“Antakya’nın kültürel mirası bundan daha iyi bir muameleyi hak ediyor”

Antakya Kentsel Sit Girişimi, Çekül Vakfı, Antakya Kültürel Mirası Koruma Derneği, Mimarlar Derneği 1927, Docomomo-tr, Türk Serbest Mimarlar Derneği, Yeniden Antakya Platformu ve Korder, Antakya tarihi kent dokusunun deprem sonrası korunması - canlandırılması konusunda yetki ve görev üstlenen tüm taraflara yönelik bir açık mektup kaleme aldı.

Antakya Tarihi Kenti’nin depremden sonra ağır hasar alan özgün dokusu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Temmuz ve Ağustos ayları içinde alanda yürüttüğü toplu yıkım ve moloz taşıma uygulaması sonucunda şimdiden %35 düzeyinde kayıp verdi.

Tarihi kentte, depremde hasar gördüğü gerekçesiyle yıkılan çok sayıda geleneksel yapı arasında çevresel değeri olan yapılarla birlikte, tescilli yapılar da bulunuyor. 5 Nisan’da Antakya toplantısında verilen sözlerin aksine kepçelerle yerlerinden kaldırılan geleneksel yapılar ve kültür katmanları bu uygulama sonucunda tam anlamıyla “moloz” haline geliyor. Bu yöntemle yerinden alınarak ayrıştırma alanına taşınan yapı molozlarının özgün yerlerinde kullanılabilmesi ve restorasyonlarda kullanılabilmesi artık mümkün bulunmuyor.

Bu yıkım ve moloz temizleme operasyonu sonucunda kent dokusu içinde tanımsız dev boşluklar oluştu; kentliler kendi mahallelerini, sokaklarını tanıyamaz hale geldiler. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yapılan toplantılarda tarihi alan içinde “sadece uyumsuz betonarme yapıların” kaldırılacağı ve “yolların açılacağı” ifade edilmişken, bu operasyonda niteliksiz betonarme binaların pek azına dokunulduğu, buna karşılık tarihi dokuyu oluşturan geleneksel yapıların yıkıma konu olduğu izleniyor. Kentsel sit alanı içerisinde yapı adaları ölçeğinde devasa kentsel boşluklar yaratılarak tarihi kent dokusunun bütünlüğünün ortadan kalktığı hava fotoğraflarıyla belgeleniyor.

14 Ağustos 2023 – Ağustos 2021

Diğer yandan arkeologlar dev kepçelerin ve ağır tonajlı kamyonların üzerinde gezindiği arkeolojik katmanların da yer altı titreşimleriyle zarar görmekte olduğuna dikkat çekiyorlar. Olağan koşullarda ağır ceza yaptırımları gerektiren bu uygulamalar, sadece uluslararası sözleşmelere değil, Anayasa’ya ve Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu’na açıkça aykırı olan pek çok unsur içeriyor. Oysa depremin etkisi ne düzeyde olursa olsun, Antakya’nın kültürel mirası bundan daha iyi bir muameleyi hak ediyor.

Bu uygulama karşısında yükselen itirazlar üzerine 18 Ağustos tarihinde Antakya’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “yerel uzmanlarla iletişim kurmak üzere” düzenlediği son toplantıda, bu yöntemin idari bir kararlılıkla sürdürülmekte olduğu ve devam ettirileceği vurgulandı. Benimsenen bu yıkım ve moloz temizleme yönteminin kaçınılmaz olduğu, hasarlı binalarda çalıştıracak işçi bulunamayacağı, bu kadar çok sayıda bina yıkımının güvenliğinin sağlanamayacağı gerekçesiyle tüm alanda “önce hızlı bir temizlik”, “ardından rekonstrüksiyon” yapma fikriyle hareket edildiği anlaşılıyor.

Bizler, sadece önceden tescillenmiş olan 584 yapının değil, kültürel miras değeri olduğu bilinen 1300 yapının daha kamu tarafından tescillenerek özel koruma statüsüne alınmasını beklerken, tescile önerilen 98 yapıdan sadece 12’sinin tescilinin kabul edilmesi, tescil edilmeyen geleneksel yapıların tamamen kaybedilebileceğini gösteriyor. Koruma çevrelerinin başından beri uyardığı ve tarihi Antakya kentinin başına gelebilecek en büyük felaket olarak nitelenen, bu geri dönüşü olmayan toplu yıkım uygulamasının sürdürüleceğinden endişeliyiz. Siyasi ve bürokratik çevrelerin tarihi kenti hızla “yeni baştan inşa etme” isteği nedeniyle, Antakya Tarihi Merkezi’nde yer alan geleneksel yapıların, kültürel mirası koruma yöntemlerinin gerektirdiği sürede ve özenle belgelenerek korunamayacağından ciddi olarak kaygı duyuyoruz.

