
Kısa süre önce kurulan Kocaeli Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü, İzmit’in kent içi ve kıyı ile olan ilişkilerini çalışmaların merkezine alıyor. İzmit’in kıyı bandına paralel uzanan E-5 otoyolu ve demiryolu, sanayinin körfeze yaptığı etkiyle birlikte İzmitli’lerin kıyı ile olan ilişkilerini sürekli biçimde olumsuz etkiliyor. Tekrar açılan Ncity Alışveriş Merkezi, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi hizmetlerinin kıyıdan bağımsız olarak buraya taşınmasına ilişkin çalışmalar, uzun süreden sonra tekrar hareketlenen bu bölgenin dikkatimizi çekmesine neden oldu.
Konuyu Kocaeli Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi'nde gündeme getiren ve kişisel olarak da bu konu üzerinde çalışmaları olan Yrd.Doç.Dr. M. Murat Uluğ ile İzmit kent – kıyı ilişkileri ve fakülte üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.
Orkun Kasap: Kocaeli Üniversitesi Mimarlık Bölümü olarak uzun süredir İzmit ve kentin kıyı ile ilişkileri üzerine kafa yormaktayız. Sizin de kişisel olarak bu konuda çalışmalarınız olduğunu biliyoruz. Sizi bu konu üzerinde çalışmaya iten nedenler neydi?
Murat Uluğ: En önemli neden, İzmit’in kıyı ile bağlarının eksikliği. Kıyının terk edilmiş ikinci bir bölge gibi, restoranların bulunduğu, kentin dışında başka bir faaliyet alanı, daha çok da bir mesire yeri gibi algılanışı. Tabi bu da çok keyifli bir şey. Ancak o sadece çok özelleşmiş bir alan tahvil ediyor. Sonuçta bir kıyı şehri demek, onun bütün günlük hayatının, bütün zaman dilimleri içinde kıyıda akabildiği bir yer demek. Halbuki bu akış İzmit’te mümkün değil. Ancak çok özel zamanlarda, çoluğunuzu çocuğunuzu alıp arabayla pikniğe gittiğiniz bir yer olamaz kıyı, olmaması gerekir. Sizin hayatınıza bir şekilde dahil olması gerekir. Bu terk edilmişliğin, elbette sanayi ve onun yol açtığı E-5 ve tren yolu ile çok yakın bir bağlantısı var.
Ancak biliyoruz ki, uygarlıklar ancak su ile kurulurlar. Suyun olmadığı bir hayatın zenginleşmesi ve nitelikli hale gelmesi mümkün değil. Buna karşın, kıyı kenarında kurulmuş son derece niteliksiz bir şehirle karşı karşıyayız. Buna karşın burada inanılmaz bir coğrafya var. Derslerde yaptığım bir karşılaştırma vardır, Paris ile İzmit’i karşılaştırırım. Paris’te var olan yapıları atarız ve geriye kupkuru bir Seine Nehri kalır, başka hiçbir şey kalmaz. Burada insanın nasıl olumlu bir yönde kenti, dolayısıyla kendi hayatını geliştirmiş olduğunu görüyoruz. Aynı şeyi İzmit’te yaptığımızda, bütün insan tarafından yapılmış artifaktları attığımızda, müthiş bir coğrafya, inanılmaz bir morfoloji, inanılmaz bir kıyı çıkıyor karşımıza. Bir bölgede, kupkuru bir Seine’den bir Paris yaratılmış, bitki örtüsü, kıyısı ve morfolojisi ile inanılmaz zengin bir bölgede de, İzmit gibi bir şehir yapmışız. Tabi ki amaç bu olumsuz durumu zaman içinde dönüştürmek. Biz de mimarız sonuçta, fiziksel mekanın dönüştürücüsüyüz. İşte bu durum, bence İzmit’te ana problem ve ben bütün arkadaşlarımla tartışarak, bir yönü ile herkesi ikna ettim. Bu yüzden okulda da bu durum üzerine uğraşıyoruz.

OK: Kıyıda var olan ve yeni oluşan yapılaşma hakkında ne düşünüyorsunuz? Sabancı Kültür Merkezi’nden sonra belediye hizmetleri de buraya taşınıyor. Ancak bu yapıların kıyı ile bir ilişki kurmaya çalışmadıkları çok açık. Sizce bu gelişme nasıl sonuçlar doğuracak veya bir sonuç doğurabilir mi?
MU: Bir sonuç doğuracak gibi gözükmüyorlar. Tam tersine, kıyıyı kendi hantallıkları ile işgal etmeye başladılar. Kentin içinde, yeni bir rant alanı bulma çabası gibi gözükmeye başladı. Tabi ki olabilir, sonuçta kent demek rant demek. Rantın kötü bir şey olduğunu söylemiyorum. Ancak rantın hangi nitelikte, hangi çevresel koşullar aracılığı ile üretildiği önemli. Eğer rant salt bir nicelik iç








