Arkitera Mimarlık Merkezi - Söyleşi http://www.arkitera.com/soylesi 2000 yılından beri İstanbul'da faaliyet gösteren Arkitera Mimarlık Merkezi, mimarlık kültürünün gelişmesi için ulusal ve uluslararası alanda çalışan Türkiye'nin ilk bağımsız mimarlık merkezidir. "Sergiler 20'inci Yüzyılın Gizli Aygıtlarından Biridir" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/mark-wasiuta/1032 Özüm İtez <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/soylesi02/mark-wasiuta/mw_kapak_1.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Geçtiğimiz aylarda Studio-X Istanbul'a konuk olan, Columbia Üniversitesi'nden Mark Wasiuta ile bir araya geldik, mimarlıkta sergi kültürü ve tarihi hakkında konuştuk.<br><br><p>3. İstanbul Tasarım Bienali'ndeki "<a href="http://bizinsanmiyiz.iksv.org/sergi/detoks-abd/" target="_blank">Detoks ABD</a>" ve <a target="_blank" href="http://arewehuman.iksv.org/exhibition/information-fall-out-buckminster-fullers-world-game/">Information Fall-Out: Buckminster Fuller&rsquo;s World Game</a> isimli sergiler ve bienale paralel Studio-X İstanbul'da a&ccedil;mış olduğu <a href="https://www.studio-xistanbul.org/en/events/air-manifest" target="_blank">Air Manifest: Los Angeles 1955, 1965</a> sergisinden aşina olduğumuz, Columbia &Uuml;niversitesi'nden Yrd. Do&ccedil;. Dr. <a href="https://www.arch.columbia.edu/faculty/70-mark-wasiuta" target="_blank">Mark Wasiuta</a> ge&ccedil;tiğimiz ay bir konuşma yapmak &uuml;zere Studio-X İstanbul'a konuk olmuştu. Konuşmanın &ouml;ncesinde Mark Wasiuta ve Selva G&uuml;rdoğan ile bir araya geldik, mimarlık sergileri, 21'inci y&uuml;zyıl bienal k&uuml;lt&uuml;r&uuml; ve kendi işleri &uuml;zerine konuştuk.</p> <h3>&Ouml;z&uuml;m İtez: Y&uuml;r&uuml;t&uuml;c&uuml;lerinden biri olduğun Columbia &Uuml;niversitesi CCCP y&uuml;ksek lisans programından biraz bahseder misin?</h3> <p><i><a href="https://www.arch.columbia.edu/programs/4-m-s-critical-curatorial-conceptual-practices" target="_blank">Critical, Curatorial and Conceptual Practices in Architecture</a></i> (Mimarlıkta Eleştirel, K&uuml;rat&ouml;ryal ve Kavramsal Uygulamalar) iki yıllık bir y&uuml;ksek lisans program. Hen&uuml;z 9 yıldır eğitim veriyor, aslında yeni bir program sayılır ancak giderek olgunlaştığını s&ouml;yleyebilirim. CCCP&rsquo;nin temel amacı -genelde mimarlık piyasasında gelen- mimarlara, geleneksel ofis hayatının dışında da mesleklerini geliştirmek ve deneyler yapmak amacıyla bir mekan ve lisans programı sağlamak. Programda, mimari temsilin doğrudan ve bilin&ccedil;li olarak insanlar ile y&uuml;z y&uuml;ze getirildiği durumlar ile ilgileniyoruz. &Ouml;ğrenciler yayınlar, eleştiriler ve sergiler &uuml;zerine &ccedil;alışırken g&ouml;rselleştirme &uuml;zerine deneyler, sosyo-politik pratikler &uuml;zerinden okumalar yapıyor.</p> <h3>Selva G&uuml;rdoğan: Bu programın bir &ouml;nc&uuml;l&uuml; var mıdır, yoksa t&uuml;r&uuml;n&uuml;n tek &ouml;rneği mi?</h3> <p>Bizim dışımızda, mimarlık fak&uuml;ltelerine bağlı birka&ccedil; tane daha benzer konulara odaklanan araştırma/y&uuml;ksek lisans programı var ve tabii ki k&uuml;rat&ouml;ryal y&uuml;ksek lisans programları da var. Ancak CCCP kesinlikle k&uuml;rat&ouml;ryal eğitim ve lisans veren bir program değil; burada daha &ccedil;ok sergileme, sergileme tarihi, mimarların sergi ile ilişkisi ve sergiler &uuml;zerine eleştirel kuramlar &uuml;zerine &ccedil;alışıyoruz. Amacımız tabii ki &ouml;ğrencileri sergileme konusunda daha akıcı ve yetkin kılmak ancak k&uuml;rat&ouml;r yetiştirmek değil. Bununla birlikte, CCCP mimarlığın her t&uuml;rl&uuml; temsiline eşit mesafede olan bir program, sergiler t&uuml;m bu d&uuml;nyanın bir par&ccedil;ası sadece.</p> <h3>&Ouml;z&uuml;m: Sergileme eyleminin, 20&rsquo;inci y&uuml;zyıl mimarlığı i&ccedil;in son derece &ouml;nemli, hatta ona i&ccedil;kin olduğunu s&ouml;yleyebiliriz sanırım. Ge&ccedil;tiğimiz y&uuml;zyılın mimarlık sergileri &uuml;zerine araştırmalar yapan ve aynı zamanda 21&rsquo;inci y&uuml;zyılda iş yapan bir k&uuml;rat&ouml;r olarak, mimarlık, mimarlar ve sergileme arasındaki ilişkinin nasıl bir d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m ge&ccedil;irdiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsun?</h3> <p>Mimarların 20&rsquo;inci y&uuml;zyıl boyunca sergilemeyi mimarlık edimlerinin bir par&ccedil;ası haline getirmiş olmaları konusunda haklısın. Mimarlık ve sergileme arasında her zaman girift bir ilişki vardı; bir bakıma modernizmin tarihini sergiler ile kurduk. Mimarlıktaki d&ouml;n&uuml;ş&uuml;mleri, sergiler ile dillendiriyor, somutlaştırıyor ve g&ouml;r&uuml;n&uuml;r kılınıyoruz. 1975 yılında MOMA&rsquo;da yapılan <a target="_blank" href="https://www.moma.org/calendar/exhibitions/2483">Beaux-arts Sergisi</a> buna iyi bir &ouml;rnek olarak kabul edilebilir. 21&rsquo;inci y&uuml;zyıla geldiğimizde ise en b&uuml;y&uuml;k farkın, sergileme k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n, bienaller, trienaller ve yeni m&uuml;zecilik ile muazzam miktarlarda genişlemesi ve yaygınlaşması olduğu s&ouml;ylenebilir. &Ouml;zel m&uuml;zelerin d&uuml;nyada sayılarının nasıl arttığı, yayıldığı ve g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olduklarını inceleyen bir &ccedil;alışma y&uuml;r&uuml;tm&uuml;şt&uuml;k. Bundan da yola &ccedil;ıkarak g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, 19&rsquo;uncu y&uuml;zyılda yaşanan d&ouml;n&uuml;ş&uuml;mlerin 21&rsquo;inci y&uuml;zyıl versiyonun yaşadığımızı s&ouml;yleyebilirim.</p> <p class="page-header__title" data-search-rank="A"><a target="_blank" href="https://www.moma.org/calendar/exhibitions/2483"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mark-wasiuta/ecole_beaux_art_david.jpg.jpeg" /></a><span class="fotograf-yazi"><span class="center balance-text"><br />The Architecture of the &Eacute;cole des Beaux-Arts</span><span class="center"><span class="nowrap"> Sergisi, 29 Ekim</span>, 1975 &ndash; <span class="nowrap">4 Ocak</span>, 1976 (Fotoğraf: David Allison)</span></span></p> <p>Venedik Bienali&rsquo;nin 19&rsquo;uncu y&uuml;zyılda ilk ortaya &ccedil;ıktığı d&ouml;neme bakarsak, sergileme k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n nasıl ortaya &ccedil;ıktığı, nesneler ile karşılaşmalarımızı nasıl d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmeye başladığı, yeni g&ouml;rme/izleme bi&ccedil;imleri oluşturarak modern bireyi nasıl kurduğunu g&ouml;rebiliriz. Ancak benim asıl ilgilendiğim, t&uuml;m bu konuların -benzer bir d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n yaşandığı- 21&rsquo;inci y&uuml;zyıldaki sonu&ccedil;ları. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, d&uuml;nyanın d&ouml;rt bir yanında dolaşıp bienal/trienallerde sergiler a&ccedil;an m&uuml;thiş kalabalık sanat&ccedil;ı, k&uuml;rat&ouml;r ve bunları takip eden izleyici kitleleri, g&ouml;rme bi&ccedil;imlerinin radikal bir bi&ccedil;imde genişlemesini sağlarken, bizleri hiperbolik-izleyici bireyler olarak yeniden kuruyor. Mimarların bu g&ouml;rme ve karşılaşma k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne katılmak i&ccedil;in &ccedil;ok daha fazla sergi a&ccedil;ıyor olması da bu durumun sonu&ccedil;larından biri.</p> <p>Bir diğer fark da şu, mimarlar 20&rsquo;inci y&uuml;zyılda uygulama veya teoriye dair s&ouml;yleyeceklerini genelde yayınlar, deneysel mecmualar ile ifade ediyorlardı. 21&rsquo;inci y&uuml;zyılın bianel/trienal patlaması bu anlamda basılı yayının yerini aldı; g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde mimarlar, mesleğin geleceğine dair &ouml;nermelerini artık bu gibi sergi ortamlarında kuruyorlar.</p> <h3>Selva: Peki bu biraz eksik bir iletişim yaratmıyor mu? 20&rsquo;inci y&uuml;zyılda doğrudan halka seslenen kamusal bir s&ouml;ylem vardı ancak g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir grubun ilgilendiği k&uuml;rat&ouml;ryal bir s&ouml;ylem mevcut. Bienal/trienal k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n i&ccedil;ine g&ouml;m&uuml;ld&uuml;k&ccedil;e mimari s&ouml;ylemin git gide daha &ccedil;ok kendi i&ccedil;ine kapandığını hissediyorum.</h3> <p>Olabilir&hellip; &Ouml;rneğin bienal/trienal k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n niceliğindeki artış nedeniyle insanlar artık &ccedil;aresizce, daha &ouml;nce konu edilmemiş orijinal veya yeni temalar peşinde koşuyor. &Ccedil;oğu zaman da bu temalar rastlantısal, &ouml;nemsiz veya yapay oluyor. Ancak g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki sergilerin, -misal- Archigram&rsquo;ın okuyucu kitlesinden daha k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kitleye sesleniyor olduğuna pek emin değilim.</p> <p>D&uuml;r&uuml;st olmak gerekirse, CCCP&rsquo;de eğitim veren bir &ouml;ğretim &uuml;yesi ve k&uuml;rat&ouml;r olarak sergilere aleni bir &ouml;nem atfediyorum ancak okuldaki derslerde hi&ccedil;bir zaman &ouml;ğrencilerin aklını &ccedil;elip, sergilerin ne kadar m&uuml;thiş bir iletişim yolu olduğunu g&ouml;stermeye &ccedil;alışmıyoruz. Aksine, sergiler son derece problemli ama sergilere bakarak mimarlık mesleğindeki tartışmaları, fikirleri, sorunları ve duruşları okumak m&uuml;mk&uuml;n.</p> <p>Bazı sergiler iyi, bir kısmı da k&ouml;t&uuml; yapılıyor ancak aynı durum dergiler veya yayın tipleri i&ccedil;in de ge&ccedil;erli. Ancak g&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e daha &ccedil;ok mimarın, işlerini bir sergiye terc&uuml;me etme konusunda daha kontroll&uuml; ve bilin&ccedil;li olduğunu g&ouml;rebiliyoruz. Bazılarının bu konuda olduk&ccedil;a akıcı ve yetkin olduğunu ancak bir&ccedil;oğunun da olmadığını s&ouml;ylemek &ccedil;ok yanlış olmaz sanırım.</p> <h3>&Ouml;z&uuml;m: Mimarinin bir sergi ile temsil edilmesi sence mimarlara -&ouml;rneğin yazı yazmaktan- &ccedil;ok daha doğal geliyor olabilir mi? Bu anlamda sergilerin bir potansiyeli ve kolaylaştırıcı etkisi olduğunu s&ouml;yleyebilir miyiz?</h3> <p>Bu soruya, farklı sergileme bi&ccedil;imleri i&ccedil;in farklı cevaplar verilebilir. Klasik bir k&ouml;t&uuml; sergileme &ouml;rneği olan, mimarın son yıllarda tasarladığı yapıların g&ouml;rsel, fotoğraf ve maketlerinden oluşan sergi tabii ki doğal bir his verecektir. T&uuml;m mimarlar bu gibi sergiler yapıyor, bazen ilgin&ccedil; de olabiliyor ancak ben bu gibi sergilerle ilgilenmiyorum. Benim asıl ilgilendiğim, mimarın bir yapı yerine sergi tasarlayarak bir problem hakkında d&uuml;ş&uuml;nce &uuml;retmesi. Bu da safi yapılarınızı sergileyerek değil, belgeler, kanıtlar, s&ouml;ylem arasındaki ilişkileri g&ouml;stererek ve iletişimi serginin kendisi ile sağlayarak oluyor. Ancak bu sayede sergileme eylemi mimarlık eyleminin y&ouml;ntemlerinden birine d&ouml;n&uuml;şebiliyor.</p> <p><a target="_blank" href="https://www.cca.qc.ca/en/events/2691/the-american-lawn-surface-of-everyday-life"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mark-wasiuta/mark_wasiuta%20%285%29.jpg.jpeg" /></a><br /><span class="fotograf-yazi">The Canadian Centre for Architecture'da a&ccedil;ılan The American Lawn: Surface of Everyday Life sergisi, 16 Haziran - 8 Kasım, 1998.</span></p> <h3>Selva: Kendi işlerin &uuml;zerinden bu konuyu biraz daha a&ccedil;abilir misin?</h3> <p>&Uuml;&ccedil; &ouml;rnek vereceğim. &Uuml;niversitedeyken Diller+Scofidio ofisi beni işe aldı ve &uuml;zerine &ccedil;alışmaya başladığım ilk proje <i><a target="_blank" href="https://www.cca.qc.ca/en/events/2691/the-american-lawn-surface-of-everyday-life">The American Lawn: Surface of Everyday Life</a></i> (1998) isimli bir sergiydi. Bir anlamda, sergiler d&uuml;nyasıyla bu proje ile tanıştığımı s&ouml;yleyebilirim. Elizabeth Diller&rsquo;ın yanı sıra, Beatriz Colomina, Alessandra Ponte, Georges Teyssot ve Mark Wigley gibi bir&ccedil;ok k&uuml;rat&ouml;r&uuml;n ortak &ccedil;alışması olan bu sergi son derece sıradan bir konu olan ve Amerika&rsquo;da b&uuml;y&uuml;k bir bolluk ile var olan &ccedil;imenliklere odaklanıyordu. Tarihi, temsil bi&ccedil;imleri, nasıl fotoğraflandığı, filmlerde nasıl yer aldığı ve Washington Anıtı ile Amerikan politik k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n oluşumunda nasıl bir rol oynadığı &uuml;zerinden Amerika&rsquo;daki &ccedil;imenlikleri araştırmaya başladık.</p> <p><a target="_blank" href="https://www.cca.qc.ca/en/events/2691/the-american-lawn-surface-of-everyday-life"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mark-wasiuta/mark_wasiuta%20%284%29.jpg.jpeg" /></a><br /><span class="fotograf-yazi">The Canadian Centre for Architecture'da a&ccedil;ılan The American Lawn: Surface of Everyday Life sergisi, 16 Haziran - 8 Kasım, 1998.</span></p> <p><i><a target="_blank" href="https://www.cca.qc.ca/en/events/2691/the-american-lawn-surface-of-everyday-life">The American Lawn: Surface of Everyday Life</a>, </i>mimarların &ccedil;imenliği kullanarak, aile hayatını, Amerika&rsquo;daki uydu kentleşme ve onun mimarlık k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne olan etkileri, g&uuml;ndelik hayatın mimarlık k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne etkilerini yeniden d&uuml;ş&uuml;nmenizi ama&ccedil;layan bir sergi. Sergiyi tasarlarken aklımızda: &ldquo;Bu herkesin anladığını sandığı şeyi nasıl yeni bir g&ouml;zle bakmalarını sağlayabiliriz? Nasıl yeni g&ouml;rme bi&ccedil;imleri kurabiliriz? &Uuml;lkedeki en banal ve yaygın bu zemin tipinin ilgin&ccedil; bir nesne olduğunu nasıl anlatabiliriz?&rdquo; gibi sorular vardı. &Ccedil;imenliği politik bir y&uuml;zey olarak konumlandıran sergi, mimarlıktaki en sıradan nesnenin bile ne kadar &ccedil;eşitli, karmaşık ve &ccedil;elişkili bi&ccedil;imlerde &uuml;retildiğini hatırlatıyor bize.</p> <p>Bu proje i&ccedil;in &ccedil;alışırken sergiyi aslında bir araştırma g&uuml;ndemi oluşturmak i&ccedil;in kullanıyor olduğumuzu anladım. American Lawn sergisi s&uuml;recinde g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m, serginin -aynı yazı yazmak gibi- mimari araştırmaların bir sonucu veya katkı sağlayıcısı olmasıydı. Sergilemenin yazı yazmaktan daha iyi bir araştırma y&ouml;ntemi olduğunu iddia etmiyorum ve hi&ccedil;bir şeyin halihazırdaki kuramsal &uuml;retimin yerini alacağını da d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorum. Ancak sergilerin, mimarlığın araştırma alanlarına kendince bir katkı sağladığı ve d&uuml;ş&uuml;nsel alanını genişlettiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.&nbsp;</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mark-wasiuta/mark_wasiuta%20%282%29.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Arthur Ross Architecture Gallery'de a&ccedil;ılan Environmental Communications: Contact High sergisi, 6 Ekim - 26 Kasım, 2014.</span></p> <p>Bahsetmek istediğim ikinci &ouml;rnek Arthur Ross Architecture Gallery&rsquo;de a&ccedil;mış olduğumuz <a target="_blank" href="https://www.arch.columbia.edu/exhibitions/7-environmental-communications-contact-high">Environmental Communications: Contact High</a> (2014) sergisi. Bu sergiye &ccedil;alışmaya başlamadan &ouml;nce aynı konuya biraz daha farklı yaklaşmaya &ccedil;alıştım. Arthur Ross sonu&ccedil;ta &uuml;niversitenin i&ccedil;inde yer alan bir araştırma galerisi, bu nedenle kendime &ldquo;Araştırma galerisi nedir, ne yapar ve o yaptığı şeyi MOMA&rsquo;dan veya kent merkezindeki herhangi bir galeriden nasıl farklı yapar?&rdquo; diye sormaya başladım.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mark-wasiuta/mark_wasiuta%20%283%29.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Arthur Ross Architecture Gallery'de a&ccedil;ılan Environmental Communications: Contact High sergisi, 6 Ekim - 26 Kasım, 2014.</span></p> <p>1960 ve 70&rsquo;lerde Kaliforniya&rsquo;da aktif olan, &ldquo;Environmental Communications&rdquo; isimli bir grupla ilgili olan sergide grubun, mimarlık fak&uuml;ltelerinin &ldquo;g&ouml;rsel korteksine sızmak&rdquo; amacıyla &ccedil;ektikleri ve derleyip &uuml;niversitelere sattıkları binlerce Los Angeles fotoğrafından oluşan devasa arşivi konu ettik. Belgenin ara&ccedil;sallığı ve fikirlerin &ouml;zel ama&ccedil;lar doğrultusunda nasıl şekillendiğini g&ouml;rmek a&ccedil;ısından &ouml;zel bir &ouml;rnek. Tamamıyla, grubun kendi &uuml;rettiği belgeleri kullanarak iletişim kurmayı se&ccedil;tiğimiz bu sergide, Environmental Communications grubunun emelleri doğrultusunda imgelerin algı bi&ccedil;imleri ve bilin&ccedil; hallerinin nasıl d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;stermeye &ccedil;alıştık.</p> <p><a href="http://storefrontnews.org/programming/control-syntax-rio/" target="_blank"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mark-wasiuta/mark_wasiuta%20%281%29.jpg.jpeg" /></a><br /><span class="fotograf-yazi"><a href="http://storefrontnews.org/programming/control-syntax-rio/" target="_blank"> </a>Mark Wasiuta ve Farzin Lotfi-Jam k&uuml;rat&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;nde kurulan <a href="http://storefrontnews.org/programming/control-syntax-rio/" target="_blank">Control Syntax Rio</a> Sergisi, 27 Mart 2017 &ndash; 20 Mayıs 2017, Storefront for Art and Architecture, New York.</span></p> <p>Konu etmek istediğim &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; ve son &ouml;rnek ise yakın zamanda Farzin [Lotfi-Jam] ile birlikte &uuml;rettiğimiz <a target="_blank" href="http://storefrontnews.org/programming/control-syntax-rio/">Control Syntax Rio</a> (2017) isimli sergi. Burada, yeni g&ouml;rme bi&ccedil;imleri ve teknolojilerin kentleri hangi yollarla işgal ettiği ve bu işgal esnasında kentle nasıl bir y&uuml;zleşme yaşadığına odaklandık. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde algılama ve kontrol d&uuml;zenekleri ile dolup taşmış kentlerde yaşıyoruz. Dolayısıyla bu yeni teknolojiler kentle ilgili yalnızca imgeler değil aynı zamanda alıcı ve tarayıcı sistemler aracılığıyla b&uuml;y&uuml;k bir veri de &uuml;retiyor. Mekanizmanın kendisini g&ouml;rmesek de kente dair edindiğimiz bilgiler bu şekilde bize ulaşıyor ve kentteki katılımcılık duygumuzu d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;yor. Belgenin t&uuml;m bu sistemlerin arasında nerede ve ne olduğunu anlamaya &ccedil;alışmak ilgin&ccedil; bir konuydu. Bu sergideki asıl zorluk da zaten, bu teknolojilerin kenti algılama y&ouml;ntemlerinin g&ouml;r&uuml;nmezliği ve kentteki etkilerinin ayırt edilemezliğini ziyaret&ccedil;iler i&ccedil;in okunabilir kılmaktı.<iframe src="https://player.vimeo.com/video/176126682?color=000000&amp;title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" width="100%" height="480" frameborder="0"></iframe></p> <h3>Selva: T&uuml;rkiye de dahil olmak &uuml;zere d&uuml;nyanın bir&ccedil;ok yerinde, arşive bakarak kendini tarihsel olarak s&uuml;rekli yeniden konumlandırmaya dair artan bir ihtiya&ccedil; var sanki. Bu her zaman var olan bir durum muydu yoksa yeni bir heves mi?</h3> <p>Arşiv, tarihsel araştırma yapan hemen hemen herkes i&ccedil;in ilgi &ccedil;ekici bir alandır &ccedil;&uuml;nk&uuml; tam olarak bu noktada elle tutulabilir tarihi bir malzeme ile karışırsınız. &Ouml;te yandan arşiv, hem tarihsel malzemeyi biriktiren ve onu kullanabilir kılan bir aygıt hem de belgenin d&uuml;zenlenme y&ouml;ntemlerinden biri. Michel Foucault, arşivin tozlu dosyalardan ibaret olmadığından, herhangi bir anda hangi fikrin erişilebilir hangisinin erişilmez olacağının se&ccedil;im y&ouml;ntemlerinden biri olduğundan bahseder.</p> <p>Son 12 yıldır, D&uuml;nya Savaşları sonrası d&ouml;nemin arşivlerini konu edinen sergiler yapıyorum ve bu arşivlerin tamamen farklı bi&ccedil;imlerde karşımıza &ccedil;ıktıklarını s&ouml;yleyebilirim. Bazıları kolayca bir arşiv olarak algılanabiliyor, bazıları algılanamıyor. Ancak benim aslı ilgilendiğim şey, kendi &uuml;rettiği belgeler &uuml;zerinden mimarlık disiplini hakkında d&uuml;ş&uuml;nce &uuml;retmek; mimarlık mecrasının arkeolojisini ayırt edilebilir hale getirmek. En nihayetinde, yakın tarihe ait ve &uuml;zerinde yeterince durulmamış ilgin&ccedil; anlar ile ilgileniyorum. Nitekim, bizim yaptığımız &ccedil;alışmalar, daha &ouml;nce o şekilde derlenmemiş olan bir grup belgenin arşiv olarak sunumu aslında.</p> <p>Bu anlamda serginin kendisinin de bir &ccedil;eşit arşiv olduğunu d&uuml;ş&uuml;nebiliriz. Belgeler yardımı ile kurulan bir dizi ilişkiden oluşan bu d&uuml;zenleme aygıtı yakındalık, temas, dizisellik ve anlatılar oluşturuyor. Sergi bunları ziyaret&ccedil;inin t&uuml;m entelekt&uuml;el, duygusal ve duyusal katılımını davet eden bi&ccedil;imlerde &uuml;retebilir; hem de hi&ccedil;bir ses veya g&ouml;rsel aygıt ve i&ccedil;erik kullanmadan.</p> <p>Ancak arşiv bir kenara, belgenin -arşivde tertiplenen şeyin- kendisi de olduk&ccedil;a hayranlık uyandırıcı bir konu. Her ne kadar, belgeden sanki mutlak bir &ouml;geymiş gibi bahsetmek inanılmaz indirgeyici olsa da d&uuml;nyanın d&ouml;rt bir yanında &ccedil;oğalan belgelerin yayılımından bahsederken aslında modernizmin yayılımından bahsediyor oluyoruz. Modernizmin, onun okullarının, kurumlarının, hastanelerinin, hapishanelerinin, vergi sisteminin bir &uuml;r&uuml;n&uuml; olan belgeler arttık&ccedil;a kendi mekanlarını da &uuml;retiyorlar. Ancak belge, modernizmin herhangi bir yan &uuml;r&uuml;n&uuml; değil daha &ccedil;ok onun teknolojilerinden biri. Tabii ki, &ldquo;Neye belge denir?&rdquo; sorusunun cevabı zamanla değişiyor. Belge her zaman, &ouml;rneğin bir hukuki dosya olmak zorunda değil, olay yeri fotoğrafı, hatta retina taraması da bir belgedir.</p> <p>Belgelerin her zaman antiseptik olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;z oysa ki &ccedil;oğu zaman bizleri modernizmin aygıtlarının i&ccedil;ine bedensel olarak dahil eden bir şeydir. Belge, insanı her zaman cismani bir bi&ccedil;imde ele alır. Bu nedenle belge ve onun tarihine dair son derece fiili bir durum var. Bu durumların sergilenmesi, belgelerin bizi modernizmin sistem ve s&uuml;re&ccedil;lerine nasıl da aktif olarak dahil ettiğini hatırlatıyor. Bruno Latour, belgelerin modern olduğumuzda kullandığımız şeyler olduğundan bahseder. Mimarlıklar ilgili bir sergide de aslında mimarın modern/&ccedil;ağcıl olurken kullandığı, ara&ccedil;sallaştırdığı şeylerle ilgileniyoruz.</p> <h3>&Ouml;z&uuml;m: Yıllarca yaptığın araştırmalar sonucunda, her sergi aslında kendi belgelerini, kendi arşivlerini &uuml;retiyor ve bunlar birka&ccedil; hafta veya ay i&ccedil;inde t&uuml;ketiliyor. Arşiv belki kalıcı olabilir ama serginin kendisi yok oluyor. Bunun bir problem olduğunu d&uuml;ş&uuml;yor musun? Kendi sergilerinin ahireti hakkında ne d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsun?</h3> <p>Evet bu bir sorun ancak serginin yok oluyor olması sorununa bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m olduğunu d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorum, sonu&ccedil;ta bu sergileme eyleminin temel &ouml;zelliklerinden biri; sergi kurulur ve bir s&uuml;re sonra kaldırılır. Ge&ccedil;ici olma durumu aslında serginin faal bir mekan olmasını da sağlıyor. &Ouml;te yandan bu durum, sergiler tarihine bakışımıza dair &ccedil;eşitli zorluklar ortaya &ccedil;ıkarıyor. Diyelim ki, sergilemenin &ouml;nemli bir bilgi &uuml;retim bi&ccedil;imi olduğunu kabul ediyoruz ama artık orada olmayan bu kurguya nasıl geri d&ouml;n&uuml;p bakacağız, nasıl hakkında yazılar yazacağız?</p> <p><iframe src="https://www.youtube.com/embed/dCn_x4U4xpo" width="100%" height="480" frameborder="0"></iframe></p> <p>2013 yılında &ldquo;bir sergiyi kalıntılarından okumak&rdquo; fikri etrafında şekillenen &ldquo;<a target="_blank" href="https://cup.columbia.edu/book/documentary-remains/9781941332115">Documentary Remains: A conference on architecture, exhibitions, and archives</a>&rdquo; isimli bir konferans d&uuml;zenledik. Olay, en nihayetinde yine bu serginin kalıntılarının nasıl arşivlendiği konusuna geliyor: &ldquo;Sergiyi kim arşivliyor? Biz bu arşiv ile nasıl karşılaşıyoruz? Arşiv &uuml;zerinden nasıl d&uuml;ş&uuml;nce &uuml;retebiliriz?&rdquo; sorularına d&ouml;n&uuml;yoruz.</p> <p>K&uuml;rat&ouml;ryal bir dergide 20&rsquo;inci y&uuml;zyılın en &ouml;nemli k&uuml;lt&uuml;rel &uuml;retimlerinden birinin sergiler olduğunu iddia ediliyordu. Nesneler, yapılar, filmler, bunların hepsi &ouml;nemli ancak t&uuml;m bunların bir araya getirilme bi&ccedil;imleri, bir mekanda deneyimlenebilir hale gelmeleri ve birbirleri arasında kurulan ilişkilerin yapısı, sergi denen şeyin 20&rsquo;inci y&uuml;zyılın gizli aygıtlarından biri olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. Buradan yola &ccedil;ıkarak nesneler hakkındaki bilgimizi tertipleyen ve benzer bir bi&ccedil;imde bizleri bu bilgi mekanlarının i&ccedil;ine tertipleyen şeyin de sergiler olduğunu s&ouml;yleyebiliriz. Bazıları bu savların doğru bazıları ise yanlış olduğunu d&uuml;ş&uuml;nebilir, ancak &ldquo;20&rsquo;inci y&uuml;zyılın en &ouml;nemli k&uuml;lt&uuml;rel &uuml;retimlerinden biri&rdquo; hakkında, hele ki ondan geriye bu kadar az kalıntı varken, nasıl onun hakkında d&uuml;ş&uuml;nce &uuml;retebiliriz? Bu savın i&ccedil;indeki iddianın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; ile o iddianın doğrulanmasını sağlayacak delil/kalıntıların azlığı arasında m&uuml;thiş bir asimetri var.</p> Thu, 21 Jun 2018 11:06:19 +03 "Serbestçe Çizim ile Gelen Özgür Düşünceyi Geri Kazanmak" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/library-illustrazioni-/1031 Özüm İtez <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/soylesi02/emanuele-piersanti/Emanuele-Piersanti_manset.jpg.jpeg" width="615" /><br/><br><br><br>Mimar ve Library Illustrazioni websitesinin kurucusu Emanuele Piersanti ile mimari görselleştirme üzerine konuştuk.<br><br><p>2014 yılından beri, mimari g&ouml;rselleştirme ve sanat arasındaki sınırda yer alan, &ccedil;arpıcı ve d&uuml;ş&uuml;nce &uuml;reten işleri biriktirip, mimari g&ouml;rselleştirme sanatının kaybettiği zemini yeniden kurmaya &ccedil;alışan, meslekten gelenler i&ccedil;in -&ouml;zellikle <a target="_blank" href="https://www.instagram.com/library.illustrazioni/">instagram hesabı</a>- g&ouml;rsel bir ziyafet olan <a href="http://www.libraryillustrazioni.com/">LIBRARY</a> &uuml;zerine, sitenin kurucusu Emanuele Piersanti ile &ccedil;ok kısa bir s&ouml;yleşi yaptık.</p> <p><a target="_blank" href="http://www.libraryillustrazioni.com"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/emanuele-piersanti/Logo_Library.jpg.jpeg" /></a></p> <h3>Biraz kendinden ve Library projesinin ortaya &ccedil;ıkışından bahseder misin?</h3> <p>Emanuele Piersanti: Pescara &Uuml;niversitesi Mimarlık Fak&uuml;ltesi&rsquo;nden mezun bir mimarım. Mezun olduktan sonra Avrupa&rsquo;nın &ccedil;eşitli kentlerinde &ccedil;alıştım, şimdi Paris&rsquo;te yaşıyor ve &ccedil;alışıyorum. Library, 2014 yılının kasım ayında, d&ouml;nem sonu sınavların verdiği bıkkınlık ve mimari &uuml;retimde teknoloji kullanımına dair duyduğum hoşnutsuzluğun birleşiminden doğdu. Bu hoşnutsuzluğu, herhangi bir mekanizmadan bağımsız mimari &uuml;retimin giderek yok olması, 3B g&ouml;rselleştirmenin k&acirc;ğıt ve kaleminin &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;miş olması ve g&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e sanatsal arzın &uuml;st&uuml;n&uuml;n daha da &ouml;rt&uuml;lmesi olarak &ouml;zetleyebilirim.</p> <p>B&ouml;ylelikle, mimari temsilin gen&ccedil; yeteneklerine ve kendini marka olarak geliştirmiş deneyimli kişilere bir vitrin oluşturabilmek fikriyle bu projeye başladım. Zamanla, internette &ccedil;ok ilgi g&ouml;rd&uuml; ancak en &ccedil;ok arkadaş ve meslektaşlarımın da dahil olması ile &ldquo;<a href="http://www.libraryillustrazioni.com/about-us/" target="_blank">Library: illustrazioni non illustri</a>&rdquo; adı altında gelişmeye başladı.</p> <p><a target="_blank" href="http://www.libraryillustrazioni.com/portfolio/lucie-palombi-hand-made/"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/emanuele-piersanti/Lucie%20Palombi_Hand%20drawn.jpg.jpeg" /></a><br /><span class="fotograf-yazi">Lucie Palombi'nin Hand Made isimli &ccedil;alışması.</span></p> <h3>Se&ccedil;im s&uuml;reci nasıl işliyor, herhangi bir işin Library&rsquo;de yer alıp almayacağına nasıl karar veriyorsun?</h3> <p>Se&ccedil;im yaparken yalnızca g&ouml;rselliğe bakmıyoruz; kullanılan tekniğin hususi &ouml;zellikleri, ayrıntılara verilen &ouml;nem, kışkırtıcılık, &ccedil;ağrışımlar, bitmiş bir &uuml;r&uuml;n olmaya değil yeni fikirlere odaklanan bir &uuml;retim olması gibi &ouml;zelliklere sahip işleri yayınlamaya &ouml;zen g&ouml;steriyoruz. D&uuml;nyanın d&ouml;rt bir yanından &ccedil;ok miktarda g&ouml;rselleştirme geliyor siteye. İlk olarak, işin g&ouml;rsel etkisi, teknik becerisi ve renk kullanımı &uuml;zerinden hızlıca eleme yapılıyor. İkinci turda ise metin ve grafik anlatı arasındaki uyuma bakılıyor.</p> <h3>Sayfada gen&ccedil; mimar ve &ouml;ğrencilere &ouml;zel bir yer ayılmış durumda. Bunun nedeni, g&ouml;rselleştirme alanındaki yeniliklerin genelde yeni jenerasyondan kaynaklanıyor olması mı?</h3> <p>Aldo Rossi, Giorgio Grassi, Walter Gropius gibi ustalar, g&ouml;rselleştirmeyi tamamen kişisel ve &ouml;zg&uuml;n fikirlerin temsili i&ccedil;in kullandılar. Bence, g&ouml;rselleştirmenin temelinde yatması gereken şey de bu. Bu d&uuml;ş&uuml;nceden yola &ccedil;ıkarak, yeni fikirlerin olduğu gibi g&ouml;rsel inovasyonun da kaynağı tabii ki gen&ccedil; mimarlar ve &ouml;ğrencilerdir.</p> <p><a target="_blank" href="http://www.libraryillustrazioni.com/issues/"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/emanuele-piersanti/Graphic-Pattern.jpg.jpeg" /></a></p> <h3><i>Graphic Pattern</i> adı altında yayınladığınız proje/g&ouml;rselleştirme derlemesinin amacının &ldquo;...sanatsal/mimari d&uuml;ş&uuml;ncenin evrimini anlamak&hellip;&rdquo; olduğunu belirtiyorsun. Peki, mimari g&ouml;rselleştirmenin de hala evrildiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor musun?</h3> <p>Gen&ccedil; mimar ve &ouml;ğrencilerin işlerinden oluşan bir derleme olan <a target="_blank" href="http://www.libraryillustrazioni.com/issues/">Graphic Pattern</a>, grafik temsile dair yeni değerler oluşturmak, &ccedil;ağcıl/g&uuml;ncel olmanın bağımlılık yapan mantığından sıyrılmak ve her tasarımcıyı kendine has &ouml;zellikleri ile ancak ahenkli bir b&uuml;t&uuml;nl&uuml;k i&ccedil;inde dışa vurmayı ama&ccedil;lıyor.</p> <p>Evet, mimari temsil d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor. Library&rsquo;yi kurduğum ilk yıllarda da g&ouml;r&uuml;yordum, 3,5 yıl sonra bug&uuml;n de g&ouml;rebiliyorum. Mimari temsilin klasikleri sayılabilecek işlere modern bir bilin&ccedil; ile seslenen, seleflerinden &ccedil;ok daha &uuml;st&uuml;n ara&ccedil;lar ile &uuml;retilen ve s&uuml;rekliliği olan bir gelişme var.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/emanuele-piersanti/Herbert%20Bayer_Isometric%20drawing%20of%20Walter%20Gropius%E2%80%99s%20study%20in%20the%20Weimar%20Bauhaus.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Herbert Bayer, Walter Gropius&rsquo;un Weimar Bauhaus'taki &ccedil;alışma odasının izometrik &ccedil;izimi.</span></p> <h3>G&ouml;rselleştirme sanatının mimari &uuml;retimdeki rol&uuml; hakkında ne d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsun</h3> <p>Mimari &uuml;retimin iki aşamasında, g&ouml;rselleştirmenin &ccedil;ok &ouml;nemli bir konumu olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum: konsept ve son proje. G&ouml;rselleştirme, projenin konsept aşamalarında d&uuml;ş&uuml;ncelerini s&uuml;rekli kataloglayan mimara bu fikirlerden bir silsile oluşturmak ve yeni yeni fikirler &uuml;retmek &uuml;zere heyecanlandırabilmeli. &Uuml;retimin son aşamasında ise, g&ouml;rselleştirme aslında k&acirc;ğıt &uuml;zerinde son derece teknik bir projenin &ldquo;satılması&rdquo; i&ccedil;in kullanılıyor. Bu g&ouml;rselleştirme, projeyi alan, g&ouml;zlemleyen veya işverenin sahiplenme, yeni fikirler &uuml;retme ve anlaması i&ccedil;in anahtar bir rol oynuyor. Son &uuml;r&uuml;n (yapının kendisi) aynı olsa bile, onun farklı temsilleri, kullanıcıda bambaşka fikirler oluşması ve algılama bi&ccedil;imleri doğmasını sağlayacaktır.</p> <p>Bir &ccedil;eşit mekan olan Library&rsquo;deki araştırmalar ile yapmaya &ccedil;alıştığımız şey de bu aslında.&nbsp; Mevcut mimari/grafik temsil akımını d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmek, mimari ile arasındaki ilişkiyi yeniden d&uuml;ş&uuml;nmek, ge&ccedil;mişte sahip olduğumuz, serbest&ccedil;e &ccedil;izme eylemi ile gelen &ouml;zg&uuml;r d&uuml;ş&uuml;nceyi geri kazanmak...</p> <p>Library'yi aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz:</p> <ul> <li><a href="https://www.instagram.com/library.illustrazioni/" target="_blank">www.instagram.com/library.illustrazioni</a></li> <li><a href="https://it.pinterest.com/librarypic/" target="_blank">it.pinterest.com/librarypic</a></li> </ul> Thu, 14 Jun 2018 14:45:00 +03 "Mimarlık Bir Şeyler Yapabilmek İçin Sadece Bir Araç, Bir Sonuç Değil" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/mimarlik-bir-seyler-yapabilmek-icin-sadece-bir-arac-bir-sonuc-degil/1029 Tülay Aydın <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/soylesi02/assemble/assemble_soylesi.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>41. Yapı Fuarı - Turkeybuild İstanbul kapsamında konferans vermek ve atölye çalışmasına katılmak için İstanbul'a gelen Assemble'ın kurucu üyelerinden Maria Lisogorskaya ve Louis Schulz ile projeleri ve çalışma pratikleri üzerine konuştuk. <br><br><p>Bu sene 41.si d&uuml;zenlenmiş olan Yapı Fuarı kapsamında <a href="http://www.arkitera.com/etiket/53440/assemble1" target="_blank">Assemble</a>'ın kurucu &uuml;yeleri Maria Lisogorskaya ve Louis Schulz, Arkitera Mimarlık Merkezi'nin davetlisi olarak İstanbul'a geldi. Herkes İ&ccedil;in Mimarlık ile birlikte y&uuml;r&uuml;t&uuml;c&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; &uuml;stlendikleri Yapı Unplugged at&ouml;lyesinin yoğun &ccedil;alışma temposu arasında, pek &ccedil;ok farklı disiplinden ismi b&uuml;nyesinde bulunduran bir kolektif olan Assemble'ı ve yapmış oldukları &ccedil;alışmaları kendilerinden dinleme imkanı bulduk.</p> <p>S&ouml;yleşiye ge&ccedil;meden &ouml;nce, Yapı Unplugged at&ouml;lyesi sonucu &ouml;ğrencilerin ortaya &ccedil;ıkardığı &uuml;r&uuml;nleri <a href="http://www.arkitera.com/haber/30206/yapi-unpluggedda-uretilen-mobilya-usaka-dogru-yola-cikti" target="_blank">buradan</a>&nbsp;inceleyebilirsiniz.</p> <p><strong>T&uuml;lay Aydın: &Ouml;ncelikle Assemble'dan ve yaptığınız &ccedil;alışmalardan biraz bahsedebilir misiniz? Bir tasarım/mimarlık kolektifi olarak nasıl bir araya geldiniz ve ekibinizi, &ccedil;alışmalarınızı şekillendiren fakt&ouml;rler neler oldu?</strong></p> <p><strong>Maria Lisogorskaya:</strong> Şu anda 15-16 kişiden oluşan bir ekibimiz var. İşe &ccedil;eşitli etkinlikler i&ccedil;in ge&ccedil;ici kurulumlar hazırlayarak başladık. Sinemalar, film g&ouml;sterimleri, tiyatro oyunları gibi &ccedil;alışmaların ardından kademeli bir şekilde mobilyalardan tutun da sergilere, binalara kadar daha geniş bir yelpazede &uuml;r&uuml;nler sunan bir tasarım st&uuml;dyosu halini aldık.</p> <p><strong>Louis Schulz:</strong> Ekibimizden bazıları mimarlık mezunu. Ancak benim gibi, mimarlık eğitimi almamış olanlarımız da var.</p> <p><strong>Assemble'ın &ccedil;alışmaları genellikle geleneksel mekan &uuml;retimine meydan okuyan kentsel m&uuml;dahaleler olarak karşımıza &ccedil;ıkıyor. &Uuml;zerinde &ccedil;alıştığınız projeleri nasıl buluyorsunuz, birlikte &ccedil;alıştığınız insanlar sizinle nasıl iletişime ge&ccedil;iyor, s&uuml;re&ccedil; nasıl başlıyor?</strong></p> <p><strong><strong>Louis</strong>:</strong> Projesine g&ouml;re değişiyor, bazen yarışmalar oluyor ve onlara başvuruyoruz. G&uuml;ney Londra'da bir sanat galerisi tasarımımız oldu &ouml;rneğin, bir yarışma kazandık o &ccedil;alışma ile. Bir başka &ccedil;alışmamız da kendi &ccedil;alıştığımız ofisimizdi: bu kendiliğinden ortaya &ccedil;ıkan bir proje oldu ve bir&ccedil;ok kişi ile paylaştığımız bir binayı elden ge&ccedil;irerek, kendimize bir ofis yarattık. Bir yandan da bir&ccedil;ok kişi i&ccedil;in ortak bir &ccedil;alışma ortamı sağlamış olduk.</p> <p><strong>Bir de yerel halkın da s&uuml;rece dahil olduğu <a href="http://www.arkitera.com/haber/30145/granby-four-streets" target="_blank">Granby Projesi</a> gibi bir &ccedil;alışmanız var...&nbsp;</strong><strong>Katılımcı ve ortaklı projelerin g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde artık daha sık olarak hayata ge&ccedil;tiğini g&ouml;r&uuml;yoruz. Peki sizce g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki mimari uygulamalar ve mimarlık eğitimi de bu durumla orantılı olarak şekilleniyor mu?</strong></p> <p><strong><strong>Maria</strong>: </strong>Bence bir&ccedil;ok insan şu anda kendi projelerine toplumu dahil etmeye &ccedil;alışıyor. Ama g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde başka bir dil kullanılıyor. Şu andaki uygulamalar elbette ki elli yıl &ouml;nceki uygulamalardan &ccedil;ok farklı &ccedil;&uuml;nk&uuml; end&uuml;stri gelişiyor; farklı ara&ccedil;lar, farklı &ouml;l&ccedil;ekler kullanılarak insanlar ile etkileşime ge&ccedil;iliyor ve toplum s&uuml;rece dahil edilmeye &ccedil;alışılıyor.</p> <p><strong><strong>Louis</strong>:</strong>&nbsp;Granby daha &ccedil;ok yerel halkın projesiydi. Topluluk derneğini kuran onlardı, bizimle iletişime ge&ccedil;tiler ve bu konutları yeniden kullanılır hale getirdik. Bence bu projeyi de başarılı kılan bu. Bu, onların kendi projesi idi, biz ise sadece olanakları sağlayıp bunu hayata ge&ccedil;irdik. Projenin nereden geldiği ve odak noktasında nelerin olduğu; kimin neyi neden istediği &ccedil;ok &ouml;nemli. Tasarımcının asıl değerlendirilmesi gereken &ouml;geler de bunlar. Yoksa "katılım" fikri yapay bir hal alıyor.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/Proje-02/granby-four-streets_730/granby_12_0.jpg.jpeg" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">Assemble'ın "yerel halkın kendi projesi" olarak nitelediği Granby Four Streets.</span></p> <p><strong>Bu gibi katılımcı projelerde akt&ouml;rler arasında bilgi akışını ve iletişimi sağlıklı bir şekilde s&uuml;rd&uuml;rebilmek de &ccedil;ok &ouml;nemli. Konu projenin sosyal boyutuna geldiği zaman, sizin sağlam bir ortak zemin oluşturabilmek adına izlediğiniz stratejiler neler?</strong></p> <p><strong><strong>Louis</strong>:</strong>&nbsp;Bu konuda herhangi bir standart cevap veya form&uuml;l yok. Bizim tanımlanabilir bir tekniğimiz olduğunu dahi d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorum.</p> <p><strong><strong>Maria</strong>:&nbsp;</strong>Varsayımlar ile de yaklaşmamak gerekiyor. Her bir projenin kendi sorunları, zorlukları var. Her bir projeye benzer şekilde yaklaşıp, &ccedil;alışmalara başlamadan evvel varsayımlar ile hareket etmemek &ouml;nemli. Bir alana keşif &ccedil;alışması i&ccedil;in gittiğiniz zaman belirli kalıplar ile yaklaşmak kolay. Okulda &ouml;ğrencilere de anlatmaya &ccedil;alıştığım bu idi.</p> <p><strong>Peki bu kalıp yaklaşımlar ve standart hale gelmiş &ccedil;&ouml;z&uuml;mler sizce bize akademik eğitimin getirdiği bir şey mi?</strong></p> <p><strong><strong>Louis</strong>:</strong>&nbsp;Ben mimarlık eğitimi almadım, ancak benim bakışım şu y&ouml;nde: mimarlık bir şeyleri yapabilmek i&ccedil;in sadece bir ara&ccedil;, bir sonu&ccedil; değil. "Bu insanların şuna ihtiyacı var, insanlara şunu verin." denildiği an bir bina yapıp onun i&ccedil;ini dolduruyorsun. O binayı yapmanın bir sebebi oluyor, ondan sonra mimarlık devreye giriyor.</p> <p><strong><strong>Maria:</strong>&nbsp;</strong>A&ccedil;ık&ccedil;ası bu konuda benim biraz kafam karışık, biraz da bu sebepten &ouml;t&uuml;r&uuml; eğitmenliğe şimdilik ara verdim. İngiltere'de insanlar bina yapımı konusunda gerekli becerileri yeterince &ouml;ğrenemiyorlar; bir diğer taraftan bakarsak, işin sosyal tarafına odaklanan okullar da olduk&ccedil;a fazla. Bu durum, politika ve toplum ile ilgili biri olduğum i&ccedil;in bana ilgi &ccedil;ekici geliyor. Eğer mimarlık okuyorsan, mimarlığın ara&ccedil;larını da &ouml;ğrenmen gerekir. Mimarlık ve politika arasındaki ilişki biraz karmaşık; mimarlığın zor tarafı da bu. Mesela bir park yapıyorsan insanlara sunabileceğin en iyi parkı yapmalısın; o park insanların hayat kalitesini y&uuml;kseltmeli ancak t&uuml;m sosyal sorunları yalnızca bir park ile &ccedil;&ouml;zemezsin.</p> <p><strong><strong>Louis:</strong></strong>&nbsp;İnsanlara bir park yapmanızın nedeni, onlara dışarıda vakit ge&ccedil;irebilecekleri bir yer vermek. Politik a&ccedil;ıdan bakınca yalnızca bir alan a&ccedil;arak da insanlara bu alanı sağlayabilirsin, ancak o alanın kalitesini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;nce mimari işin i&ccedil;ine dahil oluyor. Bunu bizim konuşmamız biraz tuhaf gelebilir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; biz kendimizi mimar olarak tanımlayamıyoruz. Oluşum i&ccedil;erisinde her birimizin farklı g&ouml;r&uuml;şleri var ve yapmak istediğimiz şeylerde mimarlığı yalnızca bir ara&ccedil; olarak kullanıyoruz. &Ccedil;alışmalarımızda mimari s&uuml;rekli işin bir par&ccedil;ası olsa da, mimarlık &ccedil;alışmalarımızın tek odağı değil. &Ouml;rneğin insanları <a target="_blank" href="http://www.arkitera.com/haber/30097/assemble-ilk-projesi--benzin-istasyonunun-sinema-salonuna-donusumu">sinema projemiz</a>den haberdar edebilmek i&ccedil;in web sayfasını kendimiz hazırlamıştık. Ayrıca bu sinemada hangi filmin g&ouml;sterileceğinin programlanmasını da kendimiz yaptık. Kısacası mimari bizim hedeflerimize ulaşmamız i&ccedil;in kullandığımız bir ara&ccedil;, ancak bu işlerin farklı boyutları da var. Projeleri y&uuml;r&uuml;t&uuml;rken b&uuml;t&uuml;nc&uuml;l bir yaklaşım ile hareket ediyoruz.</p> <p><strong><strong>Maria</strong>:&nbsp;</strong>İşin i&ccedil;inde yalnızca yapı yoktu; yemekleri de d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;k, giyilecek kıyafetleri de... Her şeyi detayları ile farklı a&ccedil;ılardan ele almaya &ccedil;alışıyoruz. Bu noktada mimarlık okulları biraz teorik kalıyor.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/Haber-02/2018/04/11/Cineroleum_Zander_animation5.gif" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">Cineroleum projesi ile, Londra Clerkenwell Road'daki bir benzin istasyonunu sinemaya d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmek ama&ccedil;lanıyordu.</span></p> <p><strong>Pratiğinizde el emeğine değer veren bir yaklaşım izliyorsunuz. Yapı Unplugged at&ouml;lyesi de bunun &ouml;rneklerinden biri. Bu gibi &ccedil;alışmalarda size ilham veren şeyler nedir?</strong></p> <p><strong><strong>Maria</strong>:&nbsp;</strong>Tasarım s&uuml;recinde bilgisayar kullanmak beni artık usandırdı. Bu s&uuml;re&ccedil;te farklı y&ouml;ntemler izlemek, materyallerle oynamak hoşuma gidiyor, zihin a&ccedil;ıcı oluyor. Farklı &ccedil;&ouml;z&uuml;mler yaratabiliyorsun ve kağıt &uuml;zerinde &ccedil;alışmaya kıyasla farklı olasılıkları g&ouml;rebiliyorsun. Sonu&ccedil;ları daha eğlenceli ve daha tatmin edici oluyor.</p> <p><strong><strong><strong>Louis</strong></strong>:</strong>&nbsp;Tarihi s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;erisinde iş g&uuml;c&uuml; s&uuml;rekli b&ouml;l&uuml;nmeye uğramış. Aynı anda hem taş ustası hem de usta bir marangoz olamazsın. Bir işte ustalaşabilmek i&ccedil;in bir &ouml;m&uuml;r boyu emek vermen gerekiyor, yapı tasarımı s&ouml;z konusu olunca da aynı şey ge&ccedil;erli. Bu nedenle pratik &ccedil;alışmaları s&uuml;rd&uuml;rmek &ouml;nemli. End&uuml;striyel tasarıma bakalım &ouml;rneğin: eskiden bir sandalyeyi tasarlayan ile imal eden kişiler &ccedil;oğunlukla aynı idi, ya da en azından aynı oluşumun i&ccedil;erisindeki insanlardı. Ama şimdi işler biraz daha ayrılmış durumda: yalnızca tasarımcı da olabiliyorsun. Bence bu zor bir g&ouml;rev, &ccedil;&uuml;nk&uuml; o sandalyeyi tasarlayan insan malzemeler ve s&uuml;re&ccedil;ler hakkında da bilgi sahibi olmalı. B&uuml;t&uuml;n bu s&uuml;re&ccedil;lere hakim olmak &ccedil;ok zor. Bir nesneyi anlamadan, onun nasıl &uuml;retildiğini bilmeden onu tasarlayamazsın.</p> Tue, 12 Jun 2018 14:50:00 +03 "Değişimin Odağında Teknoloji Olacak" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/degisimin-odaginda-teknoloji-olacak/1030 Emine Merdim Yılmaz <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/soylesi02/tuna-ofis-sohbetleri/oso-mimarlik/tunaofis_osomimarlik.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Tuna ile Ofis Sohbetleri’in ilk konukları OSO Mimarlık’tan Serhan Bayık ve Okan Bayık.<br><br><p>Cemal &Ccedil;obanoğlu&rsquo;nun moderat&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;nde yapılan s&ouml;yleşinin başında OSO Mimarlık kurucularından Serhan Bayık, ofislerini nasıl kurduklarını anlatıyor. Serhan Bayık, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde 3 kardeş tarafından y&uuml;r&uuml;t&uuml;len mimarlık ofisini &uuml;niversiteden mezun olur olmaz kurmadıklarını, bir s&uuml;re tecr&uuml;be kazandıktan sonra 2007 yılında hayata ge&ccedil;irdiklerini belirtiyor.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/tuna-ofis-sohbetleri/oso-mimarlik/Karinca-Kanyon-04.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Karınca Mağazası</span></p> <h3><b>Kurumsal Ofis Tasarımları &Uuml;zerine</b></h3> <p>Ağırlıklı olarak kurumsal firmalar i&ccedil;in ofis tasarlayan OSO Mimarlık kurucularından Okan Bayık, ofis tasarlamanın kendi i&ccedil;inde bir dinamiği olduğu, daha hızlı kararlar alınabildiği ve adapte olunabildiği i&ccedil;in kendileri a&ccedil;ısından olumlu olduğunu belirtiyor.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/tuna-ofis-sohbetleri/oso-mimarlik/oso_D%26R.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">D&amp;R Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;k Ofisi</span></p> <p>Ofis tasarımlarında &ldquo;a&ccedil;ık ofis&rdquo; kullanımının artması sorusu &uuml;zerine Okan Bayık, kendi i&ccedil;erisinde olumlu-olumsuz y&ouml;nleri olmasına rağmen bu kurgunun sahip olunan mekanın &ccedil;ok daha verimli kullanılmasına imkan verdiğini s&ouml;yl&uuml;yor.