Taksim’i Şehrin Eğlence Mekânı Yapan Amerikalı Zencinin Bilinmeyen Öyküsü

Geçtiğimiz aylarda yıkılan ama yıkımı Emek Sineması kadar ses getirmeyen Taksim'deki Majik Sineması ile Maksim Gazinosu'nun hikâyesi ve Maksim'in kurucusu olan Amerikalı bir zencinin macera filmine rahmet okutan maceralı hayatı...

İstanbul, caz müziğinin icra edildiği ve Avrupa’dan gelen kızların varyete yaptıkları ilk gece klüpleri ile 1919’da tanıştı. “Stella” ve “Maksim” adındaki bu klüpleri zenci bir Amerikalı olan Frederic Bruce Thomas kurmuştu. İşte, Thomas’ın 1872’de Mississippi’de başlayan ve 1928’de İstanbul’da tutuklu olarak noktalanan maceralı hayatı…

EMEK Sineması’nın yıkımı, Gezi Parkı’nda olup bitenler ve Taksim Kışlası’nın yeniden inşası tartışmaları yine Taksim’de, Sıraserviler’in hemen girişindeki geniş bir inşaatı gözlerden kaçırdı.

İnşaat alanı, İstanbul’un eğlence tarihinde önemli bir yere sahipti. Burada geçmişte şehrin ilk sinemalarından “Majik” ile en tanınmış klüplerinden “Maksim” vardı ve sinema ile klüp seneler boyu hem el hem de isim değiştirmiş, Majik’in yerini başka sinemalar ve en son “Venüs” almış, Maksim birkaç defa kapanıp açılmış, ardından Devlet Tiyatroları tarafından kullanılmıştı ve 2007’den buyana boştu.

DEHLİZ ÇIKTI, DURDURULDU

1914’te inşa edilen bina 1873 ile 1953 seneleri arasında yaşayan ve İstanbul’daki Maçka Palas’ı, Saint Antuan Kilisesi’ni, Taksim Anıtı’nın kaidesini, Karaköy Palas’ı, Ankara’daki Osmanlı ve Ziraat Bankaları’nın binaları ile Bursa’daki Çelik Palas’ı yapan İstanbul doğumlu Levanten mimar Giulio Mongeri’nin eseriydi.

Sıraserviler’in girişindeki inşaat, Emek Sineması’nın yıkımına izin veren Koruma Kurulu’nın ön cephesinin kalması şartıyla Mongeri’nin eserinin de ortadan kaldırılıp yerine 17 katlı yeni bir bina dikilmesini uygun görmesi üzerine başladı. Geçenlerde temel kazılırken tarihî dehlizler çıktığı iddiasıyla durduruldu ama tabii ki tamamlanacak!

BABASI VURULDU, GURBETE GİTTİ

“Maksim” dendiğinde çoğumuzun hatırına senelerce şehrin Fahrettin Aslan tarafından işletilen en tanınmış müzikholü gelir fakat bildiğimiz bu “Maksim”e ismini veren asıl “Maksim” çok daha eskidir. 1920’lerde Frederic Bruce Thomas adında maceraperest Amerikalı bir zenci tarafından caz ve gece klübü olarak açılmış, el değiştire değiştire yıkılmasına kadar aynı isimle devam etmiştir.

İşte, Frederic Bruce Thomas’ın filmleri aratmayacak derecede maceralarla dolu hayatının ve İstanbul’un göbeğindeki kurduğu klüplerin öyküsü…

Amerika’da 1861’de başlayıp dört sene devam eden iç savaşın ardından kölelik kalktı ve zenciler beyazlarla aynı haklara sahip olamasalar bile özgürlüklerini kazandılar.

Bu zenciler arasında Mississippi’nin Coahoma bölgesinde yaşayan Lewis Thomas ile karısı Hannah da vardı, şans yüzlerine gülmüş ve önce büyük bir çiftliğe, 1872’de de Frederic Bruce adını verdikleri bir erkek evlâda sahip olmuşlardı.

Lewis Thomas, 1890’ın 27 Ekim’inde komşusu beyaz arazi sahipleri tarafından bir sınır anlaşmazlığı yüzünden öldürüldü. O sırada 18 yaşında olan ve artık Mississippi’de kalma imkânı bulamayan Frederic kaderini uzaklarda yaşamak istedi. İki sene boyunca Amerika’nın dört bir tarafını dolaştı. Memphis’e, Arkansas’a, Saint Louis’ye ,Şikago’ya ve New York’a gitti, otellerde garsonluk ve valelik yaptıktan sonra ırk ayırımının olmadığı eski dünyaya, yani Avrupa’ya geçmeye karar verdi.

BEŞ PARASIZ KARAKÖY’DE

Bir gemi ile yola çıktı ve ilk durağı, Londra oldu. Londra’yı Paris, Ostend, Cannes, Köln, Düsseldorf, Berlin, Leipzig, Monte Carlo, Milano, Venedik, Trieste, Viyana ve Budapeşte takip etti. Her türlü işte çalıştı, Güney Fransa’da zengin bir Rus’un hizmetkârı oldu, otellerde garsonluk yaptı ve şansını bu defa apayrı bir dünyada, Güney Fransa’daki patronundan öğrendiği Rusya’da denemek istedi.

1899’da Peşte’den Rusya’nın kışlık başkenti Petersburg’a gitti, yine otellerde çalıştı ve bir müddet sonra Moskova’ya geçti.

İnsanları ırkları ve renkleri ile değerlendirmeyen Rusya, Thomas’ın artık yeni vatanı olmuştu! Rus vatandaşlığına geçti, ismini değiştirip Fyodor Fyodoroviç Tomas yaptı, iki defa evlendi, iki çocuğu oldu, bir de metres tuttu ve Moskova’da şef garson olarak başladığı yeni hayatında birkaç sene sonra zengin bir işadamı kimliğine büründü. Zenginlere hizmet veren şehrin en parlak gece klübü olan Maksim’in sahibiydi…

Ama, Rusya’da 1917’de patlayan Sovyet devrimi Thomas’ın hayatını yeniden altüst etti. Himaye görebilmek için asıl vatanının temsilciliğine, Moskova’daki Amerikan Elçiliği’ne gitti fakat “Hem Rus vatandaşı, hem de zencisin!” cevabını aldı ve elçiliğin kapısı suratına kapandı. Ailesi ile beraber Moskova’dan binbir zorlukla Odesa’ya gitti, rıhtımda onbinlerce Rus mülteci ile beraber haftalar boyu nereye olursa olsun giden bir gemi bekledi ve binebildiği ilk vapur ile yeni bir diyara, İstanbul’a geldi.

Türkiye, Frederic Bruce Thomas’ın yaşayacağı son memleket olacak, burada dokuz sene boyunca yine parlak işler yapacak ama herşey bir anda değişecek ve 1928’de İstanbul’da bir hapishanede can verecekti.

Thomas’ın bugüne kadar bilinmeyen maceralı hayatı, kendisi de aslen Rus olan Amerikalı profesör Vladimir Alexandov’un New York’ta yayınladığı kitabı sayesinde öğrenildi. Dünyanın en saygın üniversitelerinden kabul edilen Amerika’daki Yale’de Slav dilleri ve edebiyatları profesörü olan Alexandov, kitabını yazabilmek için üniversiteden geçen sene bir yıl izin alarak Thomas’ın yaşadığı şehirleri dolaştı, İstanbul’da da çalıştı ve “The Black Russian” yani “Siyah Rus” adını verdiği eserini bundan birkaç hafta önce yayınladı.

Yandaki kutuda, Frederic Bruce Thomas’ın bugüne kadar bilinmeyen İstanbul macerasını okuyabilirsiniz…

HASTANENİN MAHKÛMLAR KOĞUŞUNDA ÖLDÜ MEZARI BİLE KAYBOLDU

ODESA’dan yola çıkıp 1919’un 6 Nisan’ında İstanbul’a ulaşan Frederic Bruce Thomas yanında karısı ve iki çocuğu ile Karaköy rıhtımına ayak bastığı sırada beş parasızdı; Moskova’daki klüpleri elinden gitmiş, yüzbinlerce rublesi de pula dönmüştü.

