“Kentsel Dönüşümün ‘Yapı ve Şehir Dokusu Temelli’ Düşünce Dünyasının Kalıplarını Genişletmemiz Gerekiyor”

Yönetmen Ali Vatansever ile dünya prömiyerini Toronto Uluslararası Film Festivali'nde yapan ve geçtiğimiz hafta 38. İstanbul Film Festivali'nde özel gösterimle seyirciyle buluşan "Saf" Filmi ve kentsel meseleler üzerine konuştuk.

Ali Vatansever, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde tamamladığı Endüstri Ürünleri Tasarımı lisans programından sonra Bilgi Üniversitesi’nde Sinema -TV ve Rochester Institute of Technology’de Fullbright Bursu ile yüksek lisans eğitimini tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü’nde sinema dersleri vermeye devam eden Ali Vatansever’in birçok kısa filminin yanında iki uzun metrajlı filmi bulunuyor.

19 Nisan’da vizyona giren “Saf” filminde kentsel dönüşüm, işçi ve mülteci sorunları gibi değinilmesi güç konuları tartışmaya açan yönetmen Ali Vatansever sorularımızı yanıtladı.

Lisans eğitiminizi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünde tamamladıktan sonra sinema kariyerinize devam ettiniz. “Saf” filminde ise ağırlıklı olarak kentsel ve toplumsal konulara değiniyorsunuz. Bu alanlar arasında kurduğunuz bağı nasıl açıklıyorsunuz?

Tasarım okumanın beni şekillendirdiğini söyleyebilirim. İzleyiciler Saf’ın hem senaryo hem de görsel dünyasının yapısında tasarımcı kimliğimin izlerini rahatlıkla fark edeceklerdir. Benzer bir şekilde, tasarım pratiğiyle sinemaya yaklaştığım gibi sinema pratiklerini özellikle mimarlık öğrencileriyle gerçekleştirdiğimiz atölye çalışmalarına taşımaya da gayret ediyorum. Dolayısıyla diyebilirim ki tasarımın her ölçeği, benim düşünce dünyamın ve mesleki pratiğimin büyük bir bölümünü kapsıyor.


Fotoğraf: Ali Vatansever

Filminizde mültecilik meselesi ve işçi sorunu gibi önemli konulara “kentsel dönüşüm” çerçevesinden bakıyorsunuz. Bu bağlamda kentsel dönüşüm çerçevesi size nasıl bir tartışma zemini sunuyor ya da tartışmanızın odaklarını nasıl şekillendiriyor?

Kentsel dönüşümün yapı ve şehir dokusu temelli düşünce dünyasının kalıplarını genişletmemiz gerekiyor. Hatta belki bu konudaki saflarımızı terk edip her şeyi baştan düşünmeye başlamak en anlamlısı gibi geliyor bana. İnsanımızın umutlarını, geleceğe bakışını, inandıkları hikâyeleri, ekmeğini kazanma ve barınma derdini, göç hareketliliğini tartışmaya katmadan kentsel dönüşüm tartışmak uzay boşluğunda bir şehir tahayyül etmekten farksız geliyor. Ben Saf’ın hikâyesinin Fikirtepe’de geçmesine karar verdikten sonra mülteci sorunu orayı etkilemeye başladı ve özellikle güvenlik, barınma ve işgücü konularında kırılmalar yaşanmaya başladı. Ben de majör bir ikilemle karşılaştım. Ya sadece kentsel dönüşüm tartışan temsili bir Fikirtepe filmi yapmaya devam edecektim ya da Fikirtepe’nin başkalaştığı gibi daha karmaşık bir duruma evrilecekti. Ben ikincisini tercih ettim. Bence giderek karmaşıklaşan dünyada tartışmaları yalınlaştırmaya çalışmak da etkin sonuç vermemeye başlıyor. Özellikle sosyal medya gibi ayrıştıran ve yalınlığın silah haline geldiği bir araç ensemizdeyken. Ben karmaşaya, karmaşıklığa teslim olmayı seçiyorum. 


“Saf” Filminden

Filmin ana karakteri Kamil’in hikâyesini izlerken onun büyükşehirde sürekli karşılaştığı zorluklara ve ekonomik olarak hayatta kalma mücadelesine tanık oluyoruz. Kamil’in penceresinden baktığımızda, büyükşehir ya da metropol onun için sadece mücadeleden mi ibaret yoksa Kamil açısından metropolü başka bir şekilde yorumlamak mümkün olabilir mi?

