Gezi Parkı’nı Nasıl Saklamalı?

Gezi Parkı'nın sosyal medya desteğiyle 'kazanılması' hakkında çok şey söylendi ve çok daha fazlası da söylenecek. Fakat hâlâ soru işaretleri kaybolmadı. Bunlardan belki de en önemlisi şu: Topçu Kışlası'nı yeniden yapmak nasıl bir fikir?

1876’daki Kauffer Haritası ile 2009 uydu haritasını çakıştırarak Taşkışla’nın Güneybatı Kulesi’nden Taksim Anıtı’na bir çizgi çekersek, Gezi Parkı Alanı’nı çaprazlamasına ikiye bölmüş oluruz. İşte bu kesimin kuzey tarafı, Ermeni Mezarlığı’dır.

Taşkışla olsun, Topçu Kışlası olsun, şehrin uzak kısmına yüksek yere yapılmış askeri binalardır. Şimdi ise burası şehrin merkezidir. Tarihe saygı, 1806’da yapılmış ve 1940’ta yıkılmış, temeli bile var olmayan binayı tescilleyip yeniden yapmakla gösterilmez. Yenikapı’daki metro kazısında çıkması zaten beklenen arkeolojik parçaları ‘çanak, çömlek’ diye küçümsememek ile saygı duymaya başlayabiliriz.

Topçu Kışlası’nın eski hali, gazetelerde köşeleri olan bazı popüler tarih yazarlarının iddia ettiği kadar mimari yönden ‘şık’ bir yapı değildir. İçinde geniş bir dikdörtgen alanı olan binaya Abdülmecit döneminde yapılan bakımda, garip ölçekli soğan kubbeler eklenmiştir. Bu topraklarda pek görülmeyen bu tür oryantalist detayların, mimari olarak pek bir değeri olduğu söylenemez. Ayrıca hangi zamandaki halinin yeniden yapılacağı, orijinalinin mi yoksa soğan kubbeli halinin mi daha iyi olacağı, cevabı kesin olmayan bir sorudur. Başka bir yönden bakılırsa, madem binanın dışı birebir kopyalanıyor, o zaman planına da sadık kalmak gerekir. Kışla’nın bir rölevesi dahi yoktur. Eldeki birkaç fotoğraftan bu binanın aynısını yapmak mümkün değildir. Kısaca ‘masum bir tarihi canlandırma’ sayılmayacak bu ‘yeniden yapım’ın altında başka gerekçeler aranabilir.

Projenin mimarı Halil Onur, ihale ile aldığı bu işi ‘teknik bir iş’ olarak kabul ettiğini ve pişman olmadığını belirtmiş, burasının bir yarışma ile yapılmasını önerdiğini söylemiştir. Zaten ne istendiği belli bir işin yarışmasının olmayacağı ortadadır: “Eldeki fotolardan bu binayı istiyoruz” diyenlere, hangi yarışmacı, farklı kent parçası olacak bina ve özgün fikirler sunabilir? Kendisi “Onlar önerdi, ben ihaleye girdim ve projem kazandı” diyor, söz konusu ‘önerme’nin ne anlama geldiğini Çamlıca Camii ‘yarışması’ durumundan apaçık biliyoruz.

Topçu Kışlası’nın yıkılması, özel davetle ülkemize gelen Henri Prost’un önerisidir. Gezi Parkı, Hilton’u da içine alacak kadar uzun bir yeşil bandın başını tutar konumdadır. Prost’un bir başka önerisine göre Gezi Parkı’nda yan yana yüksek olmayan bloklar yapılacaktır. Buna Prost’un sağlıklı olmayan bir kararı daha diyebiliriz.

Yeni Topçu Kışlası

Nasıl Beşiktaş ‘a kadar devam etmesi beklenen yeşil bant bırakılamamış, ayrılan yere oteller sıralanmışsa, (Continental, Hyatt, Hilton, Gökkafes, Swiss Otel) Gezi için önerilen binalar da inşa edilmemiştir. Gezi Parkı öylesine bırakılmış, 60 yıldan fazla süredir, bir türlü kamusal yeşil alan olarak verimli kullanılamamıştır. Evlendirme dairesinin otoparkı gibi görülmüştür. Protestolardan sonra belediye oraya küser de bakımını daha da boşlar endişesi taşıyan İstanbullular da yok değil!

Yapılmasına karar verilen ve bunun için –nasıl bir suçluluk duygusuysa artık– gece yarısı iş makineleri sokulan alandaki projeye bakılırsa; neredeyse tüm zemin katının ticari amaçla kullanılacağı görülmektedir. Tüm binanın üçte birini kaplayan 7200 m2’lik kapalı alanın kitapçı ve kafeterya olacağı söylenmektedir. İstiklal’deki kitapçı ve kafelerin zemin alanları toplansa bu değere ulaşılamayabilir belki de! “Ticari alan olmayacak, kitapçı ve kafe olacak” gibi garip mazerete inandık, üst katların müze yapılacağı iddiasına takılmadık diyelim, alt kattaki otoparka ne demeli?

Eğer tüm binanın altı otopark olacaksa Karaköy’deki katlı otopark benzeri bir durum oluşacaktır. Otopark bir nebze kabul edilebilir ise de buz pistine gerek var mıdır? Eğer tüm dünyadan habersiz belediye yetkilileri, genetiği ile oynanmış ve buzun üzerinde yetişecek bir ağaç keşfetmedilerse buz pisti yüzünden yeşil doku harap olacaktır.

Proje eleştirildiğinde, “Daha kesin bir şey yok, hemen hüküm vermeyin” deniyor. Oysa tepkiler yerinde. Bir kent parçası ‘muallakta’ kalacak ve hatta mimarının bilmediği detayara sahip olacak şekilde inşaata girişilecek kadar kolay harcanmamalıdır. Ayrıca bu binanın, AKM ile yükseklik ilişkisi de sakat: Sıradan bir apartman dairesine oranla yüksekliği dikkate alındığında, yeni binanın yüksekliği beş katlı, kuleler ise yaklaşık on katlı apartmana denk gelecek…

Özetle, projenin savunulacak yanı yok. Dünyada epey rağbet gören Landscape Architecture Magazine isimli peyzaj mimarlığı dergisi, ‘ İstanbul ‘s Awful Plan’ (İstanbul’un Berbat Planı) başlığıyla projeyi sundu bile. Bu utanç bize yeter.

Sorun AVM kelimesi mi 3 tane ağaç mı?

Sorun 7200 m2 ticari alanı olan bina için –haklı olarak– AVM kısaltmasını kullanmanın tartışmasını yapmak ya da sadece üç tane ağacı kesmek değil. Diyelim ki sökülenler yeniden dikildi. Bölgedeki son yeşil parça bir iç bahçe gibi binanın içine gömülürse kentle bağı kopartılmış olacak ve ‘yeşil alan’ özelliğini kaybedecek. Zaten projenin mimarı, buranın bir kent ormanı olmadığını, tüm ağaçların korunmasına gerek olmadığını şu özlü sözüyle destekliyor: “Ama tabii ki bir düzen getirilmek zorunda. Her elini kolunu sallayan kafeye, restorana girsin demek doğru değil. Herkes her yere girebilir mi?”

Problemin merkezi işte burada. “Herkes her yere girsin mi girmesin mi?” Bir de üzerine koskoca direnişi “Üç tane ağaç için” şeklinde küçümsemek… “Projeyi kimse benimle tartışmadı” demek kolay. Görmediğimiz ve sır gibi saklanan projeden kamuya düşen sadece birkaç kalitesiz, bilgisayar marifetiyle elde edilmiş üç boyutlu görselken tartışmanın nasıl olacağını kestirmek zor.