Yıkılarak molozları topluca başka yere taşınan yapıların, sadece kadim bir tarihin mimari yansıması olmanın ötesinde, 6 Şubat’a kadar tüm canlılığıyla yaşamakta olan “Antakyalı” kimliğinin, aidiyetinin ve hafızasının, birlikte yaşama kültürünün mekânları olduğu görmezden gelinmemelidir. Antakya’nın Tarihi Merkezi’nin bir turistik yatırım alanına dönüştürülmesi olasılığı, kentin tarihi dokusu ortadan kaldırıldığında, çok kültürlü kent yaşamının geçtiği özgün tarihi mekânları yok etme riski taşımaktadır.

Antakya’da 443 adet tescilli geleneksel konut ile 141 adet anıt yapının (camiler, kiliseler vd.) usulüne uygun biçimde korunarak restore edilecek olması son derece olumlu bir gelişmedir. Ancak, 4000’in üzerinde tarihi konut parseli olan, yüzlerce yılda oluşmuş bu kentin özgün değerleri yitirilmeden, öngörülen hızda ayağa kaldırılması mümkün değildir. Harap durumdaki sivil mimari ve kent dokusunun özgün niteliğini göz ardı eden bu yaklaşım, son yıllarda farklı kentlerdeki örneklerini gözlediğimiz gibi ‘sahte’ bir tarihi çevre yaratma çabasının bir yenisinin Antakya’da da uygulanacağını gösteriyor. Koruma uzmanlarının korktuğu tam olarak budur! Antakya’nın benzersiz ustalık ve detaylarla bezeli taş, ahşap, demir işçiliğinde okunan zengin geleneksel yapı kültürünü artık sadece fotoğraflarla hatırlayacağımız bir sürece doğru doludizgin ilerliyoruz. Bu yaklaşımlarla ortaya çıkarılacak ‘şeyin’ Antakya’nın zengin kültürel değerlerini yaşatmaktan uzak, Antakya benzeri bir tiyatro dekorundan öteye geçemeyeceğini görüyoruz.

Antakya Tarihi Kenti üzerine değerli çalışmalarıyla sürece katkıda bulunacağını düşündüğümüz Bilimsel Danışma Kurulu üyesi uzmanların önerilerinin yerine getirilmediği, taleplerinin “tavsiye olarak” değerlendirildiği, sahada olanlar hakkında kendilerinin yeterince bilgilendirilmediği anlaşılıyor. Bu yaklaşımın hem Antakya’ya, hem de uzman arkadaşlarımıza büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyoruz.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çevre Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı ve Hatay Valiliği yetkililerini acilen tarihi yapılara yönelttikleri temizlik operasyonuna son vermeye; kent dokusu ve geleneksel yapılar konusunda duyarlılık ve sorumlululuğa davet ediyoruz. Hazırlanmakta olan Koruma Amaçlı İmar Planı onaylanmadan, geleneksel yapılar ölçümlerle ve fotoğraflarla belgelenmeden, parçaları usulünce, yerinde ayrıştırılmadan bu yapılara dokunulmamalıdır. Antakya tarihi dokusundan geriye kalan emanet yapılarımızın, tescilli-geleneksel ayrımı yapılmaksızın, vakıf eseri anıtlara gösterilen aynı özen ile, uluslararası normlarda ve ulusal mevzuatımızda tarif edildiği şekilde korunarak canlandırılması için gereğinin yapılması konusundaki talebimizi önemle bilginize sunarız.

Antakya Tarihi Merkezi içindeki 1300’den fazla tarihi yapı “halen belgelenmemiş ve tescillenmemiş” olduğu için, sıradan yapılar gibi muamele görüyor, kepçelerle geri dönüşü olmamacasına yok ediliyor.
Sayfa 4 / 5

Bu yapılar içilerinde bugün yeniden üretilmesi çok zor nitelikte güzellikler barındırıyorlar. Bakanlığın “temizlik operasyonu” ise içinde ne olduğuna bakılmaksızın bu tarihi binaları moloza dönüştürüyor.
© Hakan Boyacı
© Özgür Deniz Emir © Özgür Deniz Emir © Özgür Deniz Emir
Sayfa 5 / 5

Etiketler

Bir yanıt yazın