğini artırmaktadır. Proje alanı, yayalar için kesintisiz bir geçiş sunarken, aynı zamanda kent belleğine dair bir yürüyüş rotası oluşturur.
Bu bağlamda, Ankara’nın mekânsal ve tarihsel gelişimiyle paralel bir hafıza rotası oluşturulmuştur. Atatürk Bulvarı, kentin politik ve toplumsal belleğini şekillendiren bir omurga niteliğindedir. Bu aks boyunca ilerleyen ziyaretçi, kentin devlet geleneğini temsil eden önemli duraklarını geride bırakarak, Çankaya Köşkü ve İngiliz Büyükelçiliği’nin bulunduğu diplomatik koridor içinde toplanır.
Bu noktada bireysel ve kolektif hafıza bir araya gelir; geçmişin tanıklarıyla bugünün ziyaretçileri aynı anlama sürecinde birleşir. Bu toplanma anı, yalnızca fiziksel bir hareket değil, aynı zamanda hatırlama ve anma sürecinin ilk aşamasıdır. Buradan devam eden ziyaretçi, geçmişin izlerini taşıyan Kuşak isimli köprüye ulaşır.
Köprü, yalnızca bir geçiş elemanı değil, zamansal ve mekânsal sürekliliği sağlayan bir bağ olarak ele alınmıştır. “Kuşak” olarak adlandırılmasının nedeni, geçmiş nesillerin bıraktığı izler üzerinde yükselerek bugünün ve yarının ziyaretçilerini birbirine bağlamasıdır. Kırıklı formuyla, hatıraların sürekliliğini ve zamanın izlerini mekâna işlerken, bireyi günlük yaşamdan sıyırıp anma sürecine dahil eden bir deneyim alanı yaratır.
Dekonstrüktivist bir anlayışla şekillendirilen köprü formu, savaşın kaotik doğasını ve hafızadaki kopuşları mekâna yansıtır. Bu kırıklı yapı, düzensizlik içinde bir düzen oluşturarak anıtın hem geçmişi anımsatan hem de geleceğe yönelen bir hafıza mekânı olmasını sağlar.
Kuşak köprüsü, yalnızca bir geçiş unsuru değil, anıt alanını çerçeveleyerek insanları koruyan, yönlendiren ve mekânsal deneyimi belirleyen bir elemandır. Ziyaretçiyi bir ritüelistik yürüyüş sürecine davet eder; bu süreç, yalnızca mekânsal değil, aynı zamanda düşünsel ve duygusal bir dönüşüm yaratmayı hedefler.
Anıt alanı, bireysel ve kolektif hafızanın yeniden üretildiği yaşayan bir mekân olarak tasarlanmıştır. Köprünün çevrelediği amfi ve meydan, bireylerin toplanarak anma törenlerine katıldığı, bireysel deneyimlerini mekâna işlediği bir alan sunar. Üstte zamansızlık kavramını yansıtan köprü yer alırken, altta sürekli yenilenen ve yaşayan bir hafıza alanı bulunur. Biri hatırlamayı temsil ederken, diğeri hatırlamanın içinde var olmayı sağlar.
Kuşak köprüsü, bireyin mekânsal olarak yalnızca fiziksel bir geçiş yapmadığı, aynı zamanda bilinç değişimine uğradığı bir deneyim sunar. Victor Turner’ın liminal durum teorisine göre, bu tip mekânlar bir ritüel süreci oluşturur ve ziyaretçiyi farklı bir bilinç hâline sokar. Bu bağlamda, ziyaretçi, bir öncesi (pre-liminal), geçiş (liminal) ve sonrası (post-liminal) olmak üzere üç aşamadan oluşan bir süreci deneyimler. Anıtın girişinden itibaren başlayan bu süreç, Kuşak köprüsünde zirve noktasına ulaşır ve amfi alanına inişle tamamlanır.
Bu ritüelin bir parçası olarak selvi ağaçları kullanılmıştır. Selvi ağaçları, alanı çevreleyerek ziyaretçiyi kent dokusunun informalliğinden uzaklaştırır ve resmi bir yürüyüş havasına sokar. Anıt yalnızca geçmişi işaret etmez, devam eden bir diyaloğun, hatırlamanın ve kamusal bilinç yaratma pratiğinin bir parçasıdır.
Mekânsal İşleyiş ve Kullanıcı Deneyimi
Anıt alanı, Çankaya Caddesi’nden yürüyerek gelen ziyaretçiyi ilk olarak “Kuşak” isimli köprüyle karşılar. Bu köprü, ziyaretçiyi Botanik Park’ın yürüyüş yoluna yönlendirirken, aynı
zamanda gündelik yaşamdan ayrışan bir geçiş deneyimi sunar. Bir yanında Botanik Park’ın sürekliliği, diğer yanında anma törenlerinin gerçekleştiği amfi alanı yer alır. Bu karşılıklı konumlanış, mekâna zamansızlık hissi kazandırır ve kullanıcıya duraklama, düşünme ve hatırlama imkânı sunar.
Köprü üzerinde ilerleyen ziyaretçi, hem mekânsal olarak yükselir hem de içsel bir anma sürecine dâhil olur. Bu deneyimin ardından ulaşılan amfi alanı, tören alanı ile Botanik Park manzarasını bir araya getiren bir seyir noktası olarak kurgulanmıştır. Ziyaretçi burada oturarak anıta odaklanabilir, şehit isimlerini okuyabilir ya da doğayla çevrili kamusal alanda vakit geçirebilir.
Tören alanından ilerleyen kullanıcı, parkın mevcut yürüyüş patikalarıyla kurulan bağlantılar sayesinde kesintisiz bir geçişle Botanik Park’ın iç rotasına dâhil olur. Böylece anma eylemi, yalnızca belirli bir noktada gerçekleşen bir duruş değil; süreklilik taşıyan, hafızayla örülü bir yürüyüş deneyimi olarak tamamlanır.
Anıtın Malzeme Kurgusu
Projede kullanılan malzemeler, mekânın doğal çevresiyle kurduğu ilişki ve anıtın zaman içindeki dönüşümüne uyumlu bir dil oluşturur. Anıt üzerinde tercih edilen corten metal, zamansız bir duruş sergilerken, Botanik Park’ın mevsimsel renk değişimleriyle birlikte yüzeyinde doğal bir dönüşüm yaşar. Zemin dokularında, Ankara çevresine özgü taşlar tercih edilmiştir. Özellikle anıt çevresinde “Ankara Haymana traverteni” kullanılmıştır. Amfi oturma birimlerinde 30 cm ahşap kalıp izli brüt beton, amfinin kalan diğer yüzeylerinde ise fırçalanmış brüt beton uygulanmıştır. Tören aksındaki merdiven basamaklarında serbest ölçü ve serbest dizimde yerleştirilen Ankara traverteni kullanılırken, basamak uçlarında yine ahşap kalıp izli brüt beton önerilmiştir.
Bu mekânsal anlatı içinde, ziyaretçi yalnızca geçmişin sessiz bir tanığı olmakla kalmaz; her adımında geçmiş kuşakların fedakârlıklarına daha yakınlaşır ve anma sürecinin aktif bir parçası haline gelir. Kuşak, ne tamamen burada ne de tamamen oradadır; aksine, bir hatırlama ritüelinin mekânı olarak, geçmiş ve bugün arasında süreklilik sağlayan bir bağ olarak varlık gösterir. Böylece, anıt yalnızca geçmişi işaret eden bir yapı değil, geçmiş, bugün ve geleceği aynı düzlemde buluşturan bir hafıza peyzajına dönüşür.