Kıbrıs Sahilindeki Anlaşmazlığın İnatçı Kalıntısı

New York Times'tan Dan Bilefsky'nin Kıbrıs'taki Kapalı Maraş üzerine yazısı...

Yılanlar, 1974’ün Ağustos ayında zamanın durduğu, eski araba ve evlerin çürümeye yüz tuttuğu hayalet şehir Maraş’ın(Varosha) terkedilmiş sahil beldesinde bulunan yıkık dökük evlerin içine doğru süzülüyor.

Bu tarih Kıbrıs’ın, Kuzey Kıbrıs Türk ve Güney Kıbrıs Rum olmak üzere ikiye ayrıldığı tarihti. Çoğu Rum kökenli olan ve panikleyerek kaçan yaklaşık 15.000 Maraş sakininin yakın bir zamanda evlerine geri dönmesi beklendi.

Bunun yerine, Türk ordusunun dikenli tel ile çevrelediği Maraş’ın sakinleri on yıllardır süren sürgüne tabi tutulmuştur.

“Türklerin istilasından sonra her şeyimi kaybettim. Evimi, fabrikamı, portakal bahçelerimi…” dedi Maraş’ta ailesinin villasını ve dondurma işini geride bırakan 71 yaşındaki Kıbrıslı Rum Harris Demetriou. “Geçmişe ya da bu acıya takılıp kalmak istemiyorum. Vazgeçtim.” Demetriou o zamandan beri hayatını Kıbrıs’ın başkenti Lefkoşa’nın bir banliyösünde baştan inşa etmiş.

İstila’dan sonra, iki tarafta da yüzlerce, binlerce insan geride kızgınlık ve karşılıklı suçlama bırakarak evlerinden çıkmaya zorlandı. Ancak sayısız terkedilmiş Rum ve Türk Kıbrıs yerleşimleri oluştu. Maraş ise tamamen aykırı, taşlaşmış bir kent müzesi gibi, kapalı, üstüne tahta çakılmış, zamanın donduğu bir yer.

El değmemiş sahilleri ve otelleri ile zamanında Elizabeth Taylor ve Richard Burton’ın beğenisini toplayan Maraş, şimdi hiçkimsenin; çatışmanın görünürdeki inatçılığının güçlü bir sembolü. Rumlar, Türkler’in daha sonra görüşmelerde pazarlık çipi olarak kullanmak için Maraş’ı askıya alınmış bir animasyon olarak tuttuğunu söylüyor. Türkler ise kendi kısımları için Rum uyuşmazlığını suçluyorlar.

2004’teki Birleşmiş Milletler barış planı Maraş’ı Kıbrıslı Türkler’in kabul ettiği esnek bir konfederasyonla Kıbrıslı Rumlar’ın kontrolüne geçirmeyi teklif ediyordu. Ancak Kıbrıslı Rumlar adanın birleşmesine karşı çıktılar.

Mağusa’nın (Famagusta) kuzeydoğusundaki bir yer olan Maraş, zaman sıçramasında sıkışıp kalmış. Boş sahillerindeki otelleri, penceresiz, kurşun çukurlarıyla dolu. Alanı çevreleyen sahilinde, bikinili kadınlar değersiz, bombalanmış binalara görünüşte aldırış etmeden plajda top oynuyor ve kokteyllerinden birer yudum alıyorlar. Diğer tarafta bir Türk subayı nöbetçi kulesinden sert bir şekilde aşağı dalmış izinsiz girenlerin öldürülme riski olduğunu yazan levhaya bakıyor.

İstiladan sonraki yıllarda Maraş’a sızmayı başaran birkaç kişi orada askeri görevini yapmış Kıbrıslı Türklerle birlikte Holywood seti gibi yere şahitlik ettiklerini söylüyorlar. Mağusa’dan, askerlik görevini yaparken olayları görmüş olan Kıbrıs Türkü Okan Dağlı, bir distopyada gibi hissettiğini söyledi.

“Her şey yağmalanmış ve çökmek üzereydi,” dedi ve ekledi “Zaman durmuştu sanki. Bu hem çok üzücü hem de çok rahatsız ediciydi.”

Dikenli tellerin arkasında, yüzlerinde nadir bir gülümseme olan Kıbrıslılar, ağaçların terkedilmiş evlerin çatılarına doğru patladığını ve 1970’lerin ispanyol paça pantolonlu mankenlerinin kırık vitrin camlarından dışarıyı izlediğini tarif ediyor. Türk askerleri tarafından yağmalanmayan birkaç piyano terkedilmiş salonlarda üzeri tozla kaplanmış ve atıl bir şekilde duruyor.

Alandaki bazı Kıbrıslı Türkler’e göre hala Türk askerlerinin devriyede olduğu Maraş’ın işgali bir zulüm ve utanç.

Dikenli tellerin engellediği Maraş’ın yanındaki plajda güneşlenen 28 yaşındaki felsefe öğretmeni olan Kıbrıslı Türk Selma Caner “Hem utanıyorum hem de sinirleniyorum. Buraya gelmek biraz ürkütücü. Ancak bir süre sonra olağandışı olan normalleşiyor.”


