Tarlabaşı’nda ‘Cappucino’ Etkisi

Tarlabaşı360 projesi için hazırlanan web sitesinde yer alan imajlar, Tarlabaşı'nda nasıl bir yaşam tarzının geliştirileceğini gözler önüne seriyor.

Biz mi anlatamıyoruz yoksa anlamazdan mı geliyorlar? Belki “Biz kimiz, onlar kim?” sorusunu açıklığa kavuşturarak başlayabiliriz. Şunu açıkça belirtebilirim ki saflar çok net: ‘Bizler’, kentin heterojenliğini, herkesin kentte yaşama ve barınma hakkını savunan insanlar, kimi zaman hukuki yöntemlerin kullanımıyla zorla, kimi zaman üretilen ‘rıza politikaları’yla sermayenin ve iktidarın yani ‘onlar’ın mekana ve kollektif yaşam pratiklerine el koyma stratejilerine, kentte farklı grupların karşılaşma olanağını sıfıra indiren tüm politikalarına karşıyız.

İstanbul’da 2000’lerde hız kazanan kentsel dönüşüm projeleriyle bir talana tanıklık ediyoruz. Yakın zamanda ortaya çıkan Tarlabaşı360 projesinin reklamları da bu talanı tekrar tekrar gözümüze sokarak yaşanan kayıpları unutmamamızı sağlıyor. İlk kayıp Sulukule’de verilmişti. Daha sonra Tarlabaşı, Fener-Balat’la birlikte ilerleyen tarihi semtlerin yenilenmesi projeleri sermayenin farklı mekanları ele geçirmesine olanak sağlıyor. Tüm bu projeler sivil toplum kuruluşlarından, meslek odalarından ve çeşitli aktivist gruplardan tepki toplasa da süreç işlemeye devam ediyor. Tarlabaşı Yenileme Projesi de bu örneklerden biri.

2006 yılında yenileme alanı ilan edilen Tarlabaşı’nda belirlenen 278 tescilli binanın yenilenmesi projesi Beyoğlu Belediyesi tarafından ihaleye çıkarılmış, ihaleyi GAP İnşaat kazanmıştı. Ahmet Misbah Demircan’ın “bizzat kendim çıkarttım” dediği 5366 sayılı yasa ile de yasal zemini oluşturulan proje birçok star mimarın imzasını taşıması sebebiyle de adından söz ettirmişti. 2006 yılından 2013’e uzanan zamanda mahallede kurulan derneklerin direnişi süreci sekteye uğrattı fakat önüne geçilemedi. Hatta Tarlabaşı360 projesi, hazırlanan eğlenceli web sitesiyle pazarlama aşamasına geçti bile.

Şık takımları, ellerindeki tabletleri ile ortalıkta salınan veya bir kafede büyük bir huşu içinde kahvesini yudumlayan ‘hanımefendi’ ve ‘beyefendiler’in sergilendiği imajlardan oluşan proje galerisi, nasıl bir yaşamın kurgulandığını açıkça ortaya koyuyor. “Bir hayata dönüş projesi” olarak tanımlanan Tarlabaşı Yenileme Projesi meşruiyetini, Tarlabaşı’nda yaşayan göçmenler, Kürtler, Çingeneler gibi marjinalleştirilmiş grupları ‘işgalci’ ve Tarlabaşı’nın çöküntü bölgesi haline gelmesinin failleri olarak fişleyerek ortaya koyuyor:

“‘Nerede oturuyorsunuz?”‘diye sorulduğunda cevap olarak verilmekten imtina duyulan karanlık mahalleler… Adı suç ve güvensizliğe bulaşmış sokaklar… Sıvası dökülmüş, belleri çoktan bükülmüş, çoğu terk edilmiş metruk binalar… 40 – 50 metrekarelik izbe konutlar… O konutlar içinde ve o binalar arasında şehrin belki de yaşanan en yoksun ve yoksul hayatları… 60’lardan beri iş ve ekmek bulmak için Anadolu’dan gelenlerin en yoksulları, zorunlu göç mağdurları, Avrupa’dan bir önceki duraklarında yasa dışı göçmenler… Ancak ve ancak mahkûm kalındığı için oturulan ve yaşanan Tarlabaşı; belki de İstanbul’un en çöküntü alanı, model bir dönüşüm projesinin başlangıç noktası oldu.”*

Bunun yanında adına yenileme denen projede, geçmişte Levantenlerin, gayrimüslimlerin yaşam alanı olarak nezih ve modern semt olan Tarlabaşı’nı geçmişteki güzel günlerine döndürme çabalasıyla, bu alanın işgalcilerden arındırılarak eski sahiplerine kavuşturulması gerektiği söylemi de öne çıkıyor. Dolayısıyla bu karşılıklı işleyen bir süreç olarak ortaya çıkıyor. Bugün ‘insanların girmekten çekindiği, korktuğu bir semt’ olarak deşifre edilen Tarlabaşı, bu tehdit algısını oluşturan gruplardan temizlenecek, yerine eski semt sakinlerinin mirasını yaşatacak, Tarlabaşı’nın değerini bilecek ve modern kurgusuna uyum sağlayabilecek sakinlerini ağırlanacak. Bir yanda ‘İstanbullular’ın girmeye korktuğu Tarlabaşı’ algısıyla felaket senaryosu yazılırken diğer taraftan geçmişe öykünerek zeminini hazırlayan projede tertemiz, pırıl pırıl bir kent yaşamı cezbediliyor. “Bir zamanlar Tarlabaşı…” sözleriyle başlayan masalsı anlatı bu projenin temel dayanağını oluştuyor.

Tarlabaşı’nı kent yoksullarından temizleme girişimi olan Tarlabaşı Yenileme Projesi, bir soylulaştırma projesidir. Sharon Zukin’in soylulaştırma açıklamalarında kullandığı “cappucino ile ehlileştirme”** tarifi tam anlamıyla Tarlabaşı’nda karşılığını buluyor. ‘Pis dilenciler’in, ‘uyuşturucu şebekeleri’nin mekanı olan, İstanbullular’ın korkudan adım dahi atamadığı Tarlabaşı, bu projeyle cilalı ‘hanımefendi’ ve ‘beyefendileri’ne kavuşturuluyor. Basit bir mimari yenileme olarak pratiğe geçen Tarlabaşı 360, kentte yaşamanın kimin hakkı olduğunu, kimin dışlanıp kimin dahil edileceğini belirleyerek aslında çok daha küresel bir sorunu görünür kılıyor.

http://www.tarlabasi360.com/tr/tarlabasinda-bugun/semte-bakis

** Atkinson, R. (2003), “Domestication by Cappuccino or a Revenge onUrban Space? Control and Empowerment in theManagement of Public Spaces”. Urban Studies, Vol. 40, No. 9

Etiketler

Bir cevap yazın