Eşdeğer Ödül, 2016 YTONG Mimari Fikir Yarışması

MİMARİ RAPOR

MORFOGENESİS 

“Yabancılaşma ve metalaşmanın kol gezdiği bir toplumda yaşıyorsak eğer, mimarın yapması gereken şey nedir? Bizi huzursuz ederek şaşkına çevirip dehşete düşürerek yabancılaşmanın farkına varmamızı mı sağlamalı, yoksa hakikati yok eden güzel bir hayat yanılsaması mı sağlamalıdır?” (Zizek, 2011).

Göçmenlik, mültecilik, herhangi bir sebeple yaşadığı yerden mecburen kopmuş olma durumu yer ve yerellik tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Yerel olan ve sonradan gelenin (misafir) varlığı gibi düalist bir yaklaşım yabancılaşmayı tetikleyen etkenlerden olmaktadır. Yerel olanın yer ile ilişkisi süreç içerisinde değişmekte ve dönüşmektedir. Bu dönüşüm yerel olan ve olmayan arasındaki sınırı da silikleştirmektedir.

Ait olma hali yapısallıktan çok toplumsal bir altyapıya sahiptir. Bireylerin birbirlerine karşı olan aidiyet hali esastır. Ötekileşme ve yabancılaşmayı kıracak olan etkendir. Bu sebeple mekânsal olan bu durum için itici görevi görmektedir. Yani projede üzerine düşülen aidiyet mekânsal aidiyetten çok toplumsal aidiyettir.

Önerilen proje; bahsedilen psikolojik etkilerin aidiyet hali ile kırılması durumunda geçicilik ile kalıcılığın zıtlığından beslenmektedir. Bu noktada morfogenez kavramı düşüncenin altyapısını oluşturmaktadır.
Morfogenez: Bir canlının gelişmesi sırasında büyüme ve hücre farklılaşması ile özel şeklini alması olayı. Morfogenez geçiren canlılar gelişimi esnasında değişen koşullar çerçevesinde kendini adeta yeniden üreterek koşullara adapte olmaktadır. Bu durumda bir biyoloji terimi olan morfogenesis yapısal anlamda da tartışılabilir hale gelir.

  • Yapısal Morfogenez: Yapısal morfogenesis; yapının değişen koşullara (kullanıcı sayısı, kullanım tipi, coğrafive iklim koşulları vs.) adapte olarak dönüşmesidir. Morfogenesis olgusunun gerçekleyicisi projede yine kullanıcı olmaktadır. Böylece kullanıcı-yapı/üretici-ürün arasında bir iletişim oluşacak ve birbirlerine karşı aidiyet hali ortaya çıkacaktır. Bahsedilen etmenler arasındaki sınır kendini tüketecektir.
  • Toplumsal Morfogenez: Toplumun kendini yeniye göre evriltmesi ve dönüştürmesi halidir. Kendinden farklı olana tahammül edebilme sonrasında kabul etme ve içkinleştirme durumudur.

Kalıcı ve geçici arasındaki ilişkinin akıbeti anlaşıldığı üzere bir yandan iki ögenin kendi arasında kurduğu ilişki bütününe de bağlıdır. Bu noktada ele alınan konu geçici olanın geçici veya kalıcı olarak tutunabilmesidir. Dolayısıyla projede, göçerlerin birbirlerine ve yeni oldukları yerele adapte olmaları ve aidiyet geliştirmeleri ile hâlihazırda orda bulunan halk ile ilişkisel bağlamda sınırların kalkması öngörülmektedir. Bu da hem kalıcının hem de geçicinin sürekli olarak dönüşüme ve değişime aşina olması ve kendini evriltmesi ile mümkündür. İşte tam bu noktada morfogenesis kavramı ortaya çıkmaktadır.

Dünyada pek çok kentte atıl halde bulunan ve güçlü bir kentsel belleğe sahip alan bulunmaktadır. Bu alanlar gerek politik gerek ekonomik sebeplerle atıl olarak varlıklarını sürdürmeye çalışmaktadır. Mülteciler ise en temel ihtiyaç olan barınma olgusundan yoksun kalmaktadırlar. Bu çelişkili bir durumdur. Dolayısıyla dünyada bulunan kentsel belleğe sahip fakat kullanılmayan ve atıl halde olan yapılar ile göçerlerin çakıştırılması mantıklı görünmektedir. İstanbul’da bahsedilen duruma uygun birçok atıl alan bulunmaktadır. Haliç tersaneler bölgesi (Haliç, Taşkızak ve Camialtı tersaneleri), Haydarpaşa, Sütlüce, AKM vb. alanlar mültecilerin bahsedilen eylemleri gerçekleştirebileceği altlıklardır. Projede bu alanlardan Haliç Tersanesi (eski adıyla Tersane-i Amire) örnek olarak baz alınmıştır.

Mültecilerin mekan ve birbirleri ile aidiyet kurabilmeleri noktasında yapısal morfogenez devreye girmektedir. Yapısal anlamda belirli kurallar çerçevesinde kullanıcıların bahsedilen atıl yapıları dönüştürmeleri yani kendi barınaklarını kendilerinin oluşturmaları düşünülmüştür. Böylelikle müdahale ettikleri yapılar süreç içerisinde kullanıcılara geri müdahalede bulunacak ve aralarındaki iletişim aidiyet haline dönüşecektir. Bununla beraber tıpkı Sovyetlerde sosyal karıştırıcı olarak planlanan “Narkomfin Binası’nda” olduğu gibi banyo, çamaşırhane, mutfak gibi birimler ortak ve sabit olarak planlanacaktır. Sosyal etkinliklerin (forum, tiyatro, sinema, müze vs) gibi alanlar ise dokunulamayacak derecede tarihi değere sahip kütlelerde oluşturulacaktır. Haliç Tersanesi’nde bulunan birinci derece koruma altında olan (veya olması gereken) yapılara, iç veya dış kurgusuna dokunulmayarak bahsedilen işlevlerin atanması öngörülmüştür. Diğer yapılara ise iki cepheleri kaldırılıp içerisine konstrüksiyonlar eklenerek dinamik konut birimleri eklenecektir. Böylelikle kullanıcılar hem “yer”lerine hem de birbirlerine karşı yabancı olgusunu taşımayacaklardır.

Bu durumun bir sonraki aşaması toplumsal morfogenezdir. Yani önceden de bahsedildiği gibi göçer ve yerel arasındaki sınırın ortadan kalması halidir. Önerilen müdahale öncelikle kentin ana meydanları ve mültecilerin yaşadığı tarihi bölgeleri birbirine bağlamaktır. Bu iletişim teleferik ile sağlanmaktadır. Kentin üzerinde seyreden teleferik hatları hem göçerliğin sürekli göz önünde olarak aşina olunması ve kabul edilmesini sağlayacak hem de kentlinin de kullanacağı ulaşım hatları olması sebebiyle çarpışmalara, tanışıklıklara ve toplumsal aidiyete neden olacaktır.

Bir başka senaryo (ki bu senaryolar eş zamanlı olarak devam edebilir) savaşların son bulması ve bahsedilen alanların boşalması ile kent tarımının yaygınlaşmasıdır. Tersaneler bölgesinde ve boşalan diğer alanlarda deneysel tarım arazilerinin kurularak bu olgunun daha da ileri götürülmesi öngörülmektedir.

Üçüncü senaryo ise göçerliğin bir yaşam biçimi olarak kabul edildiği haldir. Göç olgusunun mülksüzlük ile beraber kabulü ve benimsenmesi öngörülmektedir.

Etiketler

Bir yanıt yazın