Fotoğraf: Ed Ou

Maraş’ın eski sakini Kıbrıslı Rum Demetriou hayalinin Kıbrıs’ta 1970’lerdeki dondurma işini tekrar açmak olduğunu söyledi. Ama Türkler tarafından yağmalanan ve kullanılan evi ve fabrikasıyla birlikte… Kıbrıs bankaları söylediğine göre teminat gösteremediği için kredi vermeyi kabul etmiyor. Kendisi ve eşi mütevazi öğretmen maaşıyla geçinmeye çalışıyor.

2003 yılında, kuzey ve güney arasındaki sınır açıldığında her iki tarafın barış ve uzlaşma için birbirine yaklaşması kısa süreli bir iyimserlik anı yarattı. Demetriou ve kız kardeşleri Mağusa’ya geri döndüler ve bir zamanlar babasının öğretmenlik yaptığı okulun önünde durup hıçkırarark ağladılar. Dikenli tellerin arkasındaki ailesini görmek için gittiğinde bir Türk askere ziyaret edip edemeyeceğini sorduğunda askerin “Git yoksa vururum” dediğini hatırladı.

Gençliğinin Maraş’ının Rum ve Türk Kıbrıslıların ayrı yaşadığı gökyüzü mavisi denizinin yanında altın plajları bulunuyor. Türkçe konuşan bir subay olan amcası Kıbrıslı Türklerin vatandaş olduğunu söylediğinde “Hayır, Biz Rumuz” diye gençlik öfkesiyle cevapladığını hatırlıyor.

“Maraş çok güzeldi. Bu cennete sahip olduğumuz için ne kadar şanslı olduğumuzu düşündüğümüz zamanları hatırlıyorum,” dedi.

Demetriou işini ve evini geri kazanma konusunda hiç iyimser değil. Kuzey Kıbrıs’taki mülkün üçte ikisi ile dörtte üçü arası 1974’te Kıbrıslı Rumlar’a aitti. Uluslararası Kriz Grubuna gore uzlaşılmış bir çözüm bulmak için yapılan herhangi bir girişimde her iki taraftan da yerinden edilmiş 210.000 kişinin mülkiyet haklarının karşılanması gerekiyor. Birçok Kıbrıslı Rum, uluslararası mahkemeler yoluyla veya Kuzey Kıbrıs tarafından yönetilen bir yerleşim fonu aracılığıyla restitüsyon çalışmaları arıyor.

Bazı Kıbrıslı Türkler sadece Kıbrıslı Rumlar’a mülklerini geri vererek adanın eski değerini geri kazanacağını iddia ediyorlar. Şehir plancıları ise Maraş’ın restorasyonunun 10 yıla kadar sürebileceğini ve yaklaşık 12 milyon Dolar’a mal olacağını söylüyor.

Barışı destekleyen bir grubun üyesi olan Mağusa’dan Kıbrıslı Türk Dağlı, ekonominin miliyetçiliği koz alacağını ve Maraş’ın Kıbrıs Rum kontrolünde restore edilebileceğini umduğunu söylüyor. Önemli bir turist merkezi olarak canlanmasını ve tüm adaya ekonomik bir fayda sağlamasını istiyor. Çocukken yakındaki duvarlarla çevrili Türk bölgesinde olmayan soda ve dondurma gibi imrenilen öğeler için bölgeye sinsice girdiğini hatırlıyor.

“Maraş’ın canlı bir şehir olmasını istiyorum, hayalet şehir değil,” dedi Dağlı ve “Sonsuza kadar ayrı kalırsak hiç şansımız yok,” diye ekledi.

Ancak tüm Kıbrıslı Türkler Maraş’ı geri vermek istemiyor. 1974 işgalinden sonra çoğu fakir ve çiftçi olan yaklaşık 150.000 Türk göçmen anakaradan Kuzey Kıbrıs’a yerleşti. Kıbrıslı Rumlar ise onların demografik bir silah olarak Türkiye tarafından kullanılan yasadışı göçmenler olduğunu söylüyor.

Satılmış Şişli, Türkiye’nin batı kıyısı İzmir’den bir hemşire, Maraş’ın harap olmuş Rum Ortodoks Kiliseleri ve ezilmiş evlerinin uzun bir dikenli tel çit ile mühürlendiği yerin karşısındaki sokakta, Mağusa’da yaşıyor. Kıbrıslı bir Rum’un limon ağaçları ile süslediği eski evinde 33 yıl yaşamış. Ayrılmaya da niyeti yok.

Ben bir Türk’üm bu yüzden birleştiğimizde her şey daha iyi olur mu bilemiyorum. Çoğu insan daha kötü olacağını düşünüyor,” dedi Şişli kokulu bahçesinde dururken. “Kıbrıslı Rumlar burayı Türkler yönettiği sürece geri gelmeyecekler ve gelirlerse de biz her şeyimizi kaybedeceğiz.”

Etiketler

1 Yorum

  • Avataremine5 says:

    Dan Bilefsky ordaki plajları görünce araştırma yapmayı unutmuş olmalı ki Maraş bölgesinin şu an Birleşmiş Milletler tarafından denetlendiğiyle ilgili hiçbişey yazamamakla kalmayıp anlaşmaları, yeşil bölgeyi de unutmuş. Tek taraflı bakış açısıyla amaca hizmet yazısı olmuş,
    ama iyi olmamış.

Bir cevap yazın