</p> <h3><b>Ofisler Birbirine mi Benziyor?</b></h3> <p><b><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/tuna-ofis-sohbetleri/oso-mimarlik/oso_Transbatur.jpg.jpeg" /><br /></b></p> <p>&Ccedil;obanoğlu&rsquo;nun ofislerin giderek birbirine benzediğini ve bu konudaki d&uuml;ş&uuml;ncelerini sorması &uuml;zerine Serhan Bayık, bu g&ouml;r&uuml;şe katıldığını, yaptıkları işlerde bu konuya dikkat etmekle birlikte a&ccedil;ık ofislerdeki d&uuml;zenin standartlaşmaya dair bir dezavantaj getirdiğini belirtiyor. Her firmanın kendine has &ouml;zellikleri olduğunu, konuları ele alırken firmaların farklılıklarını ortaya &ccedil;ıkaracak unsurları ele aldıklarını s&ouml;yl&uuml;yor.</p> <h3>Malzeme ve Tasarım &Ccedil;izgisinde Farklılaşma</h3> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/tuna-ofis-sohbetleri/oso-mimarlik/beework-revize01.jpg.jpeg" /></p> <p>&Ccedil;obanoğlu&rsquo;nun Tuna Ofis Satış &amp; Pazarlama B&ouml;l&uuml;m Başkanı ve Tuna Girsberger Genel M&uuml;d&uuml;r&uuml; Mehmet Arda&rsquo;ya peki siz rakiplerinizden nasıl ayrışıyorsunuz sorusunu y&ouml;neltmesi &uuml;zerine Arda, Tuna Ofis olarak, gerek T&uuml;rk gerekse de yabancı tasarımcılar ile &ccedil;alıştıklarını, malzemede, tasarım &ccedil;izgisinde farklılığı yakalamaya &ccedil;alıştıklarını belirtti. Buna da &ouml;rnek olarak yakın zamanda Karim Rashid ile yaptıkları Streem serisini &ouml;rnek olarak verdi.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/tuna-ofis-sohbetleri/oso-mimarlik/streem7_karimrashid.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Streem (Karim Rashid)</span></p> <p>Ofislerin giderek birbirine benzemesi konusunda ise:</p> <blockquote> <p>Hem Serhan Bey&rsquo;in hem de Okan Bey&rsquo;in g&ouml;r&uuml;şlerine katılıyorum. Baktığınızda birbirine &ccedil;ok benzeyen mekanlar ortaya &ccedil;ıkıyor. Burada gelişen teknolojiye uyumlu elemanların kullanımı, mekanın ve mobilyanın birbiri ile olan uyumu &ccedil;ok &ouml;nemli. Esas farklılıksa mekanı kullandık&ccedil;a ortaya &ccedil;ıkmaya başlıyor.</p> </blockquote> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/tuna-ofis-sohbetleri/oso-mimarlik/tunaofis.jpg.jpeg" /></p> <h3>S&ouml;yleşinin tamamını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz:</h3> <p><iframe src="https://www.youtube.com/embed/NDpuqohNXsc" width="730" height="540" frameborder="0"></iframe></p> <p><strong>Tuna Ofis:&nbsp;</strong><a target="_blank" href="http://www.tunaofis.com/">http://www.tunaofis.com/</a></p> <p><strong>OSO Mimarlık:</strong>&nbsp;<a target="_blank" href="https://osomimarlik.com/">https://osomimarlik.com/</a></p> Thu, 07 Jun 2018 16:00:00 +03 "Sessizleştirilmiş Kişilerin ve Mekanların İzini Sürerek Hafızayı Harekete Geçirmeye Çalışıyoruz" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/cins-adimlar-_-soylesi/1028 Burcu Bilgiç <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/soylesi02/cins_adimlar/28828631_1839629682755325_7157139990608044043_o.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Havanın oldukça güzel olduğu bir günde Balat'ta yaptığımız yürüyüş sonrası, Cins Adımlar ekibinden Sema Semih'le kısa bir söyleşi yaptık. Yürümek ve hikaye anlatmanın gücünden bahsettik.<br><br><p><span class="fotograf-yazi">Fotoğraflar: Murat Germen</span></p> <p>Ge&ccedil;tiğimiz Mart ayında, İsve&ccedil; Konsolosluğu'nun d&uuml;zenlediği Kadın Yazısı etkinlik programına dahil y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş rotasını g&ouml;r&uuml;nce olduk&ccedil;a heyecanlanıp Cins Adımlar ekibiyle iletişime ge&ccedil;tim. Sabah 10:00'da Balat'taki&nbsp;<span class="il">Kadın</span>&nbsp;Eserleri K&uuml;t&uuml;phanesi &ouml;n&uuml;nde buluştuğumuzda hava hala biraz soğuk olsa, Balat sokaklarındaki hikayelerin peşinden giderken g&uuml;neş bize eşlik etti. O g&uuml;nk&uuml; y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş ekibinde Murat Germen'in olması ve bolca fotoğraf &ccedil;ekmesi de ağzı kulaklara vardıran bir tesad&uuml;ft&uuml;. Balat'ın hikaye anlatıcılarına hikayeleri i&ccedil;in ve Murat Germen'e fotoğraflar i&ccedil;in minnettarım. Balat, Kadık&ouml;y ve Beyoğlu rotalarında projeye devam eden Cins Adımlar ekibinden Sema ile yaptığımız kısa s&ouml;yleşi i&ccedil;in buyrunuz.</p> <p><b>Burcu Bilgi&ccedil;: Kısaca bir giriş yapacak olursam; &ldquo;hafıza y&uuml;r&uuml;y&uuml;şleri&rdquo; ve &ldquo;toplumsal cinsiyet&rdquo; olmak &uuml;zere iki temel kavram &uuml;zerinde şekillenen bir şehir gezisi projesi Cins Adımlar. Projenin ne zaman ve nasıl bir motivasyonla başladığından bahsedebilir misin biraz?</b></p> <p><strong>Sema Semih:</strong>&nbsp;İlk adımını 2014 yılında atan Cins Adımlar; Feminist tarih&ccedil;i Andrea Pet&ouml;&rsquo;n&uuml;n Budapeşte&rsquo;de, ausZeiten feminist arşiv kolektifinin Bochum&rsquo;da ve Soledad Falabella&rsquo;nın<i> Women Mobilizing Memory</i> (Hafızayı Harekete Ge&ccedil;iren Kadınlar) grubuna Şili&rsquo;de d&uuml;zenlediği feminist hafıza y&uuml;r&uuml;y&uuml;şlerinden alınan ilhamla ortaya &ccedil;ıkmış bir proje. 2014 yılında <i>Hafızayı Harekete Ge&ccedil;irmek: Kadınların Tanıklığı</i> isimli sergiye paralel olarak <i>Columbia &Uuml;niversitesi Toplumsal Değişim &Ccedil;alışmaları Merkezi</i>, <i>Karakutu Derneği</i> <i>ve Sabancı &Uuml;niversitesi Toplumsal Cinsiyet Kadın &Ccedil;alışmaları Forumu</i> (bug&uuml;nk&uuml; ismiyle SU Gender) işbirliğiyle d&uuml;zenlenen <i>Eylem İ&ccedil;in Hafızayı Harekete Ge&ccedil;irmek</i> isimli at&ouml;lye sonucunda 18 Eyl&uuml;l 2014 g&uuml;n&uuml; Beyoğlu&rsquo;nda ilk Cins Adımlar: Toplumsal Cinsiyet ve Hafıza Y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml; ger&ccedil;ekleştirildi.</p> <p>Projenin başlaması ve bug&uuml;ne gelmesinde başta Ayşe G&uuml;l Altınay, Dilara &Ccedil;alışkan ve projede g&ouml;n&uuml;ll&uuml; olarak &ccedil;alışan &ccedil;ok sayıda hikaye anlatıcısının &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k emeği var. Ben projede 2016 yılında &ccedil;alışmaya başladım. 2014&rsquo;ten bug&uuml;ne Chrest Vakfı desteğiyle ve yeni hikaye anlatıcılarının katılmasıyla, yeni hikayeler keşfedilerek ve yeni rotalar &ccedil;izilerek bug&uuml;ne kadar Beyoğlu, Kadık&ouml;y ve Balat&rsquo;ta toplam 40 y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş ger&ccedil;ekleştirildi.</p> <p>Yaşadığımız şehri daha iyi anlamaya ve her g&uuml;n &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;tiğimiz mekanların y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z caddelerin, durup nefes aldığımız parkların daha &ouml;nce kimlerin hikayelerine tanıklık ettiğini keşfetmeye &ccedil;alışıyoruz. Bazen harap edilmiş bir bina, bazen bir apartman tabelası, bazen bir sokak ismi, bazense y&uuml;z yıllık bir &ccedil;ınar ağacı peşine d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z hikayeler i&ccedil;in yola &ccedil;ıkış noktamızı oluşturuyor.</p> <p>Resmi tarih anlatılarında ge&ccedil;mişi sadece bir pencereden ve &ccedil;oğunlukla tahrip edilmiş, &ccedil;arpıtılmış bir şekilde dinliyoruz. Resmi tarih inkar, sans&uuml;r ve yok sayma gibi pek &ccedil;ok mekanizmayla birlikte iktidardan yana ve iktidarı pekiştirmek i&ccedil;in kurgulanıyor. Ve bu tarihsel anlatıları eleştirel bir şekilde dinlediğimizde akla &ccedil;ok basit ve &ccedil;ok &ccedil;arpıcı bir soru geliyor: Kadınlar nerede? Resmi tarihte kadınların, egemen olmayan halkların, dışlanan kimliklerin nasıl yaşadıkları, bulundukları coğrafyaya ve k&uuml;lt&uuml;re nasıl katkılar sağladıkları, neleri değiştirip d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml;kleri, nelerle m&uuml;cadele ettiklerine dair bilgilere &ccedil;ok kolay ulaşamıyoruz. Tarih bize &ouml;ğretilen b&uuml;y&uuml;k anlatıdan &ccedil;ok daha fazlası. D&uuml;nya &uuml;zerinde nefes alan her insanın kendi ge&ccedil;mişi, kendi hikayeleri var. Bu hikayeleri keşfediyor olmak, hakikate başka a&ccedil;ılardan bakmamıza ve daha &ccedil;ok yakınlaşmamıza vesile oluyor.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/cins_adimlar/28701584_1839628946088732_508093248383485558_o.jpg.jpeg" /></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/cins_adimlar/28828758_1839628032755490_6370809892751598437_o.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/cins_adimlar/28700953_1839628949422065_4568566753008750433_o.jpg.jpeg" /></p> <p><b>Belki bu kavramları biraz a&ccedil;abiliriz. Hafıza y&uuml;r&uuml;y&uuml;şleri denildiğinde hafıza ve mekan arasındaki olası ilişki geliyor aklıma. Şehir mekanı ve hafıza arasında nasıl ilişki kurulabilir?</b></p> <p>Hatırlamak, mekan veya nesnelerle &ccedil;ok ilişkili. Biz sessizleştirilmiş ve unutturulmuş kişilerin ve mekanların izini s&uuml;rerek, y&uuml;r&uuml;y&uuml;şler ve hikaye anlatıcılığı aracılığıyla hafızayı harekete ge&ccedil;irmeye &ccedil;alışıyoruz. Bug&uuml;n her g&uuml;n işe giderken kullandığımız yoldan daha &ouml;nce kimler ge&ccedil;miş olabilir diye d&uuml;ş&uuml;nmek, yaşadığımız mahallelerin daha &ouml;nce kimlere ev sahipliği yaptığını sorgulamak hem ge&ccedil;mişi hem de bug&uuml;n&uuml; anlamak adına pek &ccedil;ok kapının aralanmasını sağlıyor. Tarihin tarihte kaldığı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lse ve &uuml;zerine beton d&ouml;k&uuml;lse bile aslında tesiri bug&uuml;n ve şu anda hala devam ediyor. Kente dikkatli baktığımızda, &ccedil;ok hızlı ve &ccedil;ok y&ouml;nl&uuml; değişimlere rağmen, tarihin izlerine rastlıyoruz. Bu izleri ya da ipu&ccedil;larını takip etmek bizi hikayelere g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor. Hikayeler ise başka hikayelere her zaman gebe ve neredeyse her zaman birbiriyle ilişkili.</p> <p>Ben Kadık&ouml;y&rsquo;de yaşıyorum. Kadık&ouml;y y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;m&uuml;zde anlattığımız, en sevdiğim hikayelerden biri Bakla Tarlası Apartmanı. Ge&ccedil;mişte bakla tarlalarıyla bilinen Kadık&ouml;y&rsquo;de bug&uuml;n bakla yetiştirmeyi ge&ccedil;tim, tarla bile yok. Ancak Bakla Tarlası Apartmanı duruyor. Kadık&ouml;y&rsquo;deki binlerce apartmandan sadece biri. Kimbilir diğer apartmanların isimleri bizi hangi hik&acirc;yelere g&ouml;t&uuml;r&uuml;rd&uuml;.</p> <p>Neredeyse her g&uuml;n bir binanın yıkılacağı, kamuya ait yeşil bir alanın imara a&ccedil;ılacağı ya da &ouml;zelleştirileceği, tarihi yapıların yıkılacağı ya da otel/AVM yapılacağı y&ouml;n&uuml;nde haberlerle karşılaşıyoruz ya da İstanbul&rsquo;da yaşayan insanlar olarak bunları bizzat tecr&uuml;be ediyoruz. &ldquo;Sizin sokakta d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m başladı mı? Yakında bizim binaya da gelirler&rdquo; gibi laflar &ccedil;ok dolaşıyor ortada. Neredeyse her ge&ccedil;en g&uuml;n yeni a&ccedil;ılan ya da el değiştiren bir mekanla karşılaşıyoruz. Kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m projeleri hem doğayı hem de k&uuml;lt&uuml;r&uuml; &ccedil;ok hızlı ve vahşi bir bi&ccedil;imde yok etme işlevi g&ouml;r&uuml;yor. Mekanlar değişirken sadece kentin sil&uuml;eti değil, sosyal yapısı, k&uuml;lt&uuml;r&uuml; ve hafızası da değişiyor. Eskiden butik bir pastanede yediğimiz tatlının tadını, bu pastanenin yerine yeni a&ccedil;ılan &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; dalga kahveci de bulamayabiliyoruz, ya da damak zevkimiz değişiyor.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/cins_adimlar/28827655_1839628316088795_8879282958006326190_o.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><b>Yukarıdaki sorudan yola &ccedil;ıkarak devam ediyorum. İnşaat yoğun İstanbul'un bu yoğunluğa paralel bir hafıza/hikaye yitimiyle karşı karşıya olduğu s&ouml;ylenebilir. Bu noktada hikayeler nasıl korunabilir?</b></p> <p>Aslında hikayeleri korumaya değil ortaya &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alışıyoruz. Hikayeleri anlatırken cevaplar vermekten daha &ccedil;ok sorular soruyoruz: Kınar Sıvacıyan&rsquo;ın ismini duydunuz mu? T&uuml;rkiye&rsquo;nin ilk kadın foto-muhabiri kimdir? &Ouml;n&uuml;nde bulunduğunuz bu harabe bina sizce bu hala gelmeden &ouml;nce ne ama&ccedil;la kullanıyordu? Gibi sorulara hikayelerimizde &ccedil;ok sık yer veriyoruz. Bu noktada amacımız kent, hafıza ve cinsiyet ilişkisine dair toplumsal farkındalığı arttırmak. Tek, hi&ccedil;bir zaman değişmeyen ve başka seslere yer vermeyen bir hikayenin peşinde değiliz. Tarihi ve anlattığımız hikayeleri yeni kutuplaşmalar yaratmak, ya da hakikati manip&uuml;le etmek i&ccedil;in bir ara&ccedil; değil; iletişim kurmak, ge&ccedil;mişi anlamak, bug&uuml;n &uuml;zerine d&uuml;ş&uuml;nmek ve gelecek adımlarımızı daha bilin&ccedil;li ve farkındalıkla atmak i&ccedil;in birer zemin olarak g&ouml;r&uuml;yoruz. Farklı zamanlar, mekanlar, kişiler ve k&uuml;lt&uuml;rlerarası bir diyalog ortamı oluşturmaya &ccedil;abalıyoruz. Bu nedenle anlattığımız her hikaye her seferinde başka t&uuml;rl&uuml; anlatılıyor aslında. Anlatana g&ouml;re, dinleyene g&ouml;re hikayenin rengi, sesi, tadı, dokusu ve kokusu değişiyor. Sorular ise her zaman bize yeni ufuklar a&ccedil;ıyor.</p> <p>Hikayelerimizin daha &ccedil;ok duyulması, anlatılması ve g&ouml;r&uuml;n&uuml;rleşmesi i&ccedil;in her ay mutlaka bir y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş d&uuml;zenliyor, yazılı versiyonlarına web sitemizde yer veriyoruz. Her y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml; mutlaka fotoğraflıyoruz. Bir y&uuml;r&uuml;y&uuml;şte &ouml;n&uuml;nde hikaye anlattığımız bir mekanı bir dahaki y&uuml;r&uuml;y&uuml;şte bulamayabiliyoruz. Ya da tekrar geldiğimiz bir mekanın duvarına muhteşem bir graffiti &ccedil;izildiğini g&ouml;r&uuml;yoruz ve acaba kim &ccedil;izdi diye sorgulamaya ve yeni hikayelerin peşinden gitmeye devam edebiliyoruz. Dinamik bir s&uuml;re&ccedil; var aslında. Anılar, g&uuml;nl&uuml;kler, biyografiler, fotoğraflar hikayelerimizi yazarken başvurduğumuz kaynaklar. İstanbul Kadın M&uuml;zesi başucu kaynaklarımızdan biri. Hafızayı tazelemek adına, kadın tarihini g&ouml;r&uuml;n&uuml;rleştirmek adına yapılmış m&uuml;thiş bir arşiv &ccedil;alışması ve katkıya a&ccedil;ık. Soruna cevap olarak bu t&uuml;r kaynakları desteklemek, &ccedil;oğaltmak ve daha fazla hikayenin peşine d&uuml;şmek &ccedil;ok besleyici olabilir gibi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Cins Adımlar olarak biz de kent, cinsiyet ve hafıza ilişkisine dair sorular sormak, yeni hikayelerle aramıza katılmak isteyen herkese a&ccedil;ığız.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/cins_adimlar/28700873_1839629076088719_2247534919002060315_o%20%281%29.jpg.jpeg" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/cins_adimlar/28699059_1839628049422155_6801723880540818872_o.jpg.jpeg" /></p> <p><b>Neden hikayelerden kitap veya sergi yapmak yerine y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş rotası hazırlayıp adımlamayı tercih ettiniz? Nasıl bir deneyim sunuyor y&uuml;r&uuml;mek?</b></p> <p>Bir kitap ya da bir sergi de yapabiliriz elbette. Ancak y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş yapmak hikayelerle kurduğumuz dinamik ilişkiyi g&uuml;&ccedil;lendiriyor. Temelde her y&uuml;r&uuml;y&uuml;şte anlattığımız belirli hikayeler olmasına rağmen, y&uuml;r&uuml;y&uuml;şe gelen misafirlerimizin yaptığı katkılarla hikayelerimize yeni katmanlar ekleniyor. Ya da, bir hikayenin ge&ccedil;tiği mekanı belirli aralıklarla gidip g&ouml;rmek, o mekan i&ccedil;inde ve &ccedil;evresinde yaşanan değişime, biriken hikayelere birebir tanık olmamızı sağlıyor. Y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;m&uuml;ze gelen misafirlerimizi aslında mekandaki ge&ccedil;mişe ve değişime tanık olmaya da davet etmiş oluyoruz. Ve en &ouml;nemlisi y&uuml;r&uuml;rken daha fazlasını keşfediyoruz.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/cins_adimlar/28827700_1839628506088776_7082242782434312338_o.jpg.jpeg" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/cins_adimlar/28827742_1839629146088712_3627104232146998600_o.jpg.jpeg" /></p> <p><b>Merak ettiğim bu hikayelere nasıl ulaştığınız. Ve buradan yola &ccedil;ıkarak rotaların nasıl oluşturulduğu. Bir rotanın oluşması i&ccedil;in ne kadar zaman ve nasıl bir &ouml;n &ccedil;alışma gerektiriyor?</b></p> <p>Rotalarımızı oluştururken anlatacağımız hikayeleri &ouml;nceden belirlemiyoruz. Ekibimize dahil olan hikaye anlatıcıları kendi hikayelerini, kendi y&ouml;ntemleriyle bulup yazıp getiriyorlar. Sonrasında hikayelerimizi birbirimizle paylaşıyoruz. Ortak noktaları, hikayelerde birbiriyle konuşan yerleri keşfetmeye &ccedil;alışıyoruz. Araştırdığımız yerlerde saha &ccedil;alışmaları yapan akademisyen veya araştırmacılarla buluşmalar ger&ccedil;ekleştiriyoruz. Onların fikirlerini alıyoruz. Bulduğumuz hikaye bizi başka bir yere g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor mu ona bakıyoruz. Yeni bir rota oluşturmak birka&ccedil; aylık bir zaman dilimini oluşturuyor. Ancak, var olan rotalarımıza yeni hikayeler de ekleyebiliyoruz.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/cins_adimlar/29064582_1839629466088680_2860939777765602431_o.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><b>İnternet sitesinde &ldquo;yeni durak &ouml;nerisi&rdquo; isimli bir b&ouml;l&uuml;m var. Cuma g&uuml;nk&uuml; y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş esnasında da anladığım kadarıyla hikaye anlatıcıları hikayelerini kendileri kuruyorlar. Hikaye oluştururken sizden ne t&uuml;r bir destek alıyorlar? Kimler geliyorlar size hikayeleriyle?</b></p> <p>Ekibimize dahil olan g&ouml;n&uuml;ll&uuml;lerle toplumsal cinsiyet, kent ve hafıza, performans ve hikaye anlatıcılığı başlıklı at&ouml;lyeler d&uuml;zenliyoruz. Bu at&ouml;lyeler şimdiye kadar Ayşe G&uuml;l Altınay, Cenk &Ouml;zbay, Ebru Nihan Celkan, Ayşe &Ouml;nc&uuml; ve Tuğ&ccedil;e Tezer tarafından y&uuml;r&uuml;t&uuml;ld&uuml;. Hikaye anlatıcılarımız kent, hafıza, cinsiyet ve hikaye anlatıcılığı konularına ilgi duyan g&ouml;n&uuml;ll&uuml;lerden oluşuyor. Y&uuml;r&uuml;y&uuml;şlerimize katılıp benim de anlatacak hikayem var deyip bir sonraki y&uuml;r&uuml;y&uuml;şe hikayesiyle gelen, websitesi &uuml;zerinden iletişim kurup ekibe dahil olan bir&ccedil;ok hikaye anlatıcımız var. Arzu edenler <a href="about:blank">cinsadimlar@sabanciuniv.edu&rsquo;ya</a> mail g&ouml;ndererek y&uuml;r&uuml;y&uuml;şlerimize dinleyici ya da anlatıcı olarak katılma taleplerinizi iletebilirler.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/cins_adimlar/28954376_1839628392755454_2477150794494116123_o.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><b>Şu an hangi rotalar var İstanbul&rsquo;da? Bunlara ek olarak yeni rotalar &uuml;zerinde &ccedil;alışmalar var mı?</b></p> <p>Şimdilik Beyoğlu, Balat ve Kadık&ouml;y rotalarımız var. Kendi şehir ya da hafıza y&uuml;r&uuml;y&uuml;şlerini d&uuml;zenlemek isteyen gruplar i&ccedil;in eğitimler d&uuml;zenleyebiliyoruz. Bu yılki hedefimiz İstanbul&rsquo;daki rotalarımızda anlattığımız hikayeleri &ccedil;eşitlendirmek, zenginleştirmek ve derinleştirmek oldu. &Ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki yıllarda gelen yeni anlatıcılar ve hikayelerle elbette ki başka rotalar oluşturmayı, oluşturmaya başladığımız alternatif şehir ve hikaye haritalarımızı uzun vadede genişletmeyi &ccedil;ok isteriz.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/cins_adimlar/29352394_1839629669421993_3639717806007984088_o.jpg.jpeg" /></p> <p><b>Cuma g&uuml;n&uuml; Fener-Balat rotasında egemen anlatının uğramadığı hikayelere uğradık. Bu &ccedil;ok &ouml;zg&uuml;rleştirici oldu benim i&ccedil;in; kişisel hikayelerimizi ve şehri geri talep ettiğimizi hissettim. Kalabalıklara ait anlatının dışında kalan kişisel hikayelerin g&uuml;&ccedil;lendirici/d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;c&uuml; bir tarafı var mı sence?</b></p> <p>Hikaye anlatmanın &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;lendirici ve d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;c&uuml; bir pratik olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Anlatıcılar kendi hayatlarından yola &ccedil;ıkarak anlatmak istedikleri hikayeleri se&ccedil;iyor, keşfediyor ve anlatıyorlar. Hikayeyi bulmuş olmak bile başlı başına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;c&uuml; bir s&uuml;re&ccedil;. Anlatıcı kendisine ben neden bu hikayeyi anlatmayı se&ccedil;tim, bu hikaye de benim ilgimi ne &ccedil;ekti diye kendine sorduğu anda d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m başlıyor. Hikaye anlatırken ise hem kişisel ve kolektif hafıza birlikte &ccedil;alışıyor. Bu da hem birbirimizle, hem de yaşadığımız şehirle kurduğumuz ilişkilerin g&uuml;&ccedil;lenmesine olanak sağlıyor.</p> Fri, 01 Jun 2018 15:00:00 +03 "Bienali, Mimarlığın Genç Aktörleri Tarafından Ulaşılabilir Hale Getirmek Önemli" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/vardiya_soylesi_2/1025 Heval Zeliha Yuksel <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/Haber-02/2018/05/22/Kerem_Portre_arkitera.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Venedik Bienali 16. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu küratörü Kerem Piker ile bir üretme, buluşma ve karşılaşma mekânı önerisi olan Vardiya üzerine konuştuk.*<br><br><p>Venedik Bienali 16. Uluslararası Mimarlık Sergisi bu yıl 26 Mayıs &ndash; 25 Kasım 2018 tarihleri arasında d&uuml;zenleniyor. Bienal kapsamında İstanbul K&uuml;lt&uuml;r Sanat Vakfı'nın (İKSV) koordinasyonunu y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; T&uuml;rkiye Pavyonu, bienali &ouml;ğrenme ve tartışma ortamına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;recek uzun soluklu bir projeye ev sahipliği yapıyor. K&uuml;rat&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; Kerem Piker'in, yardımcı k&uuml;rat&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; Cansu C&uuml;rgen, Yelta K&ouml;m, Nizam Onur S&ouml;nmez, Yağız S&ouml;ylev ve Erdem T&uuml;z&uuml;n'&uuml;n &uuml;stlendiği Vardiya projesi kapsamında bienal s&uuml;resince haftalık vardiyalar h&acirc;linde Venedik'e gidecek mimarlık &ouml;ğrencileri, bienalin bu yılki teması Serbestmek&acirc;n kavramı &ccedil;er&ccedil;evesinde geniş katılımlı bir projeye dahil oluyorlar. 2018 T&uuml;rkiye pavyonu bir sergi mek&acirc;nı olmanın &ouml;tesinde bir buluşma mek&acirc;nı olmayı hedefliyor. &Ouml;nerilen d&uuml;zenleme tekil bir objenin kendini sergilediği bir d&uuml;zeneğin tersine bu kez dağınık, kapsayıcı, değiştirilmeye/d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmeye a&ccedil;ık bir mek&acirc;n organizasyonu olarak tarif edilebilir. Bu &ccedil;er&ccedil;evede T&uuml;rkiye Pavyonu yirmi beş hafta boyunca iki haftada bir olmak &uuml;zere yedi g&uuml;nl&uuml;k vardiyalar halinde Bienali ziyarete gelen y&uuml;z&uuml;n &uuml;zerinde mimarlık &ouml;ğrencisini Bienal Sergisine ortak edecek. İstanbul K&uuml;lt&uuml;r Sanat Vakfı (İKSV) koordinasyonunda ağırlanacak &ouml;ğrenciler, davetli onlarca konuşmacı ve profesyonelle eşliğinde farklı d&ouml;nemlerde yapılacak seminerler, at&ouml;lye &ccedil;alışmaları, dijital buluşmalar ve enformel karşılaşmalarla zenginleşen &uuml;retimlerde bulunacaklardır. Herkese a&ccedil;ık olması hedeflenen etkinlikler ile serbest bir mek&acirc;na d&ouml;n&uuml;şecek olan T&uuml;rkiye Pavyonu, bienal s&uuml;resince ortaya konan &uuml;r&uuml;nlerle de zaman i&ccedil;erisinde gelişen ve b&uuml;y&uuml;yen bir sergi i&ccedil;eriğine sahip olacaklar. T&uuml;m katılımcı ve ziyaret&ccedil;ilerin bu karşılıklı etkileşim ortamından yararlanmasını bekleyen Vardiya, aynı zamanda bu gen&ccedil;, yaratıcı zihinlerin bireysel ve kolektif &uuml;retimlerini Venedik'e taşıyarak, onları g&uuml;ncel mimarlık g&uuml;ndeminin merkezine yerleştiriyor.</p> <p>Venedik Bienali 16. Uluslararası Mimarlık Sergisi T&uuml;rkiye Pavyonu k&uuml;rat&ouml;r&uuml; Kerem Piker ile bir &uuml;retme, buluşma ve karşılaşma mek&acirc;nı &ouml;nerisi olan Vardiya &uuml;zerine konuştuk. Kendisini KPM-kerem piker mimarlık ofisi ile kıymetli işler &uuml;retmesiyle tanıyoruz. Kerem Piker, bug&uuml;ne kadar &uuml;rettiği iyi mimarlık &ouml;rnekleri ile ulusal mimari yarışmalarda &ouml;d&uuml;ller almış, ayrıca 2010 yılında Chicago Atheneum tarafından Avrupa'daki 40 yaş altındaki en iyi 40 mimardan biri olarak g&ouml;sterilmiş başarılı bir mimar. Venedik Bienali T&uuml;rkiye Pavyonu'nun k&uuml;rat&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; &uuml;stlenmenin bir mimar olarak kendisine neyi ifade ettiğini, Vardiya temasını ve bienale hazırlık s&uuml;recini konuştuk...</p> <p><strong>Heval Zeliha Y&uuml;ksel: Venedik Bienali T&uuml;rkiye Pavyonu'nun k&uuml;rat&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; &uuml;stlenmek bir mimar olarak sizin i&ccedil;in ne ifade ediyor?</strong></p> <p><strong>Kerem Piker:</strong> Mimar olarak genellikle uğraştığım işlerden bir miktar farklı bir konu diyebilirim. Bunun iki sebebi var; birincisi k&uuml;rat&ouml;ryel pozisyonun &uuml;lke temsilini işaret eden rol&uuml;nden, ikincisi ise bizim &ouml;nerdiğimiz projenin &ouml;zg&uuml;n koşullarından kaynaklanıyor. Vardiya &ccedil;ok akt&ouml;rl&uuml;, &ccedil;ok katılımcının i&ccedil;erisinde yer aldığı uzun soluklu ve geniş kapsamlı bir organizasyon. Bu organizasyonda mek&acirc;nsal d&uuml;zenleme her ne kadar &ouml;nemli bir rol &uuml;stlense de uğraştığımız konulardan yalnızca bir tanesi. Ancak şanslıyım, bu karmaşık yapıyı kolaylaştırıcı adımlar atmamı sağlayan iyi bir ekiple &ccedil;alışıyorum. Başta İstanbul K&uuml;lt&uuml;r Sanat Vakfı ekibi olmak &uuml;zere k&uuml;rat&ouml;ryel ekip, kpm'deki yani kerem piker mimarlık'taki proje ekibi, koordinat&ouml;rler, at&ouml;lye y&uuml;r&uuml;t&uuml;c&uuml;leri ve danışmanlarımız Vardiya'nın işleyen bir kurgu haline d&ouml;n&uuml;şmesi i&ccedil;in &ouml;nemli bir gayret i&ccedil;erisindeler.</p> <p>Mimarlığın kendi kodları var. Bu kodlar taşınabilir kodlar, her ne kadar &ccedil;eşitlenme imkanına sahip de olsa mimarlığın d&uuml;nyanın herhangi bir yerinde ge&ccedil;erli olabilecek bir notasyonu ve anlam dili olduğu iddia edilebilir. Ancak bu dilin ve anlam d&uuml;nyasının yaşayan bir yapı olduğunu, zaman i&ccedil;erisinde değişime, d&ouml;n&uuml;ş&uuml;me a&ccedil;ık bir karakterinin olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Bu anlamda mimarlığın farklı iletişim ve &ouml;ğrenme ortamlarına ihtiya&ccedil; duyduğu bir ger&ccedil;ek. Venedik Bienali Mimarlık Sergisi bunlardan belki de yalnızca bir tanesi, ancak &ouml;nemli bir tanesi. Bu ortamın salt izleyicisi olmak dahi değerli iken &uuml;reticilerinden birisi haline d&ouml;n&uuml;şmek &ccedil;ok anlamlı. Bu pozisyon ister istemez hem bu ortama ayak uydurmayı hem de bu tecr&uuml;be doğrultusunda yeni şeyler &ouml;ğrenmeyi ka&ccedil;ınılmaz hale getiriyor. &Ouml;nemli bir fırsat, bu fırsatı genişletmek ve bu imk&acirc;nı yaymak ise Vardiya'nın &ouml;nemli bir motivasyonu.</p> <p><strong>Vardiya ismini verdiniz. Bu ismi verme sebebinizden (hik&acirc;yesinden) biraz bahsedebilir miyiz?</strong></p> <p>Kelimenin k&ouml;keni İtalyanca'daki guardia'dan geliyor. Bizim i&ccedil;in &ccedil;ağrışımları &ccedil;eşitli, ancak ilk anlamıyla vardiyalar halinde pavyona gelecek olan &ouml;ğrencilerin mekandaki d&ouml;n&uuml;ş&uuml;ml&uuml; ev sahipliğine işaret ediyor. Basit bir fikri var projenin; bienalin bu seneki teması olan freespace/serbestmekan kavramını sorguladığımızda anladık ki pavyonun kendisinin ulaşılabilir kılınması bile &ouml;nemli bir adım. T&uuml;rkiye pavyonunu bir t&uuml;r son &uuml;r&uuml;n sergisi i&ccedil;in &ouml;rg&uuml;tlemek yerine mek&acirc;nın ulaşılabilir kılınması ve bienal boyunca birtakım buluşmalara, karşılaşmalara ve ortak &ccedil;alışmalara ev sahipliği yapan bir yapıya d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmek m&uuml;mk&uuml;n olabilir diye d&uuml;ş&uuml;nmeye başladık.</p> <p>&Ouml;nerdiğimiz proje kapsamında mimarlık &ouml;ğrencileri haftalık vardiyalar halinde İKSV'nin ev sahipliğinde Venedik'e g&ouml;t&uuml;r&uuml;lecekler. &Ouml;ğrencilerin ulaşım, konaklama gibi ihtiya&ccedil;larının tamamı İKSV ve destek&ccedil;iler sayesinde karşılanacak. Maksat mek&acirc;nın tamamlanmış bir sergiye ev sahipliği yapması yerine &ouml;ğrencilerin, profesyonellerin, akademisyenlerin kısacası farklı t&uuml;rden pek &ccedil;ok katılımcının ve elbette ki ziyaret&ccedil;ilerin de katkısı ile genişleyen, d&ouml;n&uuml;şen bir sergi i&ccedil;eriğinin bizzat faili olması.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/Haber-02/2018/05/22/vardiya_basin_arkitera.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">"Vardiya" projesinin İstanbul'da yapılan basın toplantısından</span><br /><strong></strong></p> <p><strong>T&uuml;rkiye Pavyonu i&ccedil;in &ouml;ğrencilere y&ouml;nelik bir a&ccedil;ık &ccedil;ağrı d&uuml;zenlemenizin nedenleri nelerdir? Bir k&uuml;rat&ouml;r olarak neden b&ouml;yle bir tercihte bulundunuz? Bu a&ccedil;ık &ccedil;ağrıyı ger&ccedil;ekleştirirken neyi ama&ccedil;ladınız? Neden &ouml;ğrenciler ile s&uuml;reci g&ouml;t&uuml;rmek istediniz?</strong></p> <p>2018 yılında ger&ccedil;ekleştirilecek olan serginin teması k&uuml;rat&ouml;rler tarafından Freespace (serbestmek&acirc;n) olarak a&ccedil;ıklandıktan sonra T&uuml;rkiye Pavyonu i&ccedil;in d&uuml;zenlenen a&ccedil;ık &ccedil;ağrı bizi ister istemez bienalin kendisinin kimler i&ccedil;in var olduğu, ne kadar ulaşılabilir olduğu gibi sorular &uuml;zerinde d&uuml;ş&uuml;nmeye itti. Mimarlık bir yanıyla bakıldığında bilgisi s&uuml;rekli genişleyen, yenilenen ve d&ouml;n&uuml;şen bir disiplin. Mimarlığın en &ouml;nemli &ouml;ğrenme ortamlarından birisi olan Bienal ise son yıllarda mimarlık d&uuml;nyasının sınırlı bir kesimine ulaşan bir t&uuml;r halkla ilişkiler etkinliği olarak g&ouml;r&uuml;ld&uuml; ve sıklıkla eleştirilir oldu. Bizler bienali, mimarlık d&uuml;nyasının gen&ccedil; akt&ouml;rleri tarafından da ulaşılabilir hale getirmenin, bu &ouml;ğrenme ortamını yeniden kurgulamak a&ccedil;ısından &ouml;nemli olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz. İnanıyoruz ki bu t&uuml;rden bir &ccedil;aba, en azından bu yıl kurulan &ccedil;er&ccedil;evede, klasik anlamda g&ouml;rmeye alışkın olduğumuz yapıda bitmiş bir araştırmanın ya da &uuml;r&uuml;n&uuml;n sergisinin tasarlanmasından daha anlamlı olabilir.</p> <p><strong>A&ccedil;ık &ccedil;ağrıya başvuran projelerin se&ccedil;im s&uuml;recinde nelere dikkat ettiniz?</strong></p> <p>Başvurular &ouml;ğrencilerin d&uuml;zenlediğimiz a&ccedil;ık &ccedil;ağrı i&ccedil;in hazırladıkları kısa videoları ve portfolyolarını bizimle dijital olarak paylaşmalarıyla başladı. &Uuml;&ccedil; soru sorduk; istedik ki bu videolar "Bienal ne işe yarar", "bienal kimin i&ccedil;in var" ve "bienal ne i&ccedil;in var" sorularının en az bir tanesi ile ilgilensin. &Ouml;ğrencilerin bu soruları ele alış bi&ccedil;imi elbette bizim i&ccedil;in &ouml;nemliydi. Ancak bir o kadar &ouml;nemli olan farklı k&uuml;lt&uuml;rel arka planlardan gelen başvuru sahiplerinin bug&uuml;ne kadar ne t&uuml;rden &uuml;retimlerde bulundukları, anlattıkları kadarıyla nasıl bir d&uuml;nya kavrayışı geliştirdikleri, hangi ara&ccedil;lara h&acirc;kim oldukları gibi konularda ipu&ccedil;ları veren portfolyolarıydı. D&uuml;nyanın farklı noktalarından T&uuml;rkiye Pavyonu'nun i&ccedil;erisinde &uuml;retimde bulunmak &uuml;zere başvuran mimar adaylarının bu ortama ne t&uuml;rden bir katkı sağlayacağını, hangi motivasyonlarla bu projenin bir par&ccedil;ası olduklarını anlamaya &ccedil;alıştık. Elbette b&uuml;t&uuml;n bunları yaparken, farklı imkanlara sahip &ouml;ğrencilerin her birini kendi koşulları i&ccedil;erisinde değerlendirmeye de gayret ettik.</p> <p>Başvuruları k&uuml;rat&ouml;ryel ekip olarak değerlendirdik. Ekibimiz benim ile birlikte beş yardımcı k&uuml;rat&ouml;rden oluşuyor. Bu ekibin bir kısmı yurtdışında yaşıyor. Dolayısıyla, İstanbul-Berlin-Rotterdam-New York arasında s&uuml;recin her aşamasında olduğu gibi değerlendirme anında da yoğun bir dijital iletişim trafiği tecr&uuml;be ettik. Bu trafiğe d&uuml;nyanın 29 &uuml;lkesinden aldığımız 452 başvuru eklenince de, değerlendirmelerin ikinci aşamasında, t&uuml;m saat dilimlerini hesaba katan sıkı bir m&uuml;lakat s&uuml;reci ge&ccedil;irdik. &Ouml;ğrencilerle video konferans g&ouml;r&uuml;şmeleri yaptık ve b&ouml;ylece başvuru sahipleri ile ilk kez y&uuml;z y&uuml;ze karşılaşma imk&acirc;nı bulduk. M&uuml;lakatların tamamlanmasının ardından Vardiya'ya katılacak 122 asil, 42 yedek katılımcıyı belirledik.</p> <p><strong>A&ccedil;ık &Ccedil;ağrı ile &ouml;ğrenci portfolyoları ve kısa filmleri size ulaştı. Ve anlattığınız gibi yoğunluklu ge&ccedil;en bir s&uuml;re&ccedil; ile k&uuml;ratoryal ekibiniz ile değerlendirdiniz. Peki T&uuml;rkiye Pavyonu'nda sergilenecek at&ouml;lye konuları neler? Bu konuların odaklandığı temel bir nokta var mıdır?</strong></p> <p>Mimarlık pek &ccedil;oğumuz i&ccedil;in temel olarak i&ccedil;inde bulunduğumuz yapılı &ccedil;evrenin &ouml;nemli bir bileşeni olan binaların tasarlanması ile ilgili bir alan. Elbette mimarlık esas olarak kendi pratik alanını binalar &uuml;zerinden tanımlıyor. Ancak bina yapma pratikleri kadar, binaların &uuml;rettikleri, i&ccedil;inde bulundukları, ilişki kurdukları k&uuml;lt&uuml;r de mimarlık &uuml;retiminin ister istemez bir par&ccedil;ası haline d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor. Mimarlıkla ilgili konuşurken konu bu y&uuml;zden kaybolan zanaat pratiklerinden nano teknolojiye, k&uuml;resel finans sisteminin etkilerinden sinemaya, matematiksel &ouml;r&uuml;nt&uuml;lerin hesaplanma bi&ccedil;imlerinden merkez dışı &uuml;retim pratiklerine kadar geniş bir yelpazeye a&ccedil;ılabiliyor. Midyat'taki y&uuml;zlerce yıllık &ouml;zg&uuml;n taş evlerin en doğru şekilde korunması da mimarlığın konusu, robot kollar ile &uuml;retilen ve insanın hata yapma olasılığını en aza indiren ara&ccedil;lar ve inşa bi&ccedil;imleri de yine mimarlığın konusu. Yerel k&uuml;lt&uuml;rlerin yapma bi&ccedil;imlerinin araştırılması kadar yeni formların &uuml;retim olanaklarının araştırılması, irrasyonel g&ouml;z&uuml;ken bi&ccedil;imlerin sayısal teknolojiler vasıtasıyla rasyonel sistemlere d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rme araştırmaları da mimarlığın konusu. Bizler bu zenginliğin at&ouml;lye konularına da yansıması gerektiğini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;k ve bu anlamda elimizden geldiğince at&ouml;lye konularını &ccedil;eşitlendirmeye gayret ettik.</p> <p><strong>Nasıl bir sergi kurgusu olacak?</strong></p> <p>Biz mek&acirc;nı bir t&uuml;r altyapı olarak kurguluyoruz. Bu altyapının farklı etkinliklere, buluşmalara, karşılaşmalara &ouml;n ayak olması, uyum sağlaması ve zaman zaman da b&uuml;t&uuml;n bunları tetikleyen bir karakterde olması i&ccedil;in &ccedil;abalıyoruz. S&uuml;rekli genişleyen ve ancak bienal bittiğinde tamamlanan bir sergi yapmak niyetindeyiz. Her katılımcının yerleşeceği belirli/ sabit nişler i&ccedil;erisinde beklenmedik m&uuml;dahalelere a&ccedil;ık bir sergi planlıyoruz. Bienali gezen ve T&uuml;rkiye Pavyonu'nda d&uuml;zenlenecek kamuya a&ccedil;ık bir dizi etkinlik ve at&ouml;lye &ccedil;alışmasına katılacak mimar adayları, bienal s&uuml;resince korku filmlerinden kent-&ccedil;ocuk ilişkisine, yapay zek&acirc;dan zanaata &ccedil;ok &ccedil;eşitli konular etrafında d&uuml;zenlenecek 12 at&ouml;lye &ccedil;alışması sonucunda s&uuml;rekli genişleyen ve bienal sonrasına uzanması hedeflenen bir sergi i&ccedil;eriği oluşturacak. At&ouml;lye &ccedil;alışmalarının yanı sıra bienal boyunca dijital olarak yayımlanması planlanan, bienal izleyicilerinin de katılacağı yaklaşık elli kadar dijital buluşma ve altı konuk konuşmacı sohbeti ile T&uuml;rkiye Pavyonu, 25 hafta boyunca yaşayan bir &ouml;ğrenim ve &uuml;retim platformuna d&ouml;n&uuml;şecek.</p> <p><strong>Bu yılki ekibinizde kimler var? Nasıl bir iş b&ouml;l&uuml;m&uuml; yapıldı?</strong></p> <p>IKSV'nin koordinasyonunu y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; projede, k&uuml;rat&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; benim &uuml;stlendiğim, Cansu C&uuml;rgen, Yelta K&ouml;m, Nizam Onur S&ouml;nmez, Yağız S&ouml;ylev ve Erdem T&uuml;z&uuml;n'&uuml;n ise k&uuml;rat&ouml;r yardımcısı olarak yer aldığı bir ekibimiz var. Bu ekibin haricinde Selen Ak&ccedil;alı ve Deniz Ova danışman olarak, Pınar Demir ise proje koordinat&ouml;r&uuml; olarak rol alıyor. Mimari Projeyi KPM-kerem piker mimarlık, grafik tasarım işlerini ise ONA G&Ouml;RE ekibi &uuml;stlendi. Projenin İKSV ayağında ise proje koordinat&ouml;r&uuml; Selen Erkal ve yurtdışı projeler direkt&ouml;r&uuml; Tuna Ortaylı Kazıcı g&ouml;rev alıyor.</p> <p><strong>Vardiya biz izleyenlere neyi g&ouml;sterecek?</strong></p> <p>Vardiya uzun soluklu bir program. Performansı b&uuml;t&uuml;n bienal s&uuml;recine yayılıyor. Haziranın birinci haftasından itibaren başlayan ve ekim sonuna dek &ccedil;eşitlenerek s&uuml;recek bir i&ccedil;eriğe sahip. Bu i&ccedil;erik farklı konulardaki at&ouml;lye &ccedil;alışmalarını, dijital buluşmaları, mimarlar ile ger&ccedil;ekleştirilecek konuşmaları, ziyaretleri, performansları ve farklı t&uuml;rden araştırmaları kapsıyor. Geniş zamanlı baktığımızda Vardiya bize umuyoruz ki en azından mimarlık d&uuml;nyasında yalnız olmadığımızı g&ouml;sterecek. Ancak daha pratik sebeplerden &ouml;t&uuml;r&uuml; soruyorsanız, ziyaret&ccedil;ilerin a&ccedil;ılış anında b&uuml;t&uuml;n bienal boyunca ger&ccedil;ekleştirilecek ve &ouml;nceden programlanmış at&ouml;lyelere dair ipu&ccedil;ları ile karşılaşmalarını hedefliyoruz. Her bir at&ouml;lye i&ccedil;in ayrılan nişler i&ccedil;erisinde farklı konulardan bahseden kısa filmler ve medya yerleştirmeleri yer alacak. Bu filmlerin yanı sıra &ouml;ğrencilerin hazırladığı başvuru videoları ve Vardiya projesini anlatan &ccedil;eşitli sunuş ara&ccedil;ları da serginin a&ccedil;ılış g&uuml;n&uuml; hazır birer par&ccedil;ası olarak yerlerini alacaklar.</p> <p><strong>Mimarlık d&uuml;nyasına sizce nasıl bir katkı sağlayacak?</strong></p> <p>Mimarlığın ilgi alanı ve mimarlığın bilgisi s&uuml;rekli genişleyen, d&ouml;n&uuml;şen ve kendini yenileyen bir alan. B&ouml;yle olduğu i&ccedil;indir ki mimarlığın bilgisinin yeniden &uuml;retildiği, paylaşıldığı, tartışıldığı ve yeni katılımcıların s&ouml;zlerine kulak verildiği ortamlara ihtiya&ccedil; var. Bu ortama katılımı g&uuml;&ccedil;lendirmek, &ccedil;eşitlendirmek ve mimarlık alanının yeni akt&ouml;rlerinin merakları ile genişletmek maksadıyla mimarlığın konu edildiği bu t&uuml;rden enformel &ouml;ğrenme alanlarından belki de en &ouml;nemlisi olan Venedik Bienali Uluslararası Mimarlık Sergisi'nin i&ccedil;erisinde yer alan T&uuml;rkiye Pavyonu'nu, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyadan mimarlık &ouml;ğrencileri i&ccedil;in bir buluşma alanı olarak d&uuml;ş&uuml;nmeye &ccedil;alıştık.</p> <p>Salt bir sergi alanı olmanın &ouml;tesinde bir buluşma, karşılaşma ve &uuml;retim mek&acirc;nı olarak tarif etmeyi yeğlediğimiz Vardiya projesi aracılığıyla "Bienal ne i&ccedil;in var?", "Bienal kimin i&ccedil;in var?" ve "Bienal ne işe yarar?" sorularını yanıtlayan d&uuml;nyanın pek &ccedil;ok farklı yerinden beş y&uuml;ze yakın mimarlık &ouml;ğrencisi arasından se&ccedil;tiğimiz katılımcılar ile ziyaret&ccedil;ileri bienallerin amacı ve rol&uuml; hakkında d&uuml;ş&uuml;nmeye &ccedil;ağırıyoruz. Mimarlık d&uuml;nyasının b&uuml;t&uuml;n taraflarının da bu karşılıklı oyun ve bağ kurma fırsatından yararlanmasını umuyoruz. Bununla birlikte gen&ccedil; ve yaratıcı zihinlerin bireysel ve kolektif deneylerini g&uuml;ncel mimarlık g&uuml;ndemlerinin merkezine yerleştirerek mimarlık d&uuml;nyasına katkı sağlamasını hedefliyoruz. Bu t&uuml;rden bir k&uuml;lt&uuml;rlerarası ortamın i&ccedil;erisinde mimarlık &uuml;zerine yeniden d&uuml;ş&uuml;nme imk&acirc;nı bulacak olan bizlerin inanıyorum ki &ouml;ğreneceği pek &ccedil;ok şey var.</p> <p><strong>Okuyucularımızın sizi yakından tanıması i&ccedil;in bize biraz kendi işlerinizden bahsederseniz &ccedil;ok memnun oluruz.</strong></p> <p>2011 yılından bu yana kurucusu olduğum KPM-kerem piker mimarlık ofisi &ccedil;er&ccedil;evesinde mimari ekibimizle birlikte y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z farklı konu ve &ouml;l&ccedil;eklerde projelerimiz bulunuyor. Pendik'de yapım aşamasında olan "The Holl" home-ofis projesi bu projelerden bir tanesi. Yaklaşık 16.000 metrekare kapalı alana sahip olan projenin bulunduğu b&ouml;lgedeki alışılagelmiş planlama ve kullanım alışkanlıklarına yeni bir bakış a&ccedil;ısı getireceğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz. Kemerburgaz'da devam eden Kemerlife-XXIII projesi, birka&ccedil; ay i&ccedil;erisinde kullanıcıları ile buluşacak, onun heyecanını duyuyoruz. Yine Kemerburgaz b&ouml;lgesi i&ccedil;in tasarladığımız Belgrad Orman Evleri konut projesi yapım aşamasına geldi, &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki g&uuml;nler zannediyorum onun inşai faaliyetleri ile ge&ccedil;ecek. Kentsel tasarım &ouml;l&ccedil;eğinde yaptığımız bir &ccedil;alışma, Sakarya Demokrasi Meydanı Yenileme Projesi ihale aşamasında. Bu konular haricinde yeni yeni &uuml;zerinde &ccedil;alışmaya başladığımız bir eski eser restorasyonu projesi de bu g&uuml;nlerde sıcak g&uuml;ndemimizi oluşturuyor.<br />KPM'nin g&uuml;ndeminde bug&uuml;n yer alanlar kısaca bunlar. Ancak daha &ouml;nce ger&ccedil;ekleşen işlerden bahsetmek gerekirse, aralarında Manisa Belediyesi Hizmet Binası Yarışması 1.'lik &ouml;d&uuml;l&uuml;, MEB Midyat Eğitim Kamp&uuml;s&uuml; Mimari Proje Yarışması 1. &ouml;d&uuml;l&uuml;, Şişli Lisesi Ulusal Mimari Proje Yarışması Mansiyon &Ouml;d&uuml;l&uuml;, Borusan Neşe Fabrikaları Ulusal Mimari Proje Yarışması Mansiyon &Ouml;d&uuml;l&uuml;, İzmir Ulaşım Entegrasyon Merkezi Mimari Proje Yarışması Mansiyon &Ouml;d&uuml;l&uuml;'n&uuml;n de yer aldığı farklı projelerin tasarımını &uuml;stlendik. 2016 yılında tasarımını ger&ccedil;ekleştirdiğimiz Akyazı K&uuml;lt&uuml;r Merkezi Projesi XV. D&ouml;nem Ulusal Mimarlık &Ouml;d&uuml;lleri Proje Başarı &Ouml;d&uuml;l&uuml;'ne layık g&ouml;r&uuml;ld&uuml;. Bu projelerin yanı sıra 1998 yılından bu yana İstanbul Teknik &Uuml;niversitesi, Yıldız Teknik &Uuml;niversitesi, Gebze YTE, Bilgi &Uuml;niversitesi ve K&uuml;lt&uuml;r &Uuml;niversitesi mimari proje st&uuml;dyolarında ve ulusal mimari proje yarışmalarında j&uuml;ri &uuml;yesi ve konuk &ouml;ğretim g&ouml;revlisi olarak yer alıyorum.</p> <p>*S&ouml;yleşi ilk olarak İstanbul Art News'ta yayımlanmıştır.</p> Tue, 22 May 2018 14:36:08 +03 "Sanatın Bize Vadettiği Gelecek, Teknolojinin Vadedebileceğinden Çok Daha Özgür" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/asif-khan-soylesi/1024 Işın Fidan <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/soylesi02/asif_khan.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul kapsamında düzenlenen "Mimar Konferansları"na konuşmacı olarak katılan ödüllü mimar Asif Khan ile birlikte mimarlık ve teknoloji arasındaki ilişkiyi konuştuk.<br><br><p><span id="docs-internal-guid-51b8ed01-7350-afc3-fa78-b44e08774e6d"> </span></p> <p dir="ltr"><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf:&nbsp;Freunde von Freunden</span></p> <p dir="ltr"><strong>2004 yılında mimarlık eğitiminizi&nbsp;tamamladıktan sonra mobilya tasarımı, &uuml;r&uuml;n tasarımı ve son olarak sergi tasarımı ve enstalasyon alanlarına y&ouml;neldiniz. Bu farklı alanlar arası ge&ccedil;iş s&uuml;reci nasıl oldu, aldığınız mimarlık eğitimi ile bu s&uuml;reci nasıl ilişkilendiriyorsunuz?</strong></p> <p dir="ltr"><span>Aslında s&uuml;re&ccedil;, ilgi alanlarımı keşfetmek ve geliştirmek &uuml;zerine oldu. Hayalim m&uuml;ze tasarımı yapmaktı, ancak bu gen&ccedil; mimarların kolayca imkan bulabildiği bir şey değil. Ben de gen&ccedil; bir mimar olarak kendi kendime &uuml;stesinden gelebileceğim bir &ouml;l&ccedil;ekte tasarım yapma ihtiyacı duydum. Mobilya tasarımı veya kurulumlar &uuml;zerine &ccedil;alışmak da bunun yollarından biriydi. Ayrıca Milano ve Design Miami &ccedil;eşitli yerlerde &ccedil;alışmalarımı sergilemek, &ccedil;alışmalarımı ger&ccedil;ek insanlar &uuml;zerinde&nbsp;</span>test etmek adına &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir şanstı. Bu s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;erisinde &ccedil;alışmalarımın &ouml;l&ccedil;eği de b&uuml;y&uuml;d&uuml; ve daha geniş, daha kompleks tasarımlara doğru y&ouml;neldim ve &uuml;zerine &ccedil;alıştığım tasarımlar mimarlığın temelinden yola &ccedil;ıkarak tamamıyla yeni d&uuml;nyalara, yeni yapılara d&ouml;n&uuml;şt&uuml;.</p> <p dir="ltr"><strong>Tasarımlarınızda s&uuml;rekli inovatif bir y&ouml;nelim var, bu y&ouml;nelimi tam olarak ne yaratıyor? İlhamı nerelerden alıyorsunuz?</strong></p> <p dir="ltr"><span>Bence tarihte &ouml;yle bir noktaya geldik ki her şey hemen, hızlıca değişiyor. D&uuml;nya on sene &ouml;nceki, hatta iki sene &ouml;nceki halinden olduk&ccedil;a farklı geliyor bize. Bu da k&uuml;resel k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;z&uuml;n, bireysel davranışlarımızın değişmesi demek. Bunlarla beraber şehirlerimizin &ouml;l&ccedil;eği de değişiyor. Bence bu &ouml;l&ccedil;ek değişimi de &uuml;stel b&uuml;y&uuml;me şeklinde ilerliyor.&nbsp;Aslında ben bunu "inovasyon" olarak tanımlayamıyorum, benim yaptığım şey inovasyondan &ccedil;ok doğa ile ilişkimizi keşfetmeye &ccedil;alışmak. &Ccedil;evre değişirken, &ccedil;evre ile olan bağımızı kaybetmememiz i&ccedil;in bizim de yeni formlar yaratmamız veya unutulmuş algıları yeniden keşfetmemiz gerekiyor.&nbsp;</span>Oluşturduğum projelerde teknolojinin getirdiği inovatif materyallere ihtiya&ccedil; duyabiliyorum. Ama bazen de eski &ccedil;alışma tarzları, eski materyaller daha uygun oluyor.</p> <p dir="ltr"><strong>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde sanat, mimarlık ve teknoloji arasındaki sınırlar giderek kayboluyor. Bu durumun 21. y&uuml;zyıl mimari pratiğini nasıl etkileyeceğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz?</strong></p> <p dir="ltr"><span>A&ccedil;ık&ccedil;ası, bilemiyorum... Bence bu konu herkesi ilgilendirmeli. Demek istediğim şey: teknolojinin ne kadar yaygınlaştığını ve hayatlarımızda kalıcı bir yer aldığını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;zde bu ka&ccedil;ınılmaz bir durum.&nbsp;&Ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki beş-on yılı ve bu teknolojilerin g&uuml;nl&uuml;k yaşantımızdaki etkilerini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z zaman, gelişen teknoloji ile hayatlarımız&nbsp;daha pratik hale geliyor; ama aynı zamanda da doğada, deniz kenarında, ormanda aile ve arkadaşlarımızla ge&ccedil;irdiğimiz vakitten zevk alamamaktan korkuyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hayatta her şey yaşadıklarımızı internette paylaşmak &uuml;zerine kurulu bir hal aldı. Beni endişelendiren nokta ise "neden insanın &ccedil;evre ile ilişkisi, teknoloji temeline dayandırılmak durumunda olsun" sorusu. Ancak iş sanata geldiğinde, sanat bazen d&uuml;nyanın değişimine ilham kaynağı olabiliyor. Ama &ouml;zellikle son zamanlarda sanat da bu değişimlerin bir &uuml;r&uuml;n&uuml; gibi. Sanat, kendimize tuttuğumuz bir ayna gibi bizim ne hale geldiğimizi bize g&ouml;steriyor. Sanat yeniden bize ilham verebilse ve bir gelecek vadedebilse &ccedil;ok g&uuml;zel olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; inanıyorum ki sanatın bize vadettiği gelecek, teknolojinin vadedebileceğinden &ccedil;ok daha &ouml;zg&uuml;r olacak.</span></p> <p dir="ltr"><span><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/asif_khan_milano.jpg.jpeg" /></span></p> <p dir="ltr"><span><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf: Ruy Teixeira, Mosca Partners</span><br /></span></p> <p dir="ltr"><strong>Nisan ayında Milano Tasarım Hafası&rsquo;nda yer alan projeniz Tempietto Nel Bosco&rsquo;dan biraz bahsedebilir misiniz?</strong></p> <p dir="ltr"><span>Palazzo Lita&rsquo;da bir kurulumum sergilendi. Palazzo Lita, 1640&rsquo;larda tasarlanan ve inşa edilen bir yapı, tam ortasında da bir avlusu var. Yapı şu anda İtalyan K&uuml;lt&uuml;r Mirası Kuruluşu'nun y&ouml;netim ofisi olarak kullanılıyor ve her yıl&nbsp;Palazzo Lita'nın avlusunda bir &ccedil;alışma yapması i&ccedil;in&nbsp;bir sanat&ccedil;ı ile anlaşıyorlar. Benim bu sene i&ccedil;in oluşturduğum kurulumun ismi "Temple in the Woods". Bu kurulum, ormanlarda yer alan a&ccedil;ıklıklar gibi, mekanın ilkel formlarını ve ilkel mimariyi temsil ediyor. Plana bakıldığında 7x7 halinde kırk dokuz adet kolonun kurallı bir şekilde dizildiği g&ouml;r&uuml;lse de; mekanın i&ccedil;ine girildiğinde kurulum, sanki bir ormanın i&ccedil;i gibi d&uuml;zensiz ağa&ccedil;lar olarak algılanıyor.&nbsp;Kolonlar kendi aralarında k&uuml;&ccedil;&uuml;k mekanlar yaratıyor. Bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k mekanlardan bazıları insanların birbirleriyle muhabbet edebilmesi i&ccedil;in uygun b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;ne sahip. Tasarım Haftası'na gelen insanlara dinlenebilmeleri i&ccedil;in bir alan yaratmak istedim.&nbsp;Kurulumun tam ortasında ise bu ahşap s&uuml;tunlarla &ccedil;evrelenmiş bir a&ccedil;ıklık yer alıyor.&nbsp;</span></p> <p dir="ltr"><span>Kurulumda ahşap ve taş gibi doğal materyaller kullandım. Zeminde kullanılan volkanik taşlar, &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; zaman sesler &ccedil;ıkartıyor. Hazırlanan zemin, Milan sokaklarına benzemiyor ve size farklı bir peyzaj sunuyor. Bir de&nbsp;kurulum i&ccedil;erisinde her şey kırmızı renkte. Bunun sebebi ise "şimdiki zaman"ı temsil eden kendi projem, "eski d&uuml;nya"yı temsil eden Palazzo ve kafamda Mars olarak hayal ettiğim "yeni d&uuml;nya" arasında kurgulamak istediğim yeni ilişkide Mars'ın kırmızı renkte olması. Uzaya ilgimiz olsun veya olmasın, hepimiz Mars&rsquo;ın kırmızı olduğunu biliriz. Mars'ı temsil eden kırmızı, eski d&uuml;nya ve şimdiki zaman ile b&ouml;ylece etkileşime giriyor.&nbsp;&Ouml;zet olarak t&uuml;m bu proje ile eski ve yeni d&uuml;nya arasında bir diyalog yaratmak istedim.</span></p> Fri, 18 May 2018 15:54:35 +03 "2 Günlük Yoğun Süreç, Tüm Sömestrden Daha Öğretici Olabiliyor" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/herkes-icin-mimarlik-yapi-unplugged/1020 Özüm İtez <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/kapak_HIM.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>41. Yapı Fuarı - Turkeybuild İstanbul kapsamında, Assemble (UK) ve Herkes İçin Mimarlık ortaklığında yürütülen Yapı Unplugged atölyesine dair Herkes İçin Mimarlık'tan Emre Gündoğdu, Merve Gül Özokcu, Sarper Takkeci ve Elif Tan ile konuştuk.<br><br><h3>Assemble ile nasıl bir araya geldiniz, &ouml;nceden iletişim i&ccedil;inde olduğunuz bir ekip miydi?</h3> <p><b>Emre G&uuml;ndoğdu</b>: At&ouml;lyeden &ouml;nce yoktu ancak &ldquo;iletişim kursak ne iyi olurdu&rdquo; dediğimiz gruplardan biriydi aslında. S&uuml;re&ccedil;, Arkitera&rsquo;nın bu at&ouml;lyede yerel ortak olmamızı teklif etmesi ile başladı. Daha sonra malzeme &uuml;zerine bir at&ouml;lye yapma ve fuarın kurulum aşamasında &ccedil;ıkan artıkları kullanma fikirlerinin ortaya &ccedil;ıkması ile gelişti. Sonu&ccedil; olarak, fuarın kurulumundan &ccedil;ıkan malzemelerin kullanıldığı bu at&ouml;lyede, Herkes İ&ccedil;in Mimarlık olarak proje &uuml;rettiğimiz bir okulun bah&ccedil;esine oturma elemanları &uuml;retmek &uuml;zere 2 g&uuml;nl&uuml;k bir at&ouml;lye yapılmasına karar verdik.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/herkes-icin-mimarlik-yapi-unplugged/10.jpg.jpg.jpeg" border="0" /></p> <h3>Genelde kullanıcı ile birlikte &uuml;retim yapmayı tercih eden bir ekipsiniz. Son kullanıcının s&uuml;recin bir par&ccedil;ası olmadığı &uuml;retim yapmak ne gibi farklılıklar veya zorluklar i&ccedil;eriyordu?</h3> <p><b>Emre: </b>Uşak&rsquo;ın Eşme İl&ccedil;esi&rsquo;nde G&uuml;ll&uuml; K&ouml;y&uuml;&rsquo;nde bir okulda &ccedil;alışma şu an devam eden bir &ccedil;alışma y&uuml;r&uuml;t&uuml;yoruz. Okan &Uuml;niversitesi&rsquo;nden &ldquo;Brokoli&rdquo; isimli bir &ouml;ğrenci topluluğu, İzmir Ekonomi &Uuml;niversitesi&rsquo;nden &ldquo;Cut-Paper&rdquo; isimli bir &ouml;ğrenci topluluğu aktif olarak &ccedil;alışıyor. Uşak&rsquo;taki okulda, bu iki topluluk ve biz, a&ccedil;ık derslik, oyun parkuru, ağa&ccedil; ev gibi alanlar tasarlıyoruz. "Yapı Unplugged" at&ouml;lyesinde &uuml;retilen oturma birimleri de zaten daha &ouml;nceden konuşmuş olduğumuz bir ihtiya&ccedil;tı. Bu nedenle, bizim yapacağımız projelerin i&ccedil;inde de yer alabilir veya onlar dışında kalan bah&ccedil;enin diğer b&ouml;l&uuml;mlerine de monte edilebilir gibi d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;k.<b> </b></p> <p><b>Merve G&uuml;l &Ouml;zokcu</b>: <a target="_blank" href="http://www.arkitera.com/etiket/74697/41-yapi-fuari-atolye-calismasi--yapi-unplugged">"Yapı Unplugged"</a> at&ouml;lyesi esasen, atık malzemenin geri -hatta ileri- d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmesi fikri &uuml;zerine kuruldu. Ancak at&ouml;lye bittiğinde bu malzemeleri atmak istemiyorduk. Derneğin bir başka işi i&ccedil;in kullanılabilir diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;k ama derneğin hangi işine gidecek? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; biz normalde alan gidip kullanıcısı ile birlikte yerinde &uuml;retim yapıyoruz. Dolayısıyla devam eden bir projeye dahil etmek mantıklı geldi. Kullanıcının ilk taleplerini alındığı ve bunun &uuml;zerinden tasarımların yapıldığı uzun bir s&uuml;re&ccedil; devam ediyor. Yapı Fuarı&rsquo;nda &uuml;retim at&ouml;lyesini bu s&uuml;recin &uuml;zerine yapmış olduk aslında. Kullanıcının bu anlamda s&uuml;recin dışında bırakılmış olduğunu s&ouml;yleyemeyiz. Bununla birlikte, G&uuml;ll&uuml; Okulu projesi yalnızca fuardaki &uuml;retimle başlayıp biten bir proje de değil, olduk&ccedil;a geniş bir peyzaj alanına yayılacak &ccedil;eşitli elemanlar &uuml;retiliyor. Assemble ile ortak y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z bu at&ouml;lyenin &ccedil;ıktıları t&uuml;m projenin k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; oluşturuyor. Bir sonraki aşamada, yerinde ger&ccedil;ekleşecek bir uygulama at&ouml;lyesi yapacağız. Buradan giden mobilyalar, alanda yerleştirilecek, belki tekrar d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lecek ve kullanıcı ile beraber kurgulanacak.</p> <p><b>Sarper Takkeci:</b> Atık malzemenin<b> </b>geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;, derneğin de son d&ouml;nemde g&uuml;ndeminde olan bir mesele. Daha &ouml;nce de atık malzemelerin geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml; ve potansiyelleri &uuml;zerine at&ouml;lye &ccedil;alışmaları yapmıştık ancak bu at&ouml;lye geniş &ccedil;aplı bir katılımla, atık d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rme pratiğini deneyimleme a&ccedil;ısından beklentilerimizi karşıladı diyebilirim.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/herkes-icin-mimarlik-yapi-unplugged/38.jpg.jpg.jpeg" border="0" /></p> <h3>At&ouml;lye s&uuml;recinden de biraz bahsedebilir misiniz? Başlarken ne gibi beklentileriniz vardı, nasıl bir s&uuml;re&ccedil; gelişti?</h3> <p><b>Merve</b>: &Ouml;ğrencilere &ouml;ncelikle Uşak&rsquo;taki okulun bah&ccedil;esine sandalye tarzı bir peyzaj elemanı &uuml;reteceklerini aktarıldı. Birebir &uuml;retim i&ccedil;in, &ouml;ğrenci sayısı nispeten fazla ve s&uuml;re kısa olduğundan, gruplara ayırmaya karar verdik. 3-4 kişilik farklı gruplara ayrıldı &ouml;ğrenciler. Bazıları birbirini daha &ouml;nceden tanıyordu bazıları ise burada ilk defa bir araya geldi. Assemble&rsquo;dan Maria Lisogorskaya yaptığı giriş konuşmasında, &ldquo;Oturup k&acirc;ğıt &uuml;zerinde tasarım yapmanızı &ouml;nermiyorum &ccedil;&uuml;nk&uuml; zaten hep bunu yapıyorsunuz, t&uuml;m malzemeler ve aletler burada, deneyerek bir şeyler tasarlamaya &ccedil;alışın.&rdquo; demesi &uuml;zerine &ouml;ğrenciler &uuml;reterek tasarladılar. T&uuml;m at&ouml;lyede deneyimledikleri en &ouml;nemli şey bu oldu sanırım. Daha sonra Louis Schulz onlara hem malzemeyi, yani ahşabı hem de onu işleyecekleri aletleri kullanmayı, g&uuml;venli &ccedil;alışmayı anlattı. Bunun &uuml;st&uuml;ne herkes 1 saat i&ccedil;erisinde 1:1 mobilya taslağı &uuml;retti ve her grup bu taslaklar &uuml;zerine &ccedil;alışmaya devam etti.&nbsp; İlk g&uuml;n&uuml;n sonunda, &uuml;zerine oturulabilir ancak hen&uuml;z işlenmemiş mobilyalar &uuml;rettiler. Bunları deneyimledik ve tek tek her mobilya &uuml;zerine konuştuk, onlar dertlerini anlattılar, bizler &ouml;nerilerde bulunduk. 2&rsquo;inci g&uuml;n de, &ccedil;ok hızlı bir bi&ccedil;imde, mobilyaların y&uuml;zey işlemlerine varacak kadar bitirdiler. Atık malzeme olduğu i&ccedil;in eski &ccedil;ivilerin s&ouml;k&uuml;lmesi, zımparalanması, cilalanması gibi işler vardı. Son olarak da konforu arttırmak &uuml;zere tekstil elemanları yerleştirildi.</p> <p><b>Emre: </b>Okul d&ouml;nemi hen&uuml;z bitmedi. Perşembe, Cuma da genelde proje g&uuml;nleridir muhtemelen derslerini kırıp bu kadar da uzak bir yerde at&ouml;lye &ccedil;alışmasına geldiler. Bu anlamda d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rsek &ccedil;ok y&uuml;ksek bir devamlık ile &ccedil;ok iyi &ccedil;alıştılar. K&ouml;t&uuml; bir beklentimiz yoktu ancak beklentimizin &uuml;zerinde bir at&ouml;lye oldu diyebilirim.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/herkes-icin-mimarlik-yapi-unplugged/90.jpg.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/herkes-icin-mimarlik-yapi-unplugged/151.jpg.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><b>Sarper</b>: Bug&uuml;nlerde aslında eğitim kurumları bir &ccedil;eşit d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m yaşıyorlar. Eğitimi ve &ouml;ğrencileri okulun sınırları dışarısına &ccedil;ıkmaya daha fazla teşvik eder oldular. Bu &ouml;ğrenciler a&ccedil;ısından &ccedil;ok &ouml;nemli bir deneyim. Malzemeyi ger&ccedil;ekten tanımak, kağıt &uuml;zerinde ortaya koydukları tasarımı kendi elleriyle bir &uuml;r&uuml;ne d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmek bambaşka bir deneyim. Sadece bu at&ouml;lye değil, t&uuml;m mimarlık at&ouml;lyeleri bu a&ccedil;ıdan &ccedil;ok &ouml;nemli. 2 g&uuml;nl&uuml;k yoğun s&uuml;re&ccedil;, t&uuml;m bir s&ouml;mestrden &ccedil;ok daha verimli ve &ouml;ğretici olabiliyor, bunu da kabul etmek lazım.</p> <p><b>Elif Tan</b>: End&uuml;stri &uuml;r&uuml;nleri tasarımı ve i&ccedil; mimarlık b&ouml;l&uuml;mlerinden de &ouml;ğrenciler vardı ve onlar biraz daha deneyimliydi ancak mimarlık b&ouml;l&uuml;mlerinden gelen &ouml;ğrenciler -bazıları 4&rsquo;&uuml;nc&uuml; sınıfa gelmiş &ouml;ğrenciler- 1:1 detaydaki bir &uuml;retimi ilk defa g&ouml;r&uuml;yor. İlk defa birleşim detayı &ccedil;&ouml;zd&uuml;ler, mevcut malzeme kısıtlı olduğundan kendi kendine k&ouml;şebent yaptılar, farklı farklı &ccedil;&ouml;z&uuml;mler &uuml;rettiler. &Ouml;ğrencilerin bir&ccedil;oğu eline ilk defa &ccedil;eki&ccedil; aldı veya ilk defa testere kullandığı bir s&uuml;re&ccedil;ti. Sonu&ccedil; olarak, toplam 50 kişilik at&ouml;lyenin, 2-3 kişilik grupları 15 takım mobilya &uuml;retti.</p> <h3>Malzemelerin ne kadarı yeni ne kadarı atık malzemeydi?</h3> <p><b>Emre</b>: Bazı yeni ahşap malzemeler almıştık ancak t&uuml;m malzemelerin %85&rsquo;inden fazlası atık malzemeydi. Bu yeni malzemeleri de sırf dayanımı arttırmak i&ccedil;in getirdik yanımızda. Atık malzemelerden daha ayrıntılı bahsetmek gerekirse, paletler kullanıldı, sunta kaplama, MDF gibi panel ahşap malzemeler vardı, fuarın yer kaplama halıları, k&ouml;p&uuml;kler, sıkıştırılmış karton rulolar gibi atıkları kulandılar. Bizim yanımızda getirdiğimiz ise emprenye ahşaplar vardı.</p> <p><b>Sarper</b>: Yalnızca detayları değil bu malzemeleri de aslında ilk defa g&ouml;r&uuml;yorlardı. Şantiye stajı yapanlar belki g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;r bunların bazılarını ancak kendi elinizle bu malzemeyi işlemeniz de bambaşka bir olay.</p> <p><b>Elif</b>: At&ouml;lye, a&ccedil;ık alanda yapıldığı i&ccedil;in olduk&ccedil;a ilgi &ccedil;ekici oldu. Fuarı gezmeye gelmiş, ustalık belgeleri olan abilerimiz gelip birebir yardımcı da oldular. Bu aletlerin nasıl kullanıldığını, malzemenin nasıl işlendiğini doğrudan ustasından &ouml;ğrenmeleri &ccedil;ok değerli.&nbsp;</p> <h3><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/herkes-icin-mimarlik-yapi-unplugged/son.jpg.jpg.jpeg" border="0" /></h3> <h3>Sizinle benzer deneyimlere sahip, Assemble gibi bir ekiple &ccedil;alışmak nasıl bir s&uuml;re&ccedil;ti?</h3> <p><b>Sarper: </b>B&ouml;yle karşılaşmalar deneyim a&ccedil;ısından &ccedil;ok &ouml;nemli. Benzer olsa da, onların ve bizim &uuml;retimlerimiz arasında &ouml;l&ccedil;ek farkı var tabii ki. Bizden daha b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli işler de yapıyorlar. B&uuml;rokratik sebeplerle, kendi i&ccedil; organizasyonları, &ccedil;alışma bi&ccedil;imleri bizden farklı. Onlar bir mimarlık ofisi, biz ise g&ouml;n&uuml;ll&uuml;lerden oluşan bir topluluğuz. Onlar k&acirc;r amacı g&uuml;den bir kurum, biz ise k&acirc;r amacı g&uuml;tmeyen bir derneğiz. Onlar aslında tam anlamıyla bir mimarlık ofisi. Ancak Assemble da biz de kolektif birer ekibiz. &Ccedil;alışma prensiplerimiz bu a&ccedil;ıdan benzeşiyor. Kendi bağlamları i&ccedil;erisinde nasıl bir organizasyon oldukları, nasıl &uuml;retim yaptıklarını g&ouml;rmek bizim i&ccedil;in iyi oldu.</p> <p><b>Emre: </b>Onlar daha yapı odaklı işler yapıyor, bu yapıyla ilgili organizasyonlar, etkinlikler de kurguluyorlar. Biz de ağırlıklı olarak yapı işleri yapmakla beraber başka &ccedil;alışmalar da yapıyoruz. Hatta bir dernek olarak kalmayı tercih etmemizin arkasındaki ama&ccedil;lardan bir de yalnızca yapı işi yapıyor olmamaktı.</p> <p>Bug&uuml;nk&uuml; konuşmalarının adı &ldquo;Yaparak &Ouml;ğrenmek&rdquo; idi. Malzemesine kadar kendilerinin yaptıkları projelerinden bahsettiler. Bunları bilmek ilgin&ccedil; oldu &ccedil;&uuml;nk&uuml; biz de uzun s&uuml;redir bir demir, ahşap at&ouml;lyemiz olsun diye niyetleniyoruz. Aslında s&uuml;rekli sahadayız ve uygulamanın i&ccedil;indeyiz ancak tek başımıza &ouml;rneğin bir &ccedil;atı ustası gibi davranamıyoruz. Belki de b&ouml;yle bir eksiklik var&hellip;</p> <p><b>Sarper: </b>Eksiklik değil ancak burada bir yaklaşım farkı var. Assemble en nihayetinde ticari amacı olan bir kolektif olduğundan sonu&ccedil; &uuml;r&uuml;n daha &ccedil;ok &ouml;ne &ccedil;ıkıyor ister istemez. Bizim i&ccedil;in sonu&ccedil; &uuml;r&uuml;n&uuml;n doğru kişiye ulaşması, aidiyet hissedilmesi, doğrudan olması &ouml;nemli. Doğrudan deney yapabileceğimiz bir mekanımız yok ama deneyi yaptığımız yer saha oluyor.</p> <p><b>Merve</b>: Biraz tekrar olacak ama, benzer işleri benzer şekillerde &uuml;retiyoruz ama ger&ccedil;ekten uzun bir kolektif olarak &ccedil;alıştığınız zaman bir s&uuml;r&uuml; başka sorun da ortaya &ccedil;ıkıyor. Emre&rsquo;nin bahsettiği bir at&ouml;lye mekanımız olmasına &ouml;nce niyet ettik ancak sonra vazge&ccedil;tik. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bizim burada bir &uuml;retim yapıp Anadolu&rsquo;da bir yere g&ouml;ndermemiz &ccedil;ok sa&ccedil;ma, gidip orada &uuml;retim yapmamız gerekiyor. Ancak burada bir at&ouml;lye mekanımız olmadığı i&ccedil;in, demir veya ahşap iş&ccedil;iliğinde uzmanlaşamadık. &Ccedil;ok yakın zamanda, en azından bizleri de bir araya getirebilecek bir mekanımız olmasına tekrar heves ettik. &Ouml;teki t&uuml;rl&uuml; sadece &ccedil;alışmayan ve fazladan vakti olan insanlarla &uuml;retim yapabiliyoruz ve tek yaptığımız bir y&uuml;r&uuml;t&uuml;c&uuml;l&uuml;k yapmaya d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor, ger&ccedil;ek bir &uuml;retim yapmamaya başlıyoruz. Ekonomik sebepler, dernek olmak nedeniyle biraz zorluyor ancak umarım yakında İstanbul&rsquo;da bir mekanımız olur.</p> <p>Derneği kurarken &ldquo;Dernek mi olacağız, ofis mi olacağız?&rdquo; sorusunu etraflıca tartışmıştık. Dernek olmak doğru bir karardı &ccedil;&uuml;nk&uuml; T&uuml;rkiye&rsquo;de ofis olduğunuz zaman uzun yıllar boyunca insanların g&ouml;z&uuml; kapalı desteklediği bir kurum olmanız pek m&uuml;mk&uuml;n değil. Tamamen aynı işi bile yapsanız, yine hi&ccedil; para kazanmasanız bile, kimse yıllar boyunca size aidat &ouml;deyip, &uuml;ye olup destek vermez. Bu nedenle HIM&rsquo;in s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirliği a&ccedil;ısından doğru bir modeldi. Ancak bu sefer de tasarım a&ccedil;ısından etkin kararlar veremiyor oluyorsunuz &ccedil;&uuml;nk&uuml; t&uuml;m kararlar topluca alınıyor. Anti-hiyerarşik bir kurguyla &ccedil;alıştığımız i&ccedil;in biraz kendimizi geri &ccedil;ekip, her gelenin, her katılımcının ne kadar sorumluluk almak istiyorsa o kadar alan a&ccedil;tığımız i&ccedil;in tasarım a&ccedil;ısından geride kalan bir &uuml;retimimiz olduğunu s&ouml;yleyebilirim. Ama bu durum başka şekillerde de okunabilir: Ger&ccedil;ekten tasarım yapmak zorunda değiliz, ger&ccedil;ekten bir şey inşa etmek zorunda değiliz. D&uuml;nya ne &ccedil;ekiyorsa zaten t&uuml;m bu &uuml;retim &ccedil;ılgınlığından &ccedil;ekiyor ve biz bu sorunları g&ouml;rmek, deneyimlemek adına başka t&uuml;rl&uuml; &ccedil;alışmalar y&uuml;r&uuml;tebiliriz.</p> <p><span class="fotograf-yazi">* Fotoğraflar: Pelin Erdoğan, Nirva Narlı, Mahmut Ceylan (Pinhole); Kapak fotoğrafı: &Ouml;z&uuml;m İtez.<br /></span></p> <div class="mcePaste" data-wd-pending="" id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;"><span style="color: #263238; font-family: Roboto, sans-serif; font-size: 13px; font-style: normal; font-variant-ligatures: normal; font-variant-caps: normal; font-weight: 400; letter-spacing: normal; orphans: 2; text-align: left; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px; text-decoration-style: initial; text-decoration-color: initial; display: inline !important; float: none;">Okul d&ouml;nem</span></div> Fri, 18 May 2018 15:00:00 +03 "Mimarların Pazartesi Sabahlarını Cumartesi'ye Çevirecek Güçleri Var!" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/isini-sevmeyen-mimar-yapilarindan-anlasilir/352 Nurbanu Türgen <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/Soylesi-3/williamalsop.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Çağdaş mimarlık dünyasının başına gelebilecek en iyi şeyin "evrim" olduğuna inanan İngiliz mimar William Alsop, 27 Kasım 2007'de ARKIMEET konferans serisinin konuğu oldu.*<br><br><p>Konferans &ouml;ncesi kendisiyle yaptığımız r&ouml;portaj ile, İngiltere'den Avusturalya'ya, santralistanbul'dan Bradford Planı'na, sigara kutularındaki altın orandan Samuel Beckett ve Archigram'a uzandık.</p> <h3>Zeynep Alpay: Farklı &uuml;lkelerde projeleriniz var, ofisleriniz var, motivasyonunuz nereden geliyor? St&uuml;dyonuzdan &ccedil;ıkıp, farklı bir &uuml;lkeye giden u&ccedil;ağa atlamanızı veya başka bir projeye adım atmanızı ne sağlıyor?</h3> <p><strong>William Alsop:</strong> İngiltere'de gen&ccedil; bir mimarken, başka bir &uuml;lkede &ccedil;alışmanın daha kolay olduğunu g&ouml;rd&uuml;m. Ek veya restorasyon olmayan ilk "tek binamı" yaptığım sıralarda, Almanya'dan daha fazla iş alıyordum. Almanya olduk&ccedil;a ilgi &ccedil;ekiciydi o sıralarda. Gen&ccedil; insanlara daha a&ccedil;ıktı. Ben yarışmalara katılmayı sevmesem de, davetli yarışmaları vardı ve kaybetsem bile, para &ouml;dendiği i&ccedil;in fazla kaybetmiyordum. Şimdi &ouml;yle değil, bunu tamamıyla değiştirmeleri &uuml;z&uuml;c&uuml;. Ben de farklı &uuml;lkelerde iş yapmanın iyi olabileceği fikrine vardım, bir &uuml;lke ekonomik olarak durgunken, diğeri hareketli oluyordu. B&ouml;ylece her zaman iş yapma şansınız oluyor. Bir de farklı &uuml;lkelerde farklı insanlar farklı şeyleri farklı şekillerde yapıyorlar, bunları g&ouml;rme şansınız oluyor.</p> <h3>ZA: Ve, farklı &uuml;lkelerde farklı &ccedil;alışmalar yapmayı seviyorsunuz. Sadece ekonomik a&ccedil;ıdan değil, mimari a&ccedil;ıdan da.</h3> <p><strong>WA:</strong> &Ccedil;ok ilgi &ccedil;ekici, d&uuml;nya mimarlarıyla beraber olmak ve eski ustaların işlerini g&ouml;rmek...</p> <h3>ZA: Ne tarz projeler sizi mutlu ediyor? Bana kalırsa, t&uuml;m projeler bir mimar i&ccedil;in aynı değildir.</h3> <p><strong>WA: </strong>Genelde yerlerle ilgili olarak değişiyor. Uzun bir s&uuml;re ulaşımla ilgili projeler yaptım, insanlar benden bunu istediler, &ccedil;ok da k&ouml;t&uuml; değildi, hatta ilgin&ccedil; olduklarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Bir kere kuralları &ouml;ğrenince, kaygılanman gerekmiyor. İngiltere'de bir&ccedil;ok konut projesi var, genelde iyi projeler bunlar fakat daha ticari kapsamlı konut projelerine ge&ccedil;ildiğinde olduk&ccedil;a zor olduğunu g&ouml;rebiliyorsunuz, hem ticari kaygıları eklemeniz hem de "ger&ccedil;ekten de nasıl yaşadığımız" fikrini sorgulamanız gerekiyor.</p> <p>Eğer b&ouml;yle projeleri denemezseniz bir yerlere ulaşamazsınız. Bazen ekonomik koşullar nedeniyle t&uuml;m projelerin fiyatları aynı oluyor; işte bunu sevmiyorum. Genel olarak konut projelerini ve t&uuml;m olasılıklara a&ccedil;ık olduğu i&ccedil;in "master plan" olarak kullanmak istemiyorum ama "geniş alanların" planlamasını severek yapıyorum.</p> <h3>ZA: "Geniş alanların planlaması" olarak tanımladığınız bu kentsel &ouml;l&ccedil;ekli projelere tasarım a&ccedil;ısından nasıl bir yaklaşımınız oluyor? Diğer projelerden ayıran nedir?</h3> <p><strong>WA: </strong>Farklılıkları b&uuml;y&uuml;k tabi. Fakat temelde sadece tasarlıyorsunuz, &ccedil;alıştığınız kimse olmuyor. Tasarım a&ccedil;ısından bir programa bağlısınız doğal olarak, bazı st&uuml;dyo problemleri ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Ayrıca bir ticari piyasa oluyor, onu da g&ouml;zetmeniz gerekiyor. Bir kabuk, bir &ouml;rt&uuml; i&ccedil;erisinde &ccedil;alışıyorsunuz, bu da benim ilgimi &ccedil;ekiyor. B&uuml;t&uuml;n birimler &uuml;zerinde &ccedil;alışıyorsunuz, kafeler, peyzaj kullanımı gibi her adımda &ccedil;alışmanız gerekiyor. Ama en sonunda, ben kendi hayal d&uuml;nyamı yansıtıyorum. Bir yandan da şunu da aklınızda tutmanız gerekiyor, siz ancak m&uuml;şteriniz kadar iyisiniz. Ben, ne yapmak istediklerini tam olarak bilmeyen işverenleri seviyorum. En iyisi onlar. Oscar Wilde'ın bir s&ouml;z&uuml;ndeki gibi aşktan s&ouml;z ederken "Sizi değil işinizi seven biriyle evlenmelisiniz". Bir a&ccedil;ıdan bu işverenler i&ccedil;in de ge&ccedil;erli, işinizi sevdikleri s&uuml;rece, herşey yolundadır. Birmingham yakınlarındaki Community Arts Project gibi, onların ne olacağı ile ilgili bir bilgisi yoktu fakat bir hisleri vardı. O proje &uuml;zerinde ve onlarla &ccedil;ok &ccedil;alıştım. Sanat onlar i&ccedil;in ne ifade ediyor, proje onlar i&ccedil;in nasıl olmalı diye keşfetmek i&ccedil;in olduk&ccedil;a uğraştım.</p> <h3>ZA: Nasıl bir proje &ccedil;ıktı?</h3> <p><strong>WA:</strong> Farklı bir proje &ccedil;ıktı. Bildiğim hi&ccedil;bir yapıya benzemeyen başka bir proje. İşleyiş bakımından da. Adı "Public", hen&uuml;z bitmedi ama s&uuml;recin uzun s&uuml;rmesinin b&ouml;yle anlamlı bir nedeni var.</p> <h3><strong>ZA:</strong> M&uuml;şterilerle nasıl iletişim kuruyorsunuz? Onlarla aranızın iyi olduğunu duydum. &Uuml;stelik projeleri doğrudan almayı yarışmalardan daha &ccedil;ok seviyorsunuz.</h3> <p><strong>WA:</strong> Yarışmaları &ccedil;ok sevmiyorum; &ccedil;&uuml;nk&uuml; birilerinin -mimarların- bir a&ccedil;ıklama yazdığını g&ouml;r&uuml;yorsunuz.</p> <h3>ZA: Ve projeyi tanımlıyor.</h3> <p><strong>WA:</strong> Evet, bana kalırsa, projeyi işverenler birlikte tanımlamak benim işimin bir par&ccedil;ası. Nelerin olduğunu algılamak, bu y&uuml;zden &ccedil;ok da iyi olduğunu d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorum.</p> <h3>ZA: &Ccedil;oğu mimar, belirgin a&ccedil;ıklamaları tercih ediyor. Tam olarak neyin istendiğini bilmek istiyorlar? Tam olarak tanımlanmamış projelerden korkabiliyorlar.</h3> <p><strong>WA:</strong> Ben &ouml;yle değilim; keşfetmek, hissetmek harika. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, daha &ouml;nceden o yarışma şartnamesinde ve proje tanımda a&ccedil;ık olarak yazılmamış bir şeyi de keşfedebilirsiniz. Bu yarışmaların tanımlarını yazan mimarlarla tanıştım. Nasıl yaptıklarını sorduğumda yapıyı tasarladıklarını ve yazdıklarını s&ouml;ylediler. (G&uuml;l&uuml;yor) Tabii ki b&ouml;yle yapılacak; bu sadece yazmak değil, aklınızda yapıyı &ccedil;izip tanımlamak gerekiyor. D&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz, yazıyorsunuz, &ccedil;iziyorsunuz ve t&uuml;m bunların bir araya gelmesi proje fikrini oluşturur.</p> <p>Farklı yarışmalar var, bu da durumu bir derece g&uuml;zelleştiriyor. M&uuml;lakatlı yarışmayı duydunuz mu?</p> <h3><strong>ZA:</strong> A&ccedil;ıklar mısınız?</h3> <p><strong>WA: </strong>"Biz bu projeyi yapmak istiyoruz" diye geliyorlar ve "Ne yapacağımızı bilmiyoruz" diyorlar. "Sadece ne kadar para harcayabileceğimiz hakkında fikrimiz var" diyorlar ve bir mimar olarak d&uuml;ş&uuml;nmeyi ve yapmayı sana bırakıyorlar. Karşılıklı konuşuyorsunuz, tartışıyorsunuz, projede neler yapmanız gerektiğinden ve s&uuml;re&ccedil;ten bahsediyorsunuz. Kendinizi anlatıyorsunuz. Bu nedenle, bu tarz yarışmaları seviyorum. Oturup biraz d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz ve ortaya &ccedil;ıkıyor.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/Haber-02/2018/05/15/will-alsop-key-projects_res.jpg-1137833461.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Ontario Sanat ve Tasarım koleji</span></p> <h3>ZA: Siz şu anda i&ccedil;inde yaşadığımızı mimarlık ortamını nasıl tanımlarsınız? Rekabet&ccedil;i mi, reklama d&ouml;n&uuml;k m&uuml;, yaratıcı mı?</h3> <p><strong>WA:</strong> Genel olarak konuşursak biraz hayalkırıklığı yarattığını s&ouml;yleyebilirim.</p> <h3>ZA: Neden?</h3> <p><strong>WA:</strong> &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insanların keyif almadan &uuml;rettiklerini g&ouml;rebiliyorum. Eğer insanlar keyif alarak yapsalardı, yaptıkları şey d&uuml;nyaya "doğru" g&ouml;r&uuml;n&uuml;rd&uuml;. &Ccedil;oğu doğru g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor, sadece başka bir yapı deyip ge&ccedil;iyoruz.</p> <h3>ZA: Tamamlanmış başka bir iş.</h3> <p><strong>WA: </strong>Durumun bu olmaması gerekir. Yaparsınız &ccedil;&uuml;nk&uuml; yaptığınız işi seversiniz. Eminim mimarlar yaptıkları işin bir kısmına kendilerini veriyorlardır ama ger&ccedil;ekten sevmiyorlar. Onlar zaten 60 - 65 yaşlarına geldiklerinde emekli oluyorlar. Diğerleri ise devam ediyorlar; belki zaman zaman yavaşlıyorlar ama devam ediyorlar. Bence meraktan devam ediyorlar. Ne yapabileceklerini g&ouml;rmek i&ccedil;in devam ediyorlar. Merak, mimarlık i&ccedil;in &ouml;nemlidir.</p> <h3>ZA: Mimarlık &uuml;retmede sizi &ccedil;eken bu mudur?</h3> <p><strong>WA: </strong>Mimarlıkta bir&ccedil;ok konu var. Daha doğrusu bir&ccedil;ok yapı var. Sadece kavram olarak mimarlığa veya yapıları &ouml;ylesine &uuml;retmek değil, yapıları değer katarak hayata ge&ccedil;irmek &ouml;nemli. Projeleri &uuml;stlenen bir&ccedil;ok mimar da bunun farkında değil. Projeleri alıyorlar ve ne yapmaları gerekiyorsa onu yapıyorlar. Bunu s&ouml;ylemek kulağa biraz kendini beğenmişlik olarak gelebilir ama eğer ben bir yapı yaparsam, o binanın değeri fazla olur. Apartmanları veya ofisleri daha pahalıya satıp, kiralayabilirler. Yapıya daha fazla değer katmaya &ccedil;alışırım. Aynı derecede orada yaşayan veya &ccedil;alışanlar da o yapıda olmaktan mutluluk duyarlar. Başka bir boyutu da yapılar şehirlerde yaşayan t&uuml;m insanlara da aittir. O binaya hi&ccedil; girmiyor olabilirler, bu nedenle yapının dışında, sokaklardan nasıl hissedildiği de &ccedil;ok &ouml;nemlidir.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/Haber-02/2018/05/15/Ben-Pimlott-Building_London_Will-Alsop_resize.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Ben Pimlott Binası</span></p> <h3>ZA: Evet, Collorium Building ya da Pimlott Building gibi yapılarınızda bu farkediliyor, sadece i&ccedil;inde yaşayanlara değil kentliler i&ccedil;in de birşey katmaya &ccedil;alışıyorsunuz.</h3> <p><strong>WA:</strong> Evet, t&uuml;m şehir i&ccedil;in yapılıyor binalarım. Sonu&ccedil;ta kentliler o yapıyla yaşamak zorundalar. Ş&ouml;yle bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m vardır hani; gidip şehrin en &ccedil;irkin binasında oturursunuz, b&ouml;ylece o binayı g&ouml;rmezsiniz. Sokaklarda neler olup bittiği, şehre nasıl bir y&uuml;zle d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml; o yapının &ouml;nemlidir. Sadece herşeye a&ccedil;ık olmak gerekiyor. &Ouml;rneğin Zaha hakkında endişeleniyorum. Bence iyi, bence &ccedil;ok iyi... Fakat eğer ona bir proje verilirse, ortaya nasıl bir proje &ccedil;ıkacağı bellidir. Ben ortaya &ccedil;ıkan şeye şaşırmam. Iyi aslında...</p> <h3>ZA: Ger&ccedil;ekten iyi mi? Mimari &uuml;r&uuml;n sizi az da olsa şaşırtmıyorsa yine de iyi midir?</h3> <p><strong>WA:</strong> İşte, Frank Gehry yapıyor ve insanlar beğeniyor.</p> <h3>ZA: Bir mimarın aynı yapıyı d&uuml;nyanın farklı yerlerinde uygulaması hakkında ne d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz? Size de b&ouml;yle bir teklifle geldiler mi?</h3> <p><strong>WA:</strong> Hayır bana sormadılar.</p> <h3>ZA: Eğer b&ouml;yle bir teklif gelseydi, beğenilen bir yapınızın &ccedil;ok benzerini başka bir yerde yapmanız istenseydi, ne cevap verirdiniz?</h3> <p><strong>WA:</strong> B&uuml;y&uuml;k olasılıkla "evet" derdim... projenin i&ccedil;ine girince bambaşka birşey &ccedil;ıkacağını da bilirdim. İki mekan birbirinin aynısı olamaz. İşvereni de daha iyisi olabileceğine ikna ederdim tabi. Genel olarak işverenleri severim.</p> <h3>ZA: Genel olarak işverenleri seversiniz?</h3> <p><strong>WA: </strong>Evet... fakat &ccedil;okca tehlikesi de var. Farzedelim bir ofis yapısı yaptınız, tatmin etmeniz gereken bir grup, o ofisi kiralamak isteyen acentalardır. Onların neler istediklerine ve pazarın ne istediğine dair &ccedil;ok net bir fikirleri vardır. Mimarlar &ouml;ng&ouml;r&uuml;l&uuml; bir bi&ccedil;imde ihtiya&ccedil;ları olmayan uygulamaları belirtselerde, onlar ısrarla istemeye devam ederler. Ofis tavanından aydınlatmanın gereksiz olduğunu s&ouml;ylediğiniz zamanlarda, ısrarla onu isterler, y&uuml;kseltilmiş d&ouml;şeme i&ccedil;in ısrar ettiklerinde ise, siz mimar olarak &ccedil;oktan daha &ccedil;ağdaş bir &ouml;neri ile gitmişsinizdir ve aksini iddia ediyorsunuzdur. &Ccedil;ok şaşırtıcı değil mi? Mimarlar her zaman bir adım &ouml;ndedir.</p> <h3>ZA: Ve diğerlerini ikna etmeye &ccedil;alışır.</h3> <p><strong>WA: </strong>Evet &ccedil;&uuml;nk&uuml; biz biraz daha uzaktan bakıp, en rahat, en ge&ccedil;erli &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; sunabiliriz. Daha rahattır ve bir anlamı var. Kuralları da &ouml;ğrenebiliyorsunuz. Bir arkadaşım var, &ccedil;ok da parlak bir mimar değildir ama ger&ccedil;ekten iyi bir insandır. S&uuml;permarket tasarımında uzmanlaştıklarını s&ouml;yler. Bundan kastının ne olduğunu sorduğumda ise "Bilmen gerekir ki raflarla, aydınlatmayı &ouml;yle planlamalısın ki, g&ouml;lgeler elde edebilesin" dedi. "Tamam" dedim, "Bunu &ouml;ğrendim, başka birşeyi var mı?" Sonradan d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;nde de, belki ben yapsam florasan aydınlatma kullanmam ve başka bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m getiririm. Bu nedenle onlar uzmanlaşıyorlar. Bunu en k&ouml;t&uuml; &ouml;rneği hastaneler herhalde. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İngiltere'de biz uzun s&uuml;re hastanelere hi&ccedil; para ayırmadık, hepsi yanlış yerlerde ve şekillerdeydi. Şimdi hepsi yıkıldı. Altı - yedi senedir yenileri yapılıyor. Hastaneler &uuml;zerine bir&ccedil;ok &ouml;nemli &ccedil;alışma yaptılar. En can alıcı noktalardan biri insanları hastaneye sokmak ve &ccedil;abucak &ccedil;ıkarmaktır. İnsanlar hastanelerde ne kadar az zaman ge&ccedil;irirlerse o kadar doğrudur. &Uuml;stelik tıptaki yenilikler artık buna olanak tanıyor. &Ouml;nemli bir tıbbi araştırmanın sonu&ccedil;larına g&ouml;re; hastanede yattığın yataktan bir manzaran varsa %20 daha hızlı iyileşiyorsun. Fakat yeni hastaneler yapılırken bu bilgi uygulanmıyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; derin planlı -manzarası olmayan odalara sahip- hastaneler yapmak daha ucuz. Yatırılan para, işletme maliyetiyle karşılaştırıldığında &ccedil;ok az kalıyor. Mimari &ccedil;&ouml;z&uuml;mle d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmeye başlansa kar daha fazla olacak.</p> <h3>ZA: Siz bu &ccedil;&ouml;z&uuml;me ikna etmeye &ccedil;alıştınız mı?</h3> <p><strong>WA:</strong> Hayır, hastane yapmadım ben hi&ccedil;. Bunun i&ccedil;in uzmanlaşan mimarlar var. T&uuml;m &uuml;r&uuml;nleri de hastane yapılarıdır.</p> <h3>ZA: Uzmanlaşmak hakkında ne d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz?</h3> <p><strong>WA: </strong>Ben mimarlık &uuml;zerine uzmanlaştım. &Ccedil;ok kolay. Bir yapının ayağa kalkması i&ccedil;in &ccedil;alışırsınız ve sonra da m&uuml;cadeleyi vermeyi &ouml;ğrenirsiniz. Sonu&ccedil;ları bir şehrin turizmini bile etkiler.</p> <h3>ZA: &Ccedil;ağdaş mimarlık d&uuml;nyasının başına gelebilecek en iyi şey nedir sizce?</h3> <p><strong>WA:</strong> Evrimdir.</p> <h3>ZA: Nasıl?</h3> <p><strong>WA:</strong> S&uuml;rekli hayal g&uuml;c&uuml; ve kademeli uygulama. İşte bu ger&ccedil;ekten iyi y&uuml;r&uuml;r. İnsanların nerede olmayı sevdiklerini ve ne istediklerini g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n&uuml;z. Bazı istisnalar var doğal olarak, mimari demokrasiden bahsediyorum. Ama eğer bir eve bakarsanız, ev bir diktat&ouml;rd&uuml;r. Bu t&uuml;r &ccedil;&ouml;z&uuml;mler, d&uuml;ş&uuml;nceler her zaman herşey &ccedil;ok net olmuyor. Diktat&ouml;rl&uuml;k d&ouml;nemlerinde yapılmış evlerde yaşayan ve mutlu insanlar var. Galiba s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;inde g&uuml;&ccedil;l&uuml; liderliğe de ihtiyacımız oluyor.</p> <h3>ZA: Mimarlıkta da mı? Nasıl?</h3> <p><strong>WA:</strong> Birilerinin s&uuml;rece hakim olması ve birilerinin "İşte bu! Bunu yapalım." demesi gerekiyor. Bence Hollanda'da &ccedil;ok fazla demokrasi var, s&uuml;re&ccedil; &ccedil;ok uzun s&uuml;r&uuml;yor.</p> <h3>ZA: Konuyu değiştiriyorum ama "aşırı-tasarım"ı (over-design) siz nasıl tanımlarsınız? Sizce "bu ger&ccedil;ekten farklı" ile "bu kadarı da &ccedil;ok fazla" arasındaki sınır nerededir?</h3> <p><strong>WA:</strong> Bence yapılar &ccedil;ok değerli olduklarında aşırı tasarlanmış olurlar. Her eleman her malzeme, her bağlantı o kadar değerlidir ki, insanlar onları değiştiremezler. Yapı karşısında aciz kalırlar.</p> <h3>ZA: Bug&uuml;n gezdiğiniz santralistanbul'daki değişimi nasıl buldunuz?</h3> <p><strong>WA:</strong> Beğendim, bug&uuml;n&uuml;n kullanımına bir sanat m&uuml;zesi olarak ge&ccedil;mesi harika. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; başka &uuml;lkelerde benzer yapıların &ccedil;oğu apartman olarak kulanılıyor. Bundan &ccedil;okca da para kazanılıyor. O da bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m tabi ama bunu tercih ederim.</p> <h3>ZA: Ben doğmadan &ouml;nce İstanbul'a gelmişsiniz. O zamandan bu zamana g&ouml;rd&uuml;kleriniz arasında nasıl farklar var?</h3> <p><strong>WA:</strong> &Ccedil;ok beğenmiştim ama sokaklar berbattı. Her tarafta &ccedil;&ouml;pler vardı. Elektrik kabloları havadaydı. Farklı bir karışıklılığı vardı ve arabalar 1950 Amerikan ara&ccedil;larıydı. İlgin&ccedil; bir romantizm taşıyordu. Bug&uuml;n g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m ise, tepelerde &ccedil;ok fazla konutlaşmanın olduğu. Doğal karşılanmalı &ccedil;&uuml;nk&uuml; insanların yaşamak i&ccedil;in yere ihtiyacı var.</p> <h3>ZA: T&uuml;rkiye'de bir proje yapma şansınız olsa, nasıl bir projede yer almak isterdiniz?</h3> <p><strong>WA:</strong> İstanbul'a ve İzmir'e -ki uzun zaman &ouml;nce gitmiştim- gelmek rahatlık hissettiriyor. Belli ki farklı bir k&uuml;lt&uuml;r fakat &ccedil;ok u&ccedil;ta bir farklılık da yok. K&uuml;reselleşme bazı insanları &uuml;z&uuml;yor fakat iyi bir yanı da var. İstanbul benim ilk geldiğim İstanbul değil. Şimdi daha tanıdık. Şehirde daha farkına varılacak &ccedil;ok şey var, yapılacak da. Burada &ccedil;alışmaktan keyif alabilirim. En &ccedil;ok da şunu keşfetmeye &ccedil;alışırım, Londra'da yapamayacağım neyi burada yapabilirim. Cevabı bilmiyorum ama ilgin&ccedil; bir soru olurdu. Herşey farklı olsa da bug&uuml;n tam bir İngiltere g&uuml;n olabilirdi. G&uuml;neş, hava sıcaklığı...</p> <p>İklim mimarlıkla ilgili bir&ccedil;ok şeyi belirliyor. Avusturalya &uuml;zerine &ccedil;ok kafa yordum, kısa bir tarihi var, İngiltere'nin aksine. Aborjinlere haksızlık etmek istemem ama modern Avusturalya'nın sadece 200 senelik bir ge&ccedil;mişi var. Bu nedenle oralı mimarlar, Avusturalya mimarlığı nasıl olur diye &ccedil;alışıyorlar. &Ccedil;oğunlukla başarız olsalar da buna emek harcıyorlar ve belli ki bunu g&uuml;ncel bir kaygı olarak taşıyorlar. Glenn Murcutt gibi mimarlar başka bir &uuml;lkede olmayacak &ouml;zg&uuml;n bir teknik geliştirmeye de &ccedil;alışıyorlar. İşlerini &ccedil;ok seviyorum.</p> <p style="text-align: left;"><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/Haber-02/2018/05/15/willalsop_model_1.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Will Alsop: OCAD, An Urban Manifesto. Yerleştirmeden fotoğraf&nbsp;@Canadian Centre for Architecture</span></p> <h2>Mimarların Pazartesi Sabahlarını Cumartesi'ye &Ccedil;evirecek G&uuml;&ccedil;leri Var!</h2> <h3><span><br />ZA: İngiltere'ye d&ouml;nerek Bradford Master Planı &uuml;zerinden konuşabilir miyiz? Proje &ccedil;ok kapsamlı ve sunumu da ilgi &ccedil;ekici. &Uuml;&ccedil; par&ccedil;alı bir proje ve herbirinin ayrı karakteri var gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor.</span></h3> <p><strong>WA:</strong> T&uuml;m b&ouml;lgeyi ele alarak ortaya &ccedil;ıkardık. &Ouml;ncelikle anlamamız gereken, Bradford'un 19. yy'ın sonlarında &ccedil;ok zengin bir şehir olduğudur. Tekstil nedeniyle kalkınmış bir şehirdi ve paralarını iyi mimarlığa harcamışlardı. &Ccedil;ok nitelikli bir karakteri var. Belediye binasına bakarsak ne kadar &ouml;zg&uuml;n olduğunu g&ouml;rebiliriz.</p> <p>Şehir, 1950'lerden sonra inişe ge&ccedil;ti, 1970'lerde Bradford'un başına gelen ise, &ccedil;ok ucuz olan inşa faaliyetlerine girmeleri oldu. İnsanlar paralarını yeni yapılar yapmaya harcadılar ve şimdi ortaya &ccedil;ıkan şehre bir bakın. Projeyi yaparken &ouml;nce farklı insanlardan oluşan gruplarla &ccedil;alıştık. Herkes aynı şeyi s&ouml;yledi: "Biz sonradan yapılan bu binaları sevmiyoruz". Biz de t&uuml;m bu yapıları yıkarsak Bradford neye benzer diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;k ve cevap "daha iyi bir şehre benzer" oldu. Boş kalan alanları nasıl değerlendireceğimiz ise detaylı bir program &ccedil;alışmasının sonunda oldu. 500.000 kişilik bu şehirde ulaşım da b&uuml;y&uuml;k problemdi, ihtiya&ccedil; duymadıkları &uuml;&ccedil; ana yol aksı vardı, biz bunlardan birini &ccedil;ıkardık. Merkezdeki hattı &ccedil;ıkararak, ortada olduk&ccedil;a geniş ve değerli bir alan kazandık. Orta alanı parka d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rerek, yeni oluşan mimarlığı parktan yola &ccedil;ıkarak ortaya koyduk. İyi bir başlangı&ccedil; noktasıydı. Kentsel D&ouml;n&uuml;ş&uuml;m firması ile birlikte yapıldı. Şimdi de hayata ge&ccedil;iyor.</p> <h3>ZA: Mimarinizde kullanıdığınız formlar nedeniyle projeleriniz yer yer "yuvarlaklar ve kutular" birlikteliği olarak anılıyor. Projelerinizin sadece bu formlardan ibaret olmadığını &ouml;ğrencilerinize, işverenlerinize veya herhangi birine nasıl anlatıyorsunuz?</h3> <p><strong>WA: </strong>Evet &ouml;yle diyorlar değil mi? (G&uuml;l&uuml;yor) Ne deniliyorsa deniliyor tabii. Fakat bu sorunun daha &ouml;nce sorulduğunu sanmıyorum. Bence insanlar binalarımda eğleniyorlar ve bu bulaşıcı bir şeklilde yayılıyor. Eğlenince soru da sormuyorlar. Muhteşem bir g&uuml;n ge&ccedil;irirken, nedenini sormazsın. Fakat &ccedil;ok ilgin&ccedil; bir soru... "Kutu" mantığından bahsedelim. Basit bir cevabı var aslında, &ccedil;ok eski moda bir formu kullanıyorum, artık okullarda fazla &uuml;zerinde durulmayan "altın oran". Bu sigara kutusuna bakın, tam bir m&uuml;kemmellik &ouml;rneği. T&uuml;m oranları kusursuz. Daha &ouml;nce &ouml;l&ccedil;t&uuml;m ve karşılaştırdım. Altın orana uyuyor.</p> <h3>ZA: Ger&ccedil;ekten mi? &Ouml;l&ccedil;t&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z&uuml; tahmin etmeliydim.</h3> <p><strong>WA:</strong> Evet, bu sigara kutusu tam olarak bu formları neden farklı şekillerde de olsa kullandığımı a&ccedil;ıklıyor. Doğru oranlara sahip olmayan bir bina rahatsız edicidir. Romalılar, Yunanlılar'ın t&uuml;m &ouml;m&uuml;rlerini almış bunları bulmak, kullanılmış, denenmiş ve doğru. R&ouml;nesans tablolarında da g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n&uuml;z, m&uuml;zikal &ouml;l&ccedil;&uuml;ler ve t&uuml;m oranlarla birlikte, ne kadar doğal durduğunu g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n&uuml;z. Bu nedenle, bilmiyorum, m&uuml;dahale etmek doğru değil sanırım.</p> <h3>ZA: B&uuml;y&uuml;k kitlelere sahip kamu yapıları kadar k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli tren istasyonaları da yapıyorsunuz? Bu farklı &ouml;l&ccedil;eklerdeki projelerde oran kadar başka neler &ouml;ne &ccedil;ıkıyor?</h3> <p><strong>WA: </strong>Kent s&ouml;z konusuysa &ouml;l&ccedil;eğin değişmesi doğal. Tren istasyonundan biraz bahsedersek, &ouml;rneğin North Greenwich Tren İstasyonu'nda bir katedral yaratmaya &ccedil;alıştım. Ge&ccedil; d&ouml;nem r&ouml;nesans ressamlarından Piranesi'den etkilendim. Karanlıkta kaybolan merdivenler resmeder, mekanın sonunu g&ouml;remezsiniz, "Evet, ben de yer altındaki tren istasyonunda bunu yapabilirim" dedim. Bu nedenle &ccedil;ok iyi &ccedil;alışmasa da, yaptım. Eğer Ocak ayında İngiltere'de sabah sekizde işe gidiyorsanız, sizi neşelendirecek bir &ouml;ğe bulmalısınız o tren istasyonunda. Mavi camdan aynalar ve mavi bir istasyonu bu nedenle yaptım. Mimarlar bunu yapabilirler; Pazartesi sabahlarını Cumartesi g&uuml;n&uuml;ne &ccedil;evirecek g&uuml;&ccedil;leri var.</p> <h3>ZA: &Ccedil;alışma şeklinize bakacak olursak, Londra ve Toronto'da ofisleriniz var. Başka hangi şehrilerde ve ka&ccedil; kişilik ofisleriniz var?</h3> <p><strong>WA:</strong> Şu anda Londra ofisinde 50, Toronto ofisinde 7, Singapur'da 40 veya 50, Şangay'da 15, Pekin'de de 9 kişi &ccedil;alışıyor. Yakında belki Viyana'da bir ofis a&ccedil;acağım. Uygun koşullarda farklı şehirlerde olmak g&uuml;zel.</p> <h3>ZA: B&uuml;t&uuml;n bunların yanında bir de sanat projeleriniz var. Sanatın mimarlığınıza nasıl yansıdığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz?</h3> <p><strong>WA:</strong> Bence aralarında bir fark yok, benim sanat projelerim yok, sadece sanatım var.</p> <h3>ZA: Ne zaman resim yapmaya başladınız?</h3> <p><strong>WA:</strong> T&uuml;m hayatım boyunca yaptım.</p> <h3>ZA: Peki neden mimarlığı se&ccedil;tiniz?</h3> <p><strong>WA:</strong> &Ccedil;&uuml;nk&uuml; t&uuml;m hayatım boyunca mimarlık yapmak istedim. Mimarların ne iş yaptığını bilmeden &ouml;nce de mimar olmak istiyordum. Annem &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde, eşyalarının arasından 6 yaşında yaptığım bir ev resmini g&ouml;rd&uuml;m. Annem i&ccedil;in bir ev &ccedil;izmişim. &Ccedil;ok da g&uuml;zel değildi. Mimar olmak istemediğim bir anı hatırlamıyorum. Bu kadar basit. 15 yaşımdayken babam &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde New Hampton'da yatılı okula başladım ve ve t&uuml;m notlarımı A getirmeye &ccedil;alıştım. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; mimar olmak istiyordum. Bir ofiste asistan olarak &ccedil;alıştım -aslında fena değildi bir&ccedil;ok şey &ouml;ğrendim. Mimarlık okuluna girmek i&ccedil;in gerekli dereceleri alınca, sanat okuluna gitmeye karar verdim. Sadece kendimi yeniden programlama hevesine kapılmıştım. O zaman mantıklı geliyordu. Gittiğime de sevindim, &ccedil;ok fazla şey &ouml;ğrendim. Tam heykeltraş olmak &uuml;zereyken, &uuml;niversite başvurularını yapma zamanı gelmişti. O zaman biliyordum ki, bir&ccedil;ok okulun arasında mimarlık okumak i&ccedil;in en iyi okul AA'di (Architectural Association - Londra). Eğer beni kabul etmeselerdi, gidip heykeltraş olmak i&ccedil;in okuyacaktım. Son senemi Roma'da ge&ccedil;irdim. Lisansımı bitirdiğim zaman Cedric Price'da &ccedil;alıştım. Orada &ccedil;alışmak istiyordum ve bu konuda şansım yaver gitti. Orada yarı zamanlı &ccedil;alışırken, bir yandan da bir okulda heykel dersleri verdim. Heykel dersleri verme işini de kazara aldım. Bir arkadaşım &uuml;niversitedeki o pozisyona s&uuml;rekli başvuruyor ve kabul edilemiyordu. Başvuru mektubunu g&ouml;sterdi ve d&uuml;zeltmemi istedi. Baştan bir mektup yazıp, model olsun diye ona verdim. Arkdaşım benim başvurum olarak g&ouml;ndermiş ve kabul edildim. Ardından onun da kabul edilmesi beni mutlu etti. &Ccedil;ok komik bir hikayedir.</p> <p>Bir bakıma sanat ve mimarlık &ccedil;evrelerinde &ccedil;alışmak birbirlerine &ccedil;ok yakındır. Cedric Prize'ı bitirdikten sonra Amerika'ya gittim ve İngiltere'ye geri d&ouml;nd&uuml;m. Uzmanlık alanı tiyatro yapıları olan mimar Roderick Ham ile birlikte &ccedil;alıştım. &Ccedil;ok ilgin&ccedil;ti. Onun bir proje i&ccedil;in desteğe, benim de paraya ihtiyacım vardı ve altı haftalık bir s&uuml;re i&ccedil;in onunla &ccedil;alışmaya başladım. Sonradan neredeyse iki sene birlikte &ccedil;alıştık. &Ouml;ğretmenliğe de devam ettim.</p> <h3>ZA: Ofisinizi ne zaman a&ccedil;tınız?</h3> <p><strong>WA: </strong>Riverside Studios'dan bir projesi teklifi geldi. Onlara "Ofisim yok, eğer &uuml;cretimin bir kısmı olarak bana bir ofis verirseniz neden olmasın?" dedim, b&ouml;ylece 1971'de kendi ofisimi a&ccedil;mış oldum.</p> <p>Riverside Studios &ccedil;ok ilgin&ccedil; bir yerdi; o &uuml;&ccedil; sene boyunca &ccedil;ok moda bir sanat merkeziydi. Dans&ccedil;ılar, kareograflar, mimarlar orada buluşuyor ve saat altıdan sonra aşağıdaki barda i&ccedil;iyorlardı. Samuel Beckett da oradaydı. Yaptıklarından değil, sadece kriketten bahsederdi. Ofisimi yeni a&ccedil;mıştım ve kendimi b&ouml;yle bir &ccedil;evrede buldum. 5 sene Riverside yakınlarındaki ofisimde kalıp, sonra daha b&uuml;y&uuml;k bir ofise taşındım.</p> <p>Şunu s&ouml;yleyebiliriz, sanat her zaman işlerimin temelinde, arka planında yerini aldı.</p> <h3><strong>ZA:</strong> B&uuml;t&uuml;n bu tecr&uuml;beleriniz sonunda, 42 yaşınızda da ilk bağımsız binanızı yaptınız.</h3> <p><strong>WA: </strong>Kendimi yaratan bir mimar olduğumu s&ouml;yleyebilirim. AA'ye gittiğim zamanlarda tamamen farklıydı. Archigram etkisindeydi ve neredeyse b&uuml;t&uuml;n &uuml;yeleri hocamız oldu. Benim d&ouml;nemimde Rem (Koolhaas), iki d&ouml;nem ardımdan da Zaha (Hadid) geliyordu. Olduk&ccedil;a sağlam bir d&ouml;nemdi. Başta da s&ouml;ylediğim gibi mimarlık okunabilecek en ilgin&ccedil; yer AA'di o zamanlar. Peter Cook ayrılıp başka &uuml;niversiteye ge&ccedil;tiğinde, gittiği &uuml;niversite farklılaştı.</p> <h3>ZA: Peter Cook mimarlığınızı etkiledi mi?</h3> <p><strong>WA: </strong>Archigram etkiledi. Peter Cook'un ders verdiği sene ben Roma'daydım. (G&uuml;l&uuml;yor) Son sene hi&ccedil; hocam yoktu, Roma'nın kendisi dışında.</p> <h2>Diyelim D&uuml;nyanın Herhangi Bir Yerinde Bir Okul Kuracak Oldum...</h2> <h3><br />ZA: Şimdi d&uuml;nyanın farklı &uuml;lkelerinden &ouml;ğrenciler i&ccedil;in değişim programları var. Sizde 11 senedir Viyana Teknik &Uuml;niversitesi'nde ders veriyorsunuz. Bir okul veya bir at&ouml;lye &ccedil;alışması yapsaydınız nasıl bir kurguya giderdiniz?</h3> <p><strong>WA:</strong> Eğer birşey yapsaydım, bunu Viyana'da yapabilirdim. &Uuml;niversite &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k ve sistem ağır işliyor fakat &ouml;ğrencileri &ccedil;ok seviyorum ve sanırım onlar da beni seviyorlar. Diğer hocalar umrumda değil pek. Diyelim d&uuml;nyanın herhangi bir yerinde bir okul kuracak oldum; fazla b&uuml;y&uuml;k yapmazdım, sanat ve mimarlık &ouml;ğrencileri birarada bulunurdu ve onlara aynı şekilde davranırdım.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/Haber-02/2018/05/15/Image%20Overcoat%20Cloud%20of%20Comfort%20Climatic%20Conceptual%20Painting%20for%20OCAD%20Toronto.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">"Image Overcoat Cloud of Comfort Climatic": Conceptual Painting for OCAD, Toronto&nbsp;@Canadian Centre for Architecture</span></p> <h3>ZA: Bu yaklaşımınız yaptığınız eğitim yapılarına da yansıyor.</h3> <p><strong>WA: </strong>Evet, olduk&ccedil;a. Bence ideal olarak, gen&ccedil; mimarlar ve gen&ccedil; sanat&ccedil;ılar bir arada olmalı. Sonu&ccedil;ta herkes sanat ve mimarlıktan bahsediyor fakat erken yaştaki bu etkileşimin &ouml;nemini farketmiyorlar. Ancak sanat&ccedil;ı mimarı, mimar da sanat&ccedil;ıyı tanırsa ideal ortam yaratılabilir. Ortak bir saygı ve anlayış gelişir. Eğer d&uuml;nya bunu &ouml;nemli bulursa, o zaman bu dalların gen&ccedil;ken iletişime ge&ccedil;eceği bir platform yaratılır, okulu a&ccedil;ılır. Olması gereken budur.</p> <h3>ZA: T&uuml;rkiye'de pek etkileşimde sayılmayız ama istisnalar dışında bir&ccedil;ok &uuml;niversitede mimarlık b&ouml;l&uuml;mleri, m&uuml;hendislik fak&uuml;ltelerine bağlı, yani bu b&ouml;l&uuml;mler birbirlerine yakın olarak algılanıyor.</h3> <p><strong>WA:</strong> M&uuml;hendisler değerli insanlar ama aynı şekilde onlar da diğer mesleklerle birlikte eğitim almalılar. B&ouml;ylece birbirlerini anlayacak şekilde &ccedil;alışmayı &ouml;ğrenebilirler. D&uuml;ş&uuml;n&uuml;n ilk sene farklı dallardan 50 &ouml;ğrenciniz varsa, her sene bir elli daha katılacaktır. On senede 500 &ouml;ğrenci eder; birbirlerinin dilinden anlayan, &ccedil;alışmayı bilen 500 &ouml;ğrenci. Bu &ccedil;ok kıymetli bir birliktelik. Eğer İstanbul'da veya herhangi bir yerde mimarlık uygulamalarını veya kent &ccedil;ehresini değiştirmek isityorsanız, bu başlangı&ccedil; i&ccedil;in iyi bir nokta. Bu da sizin g&ouml;reviniz.</p> <p>*Bu s&ouml;yleşi ilk olarak&nbsp;<span>05.07.2012 tarihinde Arkitera'da yayına a&ccedil;ılmıştır.</span></p> Tue, 15 May 2018 16:44:00 +03 "Katılımcı Süreçler, Tepeden İnme Müdahalelerden Daha Fazla Toplumsal Sermaye Oluşturuyor" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/darell-hammond/1017 Özüm İtez <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/soylesi02/darell-hammond/manset_darell_hammond.jpg.jpeg" width="615" /><br/><br><br><br>İstanbul95 projesi için Studio-X Istanbul'da bir sunum yapmak üzere bulunan Darell Hammond ve Studio-X İstanbul'un yürütücüsü Selva Gürdoğan ile bir araya geldik.<br><br><p>K&ouml;t&uuml; kentleşme politikaları ve belediyecilik nedeniyle oyundan mahrum bırakılmış mahalleleri, &ccedil;ocukları, oyunla ve oyun alanları ile buluşturmayı ama&ccedil;layan KaBOOM! sivil toplum &ouml;rg&uuml;t&uuml;n&uuml;n kurucusu, şimdilerde Bernar van Leer Vakfı'nın Urban95 projesi ve Tiran Belediyesi'nin hazırladığı yeni masterplan i&ccedil;in danışmanlık yapan Darell Hammond, &ccedil;ocuk oyun alanları, katılımcı &uuml;retim ve bu bağlamdaki kamu-sivil toplum-&ouml;zel sekt&ouml;r ortaklıkları konusunda 20 yılı aşkın deneyime sahip.</p> <p>S&ouml;yleşiye ge&ccedil;meden &ouml;nce KaBOOM!'un g&uuml;ncel faaliyetlerini <a target="_blank" href="https://kaboom.org/">buradan</a> ve Bernard van Leer Vakfı'nın Urban95 projesinin İstanbul ayağı olan İstanbul95 projesini <a target="_blank" href="https://istanbul95.org/haberler/">buradan</a> takip edebilirsiniz.</p> <h3>&Ouml;z&uuml;m İtez: 20 yıl &ouml;ncesine d&ouml;nersek, d&uuml;ş&uuml;k gelirli mahallelerde &ccedil;ocuk parkları kuran bir sivil toplum &ouml;rg&uuml;t&uuml; olan KaBOOM!&rsquo;dan biraz bahseder misiniz?</h3> <p>KaBOOM!&rsquo;un ortaya &ccedil;ıkışı aslında biraz benim ge&ccedil;mişimle bağlantılı. Bir topluluk tarafından y&uuml;r&uuml;t&uuml;len kimsesizler evinde b&uuml;y&uuml;t&uuml;ld&uuml;m; yani beni ailem değil bu topluluk b&uuml;y&uuml;tt&uuml;. Bu nedenden &ouml;t&uuml;r&uuml; sanırım, hayatta amacını arayan hen&uuml;z 20&rsquo;li yaşlarında bir gen&ccedil;ken bile, benden daha talihsiz insanlara yardım etmem gerektiğini hissediyordum. B&ouml;ylelikle, g&uuml;ney Şikago&rsquo;da toplum hizmeti veren bir merkezde &ccedil;alışmaya başladım.</p> <p>Toplulukların olumsuz yanlarına değil olumlu yanlarına odaklanmaya &ccedil;alışıyorduk ancak yaptığımız &ccedil;alışmalarda, mahalleli ile hep birlikte bir şeyler &uuml;retebileceğimiz bir projenin eksikliğini hissediyorduk. &Ccedil;ocuk oyun alanları &uuml;retme fikir bu noktada devreye girdi. Amacımız &ccedil;ocuk oyun alanlarını kullanarak toplumu bir şeylere karşı değil bir şey i&ccedil;in savaşmaya y&ouml;neltmekti. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, maddi ve zamansal a&ccedil;ıdan sınırları &ccedil;ok belirli bir faaliyet olmasından dolayı insanlarda birliktelik, başarı, yere ait olma, kendileri ve gelecek nesiller i&ccedil;in daha iyi koşullar yaratma, gibi hisler yaratabiliyordu.</p> <p><a href="https://kaboom.org/playability/play_everywhere/gallery/urban_thinkscape" target="_blank"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/darell-hammond/_%20%281%29.jpg.jpeg" /></a><br /><span class="fotograf-yazi">KaBOOM! "<a href="https://kaboom.org/playability/play_everywhere" target="_blank">Play Everywhere Challenge</a>" 2016 kazananı: <em>Urban Thinkscape </em>projesi, Temple University, Philadelphia.</span></p> <p>Temel fikir her zaman, oyun alanlarının sivil toplum &ouml;rg&uuml;tlenmesi i&ccedil;in bir ara&ccedil; olarak kullanılmasıydı; ancak zamanla &uuml;lkedeki en b&uuml;y&uuml;k &ccedil;ocuk parkı alıcısına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;k. Piyasada b&ouml;ylesine bir etkimiz olmasından dolayı daha iyi oyun alanları &uuml;retme ihtiyacı hissetmeye başladık ve b&ouml;ylelikle, &ccedil;ocuklar i&ccedil;in en iyi oyunun ne olduğuna, oyuncağın buna nasıl bir katkısı olduğuna ve &uuml;reticileri daha iyi oyun alanları yapmaya nasıl teşvik edebileceğimize dair araştırmalar yapmaya başladık.</p> <h3>&Ouml;z&uuml;m: Bu işe ilk başladığınız 90&rsquo;lı yılların sonundan g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze bakarsak, Amerikan kentleri ve &ccedil;ocuk arasındaki ilişki nasıl d&ouml;n&uuml;şt&uuml;?</h3> <p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zle karşılaştırıldığında &ccedil;ocuklarla &ccedil;ok farklı bir ilişkimiz vardı. &Ccedil;ocuklar, toplumun veya g&uuml;ndelik hayatın bir par&ccedil;ası değildi; ebeveynlerinin sorumluğundaydı. &Ccedil;ocuk parkları ise, yerel y&ouml;netimlerin &ldquo;oy toplamak i&ccedil;in yapılacak işler listesi&rdquo;ndeki herhangi bir satırdan &ouml;teye gitmiyordu. Valiler, kurdele kesme t&ouml;reni yapabilmek i&ccedil;in &ccedil;ocuk parkları inşa ederdi. Ulaşılır, erişilebilir veya g&uuml;venlik y&ouml;netmeliklerine uygun olup olmadıklarını &ouml;nemsemeden, &ldquo;bakın, &ccedil;ocuklarımız i&ccedil;in de bir şeyler yaptık&rdquo; diye işaret edebilecekleri fiziksel &ouml;gelerdi. Aynen okul yapmak gibi... İstediğiniz kadar okul yapabilirsiniz, bu onların nitelikli okullar oldukları veya &ccedil;ocukların herhangi bir şey &ouml;ğreneceği anlamına gelmez.</p> <h3></h3> <p>KaBOOM!, &ccedil;ocuk parkı aletleri &uuml;reten piyasanın en &ouml;nemli m&uuml;şterisi olarak, &ldquo;yalnızca &ccedil;ocuklar i&ccedil;in en doğru oyunlara olanak veren oyuncakları alacağız&rdquo; dedi ve bu zamanla piyasayı da d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml;. Seri &uuml;retime ge&ccedil;meden &ccedil;ocuklar &uuml;zerinde denenmemiş parkları satın almadık. &Ccedil;ocuk parkı prototiplemek ve test etmek olduk&ccedil;a masraflı bir iş ancak uzun vadede parkın doğru &ccedil;alışabilmesi a&ccedil;ısından &ccedil;ok &ouml;nemli.</p> <p>Bunun da &ouml;tesinde, mimarlık, şehir ve b&ouml;lge planlama b&ouml;l&uuml;mlerinde veya belediyelerin planlama ofislerinde, &ccedil;ocuklara ve oyun alanlarına dair neler &ouml;ğretildiğini, &ccedil;ocukların nasıl g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alındığını merak etmeye başlamıştık. İnsanların ilgili ancak bu konuda neler yapılabileceği konusunda bilgisiz olduklarını fark ettik. Ne yapılabileceğini bilemedikleri i&ccedil;in nasıl yapılabileceğini de bilmiyorlardı. Eğer &ccedil;ocukların kentte daha g&ouml;r&uuml;n&uuml;r ve etkin olmasını istiyorsak, &ccedil;ocuk gelişimi i&ccedil;in en doğru oyun alanlarını &uuml;retmek istiyorsak, &ouml;nce planlama ofislerini ve park bah&ccedil;e m&uuml;d&uuml;rl&uuml;klerini eğitmemiz gerektiğini fark ettik.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/darell-hammond/Press%20Kit%20-%20Build%20Day%20002.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">The MDRT Foundation ve KaBOOM! ortaklığında Vancouver'da kurulan parkın inşaasından, 2016.</span></p> <h3>&Ouml;z&uuml;m: Yalnızca sivil topluma hizmet etmenin &ouml;tesinde, devlet kurumlarına danışmanlık veren bir kurum olarak da &ccedil;alışıyordunuz?</h3> <p>Evet, zamanla bir <em>action tank</em> olarak &ccedil;alışmaya başladık. Jane Jacobs&rsquo;ın meşhur bir lafı vardır: &ldquo;Bir kentin sağlığını, ortalıkta gezinen &ccedil;ocukların sayısı ile &ouml;l&ccedil;ebilirsiniz&rdquo;. Kuzey Amerika&rsquo;da bazı kentlerde sokaklarda &ccedil;ocuk g&ouml;remezsiniz. Bunda, yıllar yılı Amerikan kentleşmesindeki d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n b&uuml;y&uuml;k bir payı var. Arazi daha ucuz olduğundan banliy&ouml;lere, uydu kentlere g&ouml;&ccedil;en kentliler ile birlikte, merkezde bulunan mahalle okulları ve en nihayetinde &ccedil;ocuklar da gitti. &Ccedil;ocuklar, &ccedil;ok hızlı bir bi&ccedil;imde Amerikan kentlerinden yok oldu.</p> <p><a href="https://kaboom.org/playability/play_everywhere/gallery/brightmoor_runway" target="_blank"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/darell-hammond/Brightmoor%20Runway%20%280%29.jpg.jpeg" /></a><br /><span class="fotograf-yazi">KaBOOM! "<a target="_blank" href="https://kaboom.org/playability/play_everywhere">Play Everywhere Challenge</a>" 2016 kazananı: <a href="https://kaboom.org/playability/play_everywhere/gallery/brightmoor_runway" target="_blank"><em>Brightmoor Runway</em></a>, Detroit.</span></p> <p>Hala KaBOOM! y&uuml;r&uuml;t&uuml;c&uuml;s&uuml; olduğum son d&ouml;nemlerde, &ccedil;ocukların parkları giderek daha az kullandıklarını fark etmeye başlamıştık. &Ccedil;ocuklara bunu nedenini sorduğumuzda, &ldquo;Siz neden bahsediyorsunuz, bizim i&ccedil;in t&uuml;m kent koca bir oyun alanı!&rdquo; dediler; otob&uuml;s duraklarının, &ccedil;amaşırhanelerin birer oyun alanı olduğundan bahsettiler. Ebeveynlerin g&uuml;&ccedil;l&uuml;k veya angarya olarak g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; mekanlarda &ccedil;ocuklar oyun g&ouml;r&uuml;yordu. O andan itibaren, zorunlu veya sıkıcı anları oyuna ve en nihayetinde t&uuml;m kenti bir oyun alanına nasıl &ccedil;evirebileceğimizi anlamamız gerektiğini fark ettik.</p> <p><a href="https://kaboom.org/playability/play_everywhere/gallery/ox4d" target="_blank"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/darell-hammond/OX4D%2C%20public%20housing%20community%20in%20Houston%2C%20Texas%20%280%29.jpg.jpeg" /></a><br /><span class="fotograf-yazi">KaBOOM! "<a href="https://kaboom.org/playability/play_everywhere" target="_blank">Play Everywhere Challenge</a>" 2016 kazananı: <a href="https://kaboom.org/playability/play_everywhere/gallery/ox4d" target="_blank"><em>OX4D</em></a>, Houston.</span></p> <p>&Ouml;te yandan, zaman değiştik&ccedil;e, yeni teknolojiler geldik&ccedil;e, &uuml;rettiğimiz parklar &ccedil;ocuklara yeterince meydan okumuyor, istek ve ihtiya&ccedil;larını karşılayamıyordu. Bu nedenle, KaBOOM! olarak s&uuml;rekli parklar yapmayı bırakıp &ouml;ğrendiklerimizi diğer kuruluşlar ile paylaşmaya da odaklandık.</p> <p><a href="https://kaboom.org/playability/play_everywhere/gallery/upswing_retractable_jump_ropes_sidewalk_play_neighborhood_renewal" target="_blank"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/darell-hammond/_%20%283%29.jpg.jpeg" /></a><br /><span class="fotograf-yazi">KaBOOM! "<a target="_blank" href="https://kaboom.org/playability/play_everywhere">Play Everywhere Challenge</a>" 2016 kazananı: <a href="https://kaboom.org/playability/play_everywhere/gallery/upswing_retractable_jump_ropes_sidewalk_play_neighborhood_renewal" target="_blank"><em>Upswing</em></a>, Richmond.</span></p> <h3>&Ouml;z&uuml;m: Yıllar yılı, birlikte &ccedil;alıştığınız tasarımcılardan neler &ouml;ğrendiniz, onlar sizden neler &ouml;ğrendi?</h3> <p>Mimarların sosyal trendlere &ccedil;ok hızlı adapte olup, &ouml;nc&uuml; olabildiklerini fark ettik. Eğer onları y&ouml;nlendirebilirsek, insan davranışını ve &ccedil;evreyi daha kolay d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rebileceğimizi fark ettik. Bir yandan da biz mimarlara, topluluklarla, cemaatlerle, kentlilerle ve tabii ki &ccedil;ocuklarla, mahalle &ouml;l&ccedil;eğinde ilişki kurmayı, onları anlamayı &ouml;ğrettik.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/darell-hammond/imaginaiton%20playground%20%281%29.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Imagination Playgorund (KaBOOM! + Rockwell Group)</span></p> <p>New York&rsquo;lu bir mimarlık ofisi olan <a href="https://www.rockwellgroup.com/" target="_blank">Rockwell Group</a>&lsquo;un kurucusu David Rockwell, tiyatro ge&ccedil;mişinden dolayı, dramadan ve oyundan anlayan bir mimar. &Ccedil;ocuklarını parka g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;nde, kendine de biraz zaman ayırabiliyor ve parkları dinlenmek i&ccedil;in kullanabiliyormuş. &Ccedil;ocuklar b&uuml;y&uuml;d&uuml;k&ccedil;e oyun s&uuml;releri azalıyor, dolayısıyla David&rsquo;in dinlendiği s&uuml;reler de azalıyor. Ama eve gittiklerinde &ccedil;ocuklar s&uuml;rekli mukavva kutularla, birlikte (kız ve oğlan &ccedil;ocuğu) oynuyor, yapıyor, bozuyor. David &ccedil;ocuk parklarının b&ouml;yle fırsatlar sunamadığını fark ediyor. Aynı d&ouml;nemde biz &ldquo;en iyi oyun nedir?&rdquo; diye kendi kendimize sorarken, David de b&ouml;yle bir deneyim yaşıyor ve d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu. En nihayetinde bir araya gelip, &ldquo;Imagination Playground&rdquo; isimli bir &ccedil;ocuk parkı tasarlayıp birlikte piyasaya s&uuml;rd&uuml;k. Amacımız daha a&ccedil;ık, m&uuml;şterek, hayalci, hem kamusal hem de &ouml;zel mekanda var olabilen oyun mekanları yaratmaktı. KaBOOM! bunu tek başına yapsaydı hi&ccedil;bir zaman pop&uuml;ler olmazdı ancak David Rockwell&rsquo;in, şanı, zekası ve deneyimleri sayesinde &ccedil;ok hızlı ve etkin bi&ccedil;imde bu &uuml;r&uuml;n&uuml; piyasaya s&uuml;rd&uuml;k.</p> <p><iframe src="https://www.youtube.com/embed/SkUaFsOffAk" width="100%" height="400" frameborder="0"></iframe></p> <p>Bu deneyimin &uuml;st&uuml;ne, Rockwell gibi &ouml;nc&uuml; sayılabilecek başka hangi isimler ile ortaklık kurabileceğimizi araştırmaya başladık &ccedil;&uuml;nk&uuml; temel amacımız daha iyi oyuncaklar &uuml;retmekten &ccedil;ok, &ccedil;ocukları daha fazla g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde bulunduran ve kamusal hayatın i&ccedil;ine katan kentsel mekanlar oluşturmaktı.</p> <h3>&Ouml;z&uuml;m: Mimarlık mesleği, katılımcı tasarım edimini g&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e daha &ccedil;ok benimsiyor ve ilerletiyor. &Ouml;zellikle yeni nesil tasarımcılar i&ccedil;in &ouml;nemli bir konu. Siz ise uzun yıllardır yerel topluluklar, y&ouml;netimler, profesyoneller ve g&ouml;n&uuml;ll&uuml;ler arasında bir bağ kuran &ccedil;alışmalar y&uuml;r&uuml;t&uuml;yorsunuz. Tasarım &ouml;l&ccedil;eğindeki bu değişimin sizin &ccedil;abalarınıza da yansıdığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor musunuz? Katılımcı s&uuml;re&ccedil;lerin g&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e kolaylaştığı ve yaygınlaştığını s&ouml;yleyebilir miyiz?</h3> <p>Topluluklar &ldquo;ile birlikte&rdquo; &ccedil;alışmak ve &uuml;retmek, topluluklar &ldquo;i&ccedil;in&rdquo; &uuml;retim yapmaktan &ccedil;ok daha &ouml;nemli. Başarının en &ouml;nemli bileşenlerinden biri bu. Ancak bu şekilde katılımcılık ağızlara pelesenk olmuş bir kelimenin &ouml;tesine ge&ccedil;ebilir. Katılımcı s&uuml;re&ccedil; demek, mahalleliyle at&ouml;lyeler yapmak demek değil. Onlar i&ccedil;in at&ouml;lyeler d&uuml;zenlemek de değil. Katılımcı s&uuml;re&ccedil;ler, katılımcıların neler s&ouml;ylemek istediklerini dinlemek, k&uuml;lt&uuml;rel ve sosyal ihtiya&ccedil;larını anlamak, &ouml;nceliklerini anlamak ve en nihayetinde ortak emellerine şekil vermek konusunda onlara yardımcı olmak, diğer insanların/profesyonellerin aynı konuya yaklaşımları konusunda bilgilendirmekten ge&ccedil;iyor. Ancak bu şekilde &ldquo;bilen&rdquo; (mimar, tasarımcı, vs.) ile &ldquo;bilmeyen&rdquo; (yerel topluluklar) arasında m&uuml;şterek bir zemin yaratılabilir. Bu durum ger&ccedil;ekleştiğinde hem mimar, hem kurum, hem de mahalleli kendiyle gurur duyabiliyor. Dahası, mahalleli kendiyle gurur duyduğunda projeye de saygı duruyor. Uzun vadede, &uuml;retimin/projenin s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirliği, zarar g&ouml;rmemesi ve de bakımı a&ccedil;ısından bu &ccedil;ok &ouml;nemli. Katılımcı s&uuml;re&ccedil;ler, &ldquo;iyi ama tepeden inme&rdquo; m&uuml;dahalelerden daha fazla g&uuml;ven, toplumsal sermaye ve bağlılık oluşturuyor. Ancak bu sayede normalde devrimsel herhangi bir şeyin ortaya &ccedil;ıkamayacağı yerlerden, devrimci projeler ortaya &ccedil;ıkabiliyor.</p> <h3><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/darell-hammond/Chloe%20Clark%20Elementary%20School%20%280%29.jpg.jpeg" /></h3> <h3><br />Selva G&uuml;rdoğan: Bug&uuml;nlerde &ccedil;alışmalarınız biraz daha erken &ccedil;ocukluk d&ouml;nemine kaymış durumda. Bu d&ouml;neminin neden &ouml;nemli olduğundan biraz bahseder misiniz?</h3> <p>20 yıl boyunca KaBOOM! ile &uuml;rettiğimiz &ccedil;ocuk parkları yalnızca 5 ila 12 yaş arası &ccedil;ocuklar i&ccedil;in &uuml;rettik. Bu a&ccedil;ıdan aslında problemin par&ccedil;ası olduğumuzu bile s&ouml;yleyebilirim. &Ouml;rneğin bebek arabalarına uygun ve bebeklere uygun parklar &uuml;retmiyorduk.</p> <p>KaBOOM!&rsquo;dan ayrılıp, Tiran&rsquo;a taşındığım d&ouml;nemde, Bernard van Leer vakfı da Urban95 projesine yeni başlıyordu. 20 yıldır &ccedil;ocuk oyun alanları ile ilgili yaptığım &ccedil;alışmalar ve vakfın Urban95 projesi &ccedil;ok doğal bir birliktelik oluşturdu. Ancak vakfın kenti 95 santimetreden yani bir &ccedil;ocuğun g&ouml;z hızasından g&ouml;rmek &uuml;zere başlattığı projesinin sorduğu sorular ve bakış a&ccedil;ıları itiraf etmeliyim ki ilk başta beni dehşet etkiledi.</p> <p>Benim &ccedil;ocuğum yok, hi&ccedil; bebek arabası s&uuml;rmedim veya elimde bir bebekle toplu taşıma aracına binmedim bu nedenle kentin bebekli ailelerin &ouml;n&uuml;ne koyduğu bariyerlere dair kişisel bir deneyimim yoktu. Kentler ile yarattığımız fiziksel &ccedil;evrelere baktığınızda şunu rahatlıkla g&ouml;rebilirsiniz: &ccedil;ocukları tasarımın dışında bırakıyoruz. Urban95&rsquo;in bakış a&ccedil;ısı ve hızlı prototipleme y&ouml;ntemleri ile &ccedil;ocukları da i&ccedil;eren farklı bir k&uuml;lt&uuml;rel norm nasıl &uuml;retebileceğimizi araştırıyoruz. Bir yandan mimarlar, tasarımcılar &uuml;retmeye &ccedil;alışırken, yerel y&ouml;netimler bunları uygulamak istiyor ve d&uuml;nyada bu iki grup eş zamanlı olarak birleştik&ccedil;e değişimi g&ouml;rmeye başladık.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/darell-hammond/IL2017_007.jpg.jpeg" /></p> <p>Bernard van Leer&rsquo;ın a&ccedil;ısından bakarsak, erken &ccedil;ocukluğa dair ebeveynleri bilin&ccedil;lendirilmesi ve yerel y&ouml;netimler i&ccedil;in y&ouml;netmeliklerin &uuml;retilmesi a&ccedil;ısından ge&ccedil;tiğimiz senelerde olduk&ccedil;a başarılı oldular. Ancak bu politikalar t&uuml;m n&uuml;fusa yansıyamıyor. Bu zorluklar kısmen &ouml;ncelikler ve kısmen de &ccedil;ocuk gelişimi adına dağıtılan b&uuml;t&ccedil;elerin kısıtları y&uuml;z&uuml;nden oluşuyor. &Ccedil;ocuklara y&ouml;nelik mekanların, t&uuml;m fiziksel &ccedil;evreye harcanan paralar ve b&uuml;t&ccedil;eler i&ccedil;indeki yeri olduk&ccedil;a k&uuml;&ccedil;&uuml;k. Ancak bizler yapılı &ccedil;evrenin nasıl da &ccedil;ocukları dışarıda bırakacak şekilde &uuml;retiliyor olduğunu g&ouml;sterdiğimizde insanlarda genelde bir aydınlanma yaşıyorlar. Vakıf, bu bilin&ccedil;lendirmenin ve en nihayetinde &ccedil;ocukları da i&ccedil;ine katan b&uuml;t&ccedil;elendirmenin ancak bu konu &uuml;st&uuml;ne konuşabildiğimiz ve dinlendiğimiz s&uuml;rece başarılı olduğunun farkında.</p> <h3>Selva: Erken &ccedil;ocukluk neden birdenbire pop&uuml;ler oldu peki sizce?</h3> <p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, &ccedil;ocuğun ilk 1.000 g&uuml;n&uuml;nde, beyninde neler yaşandığına dair hi&ccedil;bir zaman bilmediğimiz kadar &ccedil;ok şey biliyoruz. Bir&ccedil;ok toplum, bebeğin ancak okula gitmeye başladığı andan itibaren &ouml;ğrenmeye başladığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor. Ancak ger&ccedil;ek şu ki, &ccedil;ocuk ilk 1.000 g&uuml;n&uuml;nde hayatı boyunca &ouml;ğreneceğinden daha fazla şey &ouml;ğreniyor. Tam olarak bu d&ouml;nemde, beyinde ya s&uuml;rekli ve aşırı hızlı bir bi&ccedil;imde n&ouml;ronlar arasında bağlantılar oluşuyor veya k&ouml;reliyor. Bu nedenle, kişinin yaşam boyu başarılı bir insan olabilmesi i&ccedil;in, hayatının ilerleyen yıllarında, okula başladıktan sonra bu n&ouml;ronlar arasındaki bağlantının yeniden kurulmaya &ccedil;alışılması yerine ilk 1.000 g&uuml;nde kurulması &ccedil;ok daha &ouml;nemli. Vakfın amacı da zaten en iyi &ouml;ğrenme ara&ccedil;larının se&ccedil;ilmesi ve bunların yapılı &ccedil;evreye entegre edilmesi.</p> <p>Beyin gelişimi ve yapılı &ccedil;evre a&ccedil;ısından şunu biliyoruz ki bağımlı hareketlilik ve bağımsız hareketlilik arasında bir fark var. &Ccedil;ocukların &ouml;zg&uuml;rce ve g&uuml;venli bir bi&ccedil;imde s&uuml;rekli hareket i&ccedil;inde olabilmesine bağımsız hareketlilik deniyor. Bu sağlıklı bir topluluğun g&ouml;stergesi. Bağımlı hareketlilikte &ccedil;ocuklar ya kucakta ya da bebek arabasında taşınıyorlar. İlkinde ise y&uuml;r&uuml;yor veya emekliyorlar. T&uuml;m bunlar bambaşka fiziksel &ccedil;evrelere ihtiya&ccedil; duyuyor. &ldquo;Bağımsız hareketlilik i&ccedil;in nasıl kaldırımlar, ge&ccedil;itler tasarlanmalı? Yaya ge&ccedil;idinin zamanlaması bir &ccedil;ocuğun kendi başına karşıdan karşıya ge&ccedil;ebilmesine uygun mu? Uygun olmalı mı? Bununla ilgili bir y&ouml;netmelik geliştirilmeli mi?&rdquo; gibi sorular soruyoruz. Hem yetişkin hem de &ccedil;ocuk g&ouml;z&uuml;nden tasarımlar yaparak, hem &ccedil;ocukların kendi kendilerine karşıdan karşıya ge&ccedil;mesini kolaylaştırmaya hem de y&uuml;r&uuml;yerek okula varmalarını teşvik etmeye &ccedil;alışıyoruz.</p> <p>&Ccedil;ocukların, ebeveynlerinin sorumluluğunda olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz. Belli bir yaşa geldiğinde okula gidiyorlar. Okulda ne &ouml;ğretiliyor ne &ouml;ğretilmiyor, hangi t&uuml;r etkinlikler yapılıyor veya yapılmıyor, &ccedil;ocuklar okula ne gibi yiyecekler getirebilir veya getiremez&hellip; T&uuml;m bunlara ve fazlasına karar veren okulun da toplumsal sorumlulukları var ve &ccedil;ocuğun sorumluluğunu aile ile paylaşıyorlar. Ancak aslında b&ouml;yle olmadığını, &ouml;ğrenmenin aslında &ccedil;ok daha erken yaşlarda, &ccedil;ocuğun yapılı &ccedil;evre ile kurduğu ilişki ile başladığını da biliyoruz. Ebeveyn olma k&uuml;lt&uuml;r&uuml; &ccedil;ok hızlı d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor, bununla birlikte &ccedil;ocukluk da &ccedil;ocukluk deneyimi de &ccedil;ok hızlı d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor. Ancak hi&ccedil;bir kentin b&ouml;yle bir altyapısı yok. &Ouml;rneğin, Londra gibi kentlerde, ses ve hava kirliliği nedeniyle kırmızı b&ouml;lge ilan edilen mahallelerde &ccedil;ocukların oyun oynamak i&ccedil;in sokağa &ccedil;ıkmasının yasak olduğu g&uuml;nler yaşanıyor. Bu g&uuml;n ve b&ouml;lgeleri basın aracılığıyla kentlilere duyurmak zorunda kalıyorlar. Eğer bu konuda herhangi bir şey yapmazsak durum iyiye değil, yalnızca k&ouml;t&uuml;ye gidecek.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/darell-hammond/IL2017_080.jpg.jpeg" /></p> <p>Ge&ccedil;tiğimiz sene Urban95 ile yaptığım &ccedil;alışmalar esnasında şunu fark ettim, insanlar nadiren Urban95'in ilkelerine karşı &ccedil;ıkıyor ve vakfın &ouml;ne s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; fikir &ccedil;ok kolay bir bi&ccedil;imde kabul g&ouml;r&uuml;yor. Vakıf ile ilk başlarda, insanların fikirler ve &ccedil;&ouml;z&uuml;mler &uuml;reteceği, inovasyon yapacağı, bu fikirler sayesinde kurallar, yasalar, y&ouml;netmelikler &uuml;reteceğimiz ve en nihayetinde bunların mahalle, kent, &uuml;lke ve d&uuml;nya &ouml;l&ccedil;eğinde etkin olmaya başlayacağını varsayıyorduk. Bu varsayım &ccedil;&ouml;kt&uuml;. Ne yazık ki bir tıkanma ile karşılaştık. &ldquo;Neden&rdquo; sorusunu cevaplandırmak kolay, insanlar tahminlerimizden &ccedil;ok daha hızlı t&uuml;m bu fikirleri kabul ediyorlar. Asıl zor olan, &ldquo;ne?&rdquo; ve &ldquo;nasıl?&rdquo; sorularının cevaplarını ortaya koyabilmek. Valiler ve belediye başkanları ise, &ldquo;Şu an ar-ge b&uuml;t&ccedil;emi b&ouml;yle bir projeye ayırmayı d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorum ancak bana tam olarak ne yapmam gerektiğini anlatın, o zaman yatırım yapabilirim.&rdquo; diyor. Vakıf olarak, insanların ikna edilme ihtimalini biraz k&uuml;&ccedil;&uuml;msemiş olduğumuz fark ettik. Tahmin ettiğimizden daha kolay ikna oluyorlar, asıl soru tam olarak ne yapmaları gerektiğini anlatabilmek. O nedenle, biraz arkadan geliyor olsak da bu istekli insanlara, &ccedil;ocuk gelişimine uygun kentler &uuml;retebilmek &uuml;zere ara&ccedil;lar, kaynaklar, eğitim, bağlantılar sunmaya &ccedil;alışıyoruz.</p> <h3>Selva: Bu bağlamda, neyin, nasıl yaratılacağına dair mimarlar, tasarımcılar ve akademi i&ccedil;in yeni bir tartışma/&uuml;retim alanı a&ccedil;ıldığını s&ouml;yleyebiliriz sanırım?</h3> <p>Mimarlar ve tasarımcıların t&uuml;m d&uuml;nyada toplumsal akımlara y&ouml;n veren insanlar. O nedenle bu projenin, hem yeni kentlerin nasıl kurulacağı hem de mevcut kentlerin nasıl yeniden kurulacağını yeniden d&uuml;ş&uuml;nmek adına b&uuml;y&uuml;k bir fırsat olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. ABD&rsquo;de mahalle &ouml;l&ccedil;eğinde yapılmış y&uuml;zlerce masterplan inceledik, benim asıl zorlandığım konu şu: Bu planların %97&rsquo;sinde, ilk olarak g&ouml;zden &ccedil;ıkarılan şeyin parklar ve bah&ccedil;eler. İkinci olarak toplum merkezleri, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; olarak da kaldırımlar g&ouml;zden &ccedil;ıkarılıyor. Bunlar projelerde en değersiz g&ouml;r&uuml;len alanlar. Bir tarafta hayalleriniz, &ouml;b&uuml;r tarafta ger&ccedil;eklik var. Ger&ccedil;eklik bize &ccedil;ocukların &ouml;ncelikli olmadığını s&ouml;yl&uuml;yor. &Uuml;lkede yapılan planların %97&rsquo;sinde &ccedil;ocuklar &ouml;ncelikli değil. B&uuml;t&ccedil;eler uygun olduğunda ve &ccedil;ocuklar plan &ouml;nceliklerinin dışında kalmadığında ise ilk yapılan iş kataloğu a&ccedil;ıp &ldquo;26&rsquo;ıncı sayfadaki oyuncaktan 7 tane, 17&rsquo;inci sayfadakinden 9 tane istiyorum&rdquo; demek oluyor. &Ccedil;ocuk oyun alanları işte b&ouml;yle, ardında ger&ccedil;ek bir &ouml;ng&ouml;r&uuml; veya planlama olmadan yapılıyor.</p> <h3>Selva: Tasarım d&uuml;nyasında, &ldquo;&ccedil;ocuklar i&ccedil;in tasarım&rdquo; &uuml;zerine konuşmanın neredeyse &ldquo;&ccedil;ocuk&ccedil;a&rdquo; bir davranış olduğuna dair damga var. &Ccedil;ocuk dostu tasarım sanki t&uuml;m tasarım d&uuml;nyasının k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir nişi gibi. Bu nişin, ana akıma d&ouml;n&uuml;şmesi i&ccedil;in sanırım &ouml;ncelikle bakış a&ccedil;ılarımızın değmesi gerekli.</h3> <p>Meşhur bir mimarın &ldquo;&Ccedil;ocuklar i&ccedil;in proje yapıyorsanız, onu ya egonuz ya da portfolyonuz i&ccedil;in yapıyorsunuzdur, c&uuml;zdanınıza para girsin diye değil.&rdquo; dediğini hatırlıyorum. Ancak bu durum Amerika&rsquo;da kısmen de olsa d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor sanırım. En azından &ccedil;ocuk hastanelerinin tasarımının iyileştirilmesine dair girişimler var. İleri gelen tasarımcılar, &ccedil;ocuk hastanelerinin yalnızca hastaları tedavi etmek i&ccedil;in değil, sağlık ve sıhhat i&ccedil;in tasarlanması gerektiğini tartışıyorlar. Aynı şey okul tasarımına dair de ger&ccedil;ekleşiyor.</p> <p>En nihayetinde, eğer bir kenti hem 8 hem de 88 yaşındaki insana uygun yapabiliyorsan, o herkes i&ccedil;in iyi bir kent olacaktır. Ama iktisadi a&ccedil;ıdan bu ger&ccedil;ek&ccedil;i değil. Biz kentlerimizi 30&rsquo;lu yaşlarında olan insanlar i&ccedil;in tasarlıyor ve &uuml;retiyoruz. Barlar, kahvehaneleri, y&uuml;r&uuml;me yolları, koşu yolları vesaire. Bu insanlar eskiden, evlenip &ccedil;ocuk yaptıktan sonra, kaldırımlar, erişilebilirlik, okullar yetersiz kalıyor ve kent merkezinden uzaklaşıyorlardı. Artık b&ouml;yle değil. Kentler hala yetersiz ancak banliy&ouml;ye g&ouml;&ccedil; etme trendi değişiyor; gen&ccedil; ve evli insanlar kent merkezinde kalmayı se&ccedil;iyorlar. Tasarım/planlama d&uuml;nyası da bu d&ouml;n&uuml;ş&uuml;me ayak uydurmak zorunda.</p> <p>Yalnızca tasarım değil, alan kullanım politikaları da değişmek zorunda. &Ouml;rneğin bir okulda eğer &ccedil;ocuk oyun alanı varsa, o oyun alanı -yalnızca &ouml;ğrencilere değil-&nbsp;7/24 t&uuml;m mahalleliye a&ccedil;ık olmalı. Kent merkezinde kaynaklar &ccedil;ok sınırlı. Sınırlı kaynaklarla en y&uuml;ksek verimi sağlamak i&ccedil;in, ortak kullanım anlaşmalarına ihtiyacımız var. B&ouml;ylelikle, okul bah&ccedil;esindeki oyun alanını tasarlarken, onun dışarıya da en iyi hizmeti verebilecek&nbsp; şekilde konumlandırılması sağlarsanız, aynı mahalleye iki ayrı oyun alanı yapmak zorunda kalmaz, kaynaklarınızı korumuş olursunuz.</p> <h3>Selva: Bu aralar Tiran&rsquo;da ne ile uğraşıyorsunuz?</h3> <p>Tiran&rsquo;da, yerel y&ouml;netime dışarıdan katılan biri olmak yerine artık i&ccedil;eriden biri konumundayım; Tiran Belediye&rsquo;sine, kentin tarihinde ilk defa kurulacak olan Parklar ve Rekreasyon M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; kurulması konusunda danışmanlık yapıyorum. Bununla birlikte, şu an &uuml;retilmekte olan Tiran 2020-2030-2050 masterplanı dahilinde, gelecekte &ccedil;ocuklara daha uygun bir kent kurulması i&ccedil;in şimdiden nasıl adımlar atılması konusunda &ccedil;alışıyorum. Bununla birlikte, &ccedil;ocukların g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde nerelerde yaşadığı ve &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki on yıllarda nerelerde yaşayacaklarını araştırırken, gelecekte yapılacak okulların kentteki dağılımını &ouml;ng&ouml;rmeye &ccedil;alışıyorum. Daha a&ccedil;ık olmak gerekirse, kentteki ihtiya&ccedil;lar ve buna dair verilerin, &ouml;ng&ouml;r&uuml; analizi y&ouml;ntemleri ile kentteki kaynak dağılımını &ldquo;akıllı&rdquo; kılmaya &ccedil;alışıyorum. Kentte veri noktalarının bu şekilde &ccedil;&ouml;z&uuml;mlenmesi sırasında da &ldquo;Kaldırımlar daha geniş olmalı mı? Daha geniş kaldırımlara ihtiyacımız var mı? Bir alanı kaldırım yapan en az &ouml;l&ccedil;&uuml;ler nedir? Bunun prensipleri ne olmalıdır?&rdquo; gibi sorulara cevap bulmaya &ccedil;alışıyorum.</p> <p>Bug&uuml;ne k&ouml;t&uuml; kararlar ile gelmiş olabiliriz ancak iyi olan kararın ne olduğunu tanımlamamız gerekir. Bir noktada durup bunu sorgulamamız gerekiyor. K&ouml;t&uuml; kararlardan uzak durmak i&ccedil;in ne gibi y&ouml;netmeliklere sahip olmamız gerektiğini bilmemiz şart. Ancak bu sayede gelecekte vaktimizi s&uuml;rekli ge&ccedil;mişin hatalarını d&uuml;zeltmeye harcamak zorunda kalmayız.</p> Fri, 11 May 2018 13:30:00 +03 “Kontrollü, Bir Yandan da Uzlaşmacı İlerlemeler ile Zonguldak Halkı Sürece Dahil Edilmeli” http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/kontrollu-bir-yandan-da-uzlasmaci-ilerlemeler-ile-zonguldak-halki-surece-dahil-edilmeli/1016 Tülay Aydın <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/soylesi02/derya-aydan/derya_aydan3.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Süper Kent dosyası kapsamında Mimar Derya Aydan ile Zonguldak ve Zonguldak'ta genç bir mimar olmak üzerine konuştuk.<br><br><p><strong>T&uuml;lay Aydın: &Ouml;ncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Ne zamandan beri Zonguldak'ta yaşıyor ve &ccedil;alışıyorsunuz?</strong></p> <p><strong>Derya Aydan: </strong>1986 doğumluyum, 2009 İT&Uuml; Mimarlık mezunuyum. O zamanlar "Y&uuml;ksek lisans ile vakit kaybedeceğine doğrudan &ccedil;alışma hayatına gir, deneyim kazan." diyen bir hocamdan etkilendim ve mezuniyet sonrası İstanbul'da &ccedil;alışmaya başladım. A&ccedil;ık&ccedil;ası &ccedil;ok da uzun bir s&uuml;re &ccedil;alışmadım İstanbul'da; ofis ve şantiye olmak &uuml;zere iki ayrı yerde iki sene kadar &ccedil;alıştım. Olduk&ccedil;a da mutluydum.</p> <p>O sıralar Zonguldak'a git gel yapar iken Zonguldak'ta benim yaşımda gen&ccedil; bir - iki mimar vardı, bir şekilde onlarla tanıştık. İstanbul'da pazar g&uuml;n&uuml; dahi &ccedil;alıştığım bir şantiyedeydim o d&ouml;nem, kirpiklerime kadar al&ccedil;ıpan tozuna bulandığım bir işim vardı. Mutluydum ama &ccedil;ok &ccedil;alışıyordum. &Ccedil;ok şey &ouml;ğreniyordum orada, zaten yeni mezunken ilk beş - on sene mimarın m'si oluyorsun sadece. Tabii biz işveren ayağını bilmiyorduk, bize verilen g&ouml;revi yerine getiriyorduk ve &ccedil;alışma saatleri &ccedil;ok yoğundu. Baktım, burada da ilerleyen projeler var. Zonguldak'ta da işler yoğun gidiyor, ama en azından kendi işini kendin ayarlayabiliyorsun.</p> <p>Bir de ailemin bir yeri vardı ve "kızımız mimar, mimar lazım bize, sen &ccedil;iz" diyorlardı bana. Sonra şu anda ailemle yaşadığım binayı Zonguldak'taki o mimar ile ortak yapmaya başladık. Aşağı yukarı yaşıtız da, aynı heyecanları taşıyoruz. Bu proje sonrasında da &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k hayallere kapılmadan, s&ouml;m&uuml;r&uuml;lmeden olabildiğini g&ouml;rd&uuml;m bir şeylerin. Evet, İstanbul'da olunca &ccedil;ok l&uuml;ks, &ccedil;ok g&uuml;zel projelerde yer alabilmek m&uuml;mk&uuml;n; benim &ccedil;alıştığım projeler de &ouml;yleydi. Mesleki tatmin vardı, ancak biraz daha saatlerini kendim ayarlayabildiğim bir tarafa y&ouml;nelmek istedim. &Ouml;yle olunca oradaki işten ayrılmıştım ve o aralıkta buraya gelmiş oldum. Burada da bir kere b&uuml;t&uuml;n emeğim ile kendi işimi yapmanın tadını alınca bir daha &ouml;b&uuml;r tarafa gitmek &ccedil;ok zor geldi.</p> <p>Sonra burada bir b&uuml;ro a&ccedil;ayım, daha k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir şehirde &ouml;ğreneyim istedim işleri. Bize okulda &ouml;ğretmedikleri bir şey bu. Biz &ccedil;ok iyi birer tasarımcı olabiliriz ama o projeleri nasıl pazarlayacağımızı, satacağımızı bilmiyoruz. İşletme tarafımız hi&ccedil; yok. Burada başımı vura vura onu &ouml;ğrendim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; akıl danışabileceğim hemen hemen hi&ccedil; kimse yoktu. Enteresan bir&ccedil;ok proje yaptım, &uuml;&ccedil; sene aktif olarak ofisten &ccedil;alıştım, sonrasında ofisi kapattım bir sene evden &ccedil;alıştım. Restorasyon projeleri de geldi, i&ccedil; mekan projeleri de oldu... Birka&ccedil; kamu projesi yaptım; kurumlara, m&uuml;d&uuml;rl&uuml;klere &ouml;neriler g&ouml;t&uuml;rd&uuml;m. Şu an ise mimarlıktan biraz uzaklaştım, daha farklı bir yolda ilerlemeye &ccedil;alışıyorum.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/derya-aydan/derya_aydan_sarjman.jpg.jpeg" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">&Ccedil;izim: Derya Aydan</span></p> <p><strong>İstanbul'daki iş ge&ccedil;mişinize kıyasla Zonguldak'ta mimar olmayı nasıl tanımlarsınız? Kentteki g&uuml;ncel mimari &uuml;retim &uuml;zerine neler s&ouml;yleyebilirsiniz?</strong></p> <p>İş tatmini konusu "eh". Ama sadece Zonguldak'ta değil, Anadolu genelinde b&ouml;yle olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum, m&uuml;teahhit bir kere kadın olduğunu g&ouml;r&uuml;nce ne yapacağını şaşırıyor; &ccedil;&uuml;nk&uuml; genelde arkadaş toplantılarında iş halletmeye alışmış &ccedil;oğu. Burada profesyonel bir ofis a&ccedil;ınca insanlar merak ediyor "İT&Uuml;'den mimar gelmiş" diye. Sonra karşılarında bir kadın g&ouml;r&uuml;nce g&ouml;z&uuml;n&uuml;n i&ccedil;ine bakamayan dahi oluyor. K&uuml;&ccedil;&uuml;k şehirlerdeki işverenlerin &ccedil;oğu sosyal ortamlarda iş &ccedil;&ouml;zmeye alışmış olunca, işverenler b&uuml;t&uuml;n g&uuml;n senin onlarla ilgilenmeni bekliyorlar. Ama b&ouml;yle olunca kimse sana &ccedil;alışacak vakit bırakmıyor! Tamam, toplantılarımızı yapalım, yeri gelince de kahvemizi i&ccedil;er konuşuruz, ama bana zaman verin ki &ccedil;alışayım. Herkes senden sosyalleşmeni bekliyor; &ccedil;&uuml;nk&uuml; sosyalleşmezsen sosyal ağ, iş ilişkileri oluşturmak g&uuml;&ccedil;.</p> <p>Sıkıntılardan ikincisi: &ouml;deme almak zor. &Ccedil;ok &ccedil;alışıyorsun ve emeğinin karşılığı gelmiyor. Ya da aldığın &ouml;deme &ccedil;ok komik rakamlar oluyor. K&uuml;&ccedil;&uuml;k şehirlerde neredeyse herkes tanıdık olunca "Senin anneni babanı tanıyorum." diyerek &ouml;deme yapmaktan ka&ccedil;ıyor insanlar. Şevkin azalıyor, &ccedil;alışma ışığın gidiyor. Bunun dışında, genel olarak "şu kadar metrekareye, şu kadar odadan ka&ccedil; tane daire &ccedil;ıkar" sorusu &uuml;zerine kuruluyor projeler. Yaşanamayacak, fonksiyonellikten yoksun odalarda, yalnızca metrekare hesabına bakarak ilerleyen projeler var hep etrafta. Bir diğer yandan mesleki tatmin de &ccedil;ok &ouml;nemli, seni mesleki anlamda tatmin eden bir iki proje de olması lazım. Maddi a&ccedil;ıdan seni karşılayabilmesi i&ccedil;in kabul etmen gerekiyor bu projeleri; ancak bir yerden sonra gelen projelerin hepsi b&ouml;yle oluyor. Bu t&uuml;r mesleki sıkıntılardan &ouml;t&uuml;r&uuml; de Zonguldak'ta başarılı mimari projeler geliştirilemiyor, ama dediğim gibi bu sadece Zonguldak'a has bir durum değil. İstanbul'da her şey daha profesyonel ilerleyebilirken Anadolu kentlerinde yapılan projelerin &ccedil;oğu kağıt &uuml;zerinde kalmaya mahkum. &Ccedil;ok hızlı d&ouml;n&uuml;ş alamıyorsun &ccedil;alışmalarına. Zonguldak'ta her şey &ccedil;ok durağan, "Dur canım, yaparız daha..." d&uuml;ş&uuml;ncesi var. Bu bize de yansıyor, sen istediğin kadar canlı, hevesli ol; istediğin kadar emek ver, yine de seninle iş yapan insanın hızına ayak uydurmak durumundasın. Ama şu d&ouml;nem her şey biraz daha hız kazandı Zonguldak'ta diyebilirim.</p> <h2>"Ne yazık ki g&ouml;rmek istediğimiz d&uuml;zeyde bir &ccedil;evre bilinci yok."</h2> <p><strong><br />Zonguldak doğal değerleri ile, tarihi birikimi ile zengin bir yerleşme. Peki Zonguldaklıların kent ile, &ccedil;evre ile ilişkisi ne durumda?</strong></p> <p>Ben 1986'da burada doğdum, annem 1990-1991 gibi Zonguldak'ta &Ccedil;evre Koruma Derneği'ni kurdu arkadaşları ile beraber ve &ccedil;ok uzun yıllar y&ouml;netim ekibinde yer aldı. Bunların i&ccedil;inde b&uuml;y&uuml;d&uuml;m, &ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşta ailemle eylemlere gidiyordum elimde pankartlar ile. Annemin arkadaşları ile yapmaya &ccedil;alıştıkları şey insanlara bilin&ccedil; kazandırmaktı. Denizi, toprağı temiz tutmak i&ccedil;in g&uuml;nl&uuml;k hayatta neler yapılabileceğine, termik santral gibi projelere karşı b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekte insanların seslerini nasıl duyurabileceğine y&ouml;nelik &ccedil;alışmalar yaptılar.</p> <p>Ne yazık ki g&ouml;rmek istediğimiz d&uuml;zeyde bir &ccedil;evre bilinci yok. Ailemden &ouml;t&uuml;r&uuml; bu bilin&ccedil;lendirme &ccedil;alışmalarının i&ccedil;indeyim, ancak bir yandan İstanbul'a gidip gelme durumumdan &ouml;t&uuml;r&uuml; dışarıdan bir g&ouml;z olarak da bu &ccedil;alışmaları değerlendirebilme imkanım oldu. Dışarıdan g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m şey şu oldu: belirli bir yaşa gelmiş insanlara birtakım şeyleri anlatabilmek ve bilin&ccedil; aşılayabilmek daha zor. Kırk yaşına gelmiş, hala yaşam kaygısı olan ve hala karnını doyurmaya &ccedil;alışan bir insana kalkıp kolektif &ccedil;evre bilinci aşılamak zor. İnsanların daha hayatları ile, hayatını d&uuml;zene oturtmak ile ilgili sorunları var iken; &ccedil;oğu insan ekonomik krizidir, ge&ccedil;inme telaşıdır derken kendini belirli yaşam standartlarına adapte edememiş iken ve insanlarda bu kaliteli yaşam i&ccedil;in bir g&uuml;ven kaygısı varken insanlara ne sanatı, ne &ccedil;evre bilincini g&ouml;sterebiliyorsun. Zonguldak'a d&ouml;nersek, artık dibimize kadar girdi termik santraller. İnanamazdık b&ouml;yle mantar gibi &ccedil;oğalabileceklerine. Dibinde olmadık&ccedil;a "Ben termik santral g&ouml;rm&uuml;yorum ki burada." diyor, anlatamıyorsun. Maalesef ki bilin&ccedil;lenme yok. Annem şu anda Batı Karadeniz TEMA temsilcisi, onun yapmaya &ccedil;alıştığı ve başarılı olduğunu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; bir &ccedil;alışması var: okullara gidiyorlar. İlkokul &ccedil;ağındaki &ccedil;ocuklara gidip onlara anlatıyorlar &ccedil;evreyi korumanın ne kadar &ouml;nemli olduğunu, daha ilkokul &ccedil;ağından bu bilin&ccedil;lendirme &ccedil;alışmaları başlayınca daha verimli oluyor, inanılmaz da eğlenceli oluyor her iki taraf i&ccedil;in de. Ben de bulundum birka&ccedil; kere bu &ccedil;alışmalarda. O yaşta ne alıyorsan kapıyorsun, beyin o yaşta daha a&ccedil;ık oluyor bir şeyleri almaya. Ailenden, &ccedil;evrenden o cesareti &ouml;nceden almışsan ilerleyen yaşlarda da adım atma cesaretini buluyorsun.</p> <p>Başka bir a&ccedil;ıdan bakarsak Zonguldak'ın bir diğer sıkıntısı da şu, kimse Zonguldaklı değil. Burası k&ouml;m&uuml;rden sonra kurulmuş bir kent. İş&ccedil;iler, m&uuml;hendisler gelmiş &ouml;nceden, aileler &ccedil;ok daha sonra katılmış. Ailelerin g&ouml;&ccedil; etmesi ile kent şekilleniyor. Bu şekilde sosyal anlamda gelişiyor şehir. &Uuml;&ccedil; kuşak &ouml;ncesine bakarsan Zonguldaklı &ccedil;ok az insan var. Bu da sahiplenme noktasında bir sıkıntı yaratıyor. Burada doğmuş &ccedil;oğu, ama şu anda sorsan kimse Zonguldaklı değil. "Biz buralı değiliz" boşvermişliği var. Cengiz Bektaş'ın bir kitabı vardı "Duvarların Dışı da Senin" diye. Tam T&uuml;rk insanı i&ccedil;in o laf. Evin i&ccedil;ine girip baksan bakımlı, yepyeni, tertemiz - halbuki dış cephenin boyası d&ouml;k&uuml;l&uuml;yor, sokağını temiz tutmuyor...</p> <p><strong>Ama en azından Zonguldak'ta d&uuml;zenlenen kent s&ouml;yleşileri gibi bilin&ccedil;lendirme &ccedil;alışmaları &uuml;zerine bir hareketlenme var gibi... Tabii &ouml;ncelik şu an end&uuml;striyel yapıların yeniden kent yaşamına kazandırılması konusuna kaymış durumda. Bu atıl yapılar nasıl değerlendirilmeli sizce?</strong></p> <p>Tamamen kamusal olarak değerlendirilmeli. Kurumlara verilmemeli bence, kurumların her g&uuml;zel yerde g&ouml;z&uuml; var zaten. Adliye Binası yaptılar yeni limanın dibinde. Zaten &ccedil;ok dik bir kıyısı var Zonguldak'ın, &ccedil;ok az kullanılabilecek sahil yeri var, orada da şu anda halihazırda &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir valilik binası var, yanında eski Adliye Binası vardı, onun yenisi yapıldı. Yan yana kurum yapıları geldik&ccedil;e halk nerede deniz ile bağlantı kursun? Bir de &uuml;st&uuml;ne a&ccedil;ık otoparklar yapıyorlar yine sadece kurumların kullanımına a&ccedil;ık olan. Bunlar yeni yapılanlar. Eski yapılar var bir de, onlar şehrin kilit yerlerinde. İstanbul girişi tarafındaki Lavuar Alanı var, vaktiyle yarışma projesi a&ccedil;ılmıştı oraya. Eskiden kullanılmış k&ouml;m&uuml;r yıkama işleme alanları var kent i&ccedil;inde, m&uuml;thiş end&uuml;striyel yapılarımız var. Onun dışında bu sanayi ile gelen diğer yapılar da var. İncirharmanı Kamp&uuml;s&uuml; vardı &uuml;niversitenin, mesela orasını &ccedil;ok g&uuml;zel değerlendirdiler. Onlar da eskiden iş&ccedil;i pavyonları idi, k&uuml;&ccedil;&uuml;k k&uuml;&ccedil;&uuml;k binalar halinde yapılan o binaları hi&ccedil; bozmadan aslına uygun şekilde onararak bir &ouml;ğrenci kamp&uuml;s&uuml; oluşturdular orada. Benim g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m başarılı &ccedil;alışmalardan biri o idi. Daha bir&ccedil;ok yapı var değerlendirilebilecek ve Zonguldak her t&uuml;rl&uuml; sosyal aktiviteye a&ccedil;. Her t&uuml;rl&uuml; kamusal kullanıma a&ccedil;ılabilir bu yapılar.</p> <p>Zonguldak sıkışık bir kent olduğu i&ccedil;in yeni yapılar yapabileceğin veya insanların nefes alması i&ccedil;in onlara sunabileceğin bir a&ccedil;ık alan yok. Coğrafi olarak uygun alan yok, bu nedenle kente kamusal birimler ekleyeceksen eski yapıları yeniden değerlendirmek en mantıklı &ccedil;&ouml;z&uuml;m. Tescilli b&uuml;y&uuml;k yapılar olduğu kadar, evler ve konaklar da var. Onları bir şekilde kamusallaştırarak veya sahiplerine teşvikler verilerek g&uuml;zel projeler y&uuml;r&uuml;t&uuml;lebilir. Bu bilin&ccedil; hen&uuml;z &ccedil;ok yok. Kim yapacak, hangi para ile yapılacak gibi sorular var kafalarda. Bu noktada da y&ouml;netimler biraz daha cesaretli olmalı, maddi destek i&ccedil;in yollar aramalı. Şu anda &ccedil;ok yeni kurulan bir Ar-Ge var belediyede. Yaklaşık iki sene &ouml;nce kuruldu, daha yeni yeni atak yapabilmeye başladı, bakalım...</p> <h3>Kentin geleceğini nasıl g&ouml;r&uuml;yorsunuz şu anda?<span id="_plain_text_marker">&nbsp;</span></h3> <p><br />&Ccedil;ok g&ouml;&ccedil; veriyor şu anda Zonguldak. Sosyal olarak konuşmak gerekirse, burada g&uuml;zel &ccedil;ocuk yetiştirilir. Benim kalan arkadaşlarımın bir kısmı "biz g&uuml;zel b&uuml;y&uuml;d&uuml;k, bizim &ccedil;ocuklarımız da g&uuml;zel b&uuml;y&uuml;r" d&uuml;ş&uuml;ncesi ile&nbsp;burada kalıyor. İki adımda her yere ulaşabiliyorsun, &ccedil;evre tanıdık. Mimari olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rsek de, insanları bilin&ccedil;lendirmezsek g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki y&ouml;nelim nasıl ise bu şekilde gider sanıyorum. Kentin coğrafi anlamda genişleyebileceği bir alan yok. Sadece şunu diyebilirim ki, kamu projeleri konusunda bir atak var bu sene. Bu olumlu, umutlu bir adım. Turizm konusunda da bir yapılandırma var, uzun vadede d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;rse turist &ccedil;ekebilir Zonguldak. Ama dikkatli olunmalı ve bu s&uuml;recin takibi sıkı yapılmalı. &Ouml;rneğin &uuml;niversite geldi ve Zonguldak'ı hem mekansal hem de sosyal anlamda b&uuml;y&uuml;tt&uuml; bu durum. Ama bu da telaşlı bir s&uuml;re&ccedil; oldu, hızlıca ve kalitesiz bir şekilde oldu bu değişim. Turizm i&ccedil;in planlanan b&uuml;y&uuml;menin &ccedil;ok da halka bırakılmadan takip edilmesi, kurumsal olarak kontrol&uuml;n ele alınması gerekiyor. En ufak &ouml;rnek olarak ben kafama g&ouml;re cephe rengi se&ccedil;memeliyim, takibi yapılmalı bunun. Kontroll&uuml;, bir yandan da uzlaşmacı ilerlemeler ile halk s&uuml;rece dahil edilmeli. Zonguldak'ın bir şehir kimliği var ve bu şehir kimliği ile anılar korunarak hareket edilmeli. "Biz de sizi anlıyoruz, sahipleniyoruz" denilebilmeli. Sadece kurallar uygulanmamalı. &Ouml;rneğin bu aralar tepeden inme kararlarla yıkımlar yapılıyor ve halkın canı acıyor bu yıkımlar ile. Bizim de kayıkhanemiz yıkıldı &ccedil;ok canımız yandı, manevi bir değerdi o. B&ouml;yle kararları halka sebepleri ile a&ccedil;ıklamak, onlara olan biteni anlayabilmesi i&ccedil;in zaman vermek lazım.</p> <h2>"Kulağa &ccedil;ok acımasız geliyor maalesef, ama insanlar ellerinden bir şey alınmadığı s&uuml;rece yaşanmışlıkları hatırlayamıyor ve kent değerlerine sahip &ccedil;ıkamıyorlar."</h2> <p><strong><br />İnsanlara anılarını ve buraya ait olduklarını hatırlatmak gerekiyor aslında.</strong></p> <p>İnsanlar artık maalesef elinden alınmadan hatırlamıyor bazı şeyleri. Biraz korkutulunca anlıyoruz sanırım bir şeylerin kıymetini. &Ouml;rneğin Belediye Sineması vardı &Ccedil;arşı'da, şu anda kapalı. &Ccedil;ok tatlı bir salondu, balkonlu, eski tiyatro tipi salonlardan. Uzun yıllar işletildi orası tek salon olarak. Tek film oynatılırdı orada. Sonra nereden itiştirdiler bilemiyorum, iki "saloncuk" daha eklendi oraya. Ama zaman i&ccedil;inde k&ouml;hneleşti orası, Zonguldak'ta bir alışveriş merkezi a&ccedil;ıldı, insanlar oradaki sinemayı tercih etmeye başladı. Belediye Sineması birka&ccedil; sene a&ccedil;ık kaldı, ama &ccedil;ok az insan gidiyordu. Alışveriş merkezi i&ccedil;inde olmayınca ilgi &ccedil;ekmedi tabii. Bir noktadan sonra Sinema kendini d&ouml;nd&uuml;remediği i&ccedil;in kapandı orası. Tabii dedikodular da d&ouml;nmeye başladı şehirde "Ne olacak burası, sinemamız elden gidiyor." diye. "Biz orayı &ccedil;ok seviyorduk." diyenlere "A&ccedil;ık kalsa gelir miydiniz?" desen "G&uuml;zel değildi, g&uuml;zel olsa gelirdik." yanıtını alıyorsun. O zaman &uuml;zerinde &ccedil;alışalım bunun, binayı g&uuml;zel bir şekilde yeniden kente kazandıralım. Bir hayırsever devreye girmediği s&uuml;rece buna da belirli bir b&uuml;t&ccedil;e ayrılması gerekiyor. Bu noktada yeniden kurumlar devreye giriyor işte, yine aynı d&ouml;ng&uuml;.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/derya-aydan/zongbelsin.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">Zonguldak Belediye Sineması (kaynak:&nbsp;<a href="http://67kentimiz5.blogspot.com.tr" target="_blank">67kentimiz5.blogspot.com.tr</a>)</span></p> <p>Bir başka taraftan &ouml;rnek olarak annemin &ccedil;evre &ccedil;alışmalarına bakarsak, ge&ccedil;mişe kıyasla insanların duyarsız olduğunu s&ouml;yleyemem; bir tık daha arttı insanların ilgisi, kampanyalar geliştirmeye başladılar. Ama bunlar da yine termik santraller g&uuml;ndeme gelince oluşan panik ile gelişen hareketlenmeler. Kulağa &ccedil;ok acımasız geliyor maalesef, ama&nbsp;insanlar ellerinden bir şey alınmadığı s&uuml;rece yaşanmışlıkları hatırlayamıyor ve kent değerlerine sahip &ccedil;ıkamıyorlar.&nbsp;Bu panik hali ile hareketlenmeler başlıyor, insanlar bir şeyler &uuml;retmeye, tepki g&ouml;stermeye &ccedil;alışıyor ama iş yine kurumlar noktasında kilitleniyor. ZOKEV, Rotary gibi belirli konularda daha bilin&ccedil; sahibi topluluklar insanları bir araya toplamaya &ccedil;alışarak onları bilin&ccedil;lendirmeye &ccedil;alışıyor, projeler de oluşturuluyor hatta. K&uuml;&ccedil;&uuml;k topluluklar Zonguldak'ta birleşip, kendi aralarında toplantılar yaparak projeler &uuml;retiyorlar, bunları sunuyorlar. BAKKA projeleri daha sosyal &ouml;l&ccedil;ekte kalsa da ilk kez bu sene bayağı y&uuml;kl&uuml; miktarda bir fon ayırmışlar ve değerlenecek bu &ccedil;alışmalar, bu &ccedil;ok iyi bir şey.</p> <p>Bu bahsetmiş olduğum, farklı konular &uuml;zerine harekete ge&ccedil;meye &ccedil;alışan bu oluşumlardan birinde ben de vardım. "BAKKA'dan hibe alıp, g&uuml;zel bir kent ormanı yapalım." gibi projeler de vardı. Hem kent i&ccedil;indeki işlevlere, hem de Zonguldak'ın doğal g&uuml;zelliklerine y&ouml;nelik bir&ccedil;ok proje konuşuluyor idi bu t&uuml;r gruplarda ve derneklerde. Hatta benim bir restorasyon projesi &ouml;nerim de oldu. Bu sadece bir &ouml;neriydi, d&ouml;rt-beş yıl kadar &ouml;nce ortaya atılmış bir fikir projesiydi.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/derya-aydan/derya_aydan_arsiv.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">Derya Aydan'ın arşivinden Zonguldak Limanı i&ccedil;in &ouml;neriler</span></p> <p>Bu noktada benim yapabileceğim minik bir eleştiri ise, "Siz zamanında &ccedil;ok &ccedil;abalamışsınız, ne yapmışsınız bir yeniden bakalım." denilmesinden &ccedil;ok, Zonguldak insanı ikinci plana itilerek, şehir dışından gelen mimarlar ve fikir &uuml;reticileri ile &ccedil;alışılıyor. Bir k&uuml;&ccedil;&uuml;k toplantı yapıldı, şehirden destek verebilecek bir s&uuml;r&uuml; insan &ccedil;ağrıldı birlikte fikir &uuml;retebilmek i&ccedil;in. Şu an Zonguldak dışarıdan geliştirilecek gibi g&ouml;z&uuml;k&uuml;yor.</p> <p><strong>Burada da işler sanırım yeniden "Zonguldak'ta mimar ol(ama)mak" noktasına d&ouml;n&uuml;yor...</strong></p> <p>Burada tutunan mimarlar var ama &ccedil;oğu artık "bina inşa edici" durumda. Bir binanın i&ccedil;inde ne olması gerektiğini biliyor olabilirsin, i&ccedil;inde insanları yaşatıyor olabilirsin ama o yapıya kendinden bir şeyler katamıyorsun. B&ouml;yle bakınca &ccedil;ok karamsar bir tablo. Ama sadece burası i&ccedil;in değil, T&uuml;rkiye'deki genel durum bu.</p> <p>Zonguldak'a ilk geldiğim zaman "ben de bir şeyler yapabilirim Zonguldak i&ccedil;in" diye heyecanlanıyordum, deli gibi proje &uuml;retiyordum, g&ouml;n&uuml;ll&uuml; olarak &uuml;rettiğim projeler ile kurum kurum geziyordum. Ama kurumlar arasındaki o tıkanmayı g&ouml;r&uuml;nce bir s&uuml;re sonra "kendi &ccedil;evremi kurtarayım"a d&ouml;n&uuml;yorsun; ancak bir yandan yine kıyamıyorsun, arada kalıyorsun.</p> <p>Ece Temelkuran'ın bir yazısı vardı, "gergedanların derileri kalın olur" diye. Sen "g&ouml;rmeyeyim, sistemden uzaklara ka&ccedil;ayım" diye bir kere arkanı d&ouml;n&uuml;p, başka yerlere yerleştin mi "gergedanlaşmış" oluyorsun. Gergedanlar insanlardan &ccedil;ok korkar. Sen de korkar hale gelebilirsin. "O kadar kolay mı gitmek, madem gittin, d&ouml;n&uuml;ş&uuml;n de olamayacak bir daha, o da iyi bir yol değil"i anlatmaya &ccedil;alışıyordu. Bizim jenerasyonun başına gelen bu, arada kalmış bir kuşak olarak devam ediyoruz. "Geri mi gitsek, ileri mi gitsek, kırsala mı ka&ccedil;sak, &uuml;lkeden mi ka&ccedil;sak, savaşsak mı, yok mu saysak..." gibi sorular var s&uuml;rekli kafamızın i&ccedil;inde. &Ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir cesaret ve motivasyon gerekiyor ayakta kalmak i&ccedil;in. Biz daha mimarlıkta o motivasyonu g&ouml;steremiyoruz. Ya paranı tam anlamıyla alamıyorsun, ya proje iptal ediliyor, ya da yaptığın projeyi sen kendi diplomana yediremiyorsun. Diplomana yediremediğin bir projenin &ouml;n&uuml;nde ismin olsun istemezsin, utanırsın o projeden. B&ouml;yle bir nesil arada sıkışıyor. "Mimarlık bana uygun mu?" diye soruyorsun.</p> <p>Zonguldak'a d&ouml;nersek: ben &ccedil;ok fazla i&ccedil;erisinde değilim bu son oluşumların, o y&uuml;zden &ccedil;ok bir bilgim yok ama dışarıdan bakan bir g&ouml;z olarak &ccedil;ok g&uuml;zel şeyler yapacaklarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Yeni gelen y&ouml;neticiler de biraz burada işlerin yavaş işlediğini, herkesin birbirini tanıdığını g&ouml;rd&uuml; sanıyorum. Zonguldak'ı &ouml;nce anlamaya &ccedil;alıştılar, insanları toplantılar ile bir araya getirerek insanların kolektif anılarını toplamaya &ccedil;alıştılar. Bu toplantılardan birinde ben de bulundum. &Ccedil;ok kalabalık bir kitle katılmıştı. "Dışarıdan bir turist gelse Zonguldak'ı &ouml;ne &ccedil;ıkaracak olan şey ne, biz onlara ne sunmak isteriz?" sorusunun cevabını aradılar bizim anılarımızla ilişkili olarak. Yine turizmle ilgili end&uuml;striyel binaların ardından doğal değerlerini de anlamaya &ccedil;alıştılar. B&uuml;t&uuml;n bunları dikkate alarak proje &uuml;retiliyor şu anda. Bug&uuml;n bunları g&ouml;rd&uuml;k&ccedil;e "keşke o zaman da dikkate alınsaydık" diyorsun. Başka y&ouml;neticiler vardı, ge&ccedil; kalındı. Ama bu d&ouml;nem iyi bir şeyler olacak, umut verici duruyor &ccedil;alışmalar.</p> <p>Mimarlık &ccedil;ok disiplinli bir alan, tek başına yapabileceğin şeyler ve gelebileceğin nokta kısıtlı. B&uuml;y&uuml;k şehirlerde şu anda &ccedil;evreyle &ccedil;ok fazla derdin yok. Uygulamalarda sana parsel veriliyor, parselinden sorumlusun yalnızca. Ama hem okulda bize verilen eğitim, hem de ailemden aldığım bilin&ccedil; &ccedil;evreye bakarak başlamamı s&ouml;yl&uuml;yor bana. "Ben bir şey yapıyorum ama bu &ccedil;evreyi nasıl etkiliyor" diye durup d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ren bir eğitim aldık biz. Haliyle orada işin i&ccedil;ine farklı disiplinler, farklı fikirler, bakış a&ccedil;ıları, yaşanmışlıklar giriyor. Haliyle biz k&uuml;&ccedil;&uuml;k k&uuml;&ccedil;&uuml;k adımlar atarken &ccedil;ok da b&uuml;y&uuml;k atılımlar beklenemezdi, ilerleme kaydedemezlerdi. Evet, sosyal projelerde etkileyebilirsin insanları - ama b&ouml;yle b&uuml;y&uuml;k atılımlar daha &ccedil;ok y&ouml;neticilerin eline kalmış bir şey.</p> <p><strong>Bir Zonguldaklı olarak, İstanbul'da aldığınız mimarlık eğitimi ardından Zonguldak'a bakışınız nasıl şekillendi?</strong></p> <p>İnsanların yaşadığı yerler ve olaylar, anılar devreye girdiği i&ccedil;in herkese farklı g&ouml;z&uuml;k&uuml;r. Herkes bir olayı farklı farklı anlatabilir, farklı noktalardan ele alabilir. Zonguldak ile bu kadar i&ccedil; i&ccedil;e iken, aldığın eğitim ne olursa olsun, anılar hala canlı durduğu i&ccedil;in radikal değişimler olmadığı s&uuml;rece o değişiklikleri &ccedil;ok fark edemeyebiliyorsun.</p> <p>Hayatımda değişen şeylerden biri şu oldu: sokakta y&uuml;r&uuml;yemez oldum! Bu da mesleki anlamda bir eksi, g&ouml;rmezden gelemiyorsun. S&uuml;rekli "buraya b&ouml;yle bir şey yapılır mı" diyerek y&uuml;r&uuml;yordum. Cephelere yapılan m&uuml;dahalelere, insanların mekanları kullanma şekline, tescilli veya tescile değer yapılara yapılanlara kızıyordum. Zonguldak'ta yapılanlara her adımda sinirlene sinirlene y&uuml;r&uuml;yordum. Son zamanlarda baktım ki insanlar b&ouml;yle mutlu; bu da &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; bir şey ama, kendini korumak i&ccedil;in "bana ne" demek noktasına geliyorsun.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/derya-aydan/zonguldak_siluet.jpg.jpeg" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf: T&uuml;lay Aydın</span></p> <p>Zonguldak kentleşme sorunu olan, &ccedil;ok dağlık bir yerleşme. Parseller &ccedil;ok sıkıntılı ve &ccedil;ok sıkışık. Kent de limana &ccedil;ok elverişli bir coğrafyaya sahip değil zaten, buradan k&ouml;m&uuml;r &ccedil;ıkınca bir şekilde liman i&ccedil;in zorlanmış buradaki zemin. Dağlar var arkada, gidecek yerin yok; diğer tarafında deniz var seni sınırlayan. Kıyı şeridi dimdik yokuş. Her yere de yerleşemiyorsun, yer altı boş. &Ouml;yle olunca &uuml;st &uuml;ste, sıkışık bir şekilde yer edinmiş kendine yapılar... Zonguldak hala da sıkışık bir kent. Aslında &ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir şehir, k&ouml;yleri &ccedil;ok fazla olduğu i&ccedil;in n&uuml;fusu fazla g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. &Ouml;ğrenci sayısı arttık&ccedil;a okul tarafına doğru kaydı şehir ve b&uuml;y&uuml;d&uuml;. Ama &uuml;niversitenin fiziki b&uuml;y&uuml;me dışında &ccedil;ok fazla değişiklikler g&ouml;sterdiğini s&ouml;yleyemem. İsterdim ki &uuml;niversite biraz daha şeffaf olsun, halk ile kaynaşabilsin, Zonguldaklının yaşamına daha fazla şey katsın; k&uuml;lt&uuml;rel, sanatsal dokunuşlarda bulunsun. Okulun kendi tiyatro salonları, k&uuml;lt&uuml;rel etkinlikleri var ama okul &ouml;ğrencileri dışına &ccedil;ıkmıyor bunlar. &Uuml;niversiteliler i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;yen şehir, sadece &uuml;niversitelilere hizmet veriyor. &Uuml;niversite, Zonguldak'ı sadece 1+1'lik apartman daireleri ve kafeler ile donatmamalı.</p> <p>Kullanımlar a&ccedil;ısından değişiklikler var. Mesela kayıkhaneler vardı, onlar yıkıldı ge&ccedil;tiğimiz ay. O yıkım &ccedil;ok sarstı burayı ve burada yaşayanları. Hi&ccedil; bilmiyoruz şu anda ne olacak. Eskiden bir Doktorlar Lokali vardı &ouml;rneğin, artık başka bir şekilde kullanılıyor. Belediye Sineması ayrı bir &ouml;rnek.... Bazı mekanlar yok artık, ama bunların yerine şu anda kullanılan yeni mekanlar da gelmedi. Plansızlık, projesizlik y&uuml;z&uuml;nden bir şeyler senden gidiyor; ancak sana geri verilen bir şey yok. &Ouml;ğrencilerin gelmesiyle sayıları artan kafelerden bahsetmiyorum, benim bahsettiğim daha &ccedil;ok kent &ouml;l&ccedil;eğindeki birimler. İnsanlardan bir şey alırken, bir yandan da insanlara da bir şey vermeniz gerekiyor. Ben verilen bir şey olduğunu hen&uuml;z g&ouml;remedim.</p> <p>Bir de artık her yerde termik santral projelerini g&ouml;rmek &ccedil;ok &uuml;z&uuml;c&uuml;. Zamanında yaz aylarında y&uuml;zmeye gittiğin yerler şu anda b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş, par&ccedil;alara ayrılmış; her yere limanlar yapılmış, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k elektrik direkleri yerleştirilmiş... Daha proje onaylanmadan altyapı gitmiş oraya. G&uuml;ya santral onaylanmadı; biz burada ne kadar m&uuml;cadele etsek bile, altyapısı hazır.</p> Thu, 03 May 2018 14:55:00 +03 Sanat, Mekana Dair Nasıl Bir Bilgi ve Sezgi Geliştirir? http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/mamut-art-project/1018 Burcu Bilgiç <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/soylesi02/mamut-art-project/Mamut Art Project 2018, fotoğraf_photo by Emir Uzun_(9).jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Mamut Art Project'in çağrısına katılıp seçkiye giren sanatçıların işleri bu hafta sonu KüçükÇiftlik Park'ta sergileniyor olacak. Genç sanatçıların üretimlerini merak edenlerin ilgisine sunan sergiden üç sanatçıyla kısa bir soru-cevap serisi hazırladık.<br><br><p style="text-align: left;"><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf: Emir Uzun</span></p> <p style="text-align: left;">26-29 Nisan tarihleri arasında g&ouml;r&uuml;lebilecek Mamut Art Project,&nbsp;<span>25 Nisan'da K&uuml;&ccedil;&uuml;k&Ccedil;iftlik Park&rsquo;ta basın &ouml;n g&ouml;sterimine a&ccedil;ıldı.</span> Her yıl belirlenen bir j&uuml;ri tarafından, a&ccedil;ık &ccedil;ağrıya yapılan başvurular arasından se&ccedil;ilen işleri bir araya getiren sergide bu sene 50 sanat&ccedil;ının işleri sergileniyor. Serginin, farklı disiplinlerden gen&ccedil; sanat&ccedil;ıların d&uuml;nyaya bakışını ve neler &uuml;rettiğini merak eden izleyici i&ccedil;in iyi bir gezinti olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.</p> <p>Hangar benzeri dev yapının &ccedil;atısı altında toplanan sergi kutucukları, sanat fuarlarında olduğu gibi galerilere ayırılmış değil, yani galerileri tarafından temsil edilen sanat&ccedil;ıların olduğu bir sergi gezmiyorsunuz (işleri sergilenen sanat&ccedil;ılar ile Mamut Art Project arasında nasıl bir anlaşma olduğunu ise bilemiyorum). Se&ccedil;ilen işleri hem ifade hem malzeme &ccedil;eşitliliği a&ccedil;ısından etkileyici bulduğumu s&ouml;yleyebilirim; videonun, yerleştirmenin ve fotoğrafın kullanıldığı işler kadar, resim ve heykeller de g&uuml;n&uuml;m&uuml;z seyircisiyle konuşan bir dile sahip.</p> <p>Se&ccedil;kide, soyut bir kavram olarak mek&acirc;na, somutlaştığında ise odaya, cepheye, şehre, betona (ve oradan &uuml;lkeye) bakan işler var. &Ccedil;oğunluğu şehirde yaşayan sanat&ccedil;ıların bazıları, oda &ouml;l&ccedil;eğinden &uuml;lke &ouml;l&ccedil;eğine kadar genişleyen bir aralıkta, &ccedil;ok farklı bağlamlarda deneyimledikleri mek&acirc;nlara dair pozisyon alıyor. Bu manada -yazının başlığında soru c&uuml;mlesine d&ouml;n&uuml;şen bir iddia olarak- sergi dahilindeki bazı sanat&ccedil;ıların mekana dair &ouml;nemli bir takım bilgi ve sezgi &uuml;rettiği s&ouml;ylenebilir. Biz de se&ccedil;kiye dahil olan; şehre ve kırsala bakan işler &uuml;reten &uuml;&ccedil; sanat&ccedil;ı, Ayşe Yıldırım, Bekir Dindar ve Ali Demirtaş ile kısa birer soru-cevap seansı yaptık.</p> <h2><strong>Ayşe Yıldırım / (İsimsiz)</strong></h2> <p><br /><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mamut-art-project/IMG_0536.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf: Burcu Bilgi&ccedil;</span></p> <p><b>Burcu Bilgi&ccedil;: İşlerinde, bakışın &uuml;zerinde durmayı pek tercih etmediği mimari elemanlardan detaylar &ccedil;ekip, başka bir bağlamda seyre a&ccedil;ıyorsun. Bunun &ouml;ncelikle formal bir arayış olduğunu s&ouml;ylenebilir mi?</b></p> <ol></ol> <p><strong>Ayşe Yıldırım: </strong>Evet, &ouml;yle de diyebiliriz. &Ccedil;alışmalarımda boşluk ve doluluk kavramlarını nasıl ifade edebilirimden yola &ccedil;ıkarak, b&uuml;t&uuml;nden &ccedil;ekip aldığım par&ccedil;aların y&uuml;zey &uuml;zerindeki bi&ccedil;im-renk arayışını s&uuml;rece dahil ettim.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mamut-art-project/ay%C5%9Fe_y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m_3.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Ayşe Yıldırım, İsimsiz, Tuval &uuml;zerine akrilik, 100x70cm, 2015</span></p> <p><b>Burcu: Formal bir arayışın yanında mimariye ve şehre dair bir histen besleniyor musun? G&uuml;ndelik hayattaki, şehirdeki deneyiminin yansıması var mı işlerinde?</b></p> <ol></ol> <p><strong>Ayşe:</strong> Şehir ve mimari anlatımda kullandığım bir ara&ccedil;. Birbiri ardına dizilmiş binalar, kasvetli ve tekd&uuml;ze mimari bana aksini d&uuml;ş&uuml;nmem i&ccedil;in fikir veriyor. Bu karmaşayı nasıl yalın bir dile d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rebilirim, onu anlatmak istediğimle nasıl &ouml;rt&uuml;şt&uuml;rebilirim diyerek mimari &ouml;ğelerden faydalanıyorum. Ka&ccedil;ışı, minimalize ettiğim yapılar ve boşluk &uuml;zerinden dile getiriyorum.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mamut-art-project/ay%C5%9Fe_y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m_2.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Ayşe Yıldırım, İsimsiz, Tuval &uuml;zerine akrilik, 70x100cm, 2016</span></p> <p><b>Burcu: 80 doğumluların aşina olduğu, benzer kaplama malzemelerinin kullanıldığı gri cepheler; binanın işlevine ve mekana g&ouml;nderme yapmayan y&uuml;zeyler ve g&ouml;ky&uuml;z&uuml;... Bu y&uuml;zeyler seni neden cezbediyor? Nasıl bir ilişkisi var cephelerle g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n?</b></p> <ol></ol> <p><strong>Ayşe: </strong>Onlar sadece y&uuml;zeyi dolduran imajlar. Metaforik bir karşılığı var. Birbiriyle zıt ama bir o kadar dengede. <span>Size g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml; andıran şey aslında tuval &uuml;zerinde yaratmış olduğum bir renk-ton uyumu veya sınırsız ve derin bir imge.</span> Boşluğu doldurmak size kalmış.</p> <p>&nbsp;</p> <h2><strong>Bekir Dindar / Karabiga Serisi</strong></h2> <p><br /><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mamut-art-project/IMG-7132.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf: Burcu Bilgi&ccedil;</span></p> <p><b>&Ouml;z&uuml;m İtez: Biraz kişisel bir proje olan &ldquo;Karabiga&rdquo; isimli fotoğraf/belgesel </b><b>&ccedil;</b><b>alışmanızdan bahseder misiniz, nası</b><b>l ba</b><b>şladınız, neleri ama</b><b>&ccedil;</b><b>lıyordunuz?</b><br /><br /><strong>Bekir Dindar: </strong>Karabiga, ailemin uzun zamandır yazlarını ge&ccedil;irdiği benim de daha &ccedil;ok &ccedil;ocukluk anılarımda kalan sessiz, yemyeşil ve g&uuml;zel koyları olan bir balık&ccedil;ı kasabası. <span>Uzun yıllardır gitmiyordum ancak 6-7 yıl &ouml;nce termik santral s&ouml;ylentilerinin &ccedil;ıkması &uuml;zerine tekrardan gidip gelmeye başladım.</span>&nbsp;<span>Son d&ouml;rt yıldır,</span><span>&nbsp;t</span><span>ermik santral inşası ve hukuk s&uuml;recini yakından takip ettiğim b&ouml;lgedeki değişimi ve ileride kaybolacağına inandığım şu an ki Karabigayı fotoğraflıyorum.&nbsp;</span></p> <p>B&ouml;lge halkının m&uuml;cadeleleri ile yapımı ancak birka&ccedil; yıl ertelenen santralin haricinde, Karabiga kıyılarına 3 tane, G&uuml;ney Marmara kıyılarına ise 10&rsquo;dan fazla santral yapılması planlanıyor. Bazı şeylerin oluşuna engel olunamasa da geciktirilebilir, daha sıkı denetlenebilir ya da ilerisi i&ccedil;in planlanan adet ve etki azaltılabilir diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mamut-art-project/Bekir%20Dindar_Karabiga_1.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Bekir Dindar, Karabiga serisinden, Fine art baskı, 50x70cm, 2017</span></p> <p><b>&Ouml;z&uuml;m: &Ouml;zellikle bu proje s</b><b>&ouml;</b><b>z konusu olduğunda, fotoğ</b><b>raf </b><b>&ccedil;</b><b>ekmeye başlamadan ne gibi bir hazırlık/araştı</b><b>rma s</b><b>&uuml;reciniz oldu?</b></p> <p class="AltBalk3"><strong>Bekir:</strong> Genelde benzer projelerde y&uuml;zeysel bir araştırma ve okumalar yapıp b&ouml;lgeyi olabildiğince y&uuml;r&uuml;meye &ccedil;alışırım.&nbsp;<span>İlk izlenimlerin ve şaşkınlığın etkisiyle &ccedil;ektiğim fotoğrafların, bu t&uuml;r konuları anlatmada daha doğru sonu&ccedil;lar verdiğini, konuyla ilgili direkt izlenimler aktardığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.</span> Sonrasında b&ouml;lgeyle, termikle ilgili araştırmalar yapıp &ldquo;Neden Karabiga?&rdquo;, &ldquo;Neden bu kıyı?&rdquo; soruları &uuml;zerine yoğunlaşarak, doğru bilgi edineceğim, farklı stat&uuml;lerde insanları aradım ve ulaştım.</p> <p class="AltBalk3"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mamut-art-project/Bekir%20Dindar_karabiga_2.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Bekir Dindar, Karabiga serisinden, Fine art baskı, 50x70cm, 2017</span></p> <p><b>&Ouml;z&uuml;m: Sahada neler ile</b><b> karşılaşmayı umuyordunuz ve neler buldunuz?&nbsp;</b></p> <p class="AltBalk3"><strong>Bekir:</strong> Karabiga yavaş yaşayan ve bundan y&uuml;z yıl sonra bile gitsem aynı bulacağımı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m bir yerdi. Kabullenmek, belki de bu sebepten, &ccedil;ok zor olabiliyor. Doğal plaj olarak kullanılan eşsiz g&uuml;zellikte koyları vardır. Yıllardır gittiğim bu koylardan birinin yolu &uuml;zerine bir g&uuml;n kumdan bir tepe yapıldığını, ge&ccedil;işin kapandığını ve bu koya bir santralin yapılacağını &ouml;ğrendim. Ardından ge&ccedil;en s&uuml;re&ccedil;te bu koyda kocaman bir tepe yerle bir edildi ve denizde b&uuml;y&uuml;k bir kısım dolduruldu. Belirli aralıklarla doğadaki değişimleri ve yaşayan insanların tepkilerini g&ouml;r&uuml;şerek takip ettim. Başlarda b&ouml;lge sakinlerinden yoğun bir karşı duruş vardı, ancak zamanla mecburi bir kabullenişe d&ouml;n&uuml;şt&uuml;. Karabiga&rsquo; da en az doğa kadar insanlar da değişiyorlar. <span>Bir kısmı santralde &ccedil;alışıyor, bir kısmı ise hala, arazilerinden izinsiz ge&ccedil;en yollar ve direkler i&ccedil;in santrali yapan firma ile hukuk m&uuml;cadelesi i&ccedil;inde.&nbsp;</span>Balık&ccedil;ıların santralin yapımıyla değiştirdiğini s&ouml;yledikleri akıntılar sonucu avlanmadaki sıkıntıları, nesli t&uuml;kenmekte olan Akdeniz foklarının tehlike altında oluşu, 2.500 yıllık Priapos antik kentinin surlarına santralin dayanması ve b&ouml;lgeye santral inşasında &ccedil;alışmak &uuml;zere gelen 3 bin &Ccedil;inli iş&ccedil;i bulunması bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k kasaba i&ccedil;in ciddi değişimlerdi.</p> <p><b>&Ouml;z&uuml;m: Statik imgelerden oluşan fotoğrafların anı belgeleme g&uuml;c&uuml;, -belki sergileme eylemi sayesinde- ekolojik m&uuml;cadelenin aktif bir katmanı haline d</b><b>&ouml;</b><b>n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; vurguluyorsunuz. Fotoğrafın bu etkin kullanımı konusunda sizi etkilemiş akımlar veya kişiler var</b></p> <ol> </ol> <p><strong>Bekir: </strong>&Ouml;zellikle Cem Ersavcı&rsquo;nın &ldquo;Dışarısı&rdquo; ve Kuzey Ormanlarındaki &ccedil;alışmaları, Victoria Sambunaris Teksas&rsquo;ta petrol&nbsp; b&ouml;lgelerindeki fotoğrafları, Elena Chernyshova&rsquo;nın Norilsk kareleri ve George Georgiou &lsquo;nun Fault Lines: Turkey/East/West serisi.</p> <p>&nbsp;</p> <h2><strong>Ali Demirtaş / &Ccedil;elenk Serisi</strong></h2> <p><br /><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mamut-art-project/IMG_0525.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf: Burcu Bilgi&ccedil;</span></p> <p><strong>T&uuml;lay Aydın: &Ouml;ncelikle "&Ccedil;elenk" serinizin konusundan biraz bahsedebilir misiniz?</strong></p> <p><strong>Ali Demirtaş:</strong>&nbsp;<span>&Ccedil;elenk'in konusu: beton duvarlar &uuml;zerinde, asfalt yollar kenarında bir avuntu olarak yerleştirilmiş botanik unsurlar</span><span>...&nbsp;</span>Trafikte maruz kaldığımız uzun bekleyişler ile o sıkışmışlığın kendine has atmosferi, bu s&uuml;slerle b&uuml;t&uuml;nleşiyor. Dikey bah&ccedil;elerin gri betonları s&uuml;slemesinin yanında, subliminal olarak, kesip &uuml;zerine asfalt d&ouml;kt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z ormanların eksikliğini teselli etmesi ama&ccedil;lanıyor. Ama olsa olsa samimiyetsiz bir cenaze &ccedil;elengi gibi eğreti bir şekilde &ouml;ylece kenarda duruyorlar.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mamut-art-project/Ali%20Demirta%C5%9F_1.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Ali Demirtaş, &Ccedil;elenk serisi, dijital baskı, 20x20 cm, 2017</span></p> <p><strong>T&uuml;lay: &Ccedil;alışmalarınız ile sanal ger&ccedil;eklik fakt&ouml;r&uuml;n&uuml; buluşturma s&uuml;reciniz nasıl gelişti, "&Ccedil;elenk" d&uuml;ş&uuml;nce ve teknik anlamda ne gibi hazırlık aşamalarından ge&ccedil;ti?</strong></p> <p><strong>Ali: </strong>Dikey bah&ccedil;eleri; cenazeye teselli ama&ccedil;lı getirilen &ccedil;elenkler ile eşleştirme fikri, g&ouml;rsellerin tekniğini beraberinde getirdi. Uzun bir s&uuml;re panoramik yol g&ouml;r&uuml;nt&uuml;leri i&ccedil;erisinde gezinerek, b&uuml;y&uuml;k bir arşiv oluşturdum. Bu g&ouml;r&uuml;nt&uuml;ler ile b&uuml;t&uuml;n bir trafik atmosferini; ara&ccedil;sız, insansız, yalın bir şekilde g&ouml;rselleştirmeye başladım. Bir yandan "&Ccedil;elenk" b&uuml;t&uuml;n kurgusuyla kafamda şekillenirken, hali hazırda denemeler yaptığım sanal ger&ccedil;eklikle uyumlu olacağını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m. Ve serinin g&ouml;rsellerini oluştururken, bu g&ouml;rselleştirdiğim atmosferlere izleyiciyi yerleştirme fikri beni olduk&ccedil;a cezbetti.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/mamut-art-project/Ali%20Demirta%C5%9F_2.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Ali Demirtaş, &Ccedil;elenk serisi, dijital baskı, 20x20 cm,&nbsp;<span>2017</span></span></p> <p><strong>T&uuml;lay: &Ouml;nceki &ccedil;alışmalarınıza baktığımız zaman bu &ccedil;alışmanız, "Ref&uuml;j-i" &ccedil;alışmanızın devamı niteliğinde aslında. İki &ccedil;alışmanın da temelinde İstanbullunun kentsel mekanı deneyimlerken i&ccedil;inde bulunduğu &ccedil;aresizliği anlatma kaygısı var. Bu konuları &ccedil;alışmalarınızda işleme hikayenizden bahsedebilir misiniz?</strong></p> <p><strong>Ali: </strong>Kişisel olarak kent &ouml;gelerine yaklaşımım politik bir bakış i&ccedil;eriyor. "Bu neden b&ouml;yle?" diye sorguladığım her &ouml;genin arkasından, b&uuml;y&uuml;k bir &ccedil;arpıklık zinciri ortaya &ccedil;ıkıyor. Ayrıca şehir b&ouml;lge planlama doktrinine sahip yakın &ccedil;evrem, kent &ouml;gelerine akademik yaklaşmamı sağlıyor. Bir yerlerinden yakaladığım bu &ccedil;arpıklıkları, anlatma ihtiyacı duyuyorum.</p> <p>Bu anlatma kaygısı, tespit ile başlıyor, belirli bir irdelemeden sonra kavramsal olarak konu iyice şekillenerek g&ouml;rselleştirme ve sunumla tamamlanıyor. Ref&uuml;j-i, fark ettiğiniz gibi temel olarak pasif yeşil alanların &ccedil;aresizlik sonucu rekreasyon amacıyla kullanılmasına dayanıyor, proje halen devam etmekte. &Ccedil;elenk, Ref&uuml;j-i'den sonra başlamama rağmen, daha &ouml;nce tamamladığım bir &ccedil;alışma oldu. &Ccedil;elenk'teki sanal ger&ccedil;ekliğin rol&uuml; &ccedil;alışmanın kafamda tamamlanmasını kolaylaştırdı.</p> Thu, 26 Apr 2018 11:51:41 +03 "Aslında İşlerin Tersine Gittiği Zaman, Eski Yöntemleri Sorgulamanın Tam Zamanıdır" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/jing-liu/1014 Özüm İtez <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/soylesi02/jing-lui/manset_1.jpg.jpeg" width="615" /><br/><br><br><br>Geçtiğimiz sene, Studio-X İstanbul’da bir konuşma yapmak üzere gelen SO-IL mimarlık ofisinin ortaklarından Jing Liu ile bir araya gelmiştik.<br><br><p>2008 yılında Florian Idenburg ile birlikte kurdukları SO-IL ofisinin son dokuz yılını anlatan &ldquo;Solid Objectives: Order, Edge, Aura&rdquo; isimli kitaba dair konuşmak &uuml;zere İstanbul&rsquo;a gelen Jing Liu ile Gregers Tang Thomsen ve Selva G&uuml;rdoğan&rsquo;ın yaptığı s&ouml;yleşiyi sizin i&ccedil;in derledik.</p> <h3>Gregers Tang Thomsen: İlk olarak belki bize kitabınızdan ve SO-IL&rsquo;in kuruluş hikayesinden bahsedebilirsin.</h3> <p><b>Jing Liu: </b>SO-IL&rsquo;i Florian Idenburg ile birlikte 2008&rsquo;de a&ccedil;tık. Florian ile Sanaa&rsquo;nın Tokyo&rsquo;daki ofisinde tanışıyorduk ancak profesyonel &ccedil;alışma hayatımıza tesad&uuml;fen Amerika&rsquo;da başladık. New York&rsquo;ta bir ofis a&ccedil;ma kararı tamamen kendiliğinden, hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden gelişti. New York&rsquo;ta iş yapabilmek i&ccedil;in bağlantılara sahip olmak, kentsel kodları ve yerli y&uuml;klenicileri anlayabilmek olduk&ccedil;a &ouml;nemli. Dolayısıyla, &ouml;nceleri New York ofisinin ge&ccedil;ici olacağını, bir s&uuml;re deneyeceğimizi ve en nihayetinde başka bir kente taşınacağımızı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorduk ama taşınmadık. Nihayetinde, New York bizim yeni evimiz, Birleşik Devletler de &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; &uuml;lkemiz oldu.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/jing-lui/ic_2.jpg.jpeg" /></p> <p>Yıllar yılı, b&uuml;y&uuml;memek, akademi ile uygulama arasındaki dengeyi koruyabilmek adına &ccedil;ok dikkatli davrandık. Bu &ccedil;abayı yansıtacak yeterli zamanımız hi&ccedil; olmadı. Sesimizi, yaptığımız uygulamaların i&ccedil;inden yansıtmak, bulmak istedik ancak kendimizi yeterince ifade edebilecek kadar yerleştirme ve inşa edilmiş proje biriktirmemiz beş, altı yılı buldu. Tam bu d&ouml;nemde kitap konusu a&ccedil;ılmaya başladı. Yine aynı vakitlerde, iki ayrı kurumun yeni binası i&ccedil;in d&uuml;zenlenen iki ayrı yarışmayı kazanmıştık. İşler b&uuml;y&uuml;yordu ve bu b&uuml;y&uuml;me ile mimari pratiğimizin doğasının da değişmek &uuml;zere olduğunun ayırdındaydık. Uygulamalarımızın hen&uuml;z olgunlaşmadığı d&ouml;nemi belgeleyen bir kitap hazırlamanın daha iyi olacağına karar verdik. Ge&ccedil;tiğimiz bir bu&ccedil;uk yıl da bu kitap &uuml;zerine &ccedil;alıştık.</p> <p><a href="http://so-il.org/projects/solid-objectives-order-edge-aura" target="_blank"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/jing-lui/0-cover.jpg.jpeg" /><br /></a><span class="fotograf-yazi">Solid Objectives: Order, Edge, Aura, 2017</span></p> <h3>Selva G&uuml;rdoğan: Florian da sende de Amerikalı değilsiniz ancak ofisinizi New York&rsquo;ta kurmayı se&ccedil;tiniz. &ldquo;Ana vatan&rdquo;larınızla d&uuml;ş&uuml;nsel veya fiziksel bir ilişki kurma kaygınız var mı veya hi&ccedil; bunun &uuml;zerine &ccedil;alışıyor musunuz?</h3> <p>1970&rsquo;lerin başında, kurumsal mimarlık ve akademinin tamamen ayrı yollara sapması ve 1980-1990&rsquo;lar boyunca ger&ccedil;ekleşen neo-liberalizmin y&uuml;kselişi sonucunda bu iki alan birbirinden git gide uzaklaştı, aralarındaki iletişim kesildi. Amerika&rsquo;ya ilk geldiğimizde uygulama ve akademi arasındaki ayrım ikimizi de &ccedil;ok şaşırtmıştı. Mimarlık yapmaya ilk başladığımızda ben Japonya&rsquo;da, Florian da Hollanda&rsquo;daydı. Her iki &uuml;lkede de inşaat end&uuml;strisi ile akademi i&ccedil; i&ccedil;edir. Birleşik Devletler&rsquo;deki bu ayrılık, daha &ouml;nceden denk geldiğimiz bir olgu değildi. Bizi asıl zorlayan, ana vatanlarımızdaki koşullardan &ccedil;ok, Birleşik Devletler&rsquo;deki bu durum oldu &ccedil;&uuml;nk&uuml; mimari uygulamalarla olduğu kadar akademi ile de ilgileniyoruz ve ikisini daha yakın hale getirmenin yollarını arıyoruz. Bir yandan inşa ederken, diğer yandan sorgulayan bir sistem kurmaya &ccedil;alışıyor olduğumuzu, ofisin adıyla da a&ccedil;ık&ccedil;a ifade ettiğimizi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.</p> <p>2008 yılında SO-IL&rsquo;i kurduğumuzda insanlar, &uuml;lkedeki mimarların neredeyse &uuml;&ccedil;te birinin işini kaybettiği bir d&ouml;nemde nasıl olup da ofis a&ccedil;tığımızı soruyordu. Şunu &ccedil;ok iyi biliyorduk ki, ne zaman bir buhran olsa veya nerede işler tersine gitse, işte o zaman eski y&ouml;ntemleri sorgulamanın tam zamanıdır. Daha yeni kurulmuş bir ofis olarak zaten sıfırdan proje almanız m&uuml;mk&uuml;n değil ve bu durum da dipten y&uuml;kselmek, stat&uuml;koyu sorgulamak i&ccedil;in iyi bir fırsat.</p> <p><a target="_blank" href="http://so-il.org/projects/pole-dance"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/jing-lui/4_SO-IL-Pole-dance-1.jpg.jpeg" /></a><br /><span class="fotograf-yazi">SO-IL, Pole Dance, 2010</span></p> <h3>Selva: Akademi ve kurumsal mimarlığı bir araya getirme yolundaki ilk başarılı projeniz hangisiydi?</h3> <p>2008&rsquo;de ofisi kurar kurmaz, MoMA PS1 yarışması i&ccedil;in &ouml;nerilmiştik. Yarışmanın kavramsal &ccedil;er&ccedil;evesi &ldquo;s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirlik&rdquo; &uuml;zerineydi. Ekonomik krizin hemen sonrasıydı, t&uuml;m k&uuml;lt&uuml;r kurumlarının ciddi sorular sorduğu, s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirliğin de b&uuml;y&uuml;k mesele olduğu bir d&ouml;nemdi. &ldquo;Tekrar inşa etmeye başlamadan &ouml;nce nasıl yeni bir anlatı oluşturabiliriz?&rdquo; gibi sorular soruluyor ve bu diyaloğa herkes dahil olmak istiyordu.</p> <p>S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirlik, genelde &ccedil;ok fazla sorgulamadan kabul edilen, basit bir fikir. S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilirliği, yalnızca bir şeyler inşa ediyor olmanın biraz daha &ouml;tesinde, sosyal yansımaları da olan bir &ccedil;er&ccedil;evede ele almak istedik. Sonu&ccedil; olarak da adını Oskar Schlemmer&rsquo;ın Bauhaus zamanlarında ger&ccedil;ekleştirdiği dans performansından alan &ldquo;Pole Dance&rdquo; adlı bu projeyi 2010 yılında tamamladık. Schlemmer&rsquo;in koreografisi ve kıyafetleri insan v&uuml;cudunun, insanın ve uzam yaratma zekasının uzantıları gibiydi. Biz de aynı d&uuml;ş&uuml;nceyle, modernizmin bir uzantısı olarak neo-liberal k&uuml;reselleşmeden ve bu akımın bug&uuml;n bizi nereye y&ouml;nlendirdiğinden bahsetmek istiyorduk.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/jing-lui/schlemmler.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Oskar Schlemmer, 'Pole Dance' 1927</span></p> <p><span class="fotograf-yazi">&nbsp;</span>&Ouml;te yandan, bizden bir yıl &ouml;nce PS1&rsquo;i kazanan MOS, olduk&ccedil;a <a href="http://www.mos.nyc/project/moma-ps1-afterparty" target="_blank">ağır bir yapı</a> oluşturmuştu. Her şeyi sorgulayan ve her daim karamsar duran o entelekt&uuml;ellerden olmak istemiyorduk. Dahası, hemen hemen herkes gibi buhran sonrası oluşan kasveti de &uuml;zerimizden atmak istiyorduk. Sonu&ccedil; olarak, tekil ve yayılmacı bir altyapı olan Kartaca ızgara planını daha g&uuml;&ccedil;s&uuml;z, eğlenceli ve somut hale getirerek sorgulamaya karar verdik ve s&ouml;rf tahtası zemini &uuml;zerinde duran yetmiş beş direkten oluşan bir ızgara kurduk. Direkler yere sabitlenmemişti, &ccedil;ok uzundular ve fiberglastan yapılmışlardı, bu nedenden &ouml;t&uuml;r&uuml; havada salınıyorlardı. T&uuml;m ızgara, kendi başına ayakta duramayan, elastik direklerden oluştuğundan, direkleri birbirlerine ile sabitlemeye karar verdik. Izgara plan &uuml;zerinde sabitleyici halatlar kullanılsa dahi, direklerin &ccedil;ok uzun olmasından &ouml;t&uuml;r&uuml; r&uuml;zgarda salınıyor ve insanlar bu direkleri itip &ccedil;ekebiliyordu. Adeta kendi kendine dans eden projeye biraz da bu y&uuml;zden &ldquo;Pole Dance&rdquo; ismini verdik.</p> <p style="text-align: center;"><iframe src="https://player.vimeo.com/video/12828284" width="640" height="360" frameborder="0"></iframe></p> <p>Umuma a&ccedil;ık oluşu ve bug&uuml;ne kıyasla o zamanlar &ccedil;ok tanınmadığımızdan &ouml;t&uuml;r&uuml; bu Pole Dance, adımızı duyurabilmemiz a&ccedil;ısından &ouml;nemli bir platform haline geldi. Amerika Direk Dans&ccedil;ıları Federasyonu (United States Pole Dance Federation [USPDF]) bizimle iletişime ge&ccedil;ti. Bizi arayıp bir performans ger&ccedil;ekleştirip ger&ccedil;ekleştiremeyeceklerini sordular. Denemek i&ccedil;in geldiler ancak dans etmenin d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;klerinden daha zor olduğunu fark ettiler. Yeni bir koreografi planlayıp &uuml;&ccedil; hafta boyunca antrenman yapmak durumunda kaldılar. Muhteşem bir deneyimdi!</p> <h3>Gregers: T&uuml;rkiye&rsquo;de de aynı problem mevcut; akademi ile pratik arasında yeterli &ccedil;akışma mevcut değil. Bu iki d&uuml;nya arasında k&ouml;pr&uuml; kurarken, ne yapmanız gerekiyor sence? Siz bunu nasıl kuruyorsunuz?</h3> <p>Sadece yapıyoruz; m&uuml;mk&uuml;n olduğunu g&ouml;steriyoruz. Biz her daim eğitim verdik, ofisi a&ccedil;madan &ouml;nce de &uuml;niversitelere gidiyorduk. İster iptal edilmiş bir proje, isterse ticari bir proje olsun, ilk andan itibaren olayın bir bina inşa etmekten daha fazlası olduğunu ve i&ccedil;inde daha fazla hikaye taşıdığını anlatmaya &ccedil;alışıyoruz her zaman. En azından Birleşik Devletler&rsquo;de, aynı anda hem pratik hem pragmatik olmak konusunda bir sıkıntının olmadığını g&ouml;rebilmeleri i&ccedil;in yeni nesle yeterli cesareti verebildiğimize inanıyorum.</p> <p><a target="_blank" href="http://so-il.org/projects/blueprint-at-storefront"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/jing-lui/2_Blueprint-SO-IL-5596.jpg.jpeg" /></a></p> <p><a target="_blank" href="http://so-il.org/projects/blueprint-at-storefront"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/jing-lui/5_Blueprint-SO-IL-5919.jpg.jpeg" /></a><br /><span class="fotograf-yazi">Blueprint at Storefront, New York, 2015</span></p> <p>Eğitim vermek her zaman kolay olmadı. Ofiste &ccedil;ok yoğun olduğumuz bazı anlarda okulda zaman ge&ccedil;irmek &ccedil;ok yanlış bir şey gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor ancak bir yandan da gelecek nesillerle, farklı inan&ccedil;lar ve farklı ideolojilerle y&uuml;zleşmenin bizim i&ccedil;in olduk&ccedil;a yararlı olduğunun bilincindeyiz. Okulda olmak yalnızca kendinizi değil başkalarını da dinlemenize yardımcı oluyor. Yalnızca kendi yaptığınız işler ile kimliğinizi bulmaya &ccedil;alışırsanız tek duyacağınız ses kendi sesiniz olur.</p> <p>Akademide veya dışarıda, s&uuml;rekli olarak sınırlarımız dışına &ccedil;ıkabilecek bireysel, mimari, yapısal diller arıyoruz. İstanbul&rsquo;a ziyaretimin sebeplerinden biri de bir şekilde birbiriyle b&uuml;t&uuml;nleşebilen, bazen aradaki sınırların bulanıklaştığı bir&ccedil;ok ayrı şehri i&ccedil;inde barındıran bu şehri anlayabilmek.</p> <h3>Selva: 2008&rsquo;de ofisi kurduğunuzda ekonomik kriz vardı. On yıl sonra g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, Trump y&ouml;netiminin getirmiş olduğu başka t&uuml;rl&uuml; bir kriz var. Bu krizin size herhangi bir etkisi oldu mu?</h3> <p>2008&rsquo;den bug&uuml;ne kişiliklerimiz ve inandığımız şeyler değişmedi. 2008&rsquo;de de aynen bug&uuml;n olduğu gibi, problemleri g&ouml;rmezden gelmeden ele alabilmenin yollarını bulmak istiyorduk. Bu yaklaşımın değiştiğini zannetmiyorum. SO-IL&rsquo;de on &uuml;&ccedil; ayrı milletten &ccedil;alışan var. Herkese elimizden geldiğince destek vermek ve yardımcı olmak istiyoruz. &Ouml;zellikle Orta Doğu&rsquo;dan gelen bazı vatandaşlar i&ccedil;in koşullar &ccedil;ok zor, yasaklı birka&ccedil; kişi bile var.</p> <p><a target="_blank" href="http://so-il.org/projects/breathe-mini-living-salone-del-mobile-2017"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/jing-lui/Breathe%2C%20MINI%20Living%2C%202017.jpg.jpeg" /></a><br /><span class="fotograf-yazi">Breathe, MINI Living, 2017</span></p> <p>&Ccedil;ocuğumu Washington&rsquo;daki y&uuml;r&uuml;y&uuml;şe g&ouml;t&uuml;rm&uuml;şt&uuml;m. Bir otob&uuml;s ayarlayıp, b&uuml;t&uuml;n &ccedil;alışanlarımıza y&uuml;r&uuml;y&uuml;şe birlikte gitmeyi teklif etmiştik. Elimizdeki projelerin son teslim tarihleri sebebiyle yalnızca ofisin yarısı gelebildi. Ben ve bir&ccedil;ok birey i&ccedil;in bu s&uuml;re&ccedil;lerden ge&ccedil;mek iyi bir şey. Şok edici bir olay ile karşılaşıldığında her bireyin deneyimlediği birka&ccedil; evre var: İlki ink&acirc;r, hemen ardından kabullenme, onun ardından da bireyin kendini yansıtması, eylemde bulunma ve &ouml;rg&uuml;tlenme geliyor. T&uuml;m bu evreleri atlattığımız bug&uuml;nlerde, Trump&rsquo;ın başkan olması ile sonu&ccedil;lanan bu s&uuml;re&ccedil;te neyi yanlış yaptığımızı bulmak i&ccedil;in kendimizi sorgulayabileceğimiz evredeyiz.