“Doğa, Medeniyetin Kendisidir”

Şişecam Düzcam tarafından düzenlenen T Buluşmaları kapsamında 6 Aralık'ta İstanbul'a gelen Ma Yansong ile sunumu öncesinde FABB (Burcu Biçer Saner ve Efe Gözen)** olarak bir araya geldik.

Ürettiği formlardaki akışkanlığa bakıp yalnızca teknolojik gelişmelerin elverdiği bir bina üretim pratiğinden bahsetmek doğru değil. MAD Architects kurucusu Ma Yansong ile Doğu’nun doğa ile olan ilişkisini, kültürel ve geleneksel değerler çerçevesinde kişinin ihtiyaçları ve maneviyatı ile yapılı çevre arasındaki dengeyi nasıl kurduklarını konuştuk.

Burcu Biçer Saner: Son yıllardaki hızlı kentsel gelişmeler çerçevesinde, kültürel ve geleneksel değerleri projelerinize dâhil etmeniz ve doğal çevreye olan yakınlığınızı nasıl değerlendirirsiniz?

Çoğu şehir, artık aynı gözüküyor. Eğer bu dönüşümün bir parçası olmazsanız, büyüme aynı yönde devam edecek. Bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız, bu kentsel gelişmelere dâhil olmanız gerekiyor. Bu demek oluyor ki; yerel yönetim, yetkililer ve sermaye ile çalışmanız gerekiyor ve hepsini değişime ikna etmelisiniz.

Kültür, hayatımızın bir parçası. Ben geleneksel bir şehirde büyüdüm. Bu yüzden bu şehirlerdeki güzellik algısını biliyorum. Benimle aynı nesilden devlet yetkilileri veya gayrimenkul geliştiriciler ile görüştüğümde onlar da beni anlıyor; şehirlerdeki eski güzelliğin kaybolmakta olduğunu onlar da görüyor.

Fakat sırada ne var, kimse bilmiyor… Batı, modern kentin “başarılı” bir suretini oluşturdu. Gelişmekte olan ülkeler ise, yeni bir öneri olmadıkça aynı “başarılı” tipolojinin peşinden gidiyor. Bu bağlamda, yeni bir şeyler önermek için bir fırsat görüyorum. Bunun başarılı olacağının garantisini veremem ancak standart bir batı kentinin sunduklarından farklı şeyler denemeliyiz.

Burcu: Bir röportajınızda farklı nesillerden mimarların, Chicago veya Manhattan’ın siluetini nasıl kopyaladığından bahsetmiştiniz. Sizce Çin’deki şehirlerin güzelliğinin kaybolmasındaki sebep benzer bir kopyalama faaliyeti olabilir mi?

Çin’de çok fazla yeni şehir inşa ediliyor ve her bir yeni şehir, modern görünmeye çalışıyor. Bu yüzden Amerika’dan kopyalıyorlar. Birkaç tane gelişmeyen tarihi şehir var. Bunlar korunuyor ama unutuluyor da aynı zamanda. İnsanlar, bu kentler üzerinde çalışmıyor, gelecekteki kentler için ilham verici olabileceklerini düşünmüyor, yalnızca “Bu güzel, koruyalım” diyor. Sonra eskisiyle hiçbir bağı olmayan yeni bir kent inşa ediliyor. Oysa ki, eski kentler, Batı’dan farklı yeni tipolojiler için ilham verici olabilir. 


Ordos Sanat ve Şehir Müzesi, MAD Architects, 2011 (fotoğraf: Shu He).

Efe Gözen: Sanatçı Ai Weiwei’nin koordine ettiği Ordos 100 projesi, tasarımcılar, girişimciler ve yerel yönetim tarafından desteklenen azimli bir projeydi. Çok hızlı bir gelişme süreci olmuştu, projelerin gelişimi kendi başlarına bırakılmıştı. Siz de, kariyerinizin belirleyici projelerden biri olan Ordos Müzesi ile bu projede yer aldınız. Bu süreçte kendi projenizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çin’de, hız ihmal edilemez bir olgu, her projenin hızlı olması gerekiyor. Kentsel veya mimari her proje, başarılı olmak için bir toplumsal gündemi veya hedefi olması gerekiyor. Bence Ordos 100 bu yüzden başarılı olamadı. Eğer Çin’i imkânlar yeri olarak görürseniz, her yere her yapıyı yerleştirmeniz mümkün. Ancak toplumsal gündemde neler olduğu, sizin nasıl bir meydan veya mahalