+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Bulanıklığa Övgü...

Şimdi tabii ben bu yazıyı, yakın arkadaşım Ömer Selçuk Baz''ın o karşıdakini ikna eden, yumuşak ve duygulu, tabanı sapasağlam olduğu belli alt düşünmelerinden çıkmış dinginlikteki rahatlatıcı haliyle okudum.

Bir konuyu düşünmüş, düşünmüş ve sonra o düşündüklerini sentezleyip sana sunarmış gibi bir emeğin içinden çıkmıştır ya.

O kendini açtı ben de açayım bakalım.

Ben şiirden anlamam. Hususi şiir okumam. Gençken şiir yazmadım. Kütüküm ben.

Yalnız itiraf edeyim bazı şairlerden bazı özlü öz gibi vurucu işler beni de mutlu eder. Cemal Süreya bazen yuh dedirtir bana. Oscar Wilde da mesela.

İsmet Özel''i önceden çok severdim şimdi hiç sevmiyorum demiyorum. Çünkü önceden de idolüm değildi, Müslüman teröristtir derken de değil. Ben şair ruhlu biri değilim.

Tam tersi biraz böyle teknik, felsefi, malumatfuruşluk peşinde (kötü bir şey bu) hızlı görmek anlamak ve çok şey üzerinde bilgi sahibi olmaya odaklı, pratik ve tabii mizahi komik ve dalgacı (olmayı severim.

Ömer Selçuk Baz ile ortak yönlerimiz çok fazla. Fakat "şiir gibi" genel için övgü niteliği taşırken benim için taşımaz. Sadece anlamlandıramadığım bir güzellik fark ettiğimde ben de mutlu olur heyecanlanırım ama bunun için "şiir" "sıfatını" kullanmam.

Posta Gazetesi''nde de şairler çarpışıyor çünkü ve bazen onları çok beğeniyorum. hehehe.

Şiir kısıtlı kelime (malzeme) ile geniş anlam ve duyguyu ifade etmeye odaklanır. En ağdalı divan şiiri bile Failatun failun failatuna uyacağım diye kasılsa bile yine de kompakt bir yapıya sahip. Mimari ve şiir dediğimizde minimalizm aklıma geliyor da bulanıklık gelmiyor.

Bunu burada belirteyim. Bu genele değil özele yani bana öyle geliyor. Yoksa her koyun kendi tininin tözündendir.

Şiir şerhimi buraya koyup, bulanıklığa övgüye katıldığımı belirtmek isterim. Öyle değil ama böyle olmanın ama ayrıca şu şekilde de bulunmanın ve bunu da içermenin ayrıca eskiden kalan bir parçanın etkisinin görülmesi ve karmaşıklığın ortaya koyduğu bulanık olma hali.

Entropi patlaması demek bu.

Güzel yazı ve güzel adam Ömer Selçuk baz.

Cuma, 01:03

Bir Beyazıt Düşü-Beyazıt’ın Düşüşü

Kentin hafızasını değiştirmek iddiası ilginç. Kentin barındırdığı dinamiklerle birlikte hareket eden bir hafıza vardır. Kentin dinamiklerini doğru kontrol etmeyince bu hafıza da doğru işlemiyor gibi. Değişiyor, dönüşüyor her şey. Beyazıt meydanı Haydar Karabey''in çocukluğundaki gibi kalsaydı da çevresi değişeceğine daha farklı yerlerde büyüse idi şehir. O zaman bu yazıda çok güzel bahsettiği Beyazıt şimdi de o güzellikle yaşar olurdu.
Ama şimdi tartışılan ve tartışılması gereken 60 yıl önceki projenin nasıl günümüze ayak uydurabileceği. Çok zorlanmaz ama bazı düzenlemelere ihtiyaç duyabilir yine de. Peki Haydar Karabey''in çocukluğundaki içinden tramvay geçen Beyazıt şimdi devam etseydi ne oldurdu. Bu insan yoğunlu, bu kalabalık, trafik... Bunlar düzgün yönlendirilmedikçe meydanlara önemli müdahaleler yapılması gerekecek maalesef. Maalesef diyorum çünkü bence de meydanları açıp genişletmek zorunda kalmadan önce yapılması gerekenler yapılsa da kentsel hafıza sürekli bozulması. Gelişerek güçlense.

Kentsel hafıza kentsel aidiyeti, o da kentin bu bölgesinin herkesçe sahiplenilmesini ve korunmasını tetiklese. Başka bir boyut gibi sanki.
Perşembe, 11:34
"Yarım asırlık süre sonrası bu tasarıma kadar mı düştük..." şeklinde bir ifade kullanıyorsunuz.

Kentin ortak hafızası ve aslında onu var eden sayısız kişisel hafızanın kenara itilip, yerine birilerinin kendince bir şeyler yapması eylemi bugün -sizin de eleştirdiğiniz üzere- ayyuka çıkmış vaziyette, bunu takdir edecek aklı selim bir mimar/plancı da çıkmaz kanımca. Fakat Turgut Cansever''''in tasarımı zamansız bir tasarımdır, kendini bir "proje" olarak sunmaktan dahi çekinen iddiasız bir tasarım. Eğimin daha rahat çıkılması için yerleştirilmiş "tasarlanmış" bir rampa, aralara serpiştirilmiş basamak dizileri, set duvarları, teraslar, yağmur suyunun uygun vaziyette tahliye edilmesi için düzenlenmiş bir altyapı sistemi ve onun dışavurumu olarak ilmek ilmek dokunmuş bir yer döşemesi, kadim kent parçasının kadim elemanlarını daha da görünür kılmayı hedefleyen birkaç yönlendirme jesti... Tamamı, bir kent parçasını insanın gündelik telaşesine uyumlu hale getirmek için yapılmış düzenlemeden ibarettir.

Peki bugün, bugünün tasarım anlayışıyla(!) -tanrısal bir gözle tüm kent hafızasını da işin için katabildiğimizi varsayacak olursak- ne yapılmalı Beyazıt Meydanı''nda? Cansever''in projesine kadar "düşmeden" ne yapılmalı? Kent tarihi 60 yıl öncesi ile bugünü bu denli keskin çizgiler ile ayırabilecek kadar çizgisel mi ilerler?
Perşembe, 10:57
"Döşemelere çocuklar daha mı çok dikkat eder"

Mükemmel bir tespit. Bence eder. Meydanı ve Beyazıt''ı bu denli iyi anlatmak herkese nasip olmaz. Bu inceliğin yeni düzenlemeye sirayet etmesi gerekir.

Ben yazıyı ve betimlemeleri mükemmel derecede iyi buldum.
Çarşamba, 08:57
Samimi sormak istiyorum. SOMUT hayat böyle akıp giderken, soyut tepeden inme fikirlerin Fatih gibi CANLI BİR HÖYÜKTE işe yaramayacağını bu yaşta mı anladınız? Yoksa hayattan böyle geçip gitmeye inanmak istemediğinizden mi yazdınız bunu?
Salı, 09:28

İTÜ İşletme Fakültesi Mimari Proje Yarışması

Troller bir de yazı yazmayı öğrense keşke.
Perşembe, 11:00
Jüri üyelerine bakınca sonucun bayağ ortada ortada olduğu anlaşılan yarışma(msı) etkinliği.
Perşembe, 09:09
Mimarlar odasına kayıtlı öğrenci üyeler yarışmaya girebiliyor mu?
Çarşamba, 20:58

Zaha Hadid Architects Tasarımı Elbe Nehri Yaya Yolu Tamamlandı

öğrenci projesi gibi pek etkilemedi
Çarşamba, 18:16

Kontrplak Ev

Tam tersi. Bu betonarme bir evden daha iyidir. Depremde filan dışarı çıkmaya bile gerek yok.
Çarşamba, 05:33
Harika bir çözüm ancak kontrplak olduğu için statik konusu kafama takıldı doğrusu.
Salı, 16:09