Dersâdet’e Plan, Asitane’ye Huzur

İstanbul hakkında ezelden beri çok şey söylenmiştir. Hatta Napolyon’un “Tüm dünya tek bir devlet olsa başkenti İstanbul olurdu.” sözünü de hatırlatabiliriz.

Ancak şimdi, bu güzide şehrimizi başkalarının lafları ile övmek yerine daha gerçekçi yaklaşımlarla, bundan sonra da aynı övgüleri alacak şekilde korumak ve geliştirmek gerekli. İstanbul, özellikle son beş yıldır birçok farklı durum ve projeyle haber sayfalarının manşetlerini işgal ediyor. Hatırlayalım; üçüncü köprü yapılıyor, ihale edildi, temeli törenle atıldı. Silüeti bozduğu aşikâr betondan köprünün böyle çirkin taşıyıcılar olmadan da tasarlanabileceği defalarca kanıtlanmışken, Haliç’teki köprünün inşaatı inadına her türlü eleştiriye kapalı şekilde, yangından mal kaçırır gibi sürüp gidiyor. Bir anda İstanbul’da yapay bir kanal projesi gündeme geliyor. Çamlıca’ya İstanbul’a yakışır, simge yapı olacak, gururlanacağımız bir cami yapılacak deniyor, bu fırsat skandal olarak tabir edilebilecek “yarışmamsı” bir durumla heba ediliyor. Ecdat mirasının -o mirasın içerdiği her türlü incelikten yoksun– betonarmeden taklidi yapılıyor. Osmanlı zamanının yapım teknolojisinin gerektirdiği fonksiyonel detaylar, süs niyetine tekrar tekrar kopyalanıp yapıştırılıyor, yani kopya bir cami yapılıyor. Ne yazık! Simge yapı olamayacağı besbelli ve 2010’lu yıllarda İslam mimarisine bu topraklardan katılmış bir değer sayılamayacak. Böyle bir fırsatımız varken hem de yine “en doğrusu budur” inadıyla, milletin elinden değerli bir camiye kavuşma hakkı alınıyor. Şimdi de Taksim’in yayalaştırma projesi hakkında olayları haberlerde duyuyoruz.

Bir şehrin planlaması ne kadar siyasi olmalıdır? Sorulması gereken ilk soru bu. Kent parçasında dinî yapı yapılması kararının, şehircilik kurallarına dayanan oranlara sadık kalarak yeşil alan bırakılmasının, trafik ve yayalaştırma kararlarının siyaset üstü bir konumu olmalıdır. Siyaseten kim iktidarda olursa olsun, birkaç ufak değişiklik içerse bile kararlar aynı olmalı, kamu yararına şekillenmelidir. Çok önemli olduğu halde araştırılmadan, çalışılmadan alındığı belli kararlar, Kamu İhale Kanunu’na uygun yaptırıldı diye meşruiyeti ve tasarım kararları sorgulanmayan ısmarlama Topçu Kışlası Projesi… Daha fenası, çoğu şehrimizin çağdaş bir planı yoktur ki siyasî mi, değil mi sorusu sorulsun. İstanbul’un bir planı var ama günde yaklaşık üç kere ve yılda bin kez değişmekte. Revize, ek imar planları, tadil notları, itirazlar, yürütmeyi durdurmalar, yürütmeye yeniden koymalar, üst üste bine bine garip bir durum ortaya çıkmakta. Tabii ki bir plan var, sorulduğunda çıkartılır ortaya konulur resmi olarak ama yukarıdaki endişelerimizi karşılayamaz durumda. “İMP” kısaltmasıyla tanınan, tam adı ise “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi” olan bir kurum kapatılmıştır. Hatta Belediye’nin sitesinde 19.08.2009 tarihli “İMP, Türkiye’nin planlamasına talip” başlıklı haber ise kötü bir şaka gibi hâlâ durmaktadır. İstanbul’un bir planlama ofisi dahi yoktur. Belediye’de tabii ki böyle bir daire vardır ama etkin ve yetkin olup olmadıklarını sorgulamak gerekebilir. Bu eksikliği gözler önüne serip, İstanbul’daki Cumhuriyet sonrası ilk plana değinelim. Özel davetle ülkemize gelen Fransız mimar Prost, önemli kararlar vermiş ve bu kararların çoğu uygulanmıştır. Bunlardan en önemlisi tarihî yarımadadaki üç kat kısıtlamasıdır. Ayrıca Vatan ve Millet caddeleri gibi açılan büyük yollar için yapılan tahribatlar da bilinmektedir. Herhangi bir yol üstüne olmadığı halde bir şekilde sökülen Karaköy’deki Ahşap D’aranco’nun Camisi Kınalıada’ya monte edileceği ileri sürülüp uzun süre depoda tutulmuş sonra da koskoca cami zayi olmuştur. 1943 yılında da artan nüfus dikkate alınarak bir metro önerisi getirmiştir. Beyoğlu ile tarihî yarımadayı birbirine bağlayacak bu hattın bazı yerlerinde yokuş çıkabilmesi için dişli tekerlekli çekiciler düşünülmüştür. Şimdiki metronun güzergâhına benzer haldedir.

Prost çok eleştirilir. Bazıları, “Türk plancı yok muydu, Fransız geldi?” derken bazıları ise “bir şeyi baştan yapmaktansa, bir kısmı yıkarak yapmanın daha kolay olduğu” düsturu ile hareket ettiğinden, birkaç iyi kararının dışında yıkımlarla çok fazla önemli eseri yok ettiğini ileri sürerler. Açıkçası bu kişinin milliyetinden öte, yıkım kararları hele hele 1806’da yapılan Topçu Kışlası’nın yıkımı büyük hata olarak kabul edilir. Bu kışla şu anda yerinde olmadığı halde tescillenmiş durumda. Yeniden yapılacak; yeni fonksiyonunun da ticarî ve konut amaçlı kullanım olacağı söylenmekte. İşte bu Prost’un yıkım kararından daha kötü bir karar! Yeni yapılacak bina hakkında sağlıklı bilgi bulabilmek ve Kışla’nın yapıldığında nasıl olacağını ve fonksiyonunu yetkililerden öğrenmek neredeyse imkânsız. Kentin en önemli yeri için şeffaf bir halk bilgilendirmesi yapılmadı. Elimizde çözünürlüğü oldukça düşük bilgisayardan alınmış 3 boyutlu görüntü var, o kadar. Ağaçların kesimi ya da iddia edildiği gibi yer değiştirilmesi bir gece yarısı operasyonudur. Bir belediye, kendi yönetimindeki şehirde, ancak kapatılması büyük trafik sıkışıklığına sebep olacak bir yol çalışması yapacaksa gece yarısı çalışır. Bu işin böyle garip bir saatte yapılması Belediye’nin tepkilerden korktuğunun en önemli göstergesi. Tepkilere karşı siyasî erk, “Kışla için karar verdik yapılacak.” demektedir. Bunun için ayrıca tarihe bakılması gerektiğini belirtmektedir. Bakalım: 1806’da Topçu Kışlası yapılmadan önce 1786 tarihindeki haritalar şimdiki durumla çakıştırıldığında, Taşkışla’nın kuzeybatı kulesinden Taksim’deki heykele bir çizgi çekildiğinde Gezi Parkı çaprazlamasına kesilecektir. Bu alanın kuzeydeki parçası Ermeni Mezarlığı’dır. Tarihe uyalım derken nereye kadar geri gidilmelidir, keyfi3i davranılabilir mi?

Bir karara tepki gösterenleri biber gazı ile eğitmek mümkün olmayabilir. Keza yabancı basın tek bir fotoğraf karesi ile durumun vahametini dünyaya duyurmayı seçebilir. Bazı çevrelere göre tarihe geri dönme isteği olarak savunulan bu faaliyet, bölgedeki tek yeşil alanın betonarme bina ile kaplanılmasıdır. Son olarak düşünülmesi gereken; Taksim’e cami yapılmasını isteyen milyonlarca kişi bulunabilir. Peki, Gezi Parkı’na Topçu Kışlası’nı yapmakta diretenler, size soruyoruz; yine aynı İstanbul’da buraya AVM ve rezidans yapılmasını isteyen bin kişi bulabilir misiniz? Ayrıca bulduğunuz bu bin kişinin çıkarı neden milyonlarca kişinin önünde? Neden?

Etiketler

Bir yanıt yazın