Atelier Štěpán, atıl durumdaki tarihi Silver House'u yenileyerek yeni bir işlev kazandırdı.

Fotoğraflar: Filip Šlapal
Silver House, Çek Cumhuriyeti’ndeki Jihlava Masaryk Meydanı’nın yakınında yer alıyor. Tarihi koruma altındaki bu değerli kentsel ve mimari miras yapısı, Jihlava Masaryk Meydanı’ndaki tipik bir burjuva evi örneği olup, ülke genelinde bu tür yapıların en görkemlilerinden biri kabul ediliyor. Rönesans döneminde şekillenen modüler plan şeması ve mekânsal ritim, 18. ve 19. yüzyıllarda yapılan burjuva yenilemelerinde kaba şekilde takip edilmiş, böylece özgün düzenin sadeliği kaybolmuştu.

Yeni tasarım, evrensel nitelikteki orijinal planı yeniden görünür kılarak gelecekteki işlevsel değişimlere de uyum sağlayabilecek esnek bir düzen sunuyor. Yapının programı dikey olarak kurgulanmış. Katlarda sergi alanları, giriş holü, ofisler, sosyal buluşma mekânları ve galeriler yer alıyor.

Bodrum katta ise kazılarda ortaya çıkarılan değerli arkeolojik buluntular sergileniyor. Zemin katta turizm bilgilendirme merkezi ve bir çay evi bulunurken, üst katlarda 50 kişilik konser salonu, iki küçük tarihi duvar resimli salon ile Brána Jihlavy (Jihlava Kapısı), Jihlava Mimarlık El Kitabı (JAM) ve Belgesel Film Merkezi’nin mekânları yer alıyor.

Bu özel kurgulanmış program, yapının özgün mekânsal, malzeme ve üslup ihtişamını öne çıkarırken; eski ile yeniyi hem içeride hem dışarıda özgün bir ritimle buluşturan mimari bir eser olarak sergilemeyi amaçlıyor.

Tasarımın baskın görsel öğesi gümüş tonlarının kullanımı. Yapı genelinde kullanılan gri tonları üzerinde öne çıkan gümüş detaylar, eski ile yeniyi birbirine bağlayan bir vurgu unsuru oluşturuyor. Metalik sedef efektli yüzeyler çağdaş akustik salonda, hatta tarihi üsluptaki duvar kaplamaları ve sobalarda dahi yer buluyor. Paslanmaz çelik elemanlar yeni müdahaleleri öne çıkarırken, kalay kaplı el işçiliği detaylar geleneksel zanaata atıfta bulunuyor.

Dendrokronolojik tarihleme, yapının kökeninin 13. yüzyıla, Jihlava’nın tarihî önemini pekiştiren gümüş patlaması dönemine dayandığını doğruluyor. Ayrıca avluda yapılan arkeolojik araştırmalarda 1300 öncesine ait gümüş sikke basımında kullanılan aletlerin bulunması, gümüş temasını destekliyor. Belgesel Film Merkezi’nin çatı katında da gümüş perdeli bir projeksiyon ekranı yer alıyor.

Tarihi 1893’e dayanan tarihi çatı makası yapısal olarak zayıftı ve yatay yükleri duvarlara sağlıklı aktaramıyordu. Çatı altındaki döşeme de kritik durumdaydı. Yeniden tasarımda, orijinal çatı formu korunarak yeni bir makas sistemi ve saçak hizasında yatay bir ışıklık eklendi. Çatı sadece biraz yükseltilerek, görsel olarak tarihi duvarlardan ayrıştırıldı.

Bu düzenleme, klasik mimarideki arşitrav–metop–triglif–korniş bölümlenmesinden esinleniyor. Işıklık bandı da metop-triglif ritmine karşılık geliyor. Şerit pencereyi tamamlayan çatı pencereleri ise gümüş tonlu kenetli metal çatıya incelikle entegre edildi.

Yapı tam erişilebilir hâle getirilmiş. Sekiz olası yer arasından seçilen çekirdek bölümdeki bir odanın içine asansör yerleştirilmiş. Asansör boşluğunun duvarları sadece pigmentlenerek ham bırakılmış, böylece yolculuk sırasında farklı dönemlere ait yapı katmanları bir kesit gibi görülebiliyor.

Bahçe yönünde, eski avlu kanadının yerine siyahlaştırılmış beton kübik bir eklenti ve paslanmaz çelik ağdan oluşan bir cephe eklenmiş.

Bu dikkatle kurgulanmış yeni hacim, hizmet alanlarını tarihi yapının dışına taşıyor. İçinde çay evinin kış bahçesi ve yeni–eski yapının birleştiği noktada üstten ışık alan bir merdiven yer alıyor.

Malzeme paleti yalın tutuldu: kireç badanalı mineral sıvalar, taş, ahşap ve terrazzo zeminler, hem tarihi hem çağdaş üslupta ahşap pencereler, ahşap çatı makasları, metal çatı kaplamaları ve eklentide beton kullanılmış.