</p> <p>Sanırım hepimiz s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;erisinde kendimizi nasıl ılımlı hale getirebileceğimizi, nasıl d&uuml;zen sağlayabileceğimizi ve somut olarak neler yapabileceğimizi &ouml;ğreniyoruz. Benim bu d&ouml;nemde &ouml;ğrendiğim şeylerden biri bu. &Ccedil;in&rsquo;den geliyorum ve bizde demokratik s&uuml;re&ccedil;ler yok, &ouml;zg&uuml;rce konuşabilme hakkımız da yok. Bu nedenle başkanlık se&ccedil;iminin New York&rsquo;ta, kamusal alanda neler ortaya &ccedil;ıkarabildiğini izlemek benim ufkumu a&ccedil;tı.</p> <h3>Selva: &Ouml;zellikle de diyaloğun her daim eleştirel olduğu Birleşik Devletler&rsquo;de...</h3> <p>Hi&ccedil;bir platformda, y&uuml;zde y&uuml;z eleştirel nitelikte bir ortam bulamazsınız. Bunun i&ccedil;in belirli bir &ouml;l&ccedil;&uuml;y&uuml; tutturmak gerekiyor. Ticari sanat d&uuml;nyasında bile hala iyi bir şeyler yapmaya &ccedil;alışanlar var ve bunların &ccedil;oğu da kamusal kuruluşlar. Bu da yapılması kolay bir iş değil.</p> <p><a target="_blank" href="http://so-il.org/projects/kukje-galleryk3"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/jing-lui/Kukje%20Gallery%2C%202012.jpg.jpeg" /></a><br /><span class="fotograf-yazi">Kukje Gallery, 2012</span></p> <p>Ofisimizi New York&rsquo;ta a&ccedil;tığımız i&ccedil;in bir&ccedil;ok galeri ve m&uuml;ze ile &ccedil;alıştık ve fark ettik ki mimari Amerika&rsquo;da bir l&uuml;ks. Florian da, ben de sosyalist ve kom&uuml;nist &uuml;lkelerden geliyoruz ve bilmeden bu eşitsizliği kolaylaştıranlardan biri haline gelmiş olmamız ger&ccedil;eği bizi her zaman biraz huzursuz etmiştir. Ne var ki, son zamanlardaki politik atmosfer nedeniyle, bu k&uuml;lt&uuml;r sanat platformunda daha da değer bilen insanlar olduk. Biliyorsunuz, bu işler -platformun belki de daha b&uuml;y&uuml;k bir kısmı- &nbsp;paraya dayalı diyebilirsiniz ama burası diyalog i&ccedil;ine girebilmek ve insanları davet edebilmek i&ccedil;in hala olduk&ccedil;a &uuml;retken olan bir platform.</p> <p>Sonu&ccedil; olarak belki de bu duruma kucak a&ccedil;arak, k&uuml;lt&uuml;rel kurum ve m&uuml;ze binaları hakkında bir kitap yazmalıyız. Biliyorsunuz, Trump tek seferde b&uuml;t&uuml;n k&uuml;lt&uuml;rlerden kurtulmak istiyor.</p> <h3>Selva: Yeni bir kitap projesi daha var sanırım?</h3> <p>Projelere &ccedil;alışırken fark ettik ki yeni bir şeyler yapabilmek adına sınırları zorlamayı seviyoruz. &Ccedil;alışırken, Birleşik Devletler&rsquo;deki diğer t&uuml;m end&uuml;striler gibi, inşaat end&uuml;strisinin de aşırı d&uuml;zenlenmiş, hatta kurumsallaşmış olduğunu fark ediyorsunuz. Yalnızca belirli kataloglardan, belirli end&uuml;strilerden &uuml;r&uuml;nler se&ccedil;ebiliyorsunuz. Sınırların dışına &ccedil;ıkıp bir şeyler yapabilmek olduk&ccedil;a zor. Hemen hemen her bir projemizde, bizim i&ccedil;in &ouml;nemli olan, bilhassa insanlarda herhangi bir tepki oluşturacak mimari bir etki yaratmak i&ccedil;in m&uuml;şterimizi veya y&uuml;kleniciyi &ccedil;ıldırtmak durumunda kalıyoruz. İşte, yeni bir kitap projemizde bu hikayelere odaklanmak istiyoruz.</p> Fri, 13 Apr 2018 11:49:02 +03 "Şehrin Sürdürülebilmesi İçin Kırı Şehre Getirmek Zorundayız" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/alaattin-kirazci/1013 Burcu Bilgiç <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/soylesi02/alaattin_kirazci-1140307699/IMG_0431.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Geçen aylarda yayında olan "insanlardan hayvanlara" dosyamızı takiben, ekolojik sanat çalışmalarını Marmara Üniversitesi Kampüsü'nde sürdüren Alaattin Kirazcı ile şehir içi hayvan yetiştiriciliği, tohum topları ve arıların öğrettikleri üzerine konuştuk.<br><br><p>Alaattin Kirazcı halen Marmara &Uuml;niversitesi G&uuml;zel Sanatlar Fak&uuml;ltesi Heykel B&ouml;l&uuml;m&uuml;'nde akademisyen olarak g&ouml;revine devam etmekte ve ekolojik sanat alanında &ccedil;alışmalar yapmakta olan bir sanat&ccedil;ı. &Uuml;niversite kamp&uuml;s&uuml; i&ccedil;inde devam eden ekolojik sanat projeleri kapsamında bir bostan ve 15 tavuklu bir k&uuml;mes kuran Kiraz, yaklaşık bir seneden beri de kamp&uuml;ste arı yetiştiriciliğine devam ediyor. B&uuml;t&uuml;n bu eylemsellik halini sanatsal bir &ccedil;er&ccedil;eve i&ccedil;inde ele alan ve farkındalık yaratmayı ama&ccedil;layan Kiraz ile, kentlilerin ekolojik sanattan ve insan olmayan canlılardan ne &ouml;ğrenebileceğini konuştuk.</p> <p><strong>Burcu Bilgi&ccedil;: Ekolojik sanat alanında &ccedil;alışmaya nasıl y&ouml;neldiniz? Ekolojik sanatın &ccedil;er&ccedil;evesini nasıl &ccedil;iziyorsunuz ve bu &ccedil;er&ccedil;evede sizin pratiğiniz nereye oturuyor sizce?</strong></p> <p><strong>Alaattin Kirazcı: </strong>2009 Yıllarında doğal şehir bah&ccedil;elerine odaklanmıştım. Yaşamın sanat, sanatında yaşam olabileceğine dair teoriler vardır, bu teorileri tartışırken doğal şehir bah&ccedil;esinin nasıl sanatsal bir eyleme d&ouml;n&uuml;şebileceğini araştırmaya başladım. Bug&uuml;ne baktığımızda, bu araştırmalar beni &ccedil;ok daha eğlenceli ve i&ccedil;erik olarak &ouml;nemli bir noktaya getirdi. Bug&uuml;n &ccedil;ağımızın en &ouml;nemli problemlerinden biri ekolojidir. Aslında baktığınızda bu savaşların, bu g&ouml;&ccedil;&uuml;n sebebi de ekolojidir. Bu araştırmalarla beraber &ldquo;Şehir ortamında daha doğal nasıl yaşarım?&rdquo; sorusuyla birlikte bir farkındalık dizisi başladı. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde hem gıdanın hem de tarımın nereye gelip tıkandığı soruları hem kendim hem başkaları i&ccedil;in bir dizi farkındalığın da kapılarını a&ccedil;tı ve bir farkındalık projesine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;. Bu farkındalık projesi ilerledik&ccedil;e benim de bilin&ccedil;lenmemi sağladı. Atalık ya da evladiyelik tohum dediğimiz tohumlarla bir &uuml;retime giriştim; ama&ccedil; o tohumların sanat eseri olarak sergilenmesiyle birlikte o tohumun bize ne anlattığıyla ilgiliydi. Burada bir tane &ouml;rneği var, &ldquo;Tehlike Anında&rdquo; ismini verdiğim bir &ccedil;alışma bu. Basit a&ccedil;ıklaması tohumların sanat eseri olarak sergilenmesi ve l&uuml;ks obje olarak satılması. Burada ironik bir yapı var tabi. Gazetede okuduğum bir haber sonucunda buraya geldim; haberde gelin ve damada d&uuml;ğ&uuml;n takısı olarak biber tohumu takıldığından bahsediyordu. Bir paket tohum 250 lira ve b&uuml;y&uuml;k ihtimalle hibrid tohum, atalık tohum değil. Biz dışarıya bağımlıyız biliyorsunuz, tohumu ya İsrail&rsquo;den ya Hollanda&rsquo;dan ya Amerika&rsquo;dan alıyoruz. Tarım &uuml;lkesi olarak ge&ccedil;indiğimiz bir ortamda bu bana acı geldi. Bu k&uuml;lt&uuml;rel bir zafiyettir; tohumu biz sadece tarım &uuml;r&uuml;n&uuml; ve alabileceğimiz bir nesne olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz, ama aslında binlerce yıldır bu topraklarda ekilen, bu toprakları şekillendirdiği gibi insanların da onları şekillendirdiği bir yapı. Yiyecek k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;z bu tohumlardan &uuml;retilen sebzeye bağlı. &Ouml;rneğin patlıcansız bir yaz sofrası, domatessiz bir yaz salatası d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilir mi? D&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemez. Tohumların hibritleştirilmesi ve genetiğinin değiştirilmesi k&uuml;lt&uuml;rel bir&ccedil;ok şeyin de yok olması anlamına geliyor.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/alaattin_kirazci-1140307699/IMG_0432.jpg.jpeg" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/alaattin_kirazci-1140307699/IMG_0440.jpg.jpeg" /></p> <p><strong>Proje, tohumun bir sanat eseri olarak sergilenmesi gibi sembolik bir hamleyle başlayarak, giderek genişleyen ve sanatsal eylemliliğinizi şekillendiren bir yapıya b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş sanırım.</strong></p> <p>Evet g&uuml;zel bir nokta bu. Bu sadece ekolojiye değinen bir proje değil, sanatı da sorgulayan bir proje. Bir heykeltıraş olarak ben, bir anlamda heykel dikmek yerine kabak dikiyorum, yani kabak tohumu ekiyorum. Ekolojik sanatın ilerici olmasının sebeplerinden bir tanesi, &ccedil;ağımızın en &ouml;nemli konularından olan ekolojiye değiniyor, onu g&ouml;r&uuml;n&uuml;r kılıyor olması; diğeri ise sanatın i&ccedil;inde sanatla ilgili genel anlayışın, genel yargı ya da meselelerin &ouml;z&uuml;ne m&uuml;dahale ediyor olması. Bug&uuml;n genel anlamda bir heykel ve resim anlayışı vardır; ekolojik sanat dili bu anlayışla &ccedil;alışabileceği gibi &ccedil;ok daha farklı disiplinler arası bir dil de oluşturabilir. Yararlı sanat diye bir kavram var &ouml;rneğin, K&uuml;ba k&ouml;kenli Amerikalı bir sanat&ccedil;ının başlattığı bir akım bu. D&uuml;nya &ccedil;apında ekolojik konulara değindiği gibi toplumsal konulara da değinen bir akım. Ekolojik sanatı mekana hapis etmekten ziyade a&ccedil;ık alana, doğanın i&ccedil;ine &ccedil;ıkarıyor veya yaptığı ekolojik faaliyeti galeri ortamına getiriyor.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/08.jpg.jpeg" border="0" /><br />&ldquo;Tehlike Anında&rdquo;, Alattin Kiraz</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/05_patl%C4%B1can%20arabas%C4%B1.jpg.jpeg" /></p> <p><strong>Ekolojik sanat &ccedil;alışmalarını verdiğiniz derslerin i&ccedil;eriğine dahil oluyor mu bir şekilde?</strong></p> <p>Yaptığımız at&ouml;lyeler aracılığıyla &ouml;ğrencilere ulaşıyoruz. &Ouml;ğrenciler &ccedil;ok ilgi duyuyorlar bu &ccedil;alışmalara. D&uuml;n yaptığımız tohum ekimi ve tohum topu at&ouml;lyesi de &ccedil;ok kalabalık bir at&ouml;lye oldu. &Ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki d&ouml;nemde &ldquo;ekolojik sanat&rdquo; isimli bir at&ouml;lye a&ccedil;ma niyetim var. Sadece heykel b&ouml;l&uuml;m&uuml;ne değil t&uuml;m &uuml;niversiteye a&ccedil;ık olmasını istiyorum.</p> <p><strong>Şu anda arı ve tavuk yetiştiriyorsunuz kamp&uuml;ste. Hayvanlarla nasıl bir ilişkiniz var.</strong></p> <p>&Ouml;zellikle m&uuml;dahalesiz arıcılıkla ilgilenenler, arı odaklı &ccedil;alışanlar, &ldquo;arıların &ouml;ğrettiği bir şey vardır&rdquo; diye savunuruz. Arıların &ouml;ğrettiği şeylerden bir tanesi kolektif &ccedil;alışma, diğeri ekolojik merkezli varoluştur. Doğanın bize verdiği nimetler var, tavuk yumurtasını veriyor, arı balını veriyor ve bu aslında minnettar kalınacak ve şefkat duygusunu besleyecek bir şey. Bunu kendi nesillerini devam ettirmek amacıyla yapıyorlar; fakat biz insanoğlu bunu bize veriyor zannediyoruz. Bu doğadan uzaklaşmış, ego merkezci yaklaşımdır. Ben arı kovanını a&ccedil;tığımda, biraz da sakin olabilirsem -&ccedil;&uuml;nk&uuml; arı bunu seziyor-, g&ouml;r&uuml;yorum ki arı kendi halinde &ccedil;alışıyor. Ben onun balını aldığımda bir minnet duygusu besliyorum. Aynı şekilde her seferinde k&uuml;mese gidip tavuğun yumurtasını aldığımda beni g&uuml;l&uuml;mseten bir şey oluyor, tavuk oraya yumurtluyor ve ben onu aşırıyormuşum gibi geliyor. &Uuml;&ccedil; yıldır tavuk besliyorum, arıcılık bir yılını doldurmak &uuml;zere ve folluktan tavukların yumurtalarını alırken hala o minnet duygusunu hissediyorum. Şehir insanının bundan uzaklaşmış olduğunu hatırlatıyor bu proje.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/06.jpg.jpeg" /></p> <p><strong>Daha &ccedil;ok insan kent i&ccedil;i yetiştiriciliğe y&ouml;nelir mi sizce ilerleyen yıllarda?</strong></p> <p>D&uuml;n enteresan bir şey oldu. 9 yıldır bu projeyle uğraşıyorum. Sanat yapmanın genel anlamda sosyallikten biraz uzak bir yapısı var. Sanat&ccedil;ının at&ouml;lyesinden, yalnızlığı i&ccedil;inde yaptığı bir aktivitedir sanat genelde. Ekolojik sanat bu genellemeye uymaz &ccedil;oğunlukla. Benim 9 yıldır edindiğim tecr&uuml;be ve arılardan &ouml;ğrendiğim şey projenin daha sosyal ve toplumsal olma zorunluluğuydu. Arılar biyolojik olarak bir s&uuml;per organizma oldukları i&ccedil;in bu ilhamı bana verdiler. Projenin kendi ufak &ccedil;evremden &ccedil;ıkması ve gerekiyorsa fak&uuml;lte dışına genişlemesi gerektiğini d&uuml;ş&uuml;nmeye başladığım noktada işler &ccedil;&ouml;z&uuml;ld&uuml;. Kadık&ouml;y Gazete ve Buğday Derneği&rsquo;nin ilgisi ve benim sosyal medya paylaşımlarım sayesinde proje yayılmaya ve duyulmaya başladı. D&uuml;n yıllardır istediğim bir şey ger&ccedil;ekleşti, &ouml;ğrenciler kendileri projeye dahil olmayı ve emek vermeyi teklif ettiler. &Ccedil;ok enteresan yaklaşımlar oldu ve beni &ccedil;ok mutlu etti. Bu proje benden &ccedil;ıkmalı. Tohumu ben ekiyor, tohumdan &ccedil;ıkan sebzeleri ben dikiyor, ben hasat ediyor, tohumu tekrar ben &ccedil;ıkarıyor, paketliyor ve insanlara dağıtıyordum. Artık proje g&ouml;n&uuml;ll&uuml;l&uuml;k esasıyla gerek &ouml;ğrencilerimizin gerekse dışarıdan insanların katılımıyla genişlemeli. Benim aile k&ouml;kenim k&ouml;yl&uuml;d&uuml;r ama ben &ccedil;ocukluğumdan beri Ankara&rsquo;da yaşadım, şehirliyim; dolayısıyla &ccedil;ift&ccedil;ilikle ilgili en ufak bir fikrim yoktu. Domates nasıl yetiştirilir bilmiyordum &ouml;ğrendim, arı nasıl yetiştirilir kursa giderek &ouml;ğrenmem gerekti; bunların hepsi entelekt&uuml;el bir faaliyettir. Ustalardan da &ouml;ğreniyorsunuz kitaplardan da, sosyal medya m&uuml;thiş, Youtube farklı kapılar a&ccedil;abiliyor. Bu proje dediğiniz gibi sembolik ve bir&ccedil;ok farklı şeyi bize hatırlatan bir proje.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/alaattin_kirazci-1140307699/IMG_0484.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/alaattin_kirazci-1140307699/IMG_0493.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><strong>Hayvanların yaşam alanlarını nasıl tasarlıyorsunuz?</strong></p> <p>Tasarımı hem kendim hem hayvanlar i&ccedil;in y&ouml;nlendirmeye &ccedil;alışıyorum. K&uuml;mesten &ouml;rnek vereyim; &ouml;nce tasarım yapıp sonra o tasarımın ihtiya&ccedil;larına cevap vermek yerine, elimdeki malzeme neyse onunla k&uuml;mes yapmak gibi bir y&ouml;ntem kullanıyorum. İlk k&uuml;mesi, &uuml;&ccedil; yıldır topladığım istiflenmiş malzemeyle yaptım. İstiflenmiş malzeme, fak&uuml;ltenin atıklarının toplandığı alandan, &ouml;ğrencilerin kullanmadığı ve a&ccedil;ığa &ccedil;ıkan malzemelerden toplandı. D&ouml;rt tarafı &ccedil;evrili bir kul&uuml;be inşa etmek gibi bir şey aslında. Ondan sonra i&ccedil;ine tavukların ihtiyacı olan follukları, t&uuml;nekleri yaptım.</p> <p><strong>İstanbul&rsquo;da başka kent i&ccedil;i arıcılar var mı?</strong></p> <p>Evet, ben şehir merkezlerinde arıcılık yapan y&uuml;zlerce arıcıdan bir tanesiyim ve doğadan uzaklaşmamızı g&ouml;r&uuml;n&uuml;r hale getirmek amacıyla varım. Arıcılar i&ccedil;in zararlı bir şey yaptığımın da farkındayım, &ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar toplumun korkusu nedeniyle saklanmak zorunda kalıyorlar. Biz toplumsal alarak, bilin&ccedil;lenmektense korkularımıza sığınmayı ve reddetmeyi tercih ediyoruz. Şehirde arıcıların bulunması aynı zamanda &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir ekolojik ve ekonomik getiridir. Ekonomi kısmına parmak basmalıyım, bu sadece baldan elde edilen para değildir, hayvancılık sekt&ouml;r&uuml; arının polenlediği bitkilere dayalıdır. Bug&uuml;n meyve aldığımız ağa&ccedil;larımızı arılar d&ouml;ll&uuml;yor, arılar ve d&ouml;lleyici bir&ccedil;ok b&ouml;cek sayesinde bug&uuml;n yaşıyoruz aslında. Yasalarımız ve y&ouml;netmeliklerimiz ise gezgin arıcılığa y&ouml;nelik &ccedil;alışıyor ve şehirde arıcılığın m&uuml;mk&uuml;nse yapılmaması isteniyor. Oysaki şehir i&ccedil;inde y&uuml;zlerce arıcı var, &uuml;niversitelerde yapılan ARGE &ccedil;alışmaları var. &Ouml;rneğin Ankara'da bal satışı yapan bir &uuml;niversitemiz var ve bu &uuml;niversitenin şehirde 100 kovanı var; veya İstanbul Arıcılar Birliği&rsquo;ne kayıtlı 1500 arıcı var ve iddia ediyorum kayıtsız bir şekilde teraslarında, bah&ccedil;elerinde yetiştiren y&uuml;zlercesi daha var. Hatta bu konuda bir belgesel yapmaya karar verdim, &ldquo;İstanbul&rsquo;un Gizli Arıcıları&rdquo; diye bir belgesel &ccedil;ekilebilir, &ccedil;ok ilgin&ccedil; olacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.</p> <p><strong>Neden arıcılar şehirde istenmiyor?</strong></p> <p>İnsanlardaki en b&uuml;y&uuml;k korku: ya arı sokarsa ve alerjimiz varsa... Bu &ccedil;ok &ouml;nemli bir konu, kişi arı alerjisi olup olmadığını bilmeli. Kırsal alanda eşek arısı ve yaban arısı &ccedil;ok daha fazla; bir kişinin sokulması ve alerjisi olup olmadığını bilmemesi &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir tehlike. Şehirlerde bir kilometrelik bir mesafede bir sağlık ocağı bulabilirsiniz; ancak kırsalda b&ouml;yle bir imkanımız yok. Halkımız alerjisi olup olmadığını bilmiyor. Evet bir acısı var; ama asıl &ouml;nemli olan alerjimiz olup olmadığı.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/alaattin_kirazci-1140307699/IMG_0469.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><strong>Şehir, insan dışındaki canlılardan arındırılmış bir yapı olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde olduk&ccedil;a karamsar bir senaryo &ccedil;ıkıyor ortaya.</strong></p> <p>Sanki şehirleştik&ccedil;e daha fazla doğadan arındırılmış, steril bir ortam yaratıyor gibiyiz; kedilerden, k&ouml;peklerden, tavuklardan, kuşlardan uzak bir noktaya gidiyoruz. Kendimizden başka hi&ccedil;bir şeye tahamm&uuml;l&uuml;m&uuml;z olmayan bir şehirleşme&hellip; Korna sesi rahatsız etmiyor ama, horozun sesinden rahatsız olabiliyoruz. Horoz&rsquo;un burada ne işi var? Neden olmasın&hellip; Arının burada ne işi var? Neden olmasın&hellip; Kır şehir olduysa, şehrin s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilmesi i&ccedil;in kırı şehre getirmek zorundayız. D&uuml;nyada &ccedil;ok enteresan uygulamalar var, arıcılık konusunda bir yarış var. Arıların ve polenleyici b&ouml;ceklerin yok olması tehlikesi insanlarda ilgin&ccedil; refleksler oluşturdu. Arıları korumak i&ccedil;in &ccedil;aba harcanıyor. Sadece BBC&rsquo;nin yaptığı programlar sayesinde şehir arıcılığı o kadar gelişmeye başladı ki Londra&rsquo;da arı yolları yapıldı. Arılar ve polenleyen b&ouml;cekler i&ccedil;in &ouml;zel, onları &ccedil;ekecek bitkilerle donatılmış y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş yolları var, İngiltere&rsquo;de en az iki tanesini sayabilirim, birisi Londra&rsquo;da şehrin g&ouml;beğinde bulunuyor. Ge&ccedil;enlerde Londra&rsquo;da on yıldır arıcılık yapan birisiyle tanıştım, Londra&rsquo;daki &uuml;nl&uuml; saat kulesinden 1 kilometre uzaklıkta ve &uuml;&ccedil;, d&ouml;rt farklı yerde arı yetiştiriyor. Hi&ccedil; kimseden şik&acirc;yet yok, aksine insanlar &ccedil;itlerden arıların giriş &ccedil;ıkışını seyrediyorlar. Muazzam bir şey bu. Bunlar hayal değil, İstanbul&rsquo;da da yapılabilir. İnsanların korkusu bizi uzaklaştırıyor ve istemediğimiz yerlere getiriyor. Oysa bir bal arısı polenleyeceği bitkiden başka bir şey d&uuml;ş&uuml;nmez. Bu şehirde kelebekler yaşıyor, sivrisinekler yaşıyor. Belediyelerimiz hala sivrisinek ilacı sıkıyor, niye sıkıyor? Beni bilgilendirmek zorunda, bunun bize veya diğer b&ouml;ceklere bir zararı var mı? Veya hala sivrisinekten &ouml;len var mı? Yoksa sadece sivrisinek ısırmasın, rahatsız olmayalım diye mi yapıyoruz.</p> <p><strong>Arılarınız şehirde olmaktan mutlular mı sizce? Şehir uygun bir yaşam alanı sağlayabiliyor mu arılar ve tavuklar i&ccedil;in.</strong></p> <p>Ben mutlu olduklarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Bazen tavuklar i&ccedil;in sorarlar bu soruyu, &ldquo;benden daha mutlular&rdquo; diyorum; &ccedil;&uuml;nk&uuml; ekstra ekstra &ouml;zg&uuml;r ve gezinen tavuklar bunlar. Fak&uuml;ltemiz 7 d&ouml;n&uuml;ml&uuml;k bir arazi i&ccedil;erisinde, yeşil alanlarımız da var ve tavuklar i&ccedil;erisinde rahatlıkla dolaşabiliyorlar. Tavuk &ccedil;ok enteresan bir hayvandır toprağı zararlı b&ouml;ceklerden temizler ve havalandırır. Mutlu olduğunu nerden anlarsınız, &uuml;&ccedil; yıldır herhangi bir hastalıktan kaynaklı hi&ccedil;bir tavuğum &ouml;lmedi. &Ouml;ğrencilerimizin evcil k&ouml;peklerinden bazılarının avcılık i&ccedil; g&uuml;d&uuml;s&uuml;yle tavuklarımıza zarar verdikleri oldu sadece, onun dışında bir vukuat olmadı. Tavuk yetiştirmek muhteşem bir deneyimdir, bah&ccedil;elerimizde bu olmalı. Ancak rantlaşma hi&ccedil;bir şeye acımıyor, son kalan bah&ccedil;elerimiz bile g&ouml;zden &ccedil;ıkarılıyor. Ama bireysel &ccedil;abalar var. Benim bu &ccedil;abam ise sanatsal bir &ccedil;aba, ekolojik duyarlılığı hatırlatmak i&ccedil;in yapılmış bir &ccedil;aba.</p> Fri, 06 Apr 2018 11:43:05 +03 "Bir Şeyi Yıktıktan Sonraki Anların Büyük Bir Özgürlük Barındırdığı Açık" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/bir-seyi-yiktiktan-sonraki-anlarin-buyuk-bir-ozgurluk-barindirdigi-acik/1009 Hakan Ilıkoba <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/Proje-02/MuratSonmez_soylesi_arkitera.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>TOBB ETÜ'den Murat Sönmez ile "Yapım Ekibi" ve "Yıkım Ekibi" adını verdiği tasarım stüdyoları, tasarım süreçleri ve kavramlar üzerine konuştuk.<br><br><p><span id="docs-internal-guid-499c90fe-425d-cac1-db43-31942ee040e7"> </span></p> <p dir="ltr"><strong>Hakan Ilıkoba: Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?</strong></p> <p dir="ltr"><span><strong>Murat S&ouml;nmez:&nbsp;</strong>E<span>SOG&Uuml; Mimarlık B&ouml;l&uuml;m&uuml;'nden mezun oldum</span>. &ldquo;Simulakr" ve "sim&uuml;lasyon&rdquo; kavramları &uuml;zerine yaptığım y&uuml;ksek lisansın ardından, &ldquo;Cephe-Y&uuml;zey Kavramı Tartışmaları&rdquo; başlığı ile doktora tezimi yazdım. 1998 - 2002 yıllarında ESOG&Uuml; Mimarlık B&ouml;l&uuml;m&uuml;'nde, 2003 - 2009 yılları arasında Gazi &Uuml;niversitesi Mimarlık B&ouml;l&uuml;m&uuml;'nde, 2009 - 2010 yılları arasında Hollanda&rsquo;da Eindhoven Teknik &Uuml;niversitesi'nde akademik kariyerime devam ettim. 2011 yılından beri TOBB ET&Uuml; Mimarlık B&ouml;l&uuml;m&uuml;'nde &ouml;ğretim &uuml;yesi olarak akademik kariyerime devam ediyorum. 2013 yılından beri &ldquo;Yıkım Ekibi&rdquo; adı altında mimari tasarım st&uuml;dyosu &ccedil;alışmaları s&uuml;rd&uuml;rmekteyim. Mimar-mimarlık-kent ve toplum ilişkilerinde tasarımı/mimarı &ouml;zg&uuml;n kılacak &ldquo;d&uuml;ş&uuml;nsel ve yapısal ara&ccedil;lar &uuml;retmeye&rdquo; odaklanan bir anlayış ile mimarın d&uuml;ş&uuml;ncelerine h&uuml;kmeden toplumsal tahakk&uuml;mleri tartışarak, mimari ve kent mekanına y&ouml;nelik deneysel &ccedil;alışmalar ve tartışmalar yapmaktayız. Tasarım st&uuml;dyosunda oluşturduğumuz tartışmaları her d&ouml;nem st&uuml;dyo &ouml;ğrencilerinin katıldığı uluslararası mimari proje yarışmalarında, y&uuml;ksek lisans &ouml;ğrencileri ile veya &ccedil;eşitli paydaşlarla yaptığım ulusal mimari proje yarışmalarında mek&acirc;nsal bir karşılığa ulaştırıyoruz.</span></p> <p dir="ltr"><span>Aynı zamanda, 2012 yılından beri y&uuml;r&uuml;t&uuml;c&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yaptığım Yapı Teknolojileri dersinde, mimarlık birinci sınıf &ouml;ğrencileri ile &ldquo;Yapım Ekibi&rdquo; adı altında yapma eylemine ve kavramına odaklanarak &ccedil;eşitli &ccedil;alışmalar yapmaktayım. &ldquo;Yapım Ekibi&rdquo; ile konstr&uuml;ksiyonun şiirselliğine odaklanarak mimarın soyut/maddesiz d&uuml;ş&uuml;ncelerinin somut hale gelmesinde, d&uuml;ş&uuml;nceden yapıma gelişen s&uuml;reci tartışıyor. Bu ders kapsamında yapılan &ccedil;alışmalar bir&ccedil;ok yerde sergilendi ve &ccedil;eşitli dergilerde yayınlandı. </span></p> <p dir="ltr"><span>Teorik &ccedil;alışmalar ile pratikteki uygulamaları birleştirmek isteği ile 2011 yılında MRTS Mimarlık Ofisini kurarak &ccedil;eşitli tasarım ve uygulama işleri i&ccedil;inde oldum. Bunun yanında, bir&ccedil;ok ulusal ve uluslararası mimari proje yarışmalarına katıldım ve &ccedil;eşitli dereceler aldım. Mimarlığın ve mimar profilinin, g&uuml;ncel toplumsal ve teknolojik gelişmeler bağlamında, yeniden tanımlanmasının bir zorunluluk olduğu g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ile &ldquo;yıkarak yapmak&rdquo; d&uuml;ş&uuml;ncesine dair kuramsal ve pratik &ccedil;alışmalar &uuml;zerine bir pratik ve kuramsal alanda bir kariyer inşa etmeye &ccedil;alışıyorum. </span></p> <h2 dir="ltr"><span>&ldquo;Yıkım ekibi&rdquo; st&uuml;dyo &ccedil;alışmaları temelde mimarlık eğitimine, tasarıma ve yapıma y&ouml;nelik pratiklerde kendini yoğun bi&ccedil;imde tekrar eden bilgi ve y&ouml;ntemleri g&ouml;z ardı etmeyi denemektedir.</span></h2> <p dir="ltr"><strong><br />&ldquo;Yapım ekibi&rdquo; ve &ldquo;yıkım ekibi&rdquo; &ccedil;alışmalarına nasıl başladınız? Projenin başlangıcından ve &ouml;ncesindeki st&uuml;dyo deneyimlerinizden bahseder misiniz?</strong></p> <p dir="ltr"><span>Yapım ve yıkım ekibi &ccedil;alışmaları eş zamanlı başlamadı. &Ouml;nce &ldquo;yıkım ekibi&rdquo; olarak adlandırdığım st&uuml;dyo &ccedil;alışmaları ortaya &ccedil;ıktı. Aslında bu st&uuml;dyo uzun bir akademik ge&ccedil;mişin ve deneyimlerin bir sonucu olarak doğdu. D&uuml;ş&uuml;nsel k&ouml;kenlerini ESOG&Uuml; Mimarlık B&ouml;l&uuml;m&uuml;'nde Murat Uluğ ile y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z st&uuml;dyo s&uuml;re&ccedil;lerinden ve &ouml;zellikle Gazi &Uuml;niversitesi Mimarlık B&ouml;l&uuml;m&uuml;'nde Nur &Ccedil;ağlar, Adnan Aksu ve Zeynep Uludağ ile y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z St&uuml;dyo 1 s&uuml;re&ccedil;lerinden aldı. Kent ve mimarlık &uuml;zerine bir değerlendirme yapmayı ve bunun da eleştirel bir alanda olması gerektiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Bu, bulunduğum t&uuml;m st&uuml;dyo &ccedil;alışmalarının her zaman temel tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmalar bir bi&ccedil;imde gelişip, değişip, d&ouml;n&uuml;şerek benim oluşturduğum st&uuml;dyo s&uuml;re&ccedil;lerinde başka bir boyuta taşındı. </span></p> <p dir="ltr"><span>&ldquo;Yıkım ekibi&rdquo; st&uuml;dyo &ccedil;alışmaları temelde mimarlık eğitimine, tasarıma ve yapıma y&ouml;nelik pratiklerde kendini yoğun bi&ccedil;imde tekrar eden bilgi ve y&ouml;ntemleri g&ouml;z ardı etmeyi denemektedir. &Ouml;rneğin d&ouml;nemi birka&ccedil; aşamaya ayırarak ve farklı projeler yaparak ilerlediğimiz bir&ccedil;ok d&ouml;nem oldu. St&uuml;dyoda y&uuml;r&uuml;t&uuml;len tartışmalara esas olan, &ouml;nemsediğimiz kavramları farklı i&ccedil;erikleri ile derinlemesine tartışmak bu aşamalardan biri. D&uuml;ş&uuml;nsel ara&ccedil;larımızı bir bi&ccedil;imde elde etmeyi &ccedil;ok &ouml;nemsiyoruz. Başlangı&ccedil;ta yoğun olsa da aslında t&uuml;m st&uuml;dyo s&uuml;re&ccedil;lerini; t&uuml;m aşamaları kapsayan bir d&uuml;ş&uuml;nsel evre t&uuml;m bu s&uuml;rece hakimdir denebilir. Her d&ouml;nemin finalini uluslararası bir yarışma ile yapıyoruz ve buna hazırlık amacıyla Ankara dışında bir kente giderek burada ge&ccedil;irdiğimiz s&uuml;re i&ccedil;erisinde o kente bakışımızın ve mimari okumalarımızın mekansal karşılıklarını geliştirmeye &ccedil;alışıyoruz. Bu &ccedil;alışmalar finalde yapılacak yarışma projesinin altlığını oluşturuyor. </span></p> <p dir="ltr"><span>&ldquo;Yıkım ekibi&rdquo; st&uuml;dyo s&uuml;reci en temelde kentsel, toplumsal ve mekansal eleştiriler &uuml;zerine kuruludur. En temel eleştiriyi bug&uuml;n kentsel mekanlara ve mekanın &uuml;retilme s&uuml;recine yaptığımızı s&ouml;ylemek m&uuml;mk&uuml;n. Yaşanabilir ideal bir kentin temel koşullarını tartışmaya başladığımızda karşı karşıya olduğumuz ger&ccedil;ek &ccedil;ok &uuml;rk&uuml;t&uuml;c&uuml;. Bir kaldırımda y&uuml;r&uuml;yebilmeyi; işinizin, evinizin yakınındaki bir parkta bir ağacın altında oturabilmeyi; AVM&rsquo;ye gitme &ccedil;aresizliği i&ccedil;inde olmamayı; trafikte boğulmamayı isterken, bu isteklerimizi bastırmayı da &ouml;ğrendik. Sonu&ccedil;ta t&uuml;m eleştirilerimize rağmen maalesef kentsel ve mekansal donanımları yetersiz bu kentlerde yaşayabilmeyi istemeden de olsa &ouml;ğrendik. &Ouml;te taraftan bir de toplumun oluşturduğu asal bir yapıdan s&ouml;z etmek m&uuml;mk&uuml;n. İ&ccedil;ine doğduğumuz ve t&uuml;m ilişki bi&ccedil;imlerini bildiğimiz, bu nedenle nasıl yaşayacağımızı bildiğimiz bir yapı bu. &ldquo;Yıkım&rdquo; kavramı tam da bu iki yapıyı odak haline getirip bunların mimarlığı nasıl etkilediklerini, mimar profilini nasıl bi&ccedil;imlendirdiklerini tartışır. İ&ccedil;ine doğduğumuz her t&uuml;r kentsel, toplumsal ve mekansal yapının yaşam kalıplarının, koşullarının, d&uuml;ş&uuml;nce sistemlerinin farkına varmak ve onlarla karşı karşıya gelmek, geliştirdiğimiz eleştirel alanın temel amacıdır. Daha iyi bir kente ve daha iyi mekansal &uuml;retimlere bilin&ccedil;li mimar profilinin katkısının fazla olacağını &ouml;ng&ouml;rmekteyiz. &ldquo;Yıkım ekibi&rdquo; st&uuml;dyo s&uuml;re&ccedil;leri, b&ouml;ylesi bir mimar profilinin yaptığı araştırmaları, tartışmaları ve tasarımları barındırmaktadır.</span></p> <p dir="ltr"><span><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/murat-sonmez-tobb-etu/1.jpg.jpeg" /></span></p> <h2 dir="ltr"><span><span>Bir taraftan eleştirirken, &ouml;te taraftan eleştirdiğiniz t&uuml;m yapıların d&uuml;ş&uuml;nme ve &uuml;retme bi&ccedil;imlerini kullanmamanız gerektiğine inanıyorum.</span><br /></span></h2> <p dir="ltr"><span><br />&ldquo;Yapım ekibi&rdquo; ise geliştirmeye &ccedil;alıştığımız eleştirel ve m&uuml;dahaleci bakışın mekansal karşılıkları i&ccedil;in d&uuml;ş&uuml;nsel ve yapısal ara&ccedil;lar geliştirme girişimidir. Kenti, toplumu, g&uuml;ncel mimarlığı yoğun bi&ccedil;imde eleştirmek aslında hi&ccedil; zor bir şey değil. Bu t&uuml;rden eleştiriler bir&ccedil;ok farklı ortamda yapılıyor. Fakat eleştirinin sonrasında ne yaptığınız bizim i&ccedil;in &ccedil;ok &ouml;nemli. Bir taraftan eleştirirken, &ouml;te taraftan eleştirdiğiniz t&uuml;m yapıların d&uuml;ş&uuml;nme ve &uuml;retme bi&ccedil;imlerini kullanmamanız gerektiğine inanıyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; d&uuml;ş&uuml;nme ve &uuml;retmeye y&ouml;nelik ortak, benzer veya herkes tarafından kullanılan kavramsal ve operasyonel ara&ccedil;larımız var. Buna &ldquo;ortaklıklar sistemi&rdquo; diyorum. Aynı &uuml;retim ve d&uuml;ş&uuml;nce bi&ccedil;imleri &uuml;zerine kurulu mimari bir sistemden s&ouml;z ediyorum aslında. Aynı eğitimden gelen, aynı detayları &ouml;ğrenen, aynı mimari ifade ara&ccedil;larını kullanan, aynı tasarlama bi&ccedil;imleri ile donatılmış bizlerin &ouml;zg&uuml;n olanı, eleştirel olanı &uuml;retebilmesi m&uuml;mk&uuml;n olabilir mi? Veya nasıl m&uuml;mk&uuml;n olabilir? Bug&uuml;n en &ouml;zg&uuml;n g&ouml;r&uuml;nen mimari bir yaklaşımın bile hepimize tanıdık gelen bir tarafı var. Tekrarın ve yaratıcı kopyaların boy g&ouml;sterdiği bir ortamda mimarın yeni d&uuml;ş&uuml;nsel ara&ccedil;lara ihtiyacı olduğu aşikar. Bu bağlamda &ldquo;yapım ekibi&rdquo; bu d&uuml;ş&uuml;nsel ve yapısal ara&ccedil;ları tasarımcıların edinmesinin d&uuml;ş&uuml;nsel ve nesnel denemelerine odaklanmaktadır. Yapım ekibinin oluşturduğu bu s&uuml;reci en temelde &ldquo;tasarım geni&rdquo; &uuml;retimi olarak tanımlıyorum. "Tasarım geni"ni bir tasarım problemini &ouml;zg&uuml;n bir bi&ccedil;imde &ccedil;&ouml;zmekte en basit/temel yapısal ifade olarak a&ccedil;ıklamak m&uuml;mk&uuml;n. &Ouml;ğrencilerle yaptığımız ve tamamen deneysel olarak tanımlanabilecek &ccedil;alışmalar, sonu&ccedil;ta bu gene ulaşmamızı sağlıyor.</span></p> <p dir="ltr"><span>Yapım ekibine ait d&uuml;ş&uuml;nsel ve yapıma y&ouml;nelik s&uuml;re&ccedil;ler TOBB ET&Uuml; Mimarlık B&ouml;l&uuml;m&uuml; 1. Sınıf MİM 107 ve 108 dersi kapsamında ortaya &ccedil;ıktı. Mimarlık 1. Sınıf yapı dersinin i&ccedil;eriğini yeniden ele alarak bu tartışma ve &ccedil;alışmalara başladık. Dersin i&ccedil;eriğinde sabit olan tek şey kavramlar. B&uuml;y&uuml;kl&uuml;k, beden, teknoloji, teknik, konstr&uuml;ksiyon, tektonik, bi&ccedil;im, imge, malzeme gibi kavramları dayanak noktamız olarak kullanıyor ve bunlar &uuml;zerinden tartışmaları ilerletiyoruz. Diğer taraftan ise "yapma" fikri etrafında kişisel keşif ve &uuml;retimlere dayanan bir s&uuml;re&ccedil;ten s&ouml;z etmek m&uuml;mk&uuml;n. Ama&ccedil; bir tasarım problemi karşısında, her t&uuml;r ezberlenmiş/tekrar eden hazır bilgi ve detay yerine, tasarımcıların kavramsal ve yapısal ara&ccedil;lara sahip olmaları. Ayrıca sezgilerinin ve &ccedil;ıkarım yapabilme becerilerinin geliştirilmesi de &ccedil;ok &ouml;nemli. Ders kapsamında oluşturduğumuz konstr&uuml;ksiyonlar ve bunun i&ccedil;in ara&ccedil; olarak kullandığımız hayvan fig&uuml;rleri &ouml;ğrencilerin &ldquo;konstr&uuml;ksiyon&rdquo; kavramını ve mimarlık alanında &ldquo;yapma&rdquo; eylemini keşfetmesine yarıyor. Ayrıca, konstr&uuml;ksiyon fikrinin &ouml;zg&uuml;n &uuml;retimler yapılabilmesinde, mimarın kişisel farklılığını ortaya koyabilmesinde asal bir alan olduğunun kavratılması/tartışılması da dersin ama&ccedil;larından biri. "Yapım ekibi&rdquo;nin oluşturmaya &ccedil;alıştığı d&uuml;ş&uuml;nsel ve yapmaya y&ouml;nelik ortam, tasarımcıların bir tasarım problemi karşısındaki &ccedil;&ouml;z&uuml;mlerini hi&ccedil;bir &ouml;n bilgiye dayandırmadan, bu &ccedil;&ouml;z&uuml;mlerin &ouml;ncelikle zihinsel olarak tanımlanmasının ve sonrasında &ccedil;&ouml;z&uuml;me y&ouml;nelik nesnel &uuml;retimler yapabilmesinin koşullarını oluşturmak &uuml;zerinedir. Bu sayede yeni d&uuml;ş&uuml;nsel ve yapısal ara&ccedil;lar geliştirilebilmekteyiz.</span><span><br class="kix-line-break" /></span><span><br class="kix-line-break" /></span><span>Gundela P&uuml;resi, Lindur &Ouml;r&uuml;mceği, Voooo oyunu gibi farklı tasarım problemleri, tasarımcının kendi soyut d&uuml;ş&uuml;nme alanını geliştirmesi ve kişisel yapma bi&ccedil;imi ile bunun alt alanlarına y&ouml;nelik (imge, malzeme, teknik, geliştirilen detaylar) ifadeleri/&uuml;retimleri ger&ccedil;ekleştirmesini sağlamaktadır. &Uuml;retilen &ccedil;alışmalar tasarım problemine imge, malzeme, bi&ccedil;im, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k ve yapım teknikleri &uuml;zerinden farklılaşmış cevaplar olarak tasarımın sınırsız &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kler alanında, "konstr&uuml;ksiyonun" yeni anlamlarını tanımlamaktadır.</span></p> <h2 dir="ltr"><span>Y<span>ıkım kavramı temelde mimarın birey olarak kendini ve toplumunu keşfetmesi s&uuml;reci olarak değerlendirilebilir.</span></span></h2> <p dir="ltr"><strong><br />Yapım ve yıkımı nasıl tanımlıyorsunuz? Bu iki kavram arasındaki ilişkiyi biraz a&ccedil;abilir misiniz?</strong></p> <p dir="ltr"><span>Bu tartışmayı a&ccedil;mak i&ccedil;in &ouml;ncelikle Platon&rsquo;un mağara benzetmesinden biraz bahsetmek gerekecek. Platon&rsquo;un mağara benzetmesi, onun toplumu ve işleyişini eleştirmedeki aracı olarak g&ouml;r&uuml;lebilir. Bu benzetmede, mağara i&ccedil;indeki mahk&ucirc;mlar &ouml;nlerindeki duvara d&uuml;şen g&ouml;lgeleri ger&ccedil;ek sanarak bir hayat ge&ccedil;irmektedirler. Ancak&nbsp;bir g&uuml;n&nbsp;i&ccedil;lerinden&nbsp;akıl ve bilgiyi keşfeden biri cesaretle mağara dışına &ccedil;ıkmayı başarır ve asıl ger&ccedil;ekle tanışır. Bu benzetme bi&ccedil;imine ait d&uuml;ş&uuml;nsel &ouml;z, sonrasında Pierre Bourdieu tarafından Doxa kavramı başlığında irdelenmiş ve toplumsal yaşantıda bizlerin nasıl hareket ettiğini, nasıl d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; araştırdığı bir tartışma ortaya koymuştur. Aslında t&uuml;m d&uuml;nyada h&uuml;k&uuml;m s&uuml;ren toplumsal şartlar ve g&uuml;ndelik hayatımız g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alındığında her birimiz i&ccedil;in g&ouml;lgelerle dolu bir hayat bi&ccedil;iminden s&ouml;z etmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</span></p> <p dir="ltr"><span>Yıkım ekibi s&uuml;regelen koşullardan ve eğilimlerden, diğer bir ifade ile d&uuml;ş&uuml;nceyi aynılaştıran, farklılıkları t&ouml;rp&uuml;leyen t&uuml;m dinamiklerden uzaklaşma veya y&uuml;z y&uuml;ze gelme s&uuml;recidir. Bu durumda, akıllı/bilin&ccedil;li varlıklar olarak bizlerin &ouml;zg&uuml;r, &ouml;zg&uuml;n veya farklı d&uuml;ş&uuml;nememesinde var olan kısıtların ya da tahakk&uuml;mlerin farkına varmamız &ouml;nemlidir. Yıkım ekibi toplum, kent ve mimarlık &uuml;&ccedil;geninde bu kısıtlara odaklanmaktadır. Aslında mimarın d&uuml;ş&uuml;nce ve &uuml;retimlerindeki kısıtlar ortadan kalkmadığı s&uuml;rece &ouml;zg&uuml;n niteliklerde &uuml;r&uuml;nler oluşturmasını beklemek olanaksızdır. Bu &ccedil;er&ccedil;evede, yıkım kavramı temelde mimarın birey olarak kendini ve toplumunu keşfetmesi s&uuml;reci olarak değerlendirilebilir. Mimara zorunluluklar getiren her t&uuml;r d&uuml;ş&uuml;nsel &ccedil;er&ccedil;evenin fark edilmesinden, bu d&uuml;ş&uuml;ncelerin dayattığı yaşam veya yaklaşım bi&ccedil;imlerinden uzaklaşmaya kadar her şeyi </span><span>yıkım kavramı başlığı altında tartışıyoruz. </span><span>Bu noktada tartışmalarımızı derinleştirmek i&ccedil;in &ccedil;eşitli sorgulamalar yaptığımız s&ouml;ylenebilir</span><span>. Mimarlıkta niteliği ve &ouml;zg&uuml;n olanı nasıl tanımlarız? Mimarlıkta mekanın niteliğini belirleyen yaklaşımlar ne s&ouml;yl&uuml;yor? Kentler kentliler i&ccedil;in yaşanabilir mekansal donatılara sahip mi? Mimarlığı ve kentleri bi&ccedil;imlendiren toplumsal dinamiklerin arka planında ne var? Mimarın bu toplumsal yapıdaki yeri nedir? Bunlar gibi sorular aslında yeni sorular &uuml;retmemize yardımcı oluyor. Bu d&uuml;ş&uuml;nsel s&uuml;re&ccedil;te arkada bıraktığımız her şeyi &ldquo;yıkım&rdquo; kavramı altında değerlendiriyoruz.</span></p> <p dir="ltr"><span>Yapım ise tam da bu noktada devreye girmekte. Arkanızda bıraktığınız değer ve </span><span>bakış a&ccedil;ılarının </span><span>yerine ne koyduğunuzu yapım kavramı ile ifade etmeyi tercih ettik. Aslında yapım ve yıkım kavramları dil bilgisel anlam karşılıklarının barındırdığı yok etmek veya oluşturmak anlamlarının &ouml;tesinde değerlendirmeye &ccedil;alıştığımız s&ouml;ylenebilir. Yapım ekibi tartışmaları ve eylemleri ile tasarımcıların &ouml;zg&uuml;n olanı &uuml;retebilmesinde ve bir şeyi </span><span>alışılagelmiş halinden </span><span>&ouml;teye taşıyabilmesinde d&uuml;ş&uuml;nsel ve yapmaya y&ouml;nelik ara&ccedil;lar edinebilmelerini sağlamaktadır.</span></p> <p dir="ltr"><span><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/murat-sonmez-tobb-etu/2.jpg.jpeg" /></span></p> <h2 dir="ltr"><span><span>Gundela p&uuml;resi, Lindur &ouml;r&uuml;mceği veya voooo oyunu gibi tasarım problemleri karşısında d&uuml;ş&uuml;nmeye başlandığında ufuk a&ccedil;ıcı bir s&uuml;re&ccedil; gelişiyor.&nbsp;</span><br /></span></h2> <p dir="ltr"><span>&nbsp;<br /></span><strong>&ldquo;Yapım ekibi&rdquo; st&uuml;dyonuzu genelde bitki, hayvan veya insan bedeni temaları ile y&uuml;r&uuml;t&uuml;yorsunuz. Bu &ccedil;alışma birey, beden, &ccedil;evre ve mimarlık arasında nasıl bir arayışın &uuml;r&uuml;n&uuml;?</strong></p> <p dir="ltr"><span>Aslında doğrudan veya bilin&ccedil;li olarak belirlenmiş bir ilişki yok. &ldquo;Yapım ekibi&rdquo; başlığı altında y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml;m Yapı Teknolojileri dersi, iki d&ouml;nemi kapsayan bir b&uuml;t&uuml;n. Sizin sorgulamaya &ccedil;alıştığınız birey, beden, &ccedil;evre gibi fakt&ouml;rler dersin i&ccedil;eriğine farklı bir y&ouml;nden dahil oluyor. Daha &ouml;nceden de belirttiğim gibi bu derste farklı d&uuml;ş&uuml;nebilmenin, eleştirel olabilmenin kavramsal ve yapısal ara&ccedil;larını &uuml;retmeye ya da edindirmeye &ccedil;alışıyoruz. Bu s&uuml;re&ccedil;te yapılmaya &ccedil;alışan şey aslında d&uuml;ş&uuml;nce ve &uuml;retim arasında kişiye &ouml;zel &uuml;retimler tanımlamaktır. Gundela p&uuml;resi, Lindur &ouml;r&uuml;mceği veya voooo oyunu gibi tasarım problemleri karşısında d&uuml;ş&uuml;nmeye başlandığında ufuk a&ccedil;ıcı bir s&uuml;re&ccedil; gelişiyor. Problem olarak ortaya konan şey var olan bir duruma işaret etmediğinde &ouml;nce problemi inşa etmek gerekiyor. Gundela p&uuml;resi diye belirli bir şey yok. Burada ama&ccedil; &ouml;ncelikle p&uuml;renin ne olduğunun tasarımcı tarafından sorgulanması. P&uuml;re nasıl yapılır diye bakması gerekli. Bir sıfatla tanımlanan her şeyde olduğu gibi p&uuml;reye &ouml;zellik katacak Gundela ise onun i&ccedil;in &ouml;zg&uuml;n olan ile buluşmanın aracıdır. Bunun anlamı, p&uuml;re gibi basit sayılabilecek bir yemeğin y&ouml;ntem ve i&ccedil;eriğini kendi zihninde &ouml;ncelikle tanımlamanın ka&ccedil;ınılmaz olmasıdır. Ancak p&uuml;reyi doğru kavrarsanız ve Gundela&rsquo;nın ne olabileceğini geliştirirseniz hem problemi hem de olası &ccedil;&ouml;z&uuml;mlerden birini geliştirebilirsiniz. Hele de bunu bir maket olarak yapacaksanız &ccedil;ok fazla şeyi sorgulamanız beklenir. Kıvamını nasıl ifade edeceksiniz; bir porsiyon Gundela p&uuml;resinin boyutlarının ne olduğunu nasıl tanımlayacaksınız; d&uuml;ş&uuml;ncenizi nesneleştirirken nasıl yapacaksınız; t&uuml;m bu s&uuml;recin malzemesi nedir? T&uuml;m bunlar &ouml;ncelikle zihinsel bir derinliği, sonrasında yapısal bir &uuml;retimi gerektirmekte. Dolayısıyla t&uuml;m bedensel, &ccedil;evresel şeyler ders kapsamında bir şeyin yeniden &ouml;zg&uuml;n olarak &uuml;retilmesindeki aracılardır bizim i&ccedil;in. </span></p> <p dir="ltr"><strong>&ldquo;Yıkarak yapmak&rdquo; s&ouml;z&uuml; sizin i&ccedil;in ne anlama geliyor? Yıkımın tasarımın &ouml;zg&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;ne ne şekilde hizmet ettiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz?</strong></p> <p dir="ltr"><span>Yıkarak yapmanın, olası bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m i&ccedil;in her seferinde her şeye yeniden başlamak demek olduğu s&ouml;ylenebilir. Bir durum ya da tasarım problemi karşısında &ouml;zg&uuml;n olanı &uuml;retmenin koşullarının aranması veya zorlanması olarak da ifade edilebilir. &ldquo;Yıkarak yapmak&rdquo; s&ouml;z&uuml; t&uuml;m d&uuml;ş&uuml;nce kısıtlarına, standart veya kendini tekrar eden &uuml;retim bi&ccedil;imlerine, birbirine eşdeğer yaklaşım tarzlarına, ortak beğeni ile gelişmesi zorunlu g&ouml;r&uuml;len tasarım dillerine, sonu&ccedil;ta ne &ccedil;ıkacağını garanti eden kavramsal ve yapısal eğilimlere, riski en aza indiren her t&uuml;r tasarım yaklaşımına bir karşı duruş anlamına geliyor. Bir eylem bi&ccedil;imi olarak &ldquo;yıkarak yapmak&rdquo; fikri ger&ccedil;ekten &ouml;nemli. Sonu&ccedil;ta bir dizi eylemi barındırıyor ve deneyimi ortadan kaldırıyor. Bir &ouml;zg&uuml;rleşme bi&ccedil;imi olduğunu s&ouml;ylemek m&uuml;mk&uuml;n. Bir şeyi yıktıktan sonraki anların b&uuml;y&uuml;k bir &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k barındırdığı a&ccedil;ık. &Ouml;zg&uuml;r olmanın y&ouml;ntemini geliştirmeye başladığınızda yapılabilecek &ccedil;ok fazla şey olduğunu tasarımcıların hissetmesi &ldquo;yıkarak yapma&rdquo; d&uuml;ş&uuml;ncemizin ama&ccedil;larından biri aslında. Kısıtlar ortadan kalktığında elinizde d&uuml;ş&uuml;nsel ve &uuml;retmeye y&ouml;nelik ara&ccedil;larınız varsa &ouml;zg&uuml;n olana ulaşabilmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r denebilir. </span></p> <p dir="ltr"><span>Bug&uuml;nlerde, mimarlık alanında mimardan beklenen şeyler ve onun d&uuml;ş&uuml;nce/&uuml;retme bi&ccedil;imi o kadar belirgin ki bizlerin bu bi&ccedil;imin sınırları i&ccedil;inde kalmak dışında yapabileceği başka &ccedil;ok fazla bir şey yokmuş gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Bir tasarım problemini &ccedil;&ouml;zmenin ara&ccedil;ları mimarlara neredeyse bir tarif bi&ccedil;iminde verilmiş durumda. Eğitim de, pratik alan da bu ara&ccedil;ların kullanılması ile oluşturulmuş ifadelerle dolup taşıyor. Eğitim ve pratik alanda g&uuml;ncel &uuml;retimlere bakıldığında sonu&ccedil;lar ortada. &Ouml;zg&uuml;n olan bir şey varsa ona ne kadar yaklaşılıyor? Bu &ouml;nemli bir sorgulama alanıdır. </span></p> <p dir="ltr"><span>Aslında "Mimara nasıl d&uuml;ş&uuml;neceğinin tarifleri, y&ouml;ntemleri verilmiştir." demekle, g&uuml;n&uuml;m&uuml;z mimarlık ortamına hakim olan iklimden ve onun pek de bir şey barındırmayan sonu&ccedil;larından s&ouml;z ediyorum. Oysa bir tasarım problemi karşısında farklı d&uuml;ş&uuml;nmenin o kadar &ccedil;ok yolu/y&ouml;ntemi olduğunun farkına varmamız gerekiyor. Birazcık farklı d&uuml;ş&uuml;nebilmenin yollarını veya y&ouml;ntemlerini aramak gerekiyor. Bu &ccedil;er&ccedil;evede, &ldquo;yıkarak yapmak&rdquo; mimar i&ccedil;in var olanın, s&uuml;regelenin, bilinenin dışına &ccedil;ıkmanın ve sahip olduğu d&uuml;ş&uuml;nsel ve yapmaya y&ouml;nelik ara&ccedil;ları ile elde edeceği &ouml;zg&uuml;n &uuml;retimleri ifade eder.</span></p> <p dir="ltr"><strong>St&uuml;dyo sonucu ortaya &ccedil;ıkan &uuml;r&uuml;nlerde &ouml;ğrencilerin ortak &ccedil;alışmalarının izleri g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Birlikte iş yapma k&uuml;lt&uuml;r&uuml; sizin i&ccedil;in ne ifade ediyor?</strong></p> <p dir="ltr"><span>Ortak &ccedil;alışma yıkım ve yapım ekibi &ccedil;alışma s&uuml;recimizde s&uuml;rekli tercih ettiğimiz bir durum değil. O d&ouml;nem yapılan işin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k ve niteliğine g&ouml;re ortak &ccedil;alışma koşulları oluşturulabiliyor. &Ouml;rneğin &ouml;ğrenciler kendi bedenlerini 1/1 &ouml;l&ccedil;ekli yaptıkları veya &frac14; &ouml;l&ccedil;ekli fil yaptıkları d&ouml;nemlerde bireysel &ccedil;alışmalar yaptılar. Fakat z&uuml;rafa ve kırkayak yaptığımız d&ouml;nemlerde &ccedil;alışmalarını ikili gruplar halinde yaptılar. Ortak &ccedil;alışmanın bizim i&ccedil;in anlamı biraz daha farklı. Yapım ekibi kapsamında d&ouml;nem sonu &ccedil;alışmaları yaklaşık 6 veya 7 hafta s&uuml;r&uuml;yor ve bunun son bir haftasını, st&uuml;dyodan neredeyse hi&ccedil; &ccedil;ıkmadan &ccedil;alıştığımız ve 7x24 olarak adlandırdığımız bir s&uuml;re&ccedil; ile tamamlıyoruz. Bir hafta hatta bazen daha fazla bir s&uuml;re boyunca &uuml;r&uuml;nlerin yapılması s&uuml;reci yapısal i&ccedil;eriğin geliştirilmesinde ve malzemeye y&ouml;nelik yapma bi&ccedil;iminin &uuml;retilmesinde herkesin birbirinden bir şeyler &ouml;ğrendiği bir etkileşim ortamını tanımlıyor. Her bir &uuml;r&uuml;n&uuml;n yapısal &ouml;zelliği, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;, bi&ccedil;imsel yapısı bir diğeri i&ccedil;in bir bilgi alanı oluşturuyor. Oluşan &uuml;retim ortamında ortak &ccedil;alışmanın anlamı beliriyor; herkes hem kendi &uuml;retimlerinden bir şey &ouml;ğreniyor, hem de bir diğerinin &uuml;retiminden veya &ccedil;alışmalarında bir şeyler &ouml;ğreniyor.