Metropol aklın ürettiği bir kavram. Şehri duygularıyla deneyimleyenler için sadece bugünün durumu ve geleceğe dair umutlar var. Bugün için zor bir coğrafyada Kamil. Ama geleceğe dair umutları onu orada tutuyor. Kamil şehre sonradan gelmiş. O toprakla kurduğu yakın ilişkiyi gecekondusunun yanındaki bostanda da korumaya çalışıyor. Ama şehirlileşme macerası insanın önce toprakla ilişkisini dönüştürüyor. Doğurgan bir ilişki modelinin yerine sahip olma, sınır çekme dürtüsü yerleşiyor. İnsanın şehirleşmesi düşlerinin dönüşmesine, farklı umutlar beslemesine neden oluyor. Kamil de toprağa elleri yerine kepçenin dişleri üzerinden girişmeye başlıyor. Film de bu psikolojik dönüşümün izlerini sürüyor.


“Saf” Filminden


“Saf” Filminden

Film çekimlerinde ağırlıklı olarak açık mekânları ve şantiyeleri görüyoruz. Filminizde de gördüğümüz üzere şantiyeler, özel olarak korunan ve giriş çıkışın kontrollü olarak yapıldığı alanlar. Buralarda çekim yaparken ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Tabi ki hem ihtiyacımız olan şantiyenin durumu hem de güvenlik nedeniyle çalışacak saha bulmak kolay olmadı. Ama Fikirtepe’nin insanları misafirperver olduğu kadar şantiye yetkilileri ve çalışanları da aynı derece davetkâr ve ilgiliydi. Şantiye iç mekânlarını ince işe başlamış bir şantiyede, dışlarını ise iş makinalarının faaliyetleri sürerken başka bir şantiyenin köşesinde gerçekleştirdik. Yapım ekibi güvenlik konusunda bizi sürekli yakın takibe almıştı. Şantiyede çalışmanın en zor tarafı şantiye iş akışlarına ve trafiğine bağlı olduğumuzdan zaman baskısı ve takvime uymaktı. Sırf ekibimiz değil, şantiye çalışanları da azami destek verdi bizlere. Tabi kepçe kullanmayı öğrenen Erol’a (Kamil) ve ona birkaç saat içerisinde kepçenin inceliklerini gösteren kepçe ustasına ayrıca teşekkür etmem gerekiyor.


“Saf” Filminden

Kent ile ilgili tartışılması güç konuları tartışmaya açıyorsunuz. Filmin öncesinde ya da sonrasında ortaya çıkan tartışmalar sürece nasıl dâhil oldu ya da süreç boyunca neleri etkiledi?

O kadar farklı eksende ilerliyor ki tartışmalar; gün geldi ve ben hiçbir şey bilmediğimi kabul ettim. Bu kabul anı beni çok rahatlattı. Bence 2019 yılında bilme halimizle ilgili bir sorun var. Birbirimizi anlamanın, birbirimize dokunmanın önünde bir engel haline geldi artık bu yığınlar. Herkes kendini doğrulamak için gerçeği her gün yeniden yaratıyor.  6 senedir şehir meselelerini birçok yerde tartıştıktan, şehir üzerine bir film çektikten sonra dahi diyorum ki bende cevap yok, sadece sorular var. Eğer yapıcı bir tartışma zemini inşa etmek istiyorsak bence bu bilgi yığınlarından ziyade iyi niyetle öğrenmeyi arzu etmemiz gerekiyor.


“Saf” Filminden

“İstanbul Hepimizin” organizasyonunda aktif olarak görev alıyorsunuz. Burada edindiğiniz tecrübelerin ve gerçekleştirdiğiniz projelerin filminize yansımaları nasıl oldu?

“İstanbul Hepimizin” yerel eksende bilgi temelinde çalışmalar gerçekleştiren bir sivil girişim. Ekibin çoğu uzun yıllar sivil alanda aktif olarak çalışmış ve şimdi deneyimlerini paylaşmak için bir araya gelmiş gönüllüler. Benim için bu ekibe dâhil olmak şehir ölçeğindeki anlamlı tartışmalara en doğru yerden hızlı bir giriş yapmak gibi oldu. Orada dinlediklerim, gözlemlediklerim ve deneyimlediklerim sayesinde Saf ortaya çıktı. En önemlisi şehre dair düşünme biçimimizi değiştirmemiz gerekliliğini fark etmek oldu. Genel geçer doğrular yerine; yerele özgü, vatandaş gözünden, kapsayıcı ve yapıcı tartışmalar sürdürmek, insanlara dokunmanın önemini kavramak için, benim için en doğru yer oldu İstanbul Hepimizin.


“Saf” Filminden

Bundan sonraki projelerinizde kent ve kentsel mekân konuları üzerine çalışmalarınızı sürdürmeyi düşünüyor musunuz?

Mekânlar sanırım her filmimde bir oyuncu olmaya devam edecek. Ama şu anda aklımdaki hikaye baba oğul ve ölüm üzerine.  


Fotoğraf: Ali Vatansever


Fotoğraf: Ali Vatansever

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir