Bezirganbahçe’de tutunamayanlar

Kentsel dönüşüm seferberliğiyle mahalleleri yerle bir eden yerel yönetimlerle TOKİ'nin, orta sınıf çekirdek ailenin yaşam alanı apartmanı, 'kentlilik/çağdaşlık' adları altında başka kültürlere dayatması nasıl bir çağdaşlıktır?

Siyasetin alanını, insan hakları ve demokratik değerler çerçevesinde yeniden inşa etmeye gerçekten ve samimi olarak niyetliysek, önce bizleri esir alan ötekileştirici dilden arınmamız gerek. Bu yaklaşım, Kürt sorununda, Roman açılımında, Aleviliğe bakışta ve bilcümlesinde olduğu kadar, kentsel siyaset alanında da geçerli.

Bu bağlamda, Radikal ‘in 19 Ağustos tarihli “Dönüşemeyenler” manşeti (anlaşılamayan bir ironi veya yerel yönetime gönderme değilse) ne kadar sorunlu ise, Küçükçekmece Belediye Başkanı Yeniay’ın, 21 Ağustos tarihli Radikal ‘deki Jale Özgentürk mülakatında, “kenti inşa ederken, kentliyi de inşa etmek” sözleri de o denli sorunlu. Dönüştürülecekler kimler, kimler tarafından dönüştürülecekler, neden dönüştürülmek isteniyorlar, kimlere dönüştürülmeleri gerekliyken dönüşememişler? Öte yandan, “kentliyi inşa etme” sözcüklerinin, toplum mühendisliğinden çok çekmiş AKP ‘nin bizzat bir yerel yöneticisi tarafından söylenmesinin paradoksu bir yana, kentsel dönüşüm seferberliğiyle mahalleleri yerle bir eden yerel yönetimlerle TOKİ’nin, orta sınıf çekirdek ailenin yaşam alanı apartmanı, “kentlilik/çağdaşlık” adları altında başka kültürlere dayatmaları nasıl bir çağdaşlıktır? TOKİ ve yerel yönetimler, vahşi yerliyi medenileştiren beyaz adamın 21. yüzyıl versiyonları mı? Taraf olduğumuz insan hakları sözleşmelerinde, elverişli konut hakkının da önemli kriterlerinden sayılan kültüre ve kültürel pratiklere saygı yükümlülüğüne, anlaşılan bu ülkenin konut politikalarında da yer yok.

Ayazma-Tepeüstü anketlerinde işsizliğin eskiden yüzde 65 olduğunu, şimdi ise Bezirganbahçe’de yüzde 20’leri konuştuklarını belirten Yeniay’ın aksine, bizzat kendi yaptırdıkları anketler başka bir gerçeği işaret ediyor. 2005 tarihli, İstanbul 2004 Uluslararası Kentsel Dönüşüm Uygulamaları Sempozyumu adlı yayına göre, “1 kişinin çalıştığı aile oranı yüzde 59. Ailelerin yüzde 13’ünde çalışan kişi bulunmamaktadır”. Yine belediyeye ait, 2010 tarihli, Bir Yerel Yönetim Deneyiminin Ardından isimli yayına göre, “Yüzde 8 hanede çalışan kişi bulunmazken, yüzde 63 hanenin geçimini 1 kişinin sağladığı görülür”. Yani Ayazma’daki işsizlik, hiçbir zaman belirtilen oranda olmadı. Ancak, 2010 tarihli aynı yayında “Bezirganbahçe’deki ailelerin yüzde 32’sinde konutta sürekli işi olan hiçbir birey olmadığı”, dolayısıyla “istihdam sorununun oldukça yüksek olduğuna” dikkat çekilir. Sosyal proje iddiasındaki yönetim, öncekilerin aksine, 2008 anketlerinde yeniden iskân bölgesi Bezirganbahçe’deki işsizlik oranını saptamadı. 2008 anketlerindeki, Bezirganbahçe’de “düzenli hiçbir işi olmayanların” oranlarıyla, Ayazma’nın “işsiz” oranlarını karşılaştırmak yanıltıcı olabilir. Ancak son anketlerdeki yüzde 32 oranı, muhtemelen düzensiz işi olanların yanında işsiz kesimi de içeriyor. Bezirganbahçe’den işyerlerine erişim zorluğu (uzaklık ve toplu taşıma olmayışı) tek başına bir faktör olmasa da, işsizliğin artmasında rol oynadı.

Sosyal projeler
Ayazmalılar Şubat 2007 itibarıyla Bezirganbahçe’ye yerleştirilirler. “Sosyal Projeler” başlığı altındaki 58 proje arasında, Aralık 2009 itibarıyla sadece iki istihdam projesi var. Meslek edinme kursları başvurularında ortaöğretim/lise mezunu şartı, yönetimin Ayazma gerçeklerinden de, kendi anketlerinden de bihaber olduğunu ortaya koyar. 2005-2006 anketlerine göre nüfusun yüzde 1’i üniversite, yüzde 3’ü lise, yüzde 8’i ortaokul, yüzde 31’i ilkokul ve yüzde 26’sı okur-yazar. Küçükçekmece Belediyesi Tepeüstü ve Ayazma Bölge Halkı Yoksulluğunun Giderilmesi ve Sosyal İçerme Projesi kitapçığındaki Amerikanvari meslek edindirme kursu ders notları ile yoksulluğun nasıl giderileceği şaka gibidir! Yüzde 3’ü lise, yüzde 8’i ortaokul mezunu Ayazmalıların yönetici asistanlığına başvurabilmeleri de ayrıca sorunlu. Bu proje, Bizim Halk’a Biriminin Ekim 2007-Kasım 2008 faaliyet tablosundaki 46 proje arasındaki tek istihdam projesidir. Tekstil sektörüne eğitimli ara eleman yetiştiren başka bir proje, Gezici Eğitim Merkezi Projesi, 2010 tarihli yayın 167. sayfaya göre, 18 işgünü sürmüş, 30 kişiye ulaşılmış. Sonuç verimli olmadı: “Makinelerin başında fotoğraf çekip bol bol propaganda yaptılar. 2600 aile var, 10 kişiye diploma vermişler. Dikişten yetiştirdiklerinden birini benim dükkâna yollayın iş vereceğim dedim, ilan astım, kimse gelmedi.”

2010 tarihli yayın 130-31 sayfalara göre AB fonlarıyla desteklenen bir başka istihdam projesinde, çevre işyerlerindeki açık işler saptanarak, kentsel dönüşüm nüfusundan ihtiyaçları olanlar arasından uygun olanların eşleştirilmeleriyle sadece 36 kişiye inşaat, emlak, muhasebe ve tekstilde istihdam sağlandı. Esnafa göre fonun önemli bir kısmı ofisin teşrifatına harcandı: ” AB ‘den gözlemciler geldi kariyer ofisi için. O ofisin malzemeleri şu bu, o kadar parayı buluyordu. Anketler yapılıyor, çözüm yok.” ‘Kariyer Ofisi’ önce 0-5 yaş çocuklarına yönelik bir anaokuluna dönüştürülür, Mayıs 2010’da da tasfiye edilir. Yerel yönetimin 2007-2008 faaliyet tablosuna göre de, 46 sosyal etkinlik, Aralık 2009 itibarıyla 57’ye çıkartılır ancak en fazla gereksinim olan istihdam saydığımız bu etkinliklerde kalır.

Sosyal trajedi
Sibel Cingi’nin “Dönüşemeyenler” araştırmasında, kadınların geçim sıkıntısından çalışma hayatına dâhil oldukları, sebze ayıklama, temizlik vb. işlerde çalıştıkları, çocukların da su satarak katkı sağladıkları saptamaları yukarıdaki tabloyu doğruluyor. 2008-2009 tarihli ziyaretlerimizden, çocukların pazarlarda limon sattıklarını, ilköğretimi bitirenlerin işe verildiğini hatta toksik malzemeli işlere mecbur kaldıklarını biliyoruz. 2010 tarihli yayın sayfa 165’e göre, yeniden iskân nüfuslarının yüzde 43’ü (önceden satanlar hariç) ekonomik darlıktan satmak istiyor. Yerel yönetim, kaç kişiye, hangi işlerde, sürekli/süreksiz istihdam sağladığını net rakamlar, isimler ve istatistiklerle ortaya koyamadıkça, bizi bağlayan yukarıda bizzat kendi istatistikleriyle çizilen bu “sosyal trajedi”dir.

Baştaki “dil” mevzuna dönersek, TOKİ ile işbirliğinde, 1440 aile 7500 civarı nüfusun yaşamlarını ve yaşam alanlarını dağıtan yerel yöneticinin, mülakattaki, “dönüşüm sosyal trajedi yaratmasın” cümlesi, Ayazmalıların yaşam alanına ‘My World Europe’ lüks projesini konuşlandıran Ağaoğlu’nun, “Herkes iyi yaşamayı hak ediyor” cümlesi kadar, bizzat sebep olunan acılarla mağduriyetlere lal dildendir.

Etiketler

Bir cevap yazın