Bir müddet kendisi gibi İstanbul’a gelen Rus mültecileri, yani “Beyaz Ruslar” ile beraber hammallıktan garsonluğa, hizmetkârlıktan satıcılığa kadar her türlü işte çalıştı ve kendisine Moskova’da çok para kazandıran şansını bu defa İstanbul’da denemek istedi. Bir sene içerisinde yine çok para kazanacak ama kaderi eskisinden de kötü olacaktı…

ŞİŞLİ’DE VE TAKSİM’DE

Thomas, ilk iş olarak o günlerde bütün dünyada moda olan caz müziğini İstanbul’a da getirmeyi denedi ve Şişli’de “Stella” adında bir gece klübü açtı. Stella’yı Taksim’in göbeğindeki bir başka klüp, Moskova’da sahip olduğu mekânın ismini verdiği “Maksim” takip etti ve zencilerin icra ettiği cazın yanısıra Avrupalı dansçı kızların da varyete yaptıkları Maksim, kısa zamanda İstanbul’un en lüks gece klübü oldu.

Ardından, işgal seneleri geldi ve İstanbul galip memleketlerin askerleri ile doldu. Maksim, özellikle de İngiliz subayların en fazla rağbet ettikleri eğlence mekânı idi ve Thomas’ın işgal kumandanlığından subayların klübe aileleri ile beraber gelebilmeleri iznini de alması üzerine klüp her gece tıklım tıklım idi. İngilizler verecekleri partiler için Maksim’i tercih ediyorlar, Amerikan Büyükelçisi Amiral Bristol de davetlerini burada veriyordu.

Kurtuluş Savaşı’nın ardından İstanbul’daki işgal sona ermiş, Cumhuriyet ilân edilmiş, hükümet 1926’da bir İtalyan gruba Yıldız Sarayı’nda kumar oynatma ruhsatı vermiş, Sultan Abdülhamid’in Türkiye’yi 33 sene boyunca idare ettiği saray o senenin 26 Eylül’ünde kumarhaneye dönmüştü! Sadece klüp işletmeciliği ile kalmak istemeyen Thomas bu işe de girdi ve hem kazandığı bütün parayı, hem de aldığı dünya kadar borcu Yıldız’a yatırarak Türkiye tarihinin en utanç verici kumarhanesine, yani Yıldız Sarayı’nda açılan oyun salonuna ortak oldu.

ABDÜLHAMİD Mİ ÇARPTI?

Ama, herşey bir gecede sona erdi. Kumarda varını-yoğunu kaybeden bir Türk’ün Yıldız’ın kapısında intiharı üzerine hükümet ruhsatı iptal etti ve 12 Eylül 1927 günü Yıldız Kumarhanesi’ni kapattı…

Bu, Thomas’ın da malî bakımdan sonunun gelmesi demekti… Sahibi olduğu iki klüp, Stella ile Maksim gayet iyi kazanıyordu ama buralardan elde ettiği kazancın tamamı borçlarına gidiyordu ve neticede iflâs etti.

Tutuklanacağını öğrenince vatandaşı olduğu Amerika ile Rusya’nın elçiliklerine başvurdu ama her iki elçiliğin kapısı suratına tekrar kapandı ve Thomas o zamanın parası ile dokuz bin lira tutan borçlarını ödeyemediği için 1927 Aralık’ında Sultanahmet Cezaevi’ne kapatıldı. Alacaklıları klüplerine el koydular, Stella battı, Maksim ise Thomas hapiste olduğu sırada ismini değiştirip “Yeni Maksim” oldu ama bir müddet sonra o da battı ve ardarda el değiştirdi.

Frederic Bruce Thomas, Birleşik Amerika’nın Mississippi eyaletinde başlayan maceralarla dolu hayatını 1928 Mayıs’ının sonunda hastalandığı için hapishaneden nakledildiği Taksim’deki Pastör Hastahanesi’nin mahkûmlar koğuşunda noktaladı. 55 yaşında idi ve öldüğü hastahane, İstanbul’un kurucusu olduğu ilk gece klübü Maksim’e sadece birkaçyüz metre mesafede idi.

Arkadaşları, Thomas’ı Feriköy’deki Latin Mezarlığı’na defnettiler ama mezarının başına taş dikilmesi için gereken parayı hiç kimse vermediği için kabri de kaybolup gitti!

Etiketler

Bir yanıt yazın