</span></p> <h2 dir="ltr"><span><span>D&uuml;ş&uuml;ncenin nesneye d&ouml;n&uuml;şme s&uuml;re&ccedil;leri kişinin/mimarın ne kadar derin d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; ile alakalı.&nbsp;</span><br /></span></h2> <p dir="ltr"><strong><br />Mimari anlatım teknikleri i&ccedil;inde maket ve dijital ara&ccedil;ların kullanımını nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p> <p dir="ltr"><span>Maket, hem yapım hem de yıkım ekibi &ccedil;alışmalarında olmazsa olmaz bir d&uuml;ş&uuml;nce ve &uuml;retim aracı. Maket yapmanın şiirsel bir i&ccedil;eriği olduğuna inanmaktayız. Maket, hata yapabilme şansını ve rastlantılarla bir şeyin farklılaştırılabilmesinin olasılıklarını size sunar. Belki daha &ouml;nemlisi maddeyi bi&ccedil;imlendirmenin, ona temas etmenin ve farklı &ccedil;atkılar &uuml;retmenin ihtimallerini barındırır. Maketi hi&ccedil;bir zaman bir sunum aracı olarak g&ouml;rm&uuml;yoruz. Maket bizim t&uuml;m &ccedil;alışmalarımızda s&uuml;recin bir par&ccedil;asıdır. Hatta maket yapısal i&ccedil;eriğin kurulmasında temel aracımız.</span></p> <p dir="ltr"><span>Bu d&ouml;nem Yapım Ekibi d&ouml;nem sonu &ccedil;alışmalarında kırkayak yapıldı. Başlangı&ccedil;ta yaptığımız &ccedil;izimleri panoya dizip &ccedil;izimlerin karşısına ge&ccedil;ince zor bir işe girdiğimizi anladık. Fakat yaparak ilerlemek etkili &ccedil;&ouml;z&uuml;mlere ulaşmanıza yardımcı oluyor. Tasarımcıların &uuml;rettiği yirmi mod&uuml;l&uuml;n tamamında farklı &uuml;retimler ve yapısal sistemler gelişti. Başlangı&ccedil;ta iki boyutlu olarak yaptığımız &ccedil;izim hacimsel ve konstr&uuml;ktif bir nitelik kazandı ve bunu &ccedil;alışma s&uuml;recinin devamında geliştirdik. İşler ilerlerken, hi&ccedil; bilmediğimiz ve beklemediğimiz yapısal &ccedil;&ouml;z&uuml;mler geliştirdik. Bu nedenlerle daha ilk dersten itibaren ekiplerin maket yapmalarını sağlıyoruz. </span></p> <p dir="ltr"><span>Dijital teknolojilerin g&uuml;ncel mimarlık ortamlarında &ouml;nemi son derece b&uuml;y&uuml;k. Bunu &ccedil;ok desteklediğimizi s&ouml;yleyebilirim. Dijital tasarım ve &uuml;retim y&ouml;ntemlerini ka&ccedil;ınılmaz olarak &ccedil;ok iyi bilmemiz gerektiğine koşulsuz inanıyorum. Bununla birlikte, bir şeyin nasıl &uuml;retilebileceğine y&ouml;nelik kişisel bir bakışımızın olması gerektiğine de inanıyorum. Aksi durumda mimarlar teknolojinin uzantısı haline geliyor. Mimarın bir diğerinin yaptığından nasıl farklı olabileceğini bilmesi, bug&uuml;n&uuml;n teknolojik d&uuml;nyasında &ouml;nemli bir sorunsal. D&uuml;ş&uuml;ncenin nesneye d&ouml;n&uuml;şme s&uuml;re&ccedil;leri kişinin/mimarın ne kadar derin d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; ile alakalı. Bu nedenle d&uuml;ş&uuml;ncenin ara&ccedil;ları halinde kaldığı s&uuml;rece maket ve dijital ara&ccedil;ların &ouml;nemli olduğuna inancım tamdır. Aksi durumlarda, teknolojinin d&uuml;ş&uuml;nceyi y&ouml;nlendiren bir g&uuml;&ccedil; haline geldiği noktada, mimarın ve mimarlığın varlığından s&ouml;z etmek bence m&uuml;mk&uuml;n değil.</span></p> <p dir="ltr"><span><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/murat-sonmez-tobb-etu/3.jpg.jpeg" border="0" /><br /></span></p> <p dir="ltr"><strong>Yaptığınız işlerin bir&ccedil;ok kez sergisini de d&uuml;zenlediniz. Sergileme s&uuml;reci nasıl gelişti? Sonrasında nasıl geri d&ouml;n&uuml;şler aldınız?</strong></p> <p dir="ltr"><span>Sergileme s&uuml;reci ilk olarak 2014 yılında &ldquo;Sizi Bekleyenler Var&rdquo; teması ile tasarımcıların kendi bedenlerini 1/1 &ouml;l&ccedil;eğinde yaptıkları d&ouml;nem sonu &ccedil;alışmasının sunulması ile ger&ccedil;ekleştirildi. Takip eden yıllarda &ldquo;Size Gelenler Var&rdquo;, &ldquo;Size Tepeden Bakanlar Var&rdquo; ve &ldquo;Arkanda Kırkayak Var&rdquo; başlıkları ile bu sergiler devam etti. Bizim i&ccedil;in sergilemek, oluşan zihinsel s&uuml;recin ve buna ait &uuml;r&uuml;nlerin mimarlık ortamına a&ccedil;ılması anlamına geliyor. Hep &ccedil;ok olumlu geri d&ouml;n&uuml;şler ve b&uuml;y&uuml;k destekler aldık. Sergiler sayesinde, mimarlık b&ouml;l&uuml;m&uuml; birinci sınıf &ouml;ğrencilerinin &uuml;retimlerini mimarlık ortamında paylaşmaları ve bu &uuml;retimler karşısında oluşan ilgi, onların yaptıkları işe ve bu işin arka planındaki kuramsal i&ccedil;eriğe olan inan&ccedil;larını arttırıyor. Ayrıca serginin hazırlanma s&uuml;re&ccedil;leri ve sergi a&ccedil;ılışı, okul ruhunun kazanılmasında ve kendileri ile gurur duymalarında &ouml;nemli rol oynuyor. Her bir sergi, bir sonraki d&ouml;nem gelen &ouml;ğrencilerde de daha iyisini yapma isteklerinin doğmasını sağladı. Hep daha iyi bir sergi oluşturduk. Her d&ouml;nemin &uuml;r&uuml;nleri, bir &ouml;nceki d&ouml;nemin yapısal ve zihinsel bilgisinin i&ccedil;selleştirilmesi ve onlar &uuml;zerine yeni şeyler eklenmesi ile kuruldu. </span></p> Tue, 03 Apr 2018 16:07:00 +03 "Zonguldak'ın Ulusal ve Uluslararası Değeri, Tartışılması Gereken Önemli Bir Konu" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/zonguldakin-ulusal-ve-uluslararasi-degeri-tartisilmasi-gereken-onemli-bir-konu/1012 Tülay Aydın <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gulsum_yilmaz_soylesi.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Zonguldaklı şehir plancısı Gülsüm Yılmaz; Zonguldak'ın kentleşme sürecini, taşıdığı potansiyelleri ve öncelikli olarak ele alınması gereken temel sorunlarını anlattı.<br><br><p><strong>&Ouml;ncelikle biraz bize kendinizden, Zonguldak ile olan ilişkinizden bahsedebilir misiniz? Ne kadar s&uuml;redir aktif olarak Zonguldak'ta &ccedil;alışıyorsunuz?</strong></p> <p>Zonguldak doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi yine Zonguldak'ta Mehmet &Ccedil;elikel Lisesi'nde tamamladım. Mimar Sinan &Uuml;niversitesi, Şehir ve B&ouml;lge Planlama B&ouml;l&uuml;m&uuml;'nden 1991 tarihinde mezun olarak lisans eğitimimi tamamladım.</p> <p>Zonguldak Belediyesi'nde şehir plancı olarak g&ouml;rev yapmaya başlamam yaklaşık yirmi yıl &ouml;nceye rastlıyor. Eş zamanlı olarak Karaelmas &Uuml;niversitesi M&uuml;hendislik Fak&uuml;ltesi, Jeodezi ve Fotogrametri M&uuml;hendisliği B&ouml;l&uuml;m&uuml; ile Meslek Y&uuml;ksek Okulu Yapı Ressamlığı ve Harita ve Maden &Ouml;l&ccedil;me Programı B&ouml;l&uuml;mlerinde &ouml;ğretim g&ouml;revlisi olarak "İmar Bilgisi" ve "Planlama" dersleri verdim. 2000 yılında Zonguldak Valiliğince yaptırılan "Ahşap Prefabrik Deprem Evleri" projesi koordinat&ouml;r&uuml; olarak Bolu ve D&uuml;zce' de ge&ccedil;ici g&ouml;revle &ccedil;alıştım. Şehir Plancıları Odası Zonguldak Temsilciliği'nde; temsilci, temsilci yardımcısı ve mesleki denetim g&ouml;revlisi olarak muhtelif zamanlarda hizmet verdim. Karab&uuml;k K&uuml;lt&uuml;r Varlıklarını Koruma Kurulu yerel &uuml;yesi olarak halen g&ouml;rev yapmaktayım. &Ccedil;eşitli sivil toplum &ouml;rg&uuml;tlerinde &uuml;yeliklerim var. &Uuml;&ccedil; d&ouml;nem Zonguldak Kent Konseyi Genel Sekreterliğini y&uuml;r&uuml;tt&uuml;m. "Zonguldak Lavuar Koruma Alanı ve &Ccedil;evresi Koruma, Planlama, Kentsel Tasarım, Mimarlık ve Peyzaj D&uuml;zenleme Proje Yarışması"nın raport&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; y&uuml;r&uuml;tt&uuml;m. Deneyim ve bilgi birikimim ile muhtelif mahkemelerde sık&ccedil;a bilirkişilik yapmaktayım.</p> <p><strong>Bir plancı g&ouml;z&uuml;nden Zonguldak'ın kentleşme s&uuml;recini anlatabilir misiniz? Bir sanayi şehri olarak kurulmuş Zonguldak'ta, 19. YY'da sanayideki gelişimin fizik mekan &uuml;zerine yansıması nasıl oldu? Şehircilik a&ccedil;ısından bakıldığında bu s&uuml;re&ccedil;te &ouml;ne &ccedil;ıkan belirli kırılma noktaları neler?</strong></p> <p>Zonguldak kentinin ge&ccedil;mişinde ve şekillenmesinde b&ouml;lgedeki k&ouml;m&uuml;r &uuml;retiminin yeri ve &ouml;nemi olduk&ccedil;a b&uuml;y&uuml;k. Zonguldak; k&ouml;m&uuml;re dayalı tesislerin ve işletme birimlerinin kurulması sonrasında b&ouml;lgede hızla artan n&uuml;fusun ihtiya&ccedil;ları doğrultusunda yapılan iş&ccedil;i konutları ve diğer kentsel fonksiyonlar ile kurgulanarak yapılaşmış, diğer bir deyişle k&ouml;m&uuml;r ile var olmuş bir sanayi kenti. K&ouml;m&uuml;r &uuml;retiminin &ouml;ncelikli ele alınması ve k&ouml;m&uuml;r yan sanayii ile &uuml;lke ekonomisinin &ouml;nemli bir payına sahip olan kentimiz, yıllarca &uuml;lke sanayinin lokomotifi olarak anıldı.&nbsp;</p> <p>K&ouml;m&uuml;r&uuml;n bulunması ve işletilmeye karar verilmesi sonrasında birbiri ardına a&ccedil;ılan k&ouml;m&uuml;r ocakları sebebiyle baş g&ouml;steren ekonomik ve sosyal koşullar, maden ocaklarının a&ccedil;ıldığı sahalarda plansızca kendiliğinden oluşan yerleşim birimlerinin de aynı hızla artmasına sebep olmuş. 1893'de Zonguldak limanı mendireğinin inşası ile faaliyet sahası daha da genişleyen Zonguldak mevkinin n&uuml;fusu ve bina sayısı hızla &ccedil;oğaldığından, tarihi Zonguldak'a oranla &ccedil;ok eski olan Gaca K&ouml;y&uuml;, konumunu muhafaza etmiş, Elvan K&ouml;y&uuml;'n&uuml;n mahallesi olan Zonguldak mevkii hızla b&uuml;y&uuml;yerek, 1899 yılında kaza olmuş. Zonguldak 1920 yılına kadar kaza teşkilatı olarak y&ouml;netilmiş; ancak maden cevherinin &uuml;retimi ve satışı arttık&ccedil;a, daha doğrusu ekonomik koşullara şartlara paralel olarak şehirde n&uuml;fus ve yapı adedi de engellenemeden arttığından, Haziran 1920'de kaza sınıfından &ccedil;ıkarılarak mutasarrıflık* sınıfına alınmış.</p> <p>Kurtuluş Savaşı sonrasında Cumhuriyet ile birlikte havza hak ettiği &ouml;nemi g&ouml;r&uuml;nce 1920'de B&uuml;y&uuml;k Millet Meclisi; Zonguldak'ı mutasarrıflık haline getirmiş. Zonguldak 1 Nisan 1924 tarihinde Cumhuriyet sonrası kurulan ilk ildir. Dolayısıyla kentsel yerleşimi etkileyen kırılma noktasının başlangıcı, b&ouml;lgeye k&ouml;m&uuml;r &uuml;retimi i&ccedil;in akın eden yerli ve yabancı iş g&uuml;c&uuml;n&uuml;n acil barınma ihtiyacıyla olmuş. B&ouml;lgede yaşamaya başlayan Fransızlar kendi mahallelerini kurarak yaşam alanlarını oluşturmuşlar ve kentin muhtelif b&ouml;lgelerine yerleşmişler. 1940 yılında b&uuml;t&uuml;n k&ouml;m&uuml;r havzasının devletleştirilmesi de, Zonguldak Maden Ocakları'nın devlet eliyle tasarlanan ve doğrudan doğruya b&uuml;t&uuml;n T&uuml;rkiye'ye kaynak aktarmaya başlayan bir sanayi b&ouml;lgesi olmasına neden olmuş.</p> <p><span class="fotograf-yazi">*Mutasarrıflık: ilden k&uuml;&ccedil;&uuml;k, kazadan b&uuml;y&uuml;k yer</span></p> <h2>"Kent hayatı ile maden sahaları ve vahşi doğanın i&ccedil; i&ccedil;e olması, bir başka kentte kolaylıkla g&ouml;r&uuml;lemeyecek bir &ouml;zellik."</h2> <p><strong><br />Zonguldak tarih i&ccedil;erisinde yoğun g&ouml;&ccedil; almış bir kent. Bu doğrultuda Cumhuriyet D&ouml;nemi ile gelen iş&ccedil;i konutları, lojmanlar dikkat &ccedil;eken projeler. Konut sunumu bu kentte nasıl bir s&uuml;re&ccedil;ten ge&ccedil;miş? Lojman projeleri dışında, topoğrafya a&ccedil;ısından sıkıntılı bir y&ouml;re olan Zonguldak'ın kent dokusuna bu yoğun g&ouml;&ccedil; dalgası nasıl yansımış?</strong></p> <p>Zonguldak "maden kenti" kimliğiyle, T&uuml;rkiye i&ccedil;in &ouml;nemli bir odak noktası olmuş ve farklı yerlerden g&ouml;&ccedil; almaya başlamış. B&ouml;ylece farklı kimlikler, farklı konut dokularıyla kente yansımıştır. Kent hayatı ile maden sahaları ve vahşi doğanın i&ccedil; i&ccedil;e olması, bir başka kentte kolaylıkla g&ouml;r&uuml;lemeyecek bir &ouml;zelliktir.</p> <p>Havza-i Fahmiyye Kanunu ile gelen yasal d&uuml;zenlemelerle arazi m&uuml;lkiyetinin &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k kısmı hazine m&uuml;lkiyetinde bırakıldı. 1960-1985 arası TTK'ya y&uuml;ksek sayıda iş&ccedil;i alımları sonucu kentsel alana gelen n&uuml;fus, daha &ccedil;ok kamuya ait araziler &uuml;zerinde, d&uuml;zensiz ve ka&ccedil;ak bir gelişme g&ouml;sterdi. Zonguldak Belediyesine ait ilk imar planı, 1953 yılında hazırlanmıştır. 1587 sayılı İmar Yasası'nın &ccedil;ıkması ve İmar ve İsk&acirc;n Bakanlığı'nın kurulması sonrası, bu bakanlığın b&ouml;lge planlama dairesince 1964 yılında Zonguldak alt b&ouml;lgesi planı yapıldı. Bu plan T&uuml;rkiye'deki ilk metropolitan plan olarak biliniyor. Zonguldak kent b&uuml;t&uuml;n&uuml; imar planları ise ilk olarak 1970'li yıllarda hazırlanmaya başlanmış ve plan onayı 1984 yılına kadar tamamlanmış.</p> <p>Zonguldak Belediyesi 1970'li yılların başında İller Bankası'na yeni bir imar planı yapılması istemiyle başvurmuş. İller Bankası, değerlendirmelerini yalnızca Zonguldak i&ccedil;in değil, artık bir b&uuml;t&uuml;n olarak yaşayan Kozlu, Kilimli ve &Ccedil;atalağzı yerleşimlerini de ele alarak yapmış. Bu y&uuml;zden bu planlamanın yarışma yoluyla elde edilmesi hedeflenmiş. 1971 yılında, "Metropolitan Zonguldak Belediyeler Birliği" adıyla planlama ve bu planı uygulama ama&ccedil;lı bir birlik kurulmuş ve planın yapılacağı alana da, bazı kriterler &ccedil;er&ccedil;evesinde "Zonguldak Metropolitan Alanı (ZMA)" denmesi uygun g&ouml;r&uuml;lm&uuml;ş. ZMA'ya ait imar planlarında topoğrafik yapıya uyumlu ve az katlı yerleşim yerleri planlanmış, ayrıca aynı planlarla tasman etkisi olabilecek alanların da tespiti yapılarak, b&ouml;lgesel olarak alınacak tedbirleri i&ccedil;eren plan notları ile konut tipolojisi belirlenmiş.</p> <p>K&ouml;m&uuml;r; hem kent k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml; ve sosyal yapıyı hem de kentin temel ekonomisini doğrudan etkilemiş. K&ouml;m&uuml;rle var olan b&uuml;t&uuml;n bu kentsel evrilme s&uuml;reci, mekansal olarak bug&uuml;ne bile izlerini bırakmış. Ancak k&ouml;m&uuml;r &uuml;retiminin &ouml;ncelikli ele alınması, bunun yanı sıra b&ouml;lgeye &ccedil;alışmak i&ccedil;in gelen insanların yaşam-konut alanlarının hep ikinci planda kalması Zonguldak'ta kentsel a&ccedil;ıdan bir&ccedil;ok sorunun oluşmasına neden olmuş ve bu sorunlar birikerek g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar gelmiş.</p> <p><strong>Zonguldak end&uuml;striyel miras a&ccedil;ısından olduk&ccedil;a zengin bir kent. End&uuml;striyel yapıların yanında&nbsp;<strong>okullar, sinema yapıları gibi</strong> sanayileşme ile gelen birimler de var. Bu mekanların mevcut durumları hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz? Korunan yapılar hangi stat&uuml;de korunuyor, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde nasıl kullanılıyor?</strong></p> <p>Zonguldak'ın ulusal ve uluslararası değeri tartışılması gereken &ouml;nemli bir konudur. Kentin oluşumu tamamen k&ouml;m&uuml;r ve k&ouml;m&uuml;re dayalı end&uuml;striye bağlı olduğu i&ccedil;in tekil bir &ouml;rnek teşkil ediyor. Sit alanı dışında Zonguldak'ta muhtelif yerlerde, d&ouml;nem k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml; simgeleyen sivil mimarlık &ouml;rneği tescilli Fransız yapıları ile idari, dinsel, end&uuml;striyel ve ticari, doğal varlık gruplarına giren bir &ccedil;ok tescilli bina ve ağa&ccedil; da yer alıyor. Fransızların etkisiyle şekillenen sosyal hayata hizmet eden yapı ve binalar, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde de kullanılıyor. B tipi M&uuml;hendisler Lokali, Tabibler Odası Lokali, Deniz Kul&uuml;b&uuml;, Eski Halk Evi bu yapılara birer &ouml;rnek.Bu yapılar arasında tescil edilenler olduğu gibi, koruma altına alınmamış ve hala kullanımda olan bir&ccedil;ok yapı da var ve yıpranmış olanlar aslına sadık kalınmadan yapılan bir takım eklenti ve m&uuml;dahaleler sonucu end&uuml;striyel miras niteliğini kaybetmek &uuml;zere. Kent b&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;in hazırlanmış tam teşekk&uuml;ll&uuml; bir k&uuml;lt&uuml;r ve tabiat varlığı envanteri dosyası mevcut olmadığı gibi, end&uuml;striyel miras niteliği taşıdığı tespit edilmiş yapı envanteri de oluşturulamamış. Fonksiyonel olarak işlevini yitirmiş olup, kent belleğinde yerleşmiş, kentsel yerleşime ve siluete etkisi olan bir &ccedil;ok bina ve yapı, koruma altına alınamadığından maalesef hızla yok oluyor. Tescile konu olanlar da inşaat maliyetleri ve rant kaygısı ile koruma kullanma dengesi kapsamında restore edilerek yeniden fonksiyonlandırılabilmesine imkan sağlayan koruma mevzuatından habersiz olunması sebebiyle korunamamakta ve gittik&ccedil;e daha k&ouml;hne ve izbe hale d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor.</p> <p><strong>End&uuml;stri mirasına sahip olan d&uuml;nya şehirleri bu potansiyellerini k&uuml;lt&uuml;rel ve turistik yatırımlar olarak değerlendiriyor. Belediyenin bu konuda ileriye d&ouml;n&uuml;k bir stratejisi var mı? Bu birimlerin değerlendirilmesi konusunda bizi bilgilendirebilir misiniz?</strong></p> <p>Zonguldak kent merkezinde bulunan ve TC K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm Bakanlığı Karab&uuml;k K&uuml;lt&uuml;r ve Tabiat Varlıklarını Koruma B&ouml;lge Kurulu'nca değerlendirmesi sonucunda, 08.12.2006 tarih ve 335 sayılı kararla end&uuml;striyel miras olarak tescil edilen lavuar alanı i&ccedil;in; 2010 yılı şubat ayında "Zonguldak Lavuar Koruma Alanı ve &Ccedil;evresi Koruma, Planlama, Kentsel Tasarım, Mimarlık ve Peyzaj D&uuml;zenleme Proje Yarışması" d&uuml;zenlendi. Kent i&ccedil;in yeni bir kurgu yaratmaya &ccedil;alışan, yeşil alan d&uuml;zenlenmesi ve yaya yollarının s&uuml;rekliliğine &ouml;nem veren, farklı kotları kullanan bir proje j&uuml;ri &uuml;yelerince oy birliği ile birinciliğe layık bulundu.</p> <p>Bu s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;erisinde, iyiden iyiye harabe g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml; alan ve end&uuml;striyel &ouml;zelliğinin b&uuml;y&uuml;k kısmını yitiren alan, ge&ccedil;en zaman i&ccedil;erisinde kent i&ccedil;in sorun teşkil eden bir alan haline d&ouml;n&uuml;şt&uuml;. G&ouml;rsel a&ccedil;ıdan getirdiği kirliliğin yanı sıra g&uuml;venlik a&ccedil;ısından da sorunlu bir b&ouml;lge halini aldı. Lavuar Alanı; topoğrafik engeller ve doğal eşikler sebebiyle sıkışmış bir kent g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml; olan Zonguldak'ta yoğun yapılaşmanın etkisini azaltacak a&ccedil;ık ve yeşil alanların ve kentte eksikliği hissedilen sosyal donatıların yer bulacağı bir hale d&ouml;n&uuml;şebilecek ve bu anlamda kenti rahatlatacak konuma ve &ouml;zelliğe sahip, merkezdeki tek alandır. Projenin uygulanması adına hala m&uuml;lkiyete ilişkin sorunların &ccedil;&ouml;z&uuml;mlenmesi i&ccedil;in &ccedil;alışılıyor.</p> <p>Bir de kent merkezinde, Gazipaşa Caddesi &uuml;zerinde bulunan m&uuml;lkiyeti Tekel İdaresi'ne aitken sonradan bu kuruluşun &ouml;zelleştirilmesi sonucu Hazine'ye devredilen ve daha sonra K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm Bakanlığı'nın talebi &uuml;zerine 2004 yılında Bakanlık'ın G&uuml;zel Sanatlar Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;'ne tahsis ettiği bir yapı var. Bu tescilli taşınmazın r&ouml;l&ouml;ve, restorasyon, rest&uuml;tisyon projeleri yapıldı, şu anda yapı "G&uuml;zel Sanatlar Galerisi" olarak kullanılıyor.</p> <p>Belediyemiz dışında Valilik tarafından da kent b&uuml;t&uuml;n&uuml;nde end&uuml;stri mirası olarak yer alan bir&ccedil;ok yapının koruma-kullanma dengesi g&ouml;zetilerek geri kazanılabilmesi i&ccedil;in &ccedil;eşitli &ccedil;alışmalar yapılıyor. Zonguldak'ta bir alan planlaması yapılarak, kent b&uuml;t&uuml;n&uuml;ndeki end&uuml;striyel yapıların d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml; ile ilgili bir strateji belirlenmesine ihtiya&ccedil; var.</p> <h2>"Zonguldak'ın kentsel gelişimine katkı sağlayacak alternatif projeler gerekiyor."</h2> <h2></h2> <p><strong><br />Sizce Zonguldak'ta şu anda odaklanılması gereken &ouml;ncelikli sorunlar nedir?</strong></p> <p>M&uuml;lkiyet sorunundan, hava kirliliğine; ulaşımdan, olumsuz topoğrafik eşiklere; jeomorfolojik yapıdan ve maden &ccedil;ıkarımından kaynaklı yer&uuml;st&uuml; hareketlerinden, d&uuml;zensiz kıyı profiline her t&uuml;rl&uuml; olumsuz kentsel eşiğin yer aldığı kentimizi yeniden kalkındıracak ve &uuml;lke ekonomisinde hak ettiği yerine yeniden kavuşmasını sağlayacak bir takım girişimlere ve y&ouml;netimsel, yetkisel mevzuat değişikliklerine ihtiya&ccedil; var.</p> <p>K&ouml;m&uuml;r&uuml;n bulunmasıyla birlikte hızla b&uuml;y&uuml;meye başlamış olan kentte, 1960-1985 arası T&uuml;rkiye Taşk&ouml;m&uuml;rleri Kurumu'na y&uuml;ksek sayıda iş&ccedil;i alımları sonucu kentsel alana gelen n&uuml;fusun konut ihtiya&ccedil;ları hızlı bir şekilde oluşmuş ve &ouml;zel m&uuml;lkiyeti sınırlandıran b&ouml;lgeye ilişkin yasal d&uuml;zenlemelere rağmen, yerleşim ağırlıklı olarak kamuya ait araziler &uuml;zerinde plansız olarak ger&ccedil;ekleşmiş. 1985 yılında &ccedil;ıkan 2981/3290/3366 sayılı yasa kapsamında Zonguldak kentinde yaklaşık on bir bin civarında tapu tahsis belgesi başvurusu bulunuyor, kent b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle kıyaslandığında bu olduk&ccedil;a y&uuml;ksek bir sayı. 27.03.2015 tarihinde kabul edilen ve 07.04.2015 tarih ve 29319 sayılı resmi gazetede yayımlanarak y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe giren 6637 nolu "bazı kanun ve kanun h&uuml;km&uuml;nde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanunun, 5/6/1986 tarihli ve 3303 sayılı taşk&ouml;m&uuml;r&uuml; havzasındaki taşınmaz malların iktisabına dair kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikler ve ek fıkrayı i&ccedil;eren 25. maddesi gereği, "Milli Emlak M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; ile Kadastro M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;'n&uuml;n ortak &ccedil;alışmaları sonucu tapu dağıtılacaktır" h&uuml;km&uuml; getirildi. B&ouml;lgede tapu tahsis belgesine sahip olanlara, imar uygulaması yapılmaksızın bulundukları yerin tapusunun verilebilmesini sağlayacak bu yasal d&uuml;zenlemenin uygulanması i&ccedil;in Kadastro M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; tarafından &ccedil;alışmalara başlandı.<br />Kentimizin planlı bir şekilde b&uuml;y&uuml;mesini sağlayabilmek, &ccedil;ağdaş ve modern bir g&ouml;r&uuml;n&uuml;me, sağlıklı yaşam koşullarına kavuşturabilmek, &uuml;lke ve b&ouml;lge &ouml;l&ccedil;eğinde alınan kararlara paralel olarak gelişmesine y&ouml;n verebilmek; m&uuml;lkiyet sorununu &ccedil;&ouml;zmek suretiyle yeni ve ilkeli bir planlamayla m&uuml;mk&uuml;n olabilir.</p> <p>2B alanları Maliye Hazinesi adına tapuya tescil edilmekle birlikte, tasarruf yetkisi de Maliye Hazinesi'ne ait. Zonguldak Merkez'de 2963 adet taşınmaz i&ccedil;in, 4827 kişinin, 2B kapsamındaki alanları satın alma başvurusunun yapıldığı biliniyor. 2B yasası gereği orman dışına &ccedil;ıkarılan alanlarda Islah İmar Planı ve uygulamalarına imk&acirc;n tanınması, Bakanlıklar arası koordinasyon sıkıntısını gidermek amacıyla 2B alanlarında plan yapma ve uygulama yetkilerinin Belediyelere devri hususunda gerekli yasal d&uuml;zenlemelerin yapılması kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m s&uuml;reci i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;k &ouml;nem taşıyor.</p> <p>Zonguldak kent merkezinde arazi yapısı olduk&ccedil;a sarp ve bozuktur. T&uuml;m Karadeniz B&ouml;lgesi'nden farklı olarak Zonguldak'ta topografya hemen deniz kıyısından itibaren sarp bir şekilde y&uuml;kselir. Bu bozuk topografya ve m&uuml;lkiyet durumunun getirdiği hızlı ve plansız yerleşme nedeni ile kentteki alt yapı sorunları da aynı hızla b&uuml;y&uuml;yerek &ccedil;&ouml;z&uuml;ms&uuml;z hale gelmiş. Olumsuz topoğrafik eşikler dışında, jeomorfolojik yapı ve tasman denilen, maden &ccedil;ıkarımından kaynaklı yer&uuml;st&uuml; hareketleri &uuml;zerine d&uuml;zensiz kıyı profili de yerleşimi olumsuz y&ouml;nde etkiliyor ve yaşam kalitesini d&uuml;ş&uuml;r&uuml;yor. Kentleşme s&uuml;recini olumsuz etkileyen bu kentsel eşikler sebebiyle, kentimizde yapılan her t&uuml;rl&uuml; alt yapı &ccedil;alışması, diğer illerden farklı olarak olduk&ccedil;a maliyetli ve son derece zorlu koşullarda ger&ccedil;ekleşiyor. Zaman, iş g&uuml;c&uuml;, teknik ekipman ve maliyet a&ccedil;ısından diğer illere kıyasla &ccedil;ok daha g&uuml;&ccedil; olan hizmetlerin yapılabilmesi i&ccedil;in, bahse konu zorlukların g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde bulundurularak İller Bankası katkı paylarının da bu oranda y&uuml;ksek tutulması gerekir.</p> <p>Bunların yanı sıra Zonguldak'ın ulusal ve uluslararası değeri tartışılması gereken &ouml;nemli bir konu. Kentin oluşumu tamamen k&ouml;m&uuml;r ve k&ouml;m&uuml;re dayalı end&uuml;striye bağlı olduğu i&ccedil;in Zonguldak, tekil bir &ouml;rnek teşkil ediyor. Son otuz yılda &ouml;nem kazanan yeni bir disiplin olan end&uuml;stri arkeolojisi mirası,&nbsp;UNESCO'nun d&uuml;nya mirası listesinde yaptığı tanıma g&ouml;re sadece fabrika ve imalathanelerden oluşmamakta, aynı zamanda kanallar, demiryolları, k&ouml;pr&uuml;ler, ulaşım ara&ccedil;ları, g&uuml;&ccedil; kaynakları ve işletme yerleşimleri gibi d&ouml;neme ait teknolojilerle &uuml;retilen sosyal ve teknolojik başarıları da kapsamaktadır. Dolayısıyla, yaşayan bir maden m&uuml;zesi temasıyla, k&ouml;m&uuml;r ve tarih kokan bir end&uuml;striyel kent konsepti ile Zonguldak; d&uuml;nya miras listesinde hakettiği yeri alacaktır.</p> <p>Bu amaca y&ouml;nelik olarak Kalkınma Ajansı ve &Uuml;niversite ile işbirliği sağlanarak hazırlanacak projelere, Bakanlık d&uuml;zeyinde gerekli maddi destek sağlanması ve idari d&uuml;zenlemelerin yapılması &ouml;nemli. &Uuml;lke sanayi tarihinde &ouml;nemli yer etmiş kentimize ait her t&uuml;rl&uuml; sanayi yapı ve altyapı tesislerinin korunması ile ilgili yasal d&uuml;zenlemeler yapılması ve end&uuml;striyel değerlerin kent belleğindeki etkilerini kaybetmeden yenilenmesi b&uuml;y&uuml;k &ouml;nem taşıyor.</p> <p>Enerji kapsamında yatırımların yoğunlaştırıldığı b&ouml;lgemizde hava ve &ccedil;evre kirliliği, insan sağlığını ve yerleşimi tehdit edecek boyutta. Yaşam kalitesini d&uuml;ş&uuml;ren ve kentsel gelişmeyi engelleyen enerji yatırımları &ccedil;er&ccedil;evesinde yapılan termik santral ve enerji tesislerinin filtrasyon sistemleri yeterli değil. Termik santrallerin yarattığı insan sağlığını tehdit eden unsurların izole edilmesi, hava kalitesinin artırılması i&ccedil;in gerekli &ouml;nlemlerin alınması ve b&ouml;lgesel ısınma projelerinin geliştirilmesi hususunda yetki paylaşımı ve yasal d&uuml;zenlemelerin yapılandırılması gerekiyor. Ayrıca b&ouml;lgemizdeki enerji yatırımlarının fazlalığı fırsata d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmeli. Mevcut termik santrallerin atık ısısından faydalanılarak, konutların ısıtılmasını sağlayacak b&ouml;lgesel ısıtma sistemine ait projeler &uuml;retilmeli ve hava kirliliğinin &ouml;nlenmesi i&ccedil;in radikal kararlar alınmalı.</p> <p>Son olarak da Cumhuriyet'in ilk kenti ve sanayinin lokomotifi olarak &uuml;lke tarihindeki &ouml;nemi ile b&ouml;lgenin zengin coğrafi &ouml;zellikleri g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alınarak, Zonguldak'ın kentsel gelişimine katkı sağlayacak alternatif projeler gerekiyor.</p> <p><strong>Şehrin mevcut sosyal yapısı ile fizik mekan arasında g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde nasıl bir ilişki mevcut? Kent değerleri hakkında Zonguldak halkının bilin&ccedil; sahibi olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor musunuz? Halk karar alma s&uuml;re&ccedil;lerinde ne kadar yer alabiliyor, yerel y&ouml;netimin katılımcı s&uuml;re&ccedil;lere yaklaşımı nasıl?</strong></p> <p>K&ouml;m&uuml;r&uuml;n bulunması ile birlikte gelen kentleşme sebebiyle kozmopolit bir kent n&uuml;fusuna sahip şehrimizde, toplumsal yapı s&uuml;rekli değişim halinde. Dikey sosyal yapı olarak tanımlayacağımız, sınıflar arası ve sınıf i&ccedil;i ilişkiler ile bu ilişkileri d&uuml;zenleyen toplumsal kural ve kurumları kapsayan toplumsal tabakalaşmanın fizik mekana yansıdığı (m&uuml;hendis lojmanları, iş&ccedil;i pavyonları vb.) enteresan şehirlerden biridir kentimiz.&nbsp;Kent değerleri hakkında kent halkının bilin&ccedil; sahibi olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Bunda sivil toplum &ouml;rg&uuml;tlerinin ve meslek odalarının payı b&uuml;y&uuml;k. Ancak bu bilin&ccedil; yakın bir zamanda oluştu diyebilirim. Zira, son d&ouml;nemlerde d&uuml;nya k&uuml;lt&uuml;rel miras kavramlarına eklenen yeni tanımlar ile kent dinamiğini oluşturan potansiyel değerlerle i&ccedil; i&ccedil;e yaşayan halkın k&uuml;lt&uuml;rel yapısını buluşturan Mimarlar Odası'nın &ccedil;abalarını g&ouml;z ardı edemeyiz. Kent bazında "End&uuml;stri Mirası", "K&uuml;lt&uuml;rel Peyzaj", "Alan Y&ouml;netimi" "Cumhuriyet Mimari Mirası" gibi kavramların altını dolduran bir&ccedil;ok değerle i&ccedil; i&ccedil;e yaşıyor olmamız bir şans. Son d&ouml;nemlerde Valilik himayesinde başlatılan ve bana g&ouml;re bir "alan y&ouml;netimi" ve" turizm master planı" olarak nitelendirilebilecek &ccedil;ok y&ouml;nl&uuml; bir &ccedil;alışma s&ouml;z konusu. Bu &ccedil;alışmaların kapsadığı projelendirme s&uuml;reci ve tamamlanma aşaması sonrasında kent potansiyellerinin değerinin daha da &ccedil;ok anlaşılacağı inancındayım. Belediyemiz; &ouml;nemli kentsel konulardaki karar alma s&uuml;re&ccedil;lerinde sivil toplum &ouml;rg&uuml;tlerinin d&uuml;ş&uuml;ncelerine ve katılımına &ouml;nem veriyor.<strong><br /></strong></p> Thu, 29 Mar 2018 15:30:00 +03 Suriçi'nde Neler Oluyor http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/suricinde-neler-oluyor/1011 Heval Zeliha Yuksel <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/soylesi02/diyarbakir-surici-soylesisi/20171125_145542.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Yıkılan tarihi kent Suriçi yenileme projeleri üzerine alanda çalışmaları yürüten ve kentsel tasarım rehberi hazırlayan Yöre Mimarlık'ın kurucuları Yrd. Doç. Dr. Nurçin Çelik ve Mine Lök Beyaz ile durumu anlayabilmek için buluştuk.<br><br><p>Daha evvelden Arkitera'da Diyarbakır ile ilgili iyi gelişmeleri 2013'de sizlerle paylaşmıştık (<a href="http://www.arkitera.com/gorus/436/diyarbekir-mala-mine%2A" target="_blank">bkz</a>). Sonrasında UNESCO D&uuml;nya Miras listesine gireli bir sene olmuşken Suri&ccedil;i'nde herkesin malumu &uuml;z&uuml;c&uuml; olaylar oldu. Ter&ouml;r olaylarında &ccedil;ıkan &ccedil;atışmalar bittiğinde tescilli <a target="_blank" href="http://www.arkitera.com/soylesi/843/yikilan-tarihi-kent--surici---peki-simdi-ne-olacak_">595 tarihi yapının b&uuml;y&uuml;k b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n tahrip olduğu a&ccedil;ıklandı</a>. Ardından Kurul Kararı ile kamulaştırma kararı alındı. O d&ouml;nemde yine alan ile bilgileri yine bir s&ouml;yleşi ile sizlere ulaştırmıştık. Ve şu an bazı &ccedil;alışmalar yapılırken aynı zamanda tartışmalar s&uuml;r&uuml;yor. 7 bin yıllık tarihi olan Suri&ccedil;i'nde &ccedil;atışmalar &ouml;ncesi durum barış s&uuml;recinin yarattığı olumlu sinerjiyle g&ouml;z yaşartıcı denecek kadar iyiydi oysa. Restorasyonu tamamlanan tescilli yapılar birer birer halkın ve turizmin hizmetine a&ccedil;ılmıştı. Şimdi ise bazı &ccedil;alışmalar s&uuml;rd&uuml;r&uuml;l&uuml;yor ama kamuoyu olarak durumu detayı ile bilmiyoruz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; şu an h&acirc;l&acirc; &ccedil;atışmaların olduğu alana giriş g&uuml;venlik sebebiyle yasak. Dolayısıyla yıkımların yaşandığı alanda şu anda neler yapılmakta olduğu tam yansıtılamıyor. Bir&ccedil;ok emek ile UNESCO D&uuml;nya K&uuml;lt&uuml;r Mirası listesine giren b&ouml;lgenin bu duruma gelmesi &uuml;z&uuml;c&uuml;. Yıkılan tarihi kent Suri&ccedil;i yenileme projeleri &uuml;zerine alanda &ccedil;alışmaları y&uuml;r&uuml;ten ve kentsel tasarım rehberi hazırlayan Y&ouml;re Mimarlık'ın kurucuları Yrd. Do&ccedil;. Dr. Nur&ccedil;in &Ccedil;elik ve Mine L&ouml;k Beyaz ile durumu anlayabilmek i&ccedil;in buluştuk. Alanı bana gezdirirken şehre g&ouml;n&uuml;l verdiklerini g&ouml;rd&uuml;m. Birisi kadim mimarlık bilgileri ile akademik tecr&uuml;besini sahaya aktararak aylarca sahada adım adım gezerek her yapıyı en ince detayına kadar kağıda d&ouml;km&uuml;ş; diğeri hem memleketinin Diyarbakır olması hem de uzunca bir s&uuml;re o b&ouml;lgedeki politik ge&ccedil;mişi sebebi ile ev ev sokak sokak gezdiği i&ccedil;in halkı tanımasının avantajını mimarlığında kullanmış; birlikte ortaya iyi projeler koymuşlar. Diyarbakır'a has ev tipolojilerini sokak &ouml;l&ccedil;eğinde plan, kesit, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şleri, detaylarına kadar verdikleri kentsel tasarım rehberinin hazırlanmasına vesile olmuşlar. Umarım layığıyla uygulanır bu projeler &ccedil;&uuml;nk&uuml; şu anda bu tasarım rehberi baz alınarak &ccedil;alışmaların y&uuml;r&uuml;t&uuml;lmesi gerekiyor. Kendilerine Suri&ccedil;i ile ilgili yıllardır s&uuml;ren &ccedil;alışmaları ve şu anki durumunu sordum. &Ccedil;atışmaların olduğu kısım ve 2012 yılında yapılan koruma ama&ccedil;lı imar planı esas alınarak Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bah&ccedil;eleri ile tampon b&ouml;lgesi olan Suri&ccedil;i ve Dicle Vadisi b&uuml;t&uuml;n&uuml;ndeki alanın iyileştirilmesine d&ouml;n&uuml;k pek &ccedil;ok eylem planı hazırlanmıştı. Bu planın durumu hakkında bilgi aldım. Okuyacağınız s&ouml;yleşi tamamen mimari kriterler baz alınarak kente dair iyiliklerin paylaşılmasını, varsa alınacak bir &ouml;nlem duyulmasını sağlamak ve dahası 7 bin yıllık tarihi olan kesintisiz yaşamın s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; d&uuml;nyadaki sayılı sur kentlerinden olan Diyarbakır'a bir vefa niyeti ile yapılmıştır...</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/20171125_151037.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><b>Uzun bir s&uuml;redir kent ile ilgili s&uuml;rd&uuml;r&uuml;len projeler var. Ayrıca b&ouml;lgenin Unesco listesine giriş d&ouml;nemi var. Arada &ccedil;atışmalar dolayısıyla yapılan &ccedil;alışmalar kesintiye uğradı. Hatta restore edilen kısımların tahrip olduğu bir s&uuml;re&ccedil; de ge&ccedil;irildi maalesef. Ama şu anda Saray kapısından girilerek Sur&rsquo;lara ulaşılan Fiskaya, Hz.S&uuml;leyman T&uuml;rbesi, St.George Kilisesi, Arkeoloji M&uuml;zesi ve parkı kapsayan Kale i&ccedil;i restorasyonu tamamlanarak halkın kullanımına a&ccedil;ıldı. Biraz okuyucularımıza Diyarbakır&rsquo;ı ve uzun yıllardır s&uuml;ren s&uuml;reci anlatarak başlamanızı rica ediyorum.</b><b>&nbsp;</b></p> <p>Mezopotamya&rsquo;nın kalbi Diyarbakır, Diyarbakır&rsquo;ın kalbi Suri&ccedil;i&rsquo;dir. Diyarbakır Surları ve Suri&ccedil;i bu anlamda b&uuml;y&uuml;k &ouml;nem taşır. Benim rahmetli babam gibi Diyarbakır&rsquo;a sevdalı herkesin hayali, Diyarbakır Surları ve Suri&ccedil;i&rsquo;nin b&uuml;t&uuml;n tarihi ve k&uuml;lt&uuml;rel dokusuyla ortaya &ccedil;ıkması ve hak ettiği konuma kavuşmasıdır. Diyarbakır bu anlamda gizli bir hazine. 2015&rsquo;de yaşanan ter&ouml;r olaylarına gelmeden &ouml;nce, aslında şehirde daha &ouml;nce başlayan ve devam eden projelerden bahsetmek gerekli.&nbsp;</p> <p>Diyarbakır Surları, binlerce yıllık tarihi ve k&uuml;lt&uuml;rel ge&ccedil;mişi, mimari dokusu, insanların i&ccedil;inde yaşayarak g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze geldiği 10-12 m y&uuml;ksekliği, 5 bin 700 metre uzunluğu, 82 burcu, bazalt taşının ruha b&uuml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;, muhteşem yazıt, kitabe ve işlemeleri, mimarlık tarihi a&ccedil;ısından &ccedil;ok &ouml;nemli bir yere sahip, d&ouml;rt y&ouml;ne a&ccedil;ılan şehir kapılarıyla d&uuml;nyada tek ve eşsizdir. Diyarbakır Surları, d&uuml;nyanın en b&uuml;y&uuml;k A&ccedil;ık Hava Yazıtlar M&uuml;zesi aynı zamanda. Surların kuzeyinde yer alan İ&ccedil;kale&rsquo;de yerleşim Amida H&ouml;y&uuml;ğ&uuml; ile M.&Ouml;. 6000 yılına gidiyor. Artuklu Sarayı, İ&ccedil; Kale&rsquo;de yer alıyor. İ&ccedil;kale, 8 bin yıl Diyarbakır&rsquo;ın y&ouml;netim merkezi oldu. Diyarbakır Surları 186 hektarlık bir alanı &ccedil;evreliyor ve bu alan Suri&ccedil;i olarak adlandırılıyor.</p> <p>Kentsel Sit Alanı i&ccedil;erisinde; 155 adet 1. Grup (Anıtsal Yapı), 450 adet 2. Grup (Sivil Mimarlık &Ouml;rneği Yapı) olmak &uuml;zere toplamda 605 adet tescilli yapı bulunuyor. Camileri, kiliseleri, medreseleri, hanları, hamamları, konakları, &ccedil;eşmeleri, sokakları, havuzları, avluları ile ge&ccedil;mişten g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze bir yansıma Suri&ccedil;i. D&ouml;rt Ayaklı Minare d&uuml;nyada tek. Mimar Sinan&rsquo;ın beş camisi burada. Mekke, Medine, Kud&uuml;s ve Şam&rsquo;dan sonra 5. Harem-i Şerif, Diyarbekir Ulu Camii&rsquo;dir.&nbsp;</p> <p>1980&rsquo;li yıllarda başlayan g&ouml;&ccedil;le birlikte Diyarbakır Suri&ccedil;i, eski kent merkezlerinde sık sık karşılaştığımız, &ccedil;arpık ve bozuk yapılaşmayla kent dokusu tahrip olmuş ve gecekondulaşmaya maruz kalmış. Yedi-sekiz kat verilen imar izinleriyle maalesef betonlaşma ve y&ouml;resel mimari kaygısı g&ouml;zetmeyen &ccedil;irkin bir yapılaşma ortaya &ccedil;ıkmış. Yapılan yer altı &ccedil;arşıları Diyarbakırlılar tarafından asla kabul g&ouml;rmemiş. Diyarbakır gibi g&uuml;zel bir şehirde kim yerin altına inmek ister?&nbsp;</p> <p>Diyarbakır Suri&ccedil;i&rsquo;nde bir&ccedil;ok proje, bir&ccedil;ok kurum tarafından eş zamanlı y&uuml;r&uuml;t&uuml;ld&uuml;. 2004 yılında İ&ccedil;kale&rsquo;den Jitem &ccedil;ıkartılarak, buradaki yapılar restore edildi, &ccedil;evre d&uuml;zenlemesi yapıldı ve 2015&rsquo;te a&ccedil;ılarak Diyarbakır M&uuml;zesi buraya taşındı. 12 bin 400 yıllık tarihi ile 31 bin 500 esere sahip Diyarbakır M&uuml;zesi sık sık ziyaret edilen bir m&uuml;ze. Restorasyon ve Konservasyon B&ouml;lge Laboratuvarı M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; kurularak İ&ccedil;kale&rsquo;de hizmet vermeye başladı. Yine, g&ouml;renleri eşsiz kubbesiyle kendisine hayran bırakan, M.S. 3. y&uuml;zyıldan kalmış olan St George Kilisesi bug&uuml;n sanat galerisi olarak işlevlendirildi.&nbsp;</p> <p>İ&ccedil;kale&rsquo;de bulunan Hz. S&uuml;leyman Camii Restorasyonu 2011 de tamamlandı. 639&rsquo;da İslamiyeti kabul eden Diyarbakır&rsquo;da şehit d&uuml;şen Halid Bin Velid&rsquo;in oğlu olan S&uuml;leyman, Hz. S&uuml;leyman Camii&rsquo;nde 27 sahabeyle birlikte yatıyor. Eser muhteşem minaresi ve mimari yapısıyla g&ouml;renleri kendine hayran bırakıyor. Diyarbakırlılar bilir, perşembe &ouml;ğleden sonra iğne atsanız yere d&uuml;şmez ve bug&uuml;n binlerce kişi tarafından ziyaret ediliyor. Yine 2009&rsquo;da başlayan, Hz. S&uuml;leyman Camii &ouml;n&uuml; İ&ccedil;kale peyzaj d&uuml;zenlemesi 2017&rsquo;de tamamlanarak, d&uuml;nyanın d&ouml;rt bir tarafından gelenlerin ziyaretine a&ccedil;ıldı.</p> <p>Daha &ouml;nce burada h&uuml;k&uuml;m s&uuml;ren sağlıksız k&ouml;t&uuml; yapılaşma tamamen ortadan kaldırıldı, İ&ccedil;kale b&uuml;t&uuml;n ihtişamıyla ortaya &ccedil;ıktı. İşte Suri&ccedil;i&rsquo;nde yapılan &ccedil;alışmalar sonucunda; aynen İ&ccedil;kale&rsquo;de olduğu gibi tarihi ve k&uuml;lt&uuml;rel doku ortaya &ccedil;ıkacak, halkımız huzurla yaşayacak ve d&uuml;nyanın d&ouml;rt bir yanından insanlar ziyarete gelecek. Diyarbakır dışında, T&uuml;rkiye&rsquo;de yaşayan 2.5 milyon Diyarbakırlı koşa koşa gelerek memleket hasretini giderecek.&nbsp;</p> <p>Diyarbakır Surları ve Suri&ccedil;i B&ouml;lgesi &ccedil;arpık ve sağlıksız yapılaşmadan arındırılarak, tarihi dokusunun &ouml;n plana &ccedil;ıkarılması ve yaşatılarak korunması amacıyla 6306 sayılı yasa &ccedil;ıkar &ccedil;ıkmaz 22 Ekim 2012 tarih ve 2012/3900 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı&rsquo;yla kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m kapsamına alındı. Tarihi dokuda k&uuml;lt&uuml;rel değeri olan konut stokunun korunması da dahil olmak &uuml;zere, koruma eksenli kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m yaklaşımı benimsendi. Diyarbakır'ın Tarihi Suri&ccedil;i Kentsel D&ouml;n&uuml;ş&uuml;m Projesi ile binlerce yıllık tarihi Diyarbakır Surları A&ccedil;ık Hava M&uuml;zesi olarak hayat bulacak. Bu proje Diyarbakır'ın taşlarında hayat bulan, binlerce yıldır yaşayan medeniyetlerin ve tarihin t&uuml;m d&uuml;nyayla buluşmasını sağlayacak, Diyarbakır&rsquo;ı hak ettiği yere taşıyacak aslında.</p> <p>2002&rsquo;de UNESCO D&uuml;nya Ge&ccedil;ici K&uuml;lt&uuml;r Mirası Listesi&rsquo;nde olan Diyarbakır Surları, cumhurbaşkanımızın 2011&rsquo;de verdiği talimatla, K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm Bakanlığı tarafından UNESCO&rsquo;ya m&uuml;racaat etmek &uuml;zere, sıralamada en &ouml;ne alındı ve kentin b&uuml;t&uuml;n dinamikleriyle birlikte &ccedil;alışılarak UNESCO D&uuml;nya K&uuml;lt&uuml;r Mirası Listesi&rsquo;ne, &ldquo;Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bah&ccedil;eleri K&uuml;lt&uuml;rel Peyzajı&rdquo; ismiyle tescillenerek 4 Temmuz 2015&rsquo;de girmeye hak kazandı. Suri&ccedil;i&rsquo;nde bulunan yapılar bu listede değil. Suri&ccedil;i Kentsel Sit Alanı Koruma Ama&ccedil;lı imar Planı 2012&rsquo;de hazırlandı.&nbsp;</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/158_1_yuksek.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Y&ouml;re Mimarlık'ın Diyarbakır Suri&ccedil;i i&ccedil;in hazırladığı g&ouml;rsellerden &ouml;rnek</span></p> <p><b>Bize biraz Suri&ccedil;i&rsquo;nin şu anki durumunu anlatabilir misiniz? </b></p> <p>Diyarbakır Suri&ccedil;i&rsquo;nde 2015&rsquo;te başlayan ter&ouml;r olayları, 103 g&uuml;n s&uuml;ren operasyonlar sonucu 9 Mart 2016 tarihinde tamamen bastırıldı, Diyarbakır&rsquo;a ve t&uuml;m T&uuml;rkiye&rsquo;ye tarif edilemez acılar yaşattı. Sokağa &ccedil;ıkma yasağının uygulandığı, Cevat Paşa, Fatih Paşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahallelerinde vatandaşların tamamına yakını evlerini terk etti. Ter&ouml;r olaylarının bastırılmasıyla bir taraftan ter&ouml;r mağduru halkın yaraları sarılırken bir taraftan alanda hasar-tespit &ccedil;alışmaları başladı. Kurşunlu Cami, diğer adıyla Fatih Paşa Camii olduk&ccedil;a b&uuml;y&uuml;k zarar g&ouml;rd&uuml;. İnsanlar kendi evine ne olduğuna bakmadan &ouml;nce Kurşunlu Cami&rsquo;ne koşarak g&ouml;zyaşı d&ouml;kt&uuml;. Tarihi doku ve tescilli yapılar zarar g&ouml;rd&uuml;. Diyarbakır Suri&ccedil;i&rsquo;nde yaşanan bu acıların ardından, t&uuml;m kurumlar, kendi alanında &ccedil;alışmalarına başladı. Kurşunlu Cami&rsquo;nin yanan ahşap minberini geri getirmek m&uuml;mk&uuml;n değildi, ancak Kurşunlu Cami ayaktaydı. B&uuml;t&uuml;n kurumlar camileri, kiliseleri, hanları, hamamları r&ouml;l&ouml;ve-restorasyon ve restit&uuml;syon projeleriyle yeniden restore etmeye başladı ve bu alanda hummalı bir &ccedil;alışma devam ediyor. Gazi Caddesi ve Melik Ahmet Caddesi&rsquo;nde sokak sağlıklaştırma ve Ulu Cami meydan d&uuml;zenlemesi tamamlanarak, tarihi şehir dokusunda ticaretin yeniden canlanması sağlandı. Hz. S&uuml;leyman Camii &ouml;n&uuml;ndeki sağlıksız dokunun yıkımı ve kaldırılmasıyla ve binlerce insanın ziyaretiyle şehir nefes aldı.</p> <p><b>&Ccedil;atışmaların olduğu kısım tam olarak neresiydi? Suri&ccedil;i&rsquo;nin hangi b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; kapsıyor? </b><b>&nbsp;</b></p> <p>Ter&ouml;r olayları sonucu ortaya &ccedil;ıkan &ccedil;atışmalar, Suri&ccedil;i&rsquo;nin, Cevatpaşa, Fatihpaşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahallelerinde yaşandı. Yani Suri&ccedil;i&rsquo;nin Gazi Caddesi ile İ&ccedil;kale-Yenikapı-Mardin Kapı&lsquo;yı birleştiren surlar arasında kalan alan diye de ifade edebiliriz. S&ouml;z konusu alan Gazi Paşa Caddesi&rsquo;nin doğusunda yer alıyor.&nbsp;</p> <p><b>Yıkımların yaşandığı alanda şu an yapılmakta olan &ccedil;alışmalar neler?</b></p> <p>Ter&ouml;r olaylarının hemen arkasından &ccedil;atı kurum &Ccedil;evre ve Şehircilik Bakanlığı&rsquo;nın koordinasyon ve denetiminde pek &ccedil;ok kurum eşzamanlı olarak alanda &ccedil;alışmaya başladı. Yıkımların ardından enkazın kaldırılması ve hasar tespit &ccedil;alışmaları &ouml;ncelikliydi. Buradaki tahribatın derecesini ve alana ilk girdiğimizde karşılaştığımız manzarayı tarif edebilmek m&uuml;mk&uuml;n değil. Bu kadar &ouml;zel ve kıymetli bir alanın ter&ouml;rle tahrip edilmesi herhalde ter&ouml;r&uuml;n doğrudan medeniyetle hesaplaşması olsa gerek.</p> <p>Tarihi Kentsel Sit Alanı&rsquo;nda &ccedil;alışmaya başlamadan i&ccedil;inde bulunulan durumun doğru ve tam olarak tespit edilmesi gerekiyordu. Konuya b&uuml;t&uuml;nc&uuml;l yaklaşılmalı; Diyarbakır gibi &ouml;nemli bir kentte y&ouml;resel mimari ve geleneksel dokuya uygun ve saygılı &ccedil;alışma yapmak gerekiyordu. Biz &Ccedil;evre ve Şehircilik Bakanlığı m&uuml;ellifi olarak alanda &ccedil;alışıyoruz.&nbsp;</p> <p>S&uuml;recin başlangıcında var olan iki temel olgu, ter&ouml;r yıkımlarıyla tahrip olmuş b&uuml;y&uuml;k bir kentsel sit alanı par&ccedil;ası; bu yıkımları &ouml;ng&ouml;rme ihtimali olmayan ama buradaki yapılaşmanın temel anayasası olan Koruma Ama&ccedil;lı İmar Planı. Diyarbakır Suri&ccedil;i kentsel sit alanı bir kentin belki de 50 yılda yaşamayacağı yıkımı ter&ouml;r nedeniyle altı aydan daha kısa s&uuml;rede yaşandı. Koruma Ama&ccedil;lı İmar Planı hazırlanırken, plan onaylandıktan hemen &uuml;&ccedil; yıl sonra b&ouml;yle bir yıkımın ger&ccedil;ekleşeceğinin &ouml;ng&ouml;r&uuml;lmesi imkansız olmalı.&nbsp; Dolayısıyla planın mevcut haliyle yıkım sonrasına y&ouml;nelik plan kararlarının olmaması son derece doğal. Suri&ccedil;i&rsquo;nde 2012 yılında onaylanan Koruma Ama&ccedil;lı İmar Planı&rsquo;nın genel ilke ve esaslarına bağlı kalınarak plan değişikliği yapılmış ve Diyarbakır K&uuml;lt&uuml;r Varlıkları Koruma B&ouml;lge Kurulu tarafından da onaylanmıştı. Bunun ardından Suri&ccedil;i&rsquo;nin tamamı i&ccedil;in kentsel tasarım projesi hazırlandı. Alanın değerlerinin ortaya &ccedil;ıkarılması ve geleceğe y&ouml;nelik işlev kararlarının verildiği bir İşletme Planı ve Diyarbakır Suri&ccedil;i Kentsel Sit Alanı i&ccedil;inde faaliyet g&ouml;sterecek t&uuml;m tasarımcılara rehber olması amacıyla Diyarbakır Suri&ccedil;i Kentsel Tasarım Rehberi hazırlandı. Bu &uuml;&ccedil; temel &ccedil;alışma alanda faaliyet g&ouml;steren t&uuml;m tasarım ekiplerinin ortak paydası oldu ve farklı farklı ekipler &ccedil;alışmasına rağmen ortak tasarım ger&ccedil;ekleştirildi. Bu arada yıkımların ardından anıtsal yapıların eşik kotları yerinde tekrar &ouml;l&ccedil;&uuml;lerek Suri&ccedil;i&rsquo;nde orijinal zemin kotlarının değişmemesi sağlandı. Bu alanda &ccedil;alışmanın zorluğu a&ccedil;ık. Suri&ccedil;i&rsquo;nin sahip olduğu değerler, Koruma Ama&ccedil;lı İmar Planı ve Plan H&uuml;k&uuml;mleri, Suri&ccedil;i Kentsel Tasarımı, İşletme Planı ve Diyarbakır Suri&ccedil;i Kentsel Tasarım Rehberi, biz de dahil olmak &uuml;zere alanda &ccedil;alışan t&uuml;m tasarım ekiplerinin temel kaynağı oldu.<b>&nbsp;</b></p> <p><b><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/177_6_FINAL_F_yuksek.jpg.jpeg" border="0" /><br /></b><span class="fotograf-yazi">Y&ouml;re Mimarlık'ın Diyarbakır Suri&ccedil;i i&ccedil;in hazırladığı g&ouml;rsellerden &ouml;rnek</span><b><br /></b></p> <p><b>7 bin yıllık kesintisiz yaşamın olduğu sur kentinde bir b&ouml;l&uuml;mde yaşam durdu ve maalesef yıkımlar da oldu. Suri&ccedil;i&rsquo;ndeki yapı envanteri hakkında biraz bilgi verir misiniz? Tescilli ka&ccedil; yapı var ve ka&ccedil;ı ayakta bug&uuml;n? Nasıl yenilenebilecekler?</b><b>&nbsp;</b></p> <p>Suri&ccedil;i&rsquo;nde bulunan 605 tescilli eserin 352&rsquo;si ter&ouml;r olaylarının yoğun yaşandığı altı mahallede bulunuyor. Bunların 84&rsquo;&uuml; anıtsal ve 268&rsquo;i sivil mimari yapı. Yine bu anıtsal yapılardan Hasırlı Camii, 26 sivil mimari eser tamamen yıkıldı. Diğer tarihi tescilli eserlerden Kurşunlu Camii, Keldani Kilisesi, Kilise (yıkımlardan &ouml;nce Yavuz Selim İlk&ouml;ğretim okulu olarak kullanılıyordu), Ermeni Katolik Kilisesi ağır hasarlı olarak tespit edildi. &Ouml;zdemiroğlu Osman Paşa T&uuml;rbesi, Arap Şeyh Cami ve &ccedil;eşme, Kavas-ı Sağir Camii, Şeyh Mutahhar Camii, Ermeni Surp Gragos Kilisesi, Protestan S&uuml;ryani Kilisesi, Paşa Hamamı, &Ccedil;ardaklı Hamamı orta hasarlı, diğer yapılarımız ise hasarsız ve az hasarlı olarak tespit edildi. Zarar g&ouml;ren anıtsal tescilli yapılar m&uuml;lkiyet durumlarına g&ouml;re Diyarbakır Vakıflar B&ouml;lge M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; ve K&uuml;lt&uuml;r Bakanlığı tarafından r&ouml;l&ouml;ve-restit&uuml;syon ve restorasyon projeleri hazırlanarak, restorasyon uygulamaları yapılıyor. Ter&ouml;rden zarar g&ouml;ren tescilli evlerin r&ouml;l&ouml;ve-restit&uuml;syon ve restorasyon projeleri ve uygulamaları da &Ccedil;evre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ger&ccedil;ekleştiriliyor.<b>&nbsp;</b></p> <p><b>Bir yerin yıkılmış bir kısmı restore edilip tekrar yapılabilir ama tamamı yıkılan b&ouml;lgeler i&ccedil;in nasıl bir izlek oluşturulabilir sizce? Tarihte &ouml;rneği var mıdır?</b><b>&nbsp;</b></p> <p>İster tek yapı ister &ccedil;evre &ouml;l&ccedil;eğinde olsun korumaya y&ouml;nelik &ccedil;alışmalarda zaten t&uuml;m kurum ve proje ekiplerinin uymakla y&uuml;k&uuml;ml&uuml; olduğu kanunlar ve bizim de kabul ettiğimiz uluslararası koruma kuralları ve y&ouml;ntemleri var. K&uuml;lt&uuml;r ve Tabiat Varlıklarını Koruma Y&uuml;ksek Kurulu&rsquo;nun 660 sayılı ilke kararına g&ouml;re tamamen yıkılmış tescilli bir yapının aslına uygun olarak rekonstr&uuml;ksiyonunun yapılması zorunludur.</p> <p>Tescilli, tescilsiz yapılardan oluşan bir kent par&ccedil;asının veya kentin &ccedil;eşitli nedenlerle b&uuml;y&uuml;k tahribat ve yıkıma uğradığı &ouml;rnekler, tarihi boyunca pek &ccedil;ok medeniyetin başına geldi. Ama yakın ge&ccedil;mişten &ouml;rnek vermek gerekirse II. D&uuml;nya Savaşı sırasında pek &ccedil;ok Avrupa kenti Varşova, Berlin, K&ouml;ln, Londra, ağır bombardımana maruz kalan Stalingrad (g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki adıyla Petersburg), b&uuml;y&uuml;k yıkıma uğradı. Tabii Nagazaki ve Hiroşima da tamamen yıkılıp yok edilen iki &ouml;nemli kent. Daha yakın tarihlere gelirsek ter&ouml;r nedeniyle yıkıma uğrayan ve hemen arkasından aslına uygun olarak yeniden inşa edilen Beyrut &ouml;rnek olarak verilebilir.</p> <p>Diyarbakır&rsquo;da ter&ouml;r olayları nedeniyle yıkama uğrayan Suri&ccedil;i&rsquo;nde başlatılan imar faaliyetlerinde temel nokta yenileme s&uuml;recinde aslına uygunluğun temel alınması. Buna g&ouml;re kentin yıkımlardan &ouml;nceki sokak ağları ve dokusu olduğu gibi muhafaza ediliyor. Tescilli eserlerin restorasyonu ve rekonstr&uuml;ksiyonunun nasıl yapılacağı konusu zaten koruma yasaları ve Diyarbakır Koruma B&ouml;lge Kurulu&rsquo;nun onaylarıyla ger&ccedil;ekleşiyor. Ter&ouml;r olaylarıyla yıkılan, tamamen boşalan tescilsiz parsellerde, ter&ouml;rden &ouml;nce de, alanın dokusunu bozan y&uuml;ksek betonarme yapılarla gecekondu yapılaşmasını da temizleyerek; Diyarbakır&rsquo;ın geleneksel mimari yapısını referans olan ama kopyalamayan, replikasını &uuml;retmeyen &ouml;zg&uuml;n bir mimari doku oluşturulacak.<b>&nbsp;</b></p> <p><b><br /></b></p> <p><b>Alandaki mimarlık ekipleri sizin hazırladığınız kentsel tasarım rehberine g&ouml;re &ccedil;alışmalar yapıyor bildiğimiz kadarıyla. Biraz bu &ccedil;alışmanızdan bahsedebilir misiniz? Suri&ccedil;i&rsquo;ndeki Diyarbakır&rsquo;a has ev tipolojilerini sokak sokak plan, kesit, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şleri, detaylarına kadar vermişsiniz. Bu nasıl ortaya &ccedil;ıktı, hangi kaynaklardan faydalandınız? </b></p> <p>Yıkım alanının b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;, yaraların bir an &ouml;nce sarılması zorunluluğu nedeniyle &ccedil;alışmaların hız kazanması i&ccedil;in alanda birden fazla ekip ve kurum bir arada &ccedil;alışıyor, t&uuml;m faaliyetler &Ccedil;evre ve Şehircilik Bakanlığı&rsquo;nın denetiminde yapılıyor. &Ouml;zellikle alanda proje &ccedil;alışmaları y&uuml;r&uuml;ten ekiplerin alana ilişkin bir dil birliğinin oluşması, &ouml;zg&uuml;n mimari dokunun ger&ccedil;ekleştirilebilmesi i&ccedil;in zorunlu.</p> <p>Diyarbakır Suri&ccedil;i Kentsel Sit Alanı i&ccedil;inde faaliyet g&ouml;sterecek t&uuml;m tasarımcılara rehber olması amacıyla Suri&ccedil;i Kentsel Tasarım Rehberi hazırlandı. Tasarım Rehberi hazırlanırken, Eski Suri&ccedil;i&rsquo;nden g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kalan, sivil mimarlık &ouml;rneği geleneksel evlerden yararlanıldı. Bir kısmı harap durumda olan bu yapıların, yapı y&uuml;zleri (cepheleri), dolu-boş oranları; kapı, pencere bi&ccedil;imleri ve ebatları, &ccedil;ıkma bi&ccedil;imleri ve detayları referans olarak alındı. Ama&ccedil; Suri&ccedil;i&rsquo;nde yeni yapılacak binaların, g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşabilen geleneksel Diyarbakır evlerinin bire bir bi&ccedil;imsel kopyalarının değil, bu yapılara &ouml;zg&uuml;n karakterini veren oranlarının ve bug&uuml;n hal&acirc; ge&ccedil;erliğini koruyabilen detaylarının yeni yapılar i&ccedil;in rehber olmasını sağlamaktı. Bu ama&ccedil;la s&ouml;z konusu sivil mimarlık &ouml;rneği olan yapılar yerlerinde incelenip gerekli &ouml;l&ccedil;&uuml;mler ve &ccedil;izimler yapılarak, ilgili kurumların arşivlerindeki yazılı, &ccedil;izili, g&ouml;rsel veriler toplanarak, b&ouml;lgeye ilişkin plan, cephe, kapı ve pencere tipolojileri &ccedil;ıkarıldı. Yine aynı şekilde bu yapılardan yararlanılarak &ccedil;ıkma detayları hazırlandı.</p> <p>Bir b&ouml;lgenin veya kentin kendine &ouml;zg&uuml; karakterini ortaya koyacak &ouml;nemli g&ouml;stergelerden biri, oraya &ouml;zg&uuml; dominant renk gruplarıdır. Kentte var olan, ağırlıklı b&ouml;l&uuml;m&uuml; geleneksel yapılarda kullanılan ahşap ve y&ouml;resel malzeme olan bazalt taşının renginden oluşan doğal malzemenin ve yoğun olarak kullanılan mevcut boyaların renkleri dikkate alınarak Suri&ccedil;i&rsquo;nin renk paleti oluşturuldu. Diyarbakır Suri&ccedil;i yapılarında kullanılan temel yapı malzemesi g&ouml;zenekli (dişi taş) bazalt taşıdır. Bu palette yer alan renkler, yapılacak yeni yapıların da kentin doğal renk paletini bozmadan bi&ccedil;imlenmesini sağlayacak.</p> <p>Kentsel Sit Alanı i&ccedil;inde sokak tabelası, aydınlatma elemanları, park ve bah&ccedil;eler i&ccedil;in ayrı oturma elemanı, kent meydanları ve binalar i&ccedil;in tabelalar, &ccedil;i&ccedil;eklikler, &ccedil;&ouml;p kutuları, r&ouml;gar kapağı ve detayları Suri&ccedil;i i&ccedil;in &ouml;zel olarak tasarlandı. Uygulama sırasında s&ouml;z konusu mobilyaların imalatında bu detaylar kullanılacak.<b>&nbsp;</b></p> <p><b><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/03-CEPHET%C4%B0POLOJ%C4%B0S%C4%B0-Model_1.jpg.jpeg" /></b></p> <p><b><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/01_PLAN_TIPOLOJISI_1_500_Model_1.jpg.jpeg" border="0" /><br /></b><span class="fotograf-yazi">Diyarbakır Kentsel Tasarım Rehberinden pafta &ouml;rnekleri</span><b><br /></b></p> <p><b>Şu anda y&uuml;r&uuml;t&uuml;len &ccedil;alışmalar belediye tarafından yapılan 2012 tarihli koruma ama&ccedil;lı imar planı dahilinde mi yapılıyor? Yoksa koruma ama&ccedil;lı imar planı kent dokusunun korunmasına d&ouml;n&uuml;k olarak revize edildi mi? Şayet &ouml;yleyse nereleri revize edildi? Hangi kısımları yeni kararlardan oluşuyor? </b></p> <p>Şu anda Suri&ccedil;i&rsquo;nde y&uuml;r&uuml;t&uuml;len t&uuml;m &ccedil;alışmalar 2012 yılında Diyarbakır K&uuml;lt&uuml;r Varlıkları Koruma B&ouml;lge Kurulu tarafından onaylanan Koruma Ama&ccedil;lı İmar Planı ve Plan H&uuml;k&uuml;mleri&rsquo;ne g&ouml;re y&uuml;r&uuml;t&uuml;l&uuml;yor. İmar Planları, Koruma Ama&ccedil;lı İmar Planları kentin en az 40-50 yıl sonrası g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alınarak hazırlanır. Hatta bu s&uuml;recin daha uzun olması gerektiğine dair s&ouml;ylemler de vardır. Diyarbakır Suri&ccedil;i kentsel sit alanı, bir kentin belki de 50 yılda yaşamayacağı yıkımı ter&ouml;rle altı aydan daha kısa s&uuml;rede yaşadı. Koruma Ama&ccedil;lı İmar Planı hazırlanırken, plan onaylandıktan hemen &uuml;&ccedil; yıl sonra b&ouml;yle bir yıkımın ger&ccedil;ekleşeceğinin &ouml;ng&ouml;r&uuml;lmesi imkansız olmalı. Dolayısıyla planın mevcut haliyle yıkım sonrasına y&ouml;nelik plan kararlarının olmaması son derece doğal. Suri&ccedil;i&rsquo;nde 2012 yılında onaylanan Koruma Ama&ccedil;lı İmar Planı&rsquo;nın genel ilke ve esaslarına bağlı kalınarak plan değişikliği yapıldı ve Diyarbakır K&uuml;lt&uuml;r Varlıkları Koruma B&ouml;lge Kurulu tarafından da onaylandı. Buna g&ouml;re Suri&ccedil;i&rsquo;nde Melik Ahmet Caddesi&rsquo;nin devamlılığını sağlayacak ana bir arter, Yenikapı Caddesi a&ccedil;ıldı. Aslında Diyarbakır&rsquo;ın eski haritalarında g&ouml;r&uuml;len bu cadde Melik Ahmet Caddesi&rsquo;nin devamı olacak şekilde bir ana artere d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;ld&uuml;. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde alanın en &ouml;nemli ticaret aksını oluşturan Gazi Caddesi ve Melik Ahmet Caddesi ile Yenikapı Caddesi de kentin ticari yaşamında &ouml;nemli bir yere sahip olacak. &Ccedil;atışmalar sonrası g&uuml;venliğe y&ouml;nelik hizmet alanları ve yollar tasarlandı, yeni ulaşım aksları oluşturuldu.<b>&nbsp;</b></p> <p><b>Yıkılan b&ouml;lgede 44 evin hızlıca projelendirilip uygulandığını biliyoruz. Sonucun tatmin edici olmanın &ouml;tesinde k&ouml;t&uuml; olduğunu s&ouml;yleyebiliriz. Yeniden yapılacak yerlerin bu şekilde olmaması i&ccedil;in bir &ouml;nlem alınabiliyor mu?</b></p> <p>Ter&ouml;r olayları sonucu yıkılan b&ouml;lgede ilk etapla inşa edilen evlerin tatmin edici olmaması aslında s&uuml;rpriz bir durum değil. Avluların &ccedil;ok dar, evlere ait avluların diğer evler tarafından izlenebilir olması, yapıların oranlarının geleneksel Diyarbakır evlerinden farklı olması vs. sıkıntılar, bu yapılar i&ccedil;in hazırlanan projelerin ve uygulamanın, 2012 yılında kabul edilen Koruma Ama&ccedil;lı imar Planı&rsquo;na uygun yapılmasından kaynaklanıyor. Planda verilen kitlelere sadık kalınarak tasarım yapıldı. Alanda zaman i&ccedil;inde parsellerin &ccedil;eşitli sebeplerle k&uuml;&ccedil;&uuml;lt&uuml;lm&uuml;ş olması, planlama yapılırken tesis kadastrosunun dikkate alınmaması ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k parsellerde &ccedil;&ouml;z&uuml;me gidilmesi zorunluluğu, yapılan &ccedil;alışmaların sonucunu doğrudan etkiledi. Yeni yapılan alanlarda bu problemlerin yaşanmaması i&ccedil;in t&uuml;m Suri&ccedil;i&rsquo;ni kapsayan Kentsel Tasarım Projesi hazırladık. &nbsp;</p> <p><b>Hocam verdiğiniz bilgiler i&ccedil;in teşekk&uuml;r ederiz. Eklemek istediğiniz bir şey var mıdır? </b></p> <p>Sonu&ccedil;ta, bu alana ilk giren mimari ekip olarak hen&uuml;z alanda g&uuml;venlik bile tam olarak sağlanmamışken, her an, her taraftan &ccedil;ıkabilecek bombaların i&ccedil;inde alan &ccedil;alışması yaptık. Suri&ccedil;i&rsquo;nde yapılacak t&uuml;m &ccedil;alışmaların b&uuml;t&uuml;nc&uuml;l bir tasarım anlayışıyla yapılabilmesi ancak ana kriterlerin belirlenmesiyle ger&ccedil;ekleştirilebilirdi. Hazırlamış olduğumuz kentsel tasarım, işletme planı ve Diyarbakır Suri&ccedil;i Kentsel Tasarım Rehberi ile Suri&ccedil;i&rsquo;ni eski ihtişamlı g&uuml;nlerine kavuşturacak ana hedefler de belirlenmiş oldu.</p> <p>K&uuml;peli Kapı&rsquo;dan itibaren İ&ccedil; Kale&rsquo;nin g&uuml;neyinden başlayan proje alanımızda tarihi dokuyu ortaya &ccedil;ıkarıp, aynı zamanda kentsel yenilemede bu zengin mirasa saygılı, taklit olamayan ama g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n konfor koşullarını da sağlayacak, &ouml;zg&uuml;n yapılar tasarlayıp uygulamak temel hedefimiz oldu. Geleneksel Diyarbakır Evleri, yaşam dokusu ve y&ouml;renin en &ouml;nemli yapı malzemesi olan bazalt taşı ile hayat buluyor ve yapıların mekansal kurgusu incelendiğinde avlunun vazge&ccedil;ilmez bir &ouml;ğe olduğu anlaşılıyor. Bunlar tasarımda bizim de temel &ouml;ğelerimiz oldu. Gelenekseli taklit etmeden ama doku ve oranları koruyarak, &ccedil;ağın konfor koşullarını sağlayacak bir yaşam &ccedil;evresi tasarlamak ana ilkemiz oldu.</p> <p>Alanın işlev şeması oluşturulurken Diyarbakır&rsquo;ın ge&ccedil;mişte var olup, bug&uuml;n unutulmaya y&uuml;z tutmuş değerlerini ortaya &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alıştık. Bu ama&ccedil;la Diyarbakır geleneksel el sanatları i&ccedil;inde &ouml;nemli bir yer tutan &ccedil;iniciliği yeniden canlandıracak, i&ccedil;erisinde at&ouml;lyesi de bulunan bir &ccedil;ini m&uuml;zesi tasarladık. Eskiden Nasuh Paşa Camii&rsquo;nin arkasında bulunan, g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşamamış eski &ccedil;ini at&ouml;lyeleri bizim i&ccedil;in &ouml;nemli bir veri kaynağı oldu.</p> <p>&Ouml;zellikle kadın istihdamını ger&ccedil;ekleştirecek projeler &uuml;reterek, bunların mekansal karşılığı olan ticari birimler &uuml;zerinde &ccedil;alıştık. &Ouml;zellikle Diyarbakır Mutfağı &ccedil;ıkış noktamız oldu.</p> <p>Yenikapı Caddesi&rsquo;nin kuzey ve g&uuml;neyinde yer alacak ticari birimler b&ouml;lgenin hem ekonomik yaşamına ciddi katkı sağlayacak, hem de yeni bir cazibe alanı oluşturacak.</p> <p>Kısaca yapılan &ccedil;alışmaları tek bir kelimeyle &ouml;zetlemek gerekirse; yakın d&ouml;nemde b&uuml;y&uuml;k yıkım ve acıya sahne olmuş Suri&ccedil;i&rsquo;ni sahip olduğu eşsiz değerleriyle yeniden ayağa kaldırmak, canlandırmak ve eski ihtişamına kavuşturmak temel gayemiz.</p> Thu, 22 Mar 2018 16:41:00 +03 "İnsanın Mesleğini İnandığı Amaçlar Doğrultusunda Yapma Arayışının Çoğaldığı Bir Dönemdeyiz" http://www.arkitera.com/soylesi/index/detay/mekanda-adalet-dernegi/1008 Burcu Bilgiç <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/soylesi02/madfoto.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Karaköy'deki Ömer Abed Han'ın 4.katında Mekanda Adalet Derneği (MAD) ile buluştuk. Ne piyasanın ne de akademinin normlarıyla sınırlanmış, mekana dair bir pratiğin ihtimalinden konuştuk. <br><br><p>MAD, yaklaşık bir senedir s&ouml;yleşi yapmak istediğimiz, fakat hangi projelerinden başlayıp hangisinden &ccedil;ıkacağımızı kestiremediğimiz i&ccedil;in ertelediğimiz bir oluşumdu. İlk dergileri <a target="_blank" href="http://www.arkitera.com/haber/29440/beyondistanbulun-ilk-sayisi-mekanda-adalet-ve-sakatlik-cikti1">Mekanda Adalet ve Sakatlık</a>'ı yayımladıklarında istediğimiz bahane elimize ge&ccedil;miş oldu. MAD yani <a target="_blank" href="http://www.arkitera.com/etiket/63592/mekanda-adalet-dernegi-mad">Mekanda Adalet Derneği</a>, <a href="http://www.arkitera.com/etiket/57756/beyondistanbul" target="_blank">Beyondİstanbul</a> insiyatifinin &ccedil;atısı altında, &Ouml;mer Amed Han'ın 4. katında filizlenen, mekan ve adalet ekseninde heyecanlı ve farklı mecralarda projeler &uuml;reten ve bol bol sahaya &ccedil;ıkmayı seven bir dernek. Katkı koyan pek &ccedil;ok ismin olduğu MAD'in ajans ekibi Selin Yazıcı, Bahar Bayhan, Yaşar Adnan Adanalı ve Deniz &Ouml;zt&uuml;rk ile yaptığımız s&ouml;yleşi i&ccedil;in buyrunuz:</p> <p><strong>Burcu Bilgi&ccedil;: Mekanda Adalet Derneği farklı disiplinlerden gelenlerin katkı koyduğu bir alan. Sizlerin formasyonlarından ve MAD'la yollarınızın nasıl kesiştiğinden başlayabiliriz sanırım.</strong></p> <p><strong>Selin Yazıcı: </strong>Mimarlık b&ouml;l&uuml;m&uuml; mezunuyum ve şu anda kentsel tasarımda y&uuml;ksek lisans &ouml;ğrencisiyim. MAD ekibiyle 2015 yılında D&uuml;zce Umut At&ouml;lyesi sayesinde tanıştım. D&uuml;zce Umut At&ouml;lyesi'ne 2015'teki a&ccedil;ık &ccedil;ağrıyla dahil olmuştum, sonra hep beraber şu anki dernek mekanımız olan bu mekanı kullanmaya başladık, derken olaylar gelişti.</p> <p><strong>Bahar Bayhan: </strong>Şehir plancısıyım, şu an sosyolojide y&uuml;ksek lisans yapıyorum. Burayı kuran insanlarla farklı platformlardan doğan bir tanışıklığım vardı ve zaman i&ccedil;inde dahil oldum diyeyim.</p> <p><strong>Yaşar Adnan Adanalı:</strong> Ben ilk olarak sosyal bilimler okudum, onun &uuml;zerine planlama y&uuml;ksek lisansı yaptım ve bitmeyen doktoram da mimarlık fak&uuml;ltesinde "uluslararası şehircilik" diye ge&ccedil;iyor. Bir yandan akademisyenliğim devam ediyor; son 7-8 yıldır &ccedil;alışma alanım daha &ccedil;ok katılımcı planlama ve tasarım &uuml;zerine. Formasyon olarak disiplinler-&ouml;tesi diyelim. Şu an burada olmayan arkadaşlara baktığımızda; başka mimar arkadaşlar da var; mesela Sinem mimar ve y&uuml;ksek lisansını da mimarlık &uuml;zerine yapıyor, sosyoloji mezunu şu an akademisyenlik yapan arkadaşlarımız var, coğrafyacı arkadaşlarımız var, bilgisayar programcısı, film yapımcısı, gazeteci, avukatlar, sanat&ccedil;ı, yani toplam 21 kişilik bir ekip. Dolayısıyla aslında bir şekilde mek&acirc;n disiplinleri diyebileceğimiz o &ccedil;ok zengin yelpazenin her yerine dokunan arkadaşımız var. Fiziki mekanımız, Beyond Ofis, bu arkadaşlarımızı Beyond Istanbul inisiyatifi de dahil farklı &ccedil;alışmalar &ccedil;er&ccedil;evesinde zaman zaman bir araya getiriyordu. Mekan ve bu &ccedil;alışmalar kendine bir kurumsal kimlik yarattı.</p> <p><strong>Deniz &Ouml;zt&uuml;rk: </strong>Ben de şehir plancısıyım, şimdi kentsel planlamada y&uuml;ksek lisans yapıyorum. &Ouml;ğrenciyken mahalle &ccedil;alışmalarıyla ilgili olarak Bir Umut Derneği'ne gidip gelirdim, toplantılarını takip ederdim, ama &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k oranda anlamazdım. B&ouml;yle bir anlama &ccedil;abası ile yavaş yavaş saha &ccedil;alışmalarına katılmaya başladım. Sonra D&uuml;zce Umut Evleri s&uuml;reci başladı ve benim i&ccedil;in de mesleki olarak daha tanımlı bir zemin oluştu. Selin'in de dediği gibi zaten bu mek&acirc;nı kullanıyorduk ve bir s&uuml;re sonra derneği kurduk. Yani biraz kendiliğinden bir s&uuml;re&ccedil;, olaylar buraya doğru geldi.</p> <p><strong>Kendiliğinden gelişen bu s&uuml;recin i&ccedil;inde Mekanda Adalet Derneği'nin &ccedil;alışma alanı nasıl bir &ccedil;er&ccedil;eve kazandı?</strong></p> <p><strong>Yaşar:</strong> Aslında "mekanda adalet" dediğimizde isim biraz &ccedil;er&ccedil;eveliyor, mekan &ccedil;alışmalarını ve toplumsal adalet talebini &ouml;rt&uuml;şt&uuml;recek bir arayış MAD. Bu adalet tarifini de &ccedil;ok dar anlamda yapmıyoruz, hep soruları &ccedil;oğaltarak yapıyoruz. Bu mekan dediğimiz şey nedir? Onu da a&ccedil;mak lazım; neden kentte adalet değil, kent hakkı değil, kent merkezli bir mekan &ccedil;alışmaları değil de mekanda adalet. İstanbul'da yer alan bir mekan &ccedil;alışmaları merkezinin ilk etapta şehir &uuml;zerine bilgi &uuml;reten bir yer olması beklenir; ama bizim kendi i&ccedil;imizde yer alan arkadaşların bir kısmı daha kırsalla bağı olan, kırdaki &ccedil;evre adaleti m&uuml;cadelelerini yakından takip eden insanlar. Aslında teorik olarak kent ve kır arasındaki &ccedil;ok sert ayrımların olmaması gerektiğine dair bir farkındalık var; kır ve kentteki birikim ve b&ouml;l&uuml;ş&uuml;m s&uuml;re&ccedil;lerinin birbirleriyle &ouml;rt&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;, birbirlerini beslediği bir durum var. Mekana biraz daha b&uuml;t&uuml;nc&uuml;l yaklaşacak bir perspektife ihtiya&ccedil; var; dolayısıyla "mekanda adalet" &ouml;yle bir &ccedil;er&ccedil;eve sunuyordu. Sadece kent &ccedil;alışmaları yapmak i&ccedil;in kent &ccedil;alışmaları merkezi kurmak değil; toplumsal d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m talebi, vizyonu, perspektifi olan bir yer kurmak... &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hepimizin bir şekilde temas ettiğimiz yerlerde daha adil, daha iyi, daha ekolojik, daha demokratik mekanlarda yaşamak istememiz gibi, bizi bir araya getiren bir motivasyonumuz var. &Ccedil;ok farklı disiplinlerin teması da bu arayışı s&uuml;rekli kılma imkanı sunuyor. Mekanı nasıl d&uuml;ş&uuml;nmek lazım, ne &ccedil;eşitte bilgi &uuml;retmek lazım, &uuml;retilen bilgiler mevcut -sahada devam eden- adalet talepleri ile etkileşim i&ccedil;inde nasıl bir rezonansa girebilir... B&uuml;t&uuml;n bu sorularda bizim &uuml;retimimizi etkiliyor haliyle diyeyim.</p> <p><strong>Mekana dair soruları &ccedil;oğaltmak belki kapsamı genişletmeyi sağlayan bir y&ouml;ntem.</strong></p> <p><strong>Yaşar: </strong>İstanbul &ccedil;alışmaları, bir &ccedil;eper &ouml;tesinde kent &ccedil;alışmaları, onun bir &ccedil;eper &ouml;tesinde mekan &ccedil;alışmaları... Bu anlatıları &ccedil;oğaltmak gerekiyor, yeni yaklaşımlar aramak geliştirmek gerekiyor; yoksa &ccedil;ok kendini tekrar eden anlatılar var, &ccedil;ok kendini tekrar eden y&ouml;ntemler var; dolayısıyla o tekrarlar toplumsal d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m i&ccedil;in, adalet i&ccedil;in imkanları daraltıyor. Perspektifleri değiştirmek gerekiyor, belki aynı adaletsizlik meselelerine başka yerlerden bakarak yeni pencereler a&ccedil;mak gerekiyor, s&uuml;regiden &ccedil;alışmalara yeni bir enerji getirebilmek i&ccedil;in daha yenilik&ccedil;i y&ouml;ntemler &ouml;nermek gerekiyor, bu da bir araştırma ve arayış ihtiyacı doğuruyor. Bu araştırma ve arayış i&ccedil;inde burası gibi yeni mekanları, yeni temasları, yani o yeni soruları ortaya koyabilecek olan bir altyapıyı -yeni kurumsallaşma veya alternatif kurumsallaşma arayışları diyebiliriz buna veya soruları soracak &ouml;znenin kendi i&ccedil;in bir mekan &uuml;retmesi diyebiliriz- kullanmak gerekiyor. Burası soru soracak bu &ouml;znenin somut ihtiya&ccedil;larını &uuml;rettiği bir mekan.</p> <p><strong>Neden dernekleşme ihtiyacı duydu bu yapı?</strong></p> <p><strong>Yaşar: </strong>Bir fikrin zamanının gelmesiyle alakalı bu; yani dernek de sonu&ccedil;ta bir ara&ccedil;, asıl mesele &uuml;retim, o motivasyonun ortada olması gerekiyor. Bunun i&ccedil;in farklı ara&ccedil;lar olabilir, bir dernek olmayabilir bir kolektif olabilir, şirket olabilir, &uuml;niversite olabilir, sınıf olabilir, kooperatif olabilir, farklı farklı şeyler olabilir. Onun dernek olması burada bence o kadar &ouml;nemli değil; &ouml;nemli olan o amacın pişmesi, bu amaca inanan bu amacı paylaşan insanların bir araya gelebilmesi, o imkanların ortaya &ccedil;ıkması. Bunun da aslında farklı farklı fay hatları var. İnsanlar kendi arka planlarını kısaca anlatırken de diyorlar; bir şekilde &ccedil;ok umut veren bir pratik var, mesela D&uuml;zce Umut Evleri... Burada insanlar bakıyor ve "mesleğimin bambaşka anlamları olabilir"; yani mimar olarak plancı olarak sosyal bilimci olarak "acayip temaslar halinde bir şeyler &uuml;retebilirim" diyor. Niye tırnak i&ccedil;indeki normal hayatta bunu daha s&uuml;rekli hale getirme imkanı doğmuyor? &Ouml;b&uuml;r tarafta kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m m&uuml;cadelesindeki insanlardan bir şey &ouml;ğreniliyor; onların azmi, s&uuml;rekli bir şeyler &uuml;retiyor olmaları, s&uuml;rekli kendi hakları i&ccedil;in bir m&uuml;cadele i&ccedil;inde olmaları... Onlar bu kadar tırnaklarıyla bir şeyler kazırken ben niye kendi mesleki birikimimi, o enerjiyle bir şekilde teması daha kuvvetli hale getirmiyorum? İşte akademi d&uuml;nyasında var olup, "bu sınıfın dışındaki d&uuml;nyayla akademi bilgim arasındaki temasları nasıl daha fazla kuvvetlendiririm?" diye soranlar var. Bir tarafta da kentte b&uuml;y&uuml;yen hareketler var -vardı diyelim-, biz de onu g&ouml;rd&uuml;k. B&ouml;yle akan bir s&uuml;re&ccedil; olarak d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;zde, bunlar ka&ccedil;ınılmaz olarak yuvalar arıyorlar kendilerine. Bu enerjiler, o par&ccedil;aların b&ouml;yle yavaş yavaş bir araya gelmesi yeni imkanlar doğuruyor. İşte bunun i&ccedil;in somut bir mekan, o enerjinin birikebileceği bir yer &ouml;nemli. Sakat aktivist arkadaşlar, d&uuml;zenlediğimiz Mekanda Adalet ve Sakatlık etkinliğinde "mekanda var olmak &ouml;nemli, sadece d&uuml;ş&uuml;nsel olarak ya da sanal d&uuml;nyada değil, benliğim ve m&uuml;cadelemle mekanda var olmalıyım" diyordu. Bir yandan mekan bağımlılığından uzaklaştığımız, diz &uuml;st&uuml; bilgisayarı kucağına alıp herhangi bir yerde herhangi bir iş yapabildiğimiz bir yerde, mekanın hala &ouml;nemli olabilmesi enteresan bir mevzu. Bir yandan da bakıyorsun o mekandan &ccedil;ok uzakta, kıtalar &ouml;tesinde olan arkadaşlarımız var; ama geliyor buraya ve burada olduğu zaman bayağı mekanı sahipleniyor, bir şekilde buraya bir şey katmaya, &uuml;retmeye &ccedil;alışıyor; bu bir fikir olabiliyor ya da bir eyleme hali olabiliyor, aklının k&uuml;&ccedil;&uuml;k de olsa bir ucu burada oluyor.</p> <p><strong>Deniz: </strong>MAD en başta saydığınız b&uuml;t&uuml;n bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k k&uuml;&ccedil;&uuml;k şeylerin bir araya gelmesiyle oluştu. Hi&ccedil; isimsiz olabilirdi, inisiyatif olabilirdi, platform olabilirdi; yani herhangi bir resmiyete d&ouml;k&uuml;lmemiş bir birliktelik de olabilirdi; ama biraz da devletin tanımış olduğu edinilmiş haklarımızla d&uuml;ş&uuml;nmek lazımdı. Mekan araştırması yapmak isteyen bir topluluk i&ccedil;in devlet tarafından tanınmak &ouml;nemli bir şey; &ccedil;&uuml;nk&uuml; bir taraftan da maddi boyutu var işin, fon başvuruları var... Değirmenin suyu nereden geliyor gibi sorular da işin i&ccedil;ine giriyor ve o zaman bu ara&ccedil;ları kullanmak gerekiyor. Hem bunlar i&ccedil;in hem katılımı arttırmak i&ccedil;in hem de tanımlı bir &ccedil;atıya ihtiya&ccedil; duyduğumuz i&ccedil;in "dernek" uygun bir ara&ccedil;tı.</p> <p><strong>Dernek kurulmadan &ouml;nce yaptıklarınızla şimdi y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z &ccedil;alışmalar benzer diyebilir miyiz?</strong></p> <p><strong>Selin:</strong> Evet benzer şeyleri yapıyorduk ama bunu s&uuml;rd&uuml;rebilmek ve daha fazlası i&ccedil;in imkanlar yaratmak i&ccedil;in dernekleşmeye ihtiya&ccedil; duyduk. Bir t&uuml;zel kişilik konuşuluyordu, o da dernek oldu.</p> <p><strong>Yaşar: </strong>Bu tabi hareket alanını bazı alanlarda daraltan bir şey; ama &ouml;b&uuml;r taraftan da yeni imkanlar a&ccedil;an bir şey. Bu Deniz'in bahsettiği imkanlar, daha &ouml;nce yapamadığın işleri yapma imkanı demek; daha &ouml;nce denemediğin şeyleri denemek ve daha akışkan olan deneyimleri biriktirebilme şansı demek. Beyond Istanbul'un var olması, başka inisiyatiflerin var olması, başka araştırma kolektifleri i&ccedil;inde arkadaşların yer alması, bunların bir araya gelip "hadi bir de bunu deneyelim, &ccedil;&uuml;nk&uuml; hakkı bu" demesi...</p> <p><strong>Selin: </strong>Şu an 21 &uuml;ye var; ama 18 &uuml;yeyle kuruldu burası. Bu kadar &ccedil;ok &uuml;ye ile dernek kurmak, normalde dernekler m&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;ne gittiğimizde duyduğumuz, &ccedil;ok karşılaşılan bir şey değilmiş.</p> <p><strong>Yaşar: </strong>Keşke başka bir şey olabilse, mesela doğrudan insanlar bağımsız enstit&uuml; kurabilse; ama enstit&uuml; dediğin şeyin Milli Eğitim Bakanlığı'ndan ge&ccedil;mesi gerekiyor. Şirketleşme ise başka bir şey; daha az kamusal, daha kapalı bir şey. Buraya mimarlar girip &ccedil;ıkıyor, &ouml;ğrenciler girip &ccedil;ıkıyor, stajyerler geliyor, okul grupları geliyor; dolayısıyla burası bir k&uuml;lt&uuml;r mekanı, bir &ouml;ğrenme mekanı ama bir toplumsal derdi de var. İlgilendiğimiz alana ve &ccedil;alışma şekillerine dokunanlar var; ama b&ouml;yle doğrudan kesişimde var olan &ccedil;ok fazla yer yok. Sadece İstanbul'da değil başka yerlerde de insanın kendi mesleğini inandığı ama&ccedil;lar ve değerler doğrultusunda yapma arayışının &ccedil;oğaldığı bir d&ouml;nemdeyiz. Beyrut'ta bir &ouml;ğrenci "Ben mimarlığımı toplum i&ccedil;in yapmak istiyorum, benim mimarlık yapabileceğim yerler ise y&uuml;kselen g&ouml;kdelenler, ben okuldan &ccedil;ıktıktan sonra nasıl toplum i&ccedil;in mimarlık yapacağım?" diyor. Belli disiplinler &ccedil;er&ccedil;evesinde kendini yetiştiren, g&ouml;z&uuml;n&uuml; para b&uuml;r&uuml;meyen pek &ccedil;ok insanın sorduğu sorular bunlar.</p> <p><strong>"Nasıl toplum i&ccedil;in &ccedil;alışabilirim?" sorusuna ne piyasaya &ccedil;ıkmak ne de akademi i&ccedil;inde kalmak cevap verebiliyor gibi g&ouml;z&uuml;k&uuml;yor, sizce bu hareket alanı nasıl a&ccedil;ılabilir?</strong></p> <p><strong>Yaşar:</strong> Bir taraftan doğrudan tasarım ve uygulama yapmak; kullanıcının kendi yaşadığı mekanlara, kentlere, konutlara daha &ccedil;ok m&uuml;dahil olabilmesinin imkanlarını yaratmak gerekiyor. Bunu hem bilgi odaklı ve hem de talep olarak yaratmak gerekiyor; D&uuml;zce Umut Evleri bu memleketin bu anlamda tek &ouml;rneği. Milyonlarca &uuml;nite konut yapılan bir &uuml;lkede, katılımcı s&uuml;re&ccedil;lerle &uuml;retilen bir tanecik konut projesi var. Dolayısıyla alan ancak o kadar geniş... Bunu yaratmak lazım; fakat sadece eğitimle bilgi &uuml;reterek değil. Bunun gibi taleplere a&ccedil;ık olmak istiyoruz, ge&ccedil;en sene Adana'daki Gen&ccedil; Engelliler Spor Kul&uuml;b&uuml; ile bir &ccedil;alışma başlattık, "kendi rehabilitasyon merkezlerini kendileri tasarladıkları bir s&uuml;reci birlikte &ouml;rebilir miyiz"i denedik. Orada bazı sıkıntılarla karşılaştık, dersler &ccedil;ıkardık; ama o sayede "mekanda adalet ve sakatlık" araştırması ortaya &ccedil;ıktı, yeni pencereler a&ccedil;tı, yeni temaslar kurmamızı sağladı. Eminim hepimiz hem kendi mesleğimiz hem yaptığımız işler adına bir şeyler &ouml;ğrendik.</p> <p><strong>MAD'ın paralel devam eden birden &ccedil;ok projesi olduğunu -sosyal medya kampanyaları, dijital arşiv, basılı yayın ve belgesel gibi farklı mecralarda y&uuml;r&uuml;yen projeler bunlar- biliyorum. Bug&uuml;nlerde aktif olarak hangi projeler &uuml;zerinde &ccedil;alışıyorsunuz?</strong></p> <p><strong>Selin:</strong> 95cm projesi var &uuml;zerinde &ccedil;alıştığımız. Bu proje kentin &ccedil;ocukların g&ouml;z&uuml;nden nasıl algılandığını g&ouml;stermeye y&ouml;nelik bir belgesel film projesi. 4 &ccedil;ocuk &uuml;zerinden kenti anlama ve onların perspektifinden kente bakmak &uuml;zerine bir hikaye yazıldı. Bunlardan biri Bağdat Caddesi'nde oturan, kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m i&ccedil;ine, aslında inşaatların i&ccedil;ine doğan bir &ccedil;ocuk, diğeri Başakşehir'de gecekondu mahallesinde yaşayan bir &ccedil;ocuk, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; &ccedil;ocuk Tuzla'da bir kapalı sitede yaşıyor, d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; de bir m&uuml;lteci &ccedil;ocuk. Proje, İstanbul'u birbirinden farklı &ccedil;ocukluk deneyimleri yaşayan bu &ccedil;ocukların g&ouml;z&uuml;nden anlatmak &uuml;zerineydi.</p> <p><strong>Yaşar:</strong> Belgeselin ismi, 95cm: Mega Kentin Mini Yurttaşları. Burada başka yerden bakma, başka bir perspektif geliştirme &ccedil;alışması var. Kente başka bir algıda bakma ve orada da 3 yaşında sağlıklı bir &ccedil;ocuğun ortalama boyu olan 95 santimden bakışını kullanma var. K&uuml;&ccedil;&uuml;k yaştaki &ccedil;ocuklarla &ccedil;alışan Bernard Van Leer Vakfı'nın uluslararası fikir yarışmasına katıldık, yarışmayı kazanan ekiplerden biri olduk ve onun &uuml;zerine devam ediyor bir yandan.<br />İstanbul'un b&uuml;y&uuml;k meselelerine, makro d&ouml;n&uuml;ş&uuml;mlerine, b&uuml;y&uuml;k s&ouml;ylemlerine başka bir yerden bakmaya başladık. Bu bizi zorlayan bir şey, belgeselin perspektifi 95 santim, &ccedil;ocuklara verdiğimiz GoPro kameralarla da &ccedil;ekim yapılıyor bir taraftan. Anneler, babalar, &ccedil;ocuklar kenti o perspektiften &ccedil;eksinler, paylaşsınlar, biz de bunları paylaşalım; belgesele girsin girmesin, ama bunu tartışabilelim, yer verelim, o sorunlara ya da imkanlara başka bir yerden bakmaya başlayalım. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hegemonik perspektif belli ki &ccedil;&ouml;z&uuml;m &uuml;retemiyor. Yani yetişkin, sağlıklı, g&uuml;rb&uuml;z erkek bakışı. Kente baktığımız, kenti tasarladığımız kenti d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z norm bu.</p> <p><iframe src="https://player.vimeo.com/video/257116302" width="730" height="411" frameborder="0"></iframe></p> <p><strong>Selin: </strong>Ana norm olarak yetişkin erkeği alıp, kenti buna g&ouml;re tasarlayıp d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;zde kadınları da, &ccedil;ocukları da, sakatları da g&ouml;z ardı ediyoruz. Biz de aslında bu g&ouml;z ardı ettiğimiz gruplardan biri olan &ccedil;ocuk &uuml;zerinden hik&acirc;yeyi anlatmayı se&ccedil;tik projede.</p> <p><strong>Bahar: </strong>Belgesel ekibi proje i&ccedil;in bir kitle fonlama kampanyası da başlattı (<a target="_blank" href="https://www.indiegogo.com/projects/95cm-mega-city-s-mini-citizens-film-kids#/">bkz</a>). Desteklerinizi bekliyoruz.</p> <p><strong>Yaşar: </strong>Bir yandan kenti &ccedil;ocuklar g&ouml;z&uuml;nden g&ouml;r&uuml;p o şekilde tasarlamanın, kenti daha adil bir hale getirmek i&ccedil;in sunduğu imkanlar ortada. Beyond Istanbul'un ikinci sayısını da "Mekanda Adalet ve &Ccedil;ocuk" &uuml;zerine yaptık... Bu yayınları &ouml;zellikle konunun &uuml;zerine aktif &ccedil;alışan grupları, araştırmacıları ve konunun &ouml;znesi aktivistleri, d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rleri dahil ettiğimiz s&uuml;re&ccedil;ler olarak değerlendiriyoruz. Yani sadece yazıları topladığımız, yayınladığımız ve k&ouml;şeye &ccedil;ekildiğimiz değil; hem kendi &ccedil;alışmalarımızı onlarla birlikte yeniden d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p geliştirdiğimiz hem de yeni &ccedil;alışma grupları, yeni ağlar oluşturduğumuz s&uuml;re&ccedil;ler olarak &ccedil;ıkartıyoruz dergiyi. Bir yandan bilgiyi derleme, yayma ve biriktirme gibi bir amacımız var. <a target="_blank" href="http://hopearchive.org/">Umut Arşivi</a>, dijital arşiv &uuml;zerinden umut pratiklerini bir araya getirme, g&ouml;r&uuml;n&uuml;r kılma projesi. 2017 yazında platform &ccedil;alışır bir hale geldi ve a&ccedil;ıldı, i&ccedil;erik geliştirme kısmındayız şu anda; i&ccedil;eriklerimiz yavaş yavaş gelişiyor. O da aslında bir katılımcı platform; asıl derdimiz biraz mekan &uuml;zerine &ccedil;alışan farklı pratiklerin kendi arşivlerini video arşivlerini y&uuml;kledikleri bir alan olması.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/hope1.jpg.jpeg" border="0" /><br /><br /></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/hope2.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi"><a target="_blank" href="http://hopearchive.org/">Umut Arşivi'</a>nden ekran g&ouml;r&uuml;nt&uuml;leri</span></p> <p><strong>Deniz:</strong> Bunların yanında kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m projeleri ve hukuki g&uuml;vencesizlik sebebiyle &ccedil;eşitli hak ihlalleri yaşayan ve bunlara karşı m&uuml;cadele eden mahallelerden &ouml;ğrenmeye ve elimizden geldiğince onlara destek olmaya &ccedil;alışıyoruz. Verilen hukuki m&uuml;cadelelerin yanında, bu mahallelerde devam eden g&uuml;nl&uuml;k yaşama ve insanların mahallelerini neden korumak istediklerine dair video arşiv &ccedil;alışmasını &uuml;stlendik. Yazın İstanbul'da ve İzmir'de mahalle dernekleriyle iletişime ge&ccedil;erek hep beraber nasıl &ccedil;alışacağımıza karar verdik. &Ouml;nce gidip harita başında mahallenin &ccedil;ekirdeği neredeydi, nasıl değişti, neler etkiledi gibi başlıklarda mahalle tarihini anlamaya &ccedil;alışıyor, sonra mahalleli i&ccedil;in &ouml;nemli noktaları dahil ettiğimiz bir rota boyunca birlikte y&uuml;r&uuml;yerek sahada b&uuml;t&uuml;n aşamaları kayıt altına alıyoruz. Neden kıymetli olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz b&ouml;yle bir şeyin? Aslında &ccedil;ok hızlı bir değişim var ve belki yitip gidenler, g&ouml;zden ka&ccedil;anlar oluyor. Mahalleli kendisi s&uuml;rekli hukuki s&uuml;re&ccedil;ler i&ccedil;inde cebelleştiğinden bu tip mahalle yaşantısına dair mevzular ikinci planda kalabiliyor. B&uuml;t&uuml;n o hukuki s&uuml;re&ccedil;lerin, m&uuml;cadelelerin &ccedil;ıktığı nokta olan mahalle yaşantısı ve yaşam pratiklerinin g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olmasının ve belleğinin tutulmasının &ouml;nemli olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;zden bu &ccedil;alışmayı &uuml;stlendik. B&uuml;t&uuml;n yaz b&ouml;yle ge&ccedil;ti aslında, yoğun bir şekilde &ccedil;ekimler devam etti. Bu mahallelerden kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;me bağlanıyoruz, oradan mega kentlere ve &ouml;l&ccedil;eği değişen kentlere, oradan da kent i&ccedil;indeki &ouml;l&ccedil;eği okunmayan bedene, &ccedil;ocuk bedenine, 95cm bağlanıyoruz. Diğer yandan bu d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n i&ccedil;inde yoğun olarak var olan inşaat faaliyetleri ve inşaat su&ccedil;larına bağlanıyoruz haliyle. Bunlar sadece kenti ve mekanı kullanmak sebebiyle hayatını kaybettiği, inşaat faaliyetlerinden kaynaklı olaylar, dolayısıyla inşaat su&ccedil;u diye bir şey tariflemiş oluyoruz; &ccedil;&uuml;nk&uuml; zaten &ouml;nlem alınması gereken, yasalarca belirlenmiş şeyler bunlar. Bu su&ccedil;lara dikkat &ccedil;ekmek ve &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;mek i&ccedil;in Twitter'da "İnşaat Su&ccedil;ları" isimli bir hesabımız var. Sosyal medya &uuml;zerinden başlattığımız "#inşaatdeyipge&ccedil;me" kampanyamız s&uuml;r&uuml;yor. Usuls&uuml;z uygulamaların fotoğrafını &ccedil;ekip, belgeleyip, adresiyle birlikte konunun sorumlusuna bildirilmesine imkan tanıyan bir platform olarak &ccedil;ıktık. Sonra bu yeterli olmamaya, "&ccedil;&ouml;z&uuml;ld&uuml; &ccedil;&ouml;z&uuml;lmedi" takibi havada kalmaya başladı, onun &uuml;zerine biraz daha somut bir eylem olarak stickerlar yapmaya ve hatalı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z şantiyelere yapıştırmaya başladık. B&uuml;t&uuml;n bunlar bir yandan da veri &uuml;retiyor, biz de veri tabanını tutmaya başladık, istatistikler &ccedil;ıkardık, bunları paylaştık. Bu veri tabanı da belki başka, birbiriyle &ouml;rt&uuml;şen araştırmalara doğru gidiyor aslında. Sonra oradan nereye geldik...</p> <p><strong>Bahar: </strong>Beyond Istanbul iki kollu bir yayın projesi; online ve basılı yayın olarak devam ediyoruz. &Uuml;rettiğimiz projeleri paylaştığımız, bunlardan doğan bilgileri aktardığımız, başka insanların değerli bulduğumuz &ccedil;alışmalarını yayınladığımız ve yerelin sesini duyurmak i&ccedil;in i&ccedil;erik hazırladığımız bir web sitemiz var. Basılı yayın tarafındaysa, bence &ouml;nemli olan yayının nasıl ortaya &ccedil;ıktığı. Ben beyond.istanbul ile ilk kez basılı yayın s&uuml;recini deneyimledim. Bir konuk edit&ouml;r&uuml;m&uuml;z vardı, o bizi başka insanlarla ilişkilendirdi ve buradan bir s&uuml;r&uuml; tanışıklık doğdu. İlk yayın "Mekanda Adalet ve Sakatlık" başlığıyla &ccedil;ıktı; ama sakatlığa dair bug&uuml;ne kadar d&uuml;ş&uuml;nmediğimiz pek &ccedil;ok soru ortaya &ccedil;ıkmış oldu. Bire bir bu alanda &ccedil;alışan &ouml;znelerin katılımı &ouml;nemliydi. Dergi akademik bir yayın değil; sahada &ccedil;alışan aktivistlerin deneyimlerini ve teorik &ccedil;alışmaları bir araya getirmeyi hedefleyen bir yayın. Hazırlık s&uuml;recinde yazarlarla s&uuml;rekli iletişim halindeydik, kendi i&ccedil;eriğimizi onların yorumuna a&ccedil;tık ve onların geri bildirimiyle yeni i&ccedil;erikler oluşturduk. Yani "biz yaptık, oldu" gibi bir &ccedil;alışma s&uuml;reci olmadı. Bu y&uuml;zden biraz uzun s&uuml;rd&uuml;; ama &ccedil;ok hakkıyla &ccedil;ıkmış bir iş oldu diyebilirim. Kendi adıma konuşacak olursam, &ccedil;ok tatmin olduğum bir s&uuml;re&ccedil;ti. Bundan sonraki &ccedil;alışmalarımız da bu şekilde kapsayıcı ve katılıma a&ccedil;ık bir d&uuml;zlemde ilerliyor diyebilirim. Diğer yandan derginin hazırlık s&uuml;reci bizi başka tanışıklıklara y&ouml;neltti ve oradan g&uuml;zel iş birlikleri doğdu. Başta MAD b&uuml;nyesinde olmayan, s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;inde dergiye katkı sağlayan ve şimdi başka projelerde de birlikte &ccedil;alıştığımız, artık MAD insanlarından olduklarını s&ouml;yleyebileceğimiz arkadaşlarımız var. Mesela MSGS&Uuml; Fotoğraf B&ouml;l&uuml;m&uuml; mezunları Cevahir Akbaş ve Bekir Dindar'la farklı işler geliştirmeye devam ediyoruz.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/soylesi02/beyondist.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Beyond İstanbul dergisinin ilk sayısı "mekanda adalet ve sakatlık" ge&ccedil;tiğimiz aylarda &ccedil;ıktı, ikinci sayı "mekanda adalet ve &ccedil;ocuk" ise yolda</span></p> <p><strong>Dergi d&uuml;zenli aralıklarla mı yayımlanacak?</strong></p> <p><strong>Yaşar: </strong>Yayın i&ccedil;in 3 ayda bir s&uuml;re ile yola &ccedil;ıktık, ilkini oturtmak biraz uzun s&uuml;rd&uuml;. Basılı yayıncılık kolay bir mecra değil. O yazının ihtiyacı olan g&ouml;rsellerin &uuml;retilmesi, haritalamaların yapılması, terminolojide anlaşılmayacak mevzuları a&ccedil;mak i&ccedil;in s&ouml;zl&uuml;k b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n hazırlanması...</p> <p><strong>Bahar: </strong>&Ouml;zellikle MAD S&ouml;zl&uuml;k farklı bir &ccedil;alışma bence; yayının konusuna bağlı olarak o alanda kullanılan terimleri a&ccedil;ıklayan, her sayıda tekrar etmeyi d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z bir s&ouml;zl&uuml;k &ccedil;alışması.</p> <p><strong>G&ouml;rseller &uuml;zerinden bilgi &uuml;retmek, Mimarlık Fak&uuml;ltesi'nde kullanılan en temel bilgi &uuml;retme şekli. Ekibin &ccedil;oğunluğu Mimarlık Fak&uuml;ltesi &ccedil;ıkışlı olduğu i&ccedil;in bu tip bir i&ccedil;erik &ccedil;ıkması şaşırtıcı değil belki de.</strong></p> <p><strong>Bahar:</strong> Ama kullandıklarımız klasik y&ouml;ntemler değil. Aslında yaptığımız, okulda &ouml;ğrendiğimiz şeyin de sorgulanması ve yeni bir a&ccedil;ılım getirilmesi. Buna yeni bir ara&ccedil; &uuml;retilmesi gibi de bakabiliriz.</p> <p><strong>Deniz:</strong> Aldığımız eğitim nedeniyle g&ouml;rsel d&uuml;ş&uuml;nmeye yatkınız; fakat hangi ara&ccedil;larla g&ouml;rselleştireceğimize dair ezberlerimizin dışına &ccedil;ıkma &ccedil;abasındayız. Bir bilgi &uuml;retiyoruz, bunu kime nasıl anlatacağımız konusunu yeniden d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p, yeniden tarifleyip, ona uygun bir ara&ccedil; bulmaya &ccedil;abalıyoruz.</p> <p><strong>B&uuml;t&uuml;n bu bilgi &uuml;retim ve yayma ağı &uuml;zerinden kimlere ulaşabilmeyi hedefliyorsunuz, veya hedeflemeseniz bile &ouml;ng&ouml;r&uuml;yorsunuz?</strong></p> <p><strong>Yaşar:</strong> Bir taraftan aslında mekan disiplinlerinden gelenler var hedef kitlemiz arasında. Bu y&uuml;zden yaz okulları d&uuml;zenliyoruz. Yaz okuluna mimar adayları, plancılar, başka başka yerlerden &ouml;ğrenciler geliyor ve kenti, mekanı, &ccedil;evreyi başka t&uuml;rl&uuml; d&uuml;ş&uuml;nebileceğine dair hem teorik tartışmaları hem de farklı pratikleri deneyimleme şansı oluyor. Dolayısıyla hedef kitlelerimizden biri &ouml;ğrenciler, geleceğin uzmanları. Bir taraftan da sahada doğrudan m&uuml;cadele veren gruplar, &ouml;zneler; kenti, mekanı, &ccedil;evreyi daha adil kılmak i&ccedil;in hak m&uuml;cadelesi verenler hedef kitlemiz arasında. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onların ihtiya&ccedil; duydukları bilgi &uuml;retimleri var; aynı zamanda da &uuml;rettikleri bilgiler var ve onların &uuml;rettikleri bilgilerin başka bir d&uuml;zleme ge&ccedil;erken bir aracıya ihtiyacı var. Nedir o başka d&uuml;zlem? Mesela &uuml;niversiteye giderken, akademiye giderken ya da kamuoyuna giderken... O tabanla &ouml;yle bir ilişkimiz var; sahada verilen m&uuml;cadeleyi anlamak, bunun sesini &ccedil;oğaltmak ve oraya bir katkıda bulunmak gibi. Bir taraftan da aslında Beyond Istanbul'un da &ouml;tesi, g&ouml;r&uuml;n&uuml;r olanı değil de daha g&ouml;r&uuml;nmeyeni hedeflemek; daha kenarda kalanı, daha &ccedil;eperde kalanı, İstanbul dışında olanı, ya da benzer yerleri. Bu temaslar arttık&ccedil;a birbirimizden &ouml;ğrenebileceğimiz şeyler nedir? Beyrut'ta bir mahallede d&ouml;n&uuml;ş&uuml;me karşı verilen adalet m&uuml;cadelesiyle de temas kurmak gerekiyor; oradaki bilgi ve deneyimi buraya aktarmak, buradan oraya g&ouml;t&uuml;rmek gerekiyor. Nijerya'da Laos'ta bir mahalle m&uuml;cadelesini anlamak, paylaşmak gerekiyor. Dolayısıyla daha ulaşılmaz olanı da hedeflemek gerekiyor. Tek bir hedef kitlesi yok yani. Meslek alanının kendi i&ccedil;i, taban, m&uuml;cadele veren &ouml;zneler ve bir taraftan da aslında başka başka deneyimlerle irtibatlanma arayışı diyebiliriz.</p> Thu, 15 Mar 2018 15:46:00 +03