Belediye ya da başka bir kurum, hiçbir zaman bu kadar önemli projeyi kamuoyuyla paylaşmış, duyurmuş, tartışmış değil. Haliç’teki garip taşıyıcılı köprü için belediye başkanının projenin mimarına direktif vermesi dışında bir kamuoyu bilgilendirmesi yapılmamıştır.

Sonuç: Yetkililer kamuoyunun mimari konulardaki fikrini pek önemli saymıyorlar.

Kronik sorun, her gün garip bir projenin dayatılması. Her sabah, fiziki çevre, kent kullanımı, estetik değerler ve kurallar gibi ön çalışmalar ve katılımcı bir tasarımla şekillenmemiş “Biz karar verdik, olacak” denen bir sürpriz projeyle uyanmak. Örneğin Taksim’in yayalaştırma projesi bile bazı önemli hatalar içermektedir. Hâlâ konuşacak, anlatacak, icabında düzelttirilecek bir merci yok.

Dayatılmış çaresizlik

Hatırlayalım, bütün bu olan bitenin sonunda hiçbir siyasi oluşuma üye olmayan 40 kadar mimar, meslektaş belleyip Kadir Topbaş’a bu tür konuları konuşmak için randevu talep etmişti. Olumlu ya da olumsuz cevap gelmeyince ulusal gazetelere tam sayfa ilan verildi ve nihayetinde bir toplantı koparıldı. Toplantıda temenniler bildirilir, bu mimarlar kibarca belediye başkanını uyarırlar. Ama uyarılar dikkate alınmaz. Belediyecilik konusunda fena obsesif olan Başbakan’ın, belediye başkanına önemli konularda karar verme hakkı vermemesi, bir diyalog ortamının kurulmasını daha baştan engeller.

Bir diğer günah çıkarma argümanı da “Hatamız bir bilgilendirme ofisi kurmamamız oldu” şeklindeki beyanlardır. Eğer bu protestolar olmasa bu hata da ortaya çıkmayacak, ofise gerek de duyulmayacaktı. Bu şekilde oldubittiye getirilen o kadar çok proje var ki İstanbul’da… Gezi sadece bilinen ve direnen proje.

Şimdi ne olacak?

Protestolar devam ederken Başbakan’ın günbegün daha da sertleşmesi ve “AKM’yi de yıkacağız, Taksim camiini yapacağız” demeci, uzlaşma şansının yitirildiğini akla getirse de yine de barışçı bir yol bulunabilir. Birinci şart; Gezi olduğu gibi bırakılmalıdır. Ellemeyiniz. Proje üretmek için kendinizi parçalamayınız. Hatta ne olacağı konusunda demeç bile vermeyiniz. Bırakınız dağınık kalsın. Çok çok gerekirse peyzaj düzenlemesi için bir yarışma açılmalı. Altı ay gibi kısa bir sürede korumacı yöntemlerle park ihya edilebilir.

Dünyada bu tür kamu mekânlarını kollamakla görevli, kâr amacı gütmeyen sivil toplum örgütleri var. Örneğin New York’taki Bryant Park gibi. Bizim Gezi ile aynı alanı kaplayan bu park, bir organizasyon tarafından yönetilmekte (www.bryant.org). Çeşitli sanat faaliyetlerinden tutun spor karşılaşmalarına, ufak bir hediyelik eşya bölümüne kadar farklı işlevleri barındırır. Bildiğiniz yeşil alan… Sadece Manhattan halkının değil, turistlerin de bir simge mekân olarak ziyaret ettiği yer.

Bu organizasyon siyasi ya da ticari güç savaşları ve çeşitli yetki çatışmalarına yol açar diye endişeler olabilir ama böyle çoğulcu ve yararlı bir sivil toplum örgütüyle ihya edilen, böyle meşhur bir parka sahip olacağımız, çocuklarımıza 2013 Haziran’ında neler olduğunu anlatabileceğimiz günler uzak olmamalı.

Etiketler

Bir yanıt yazın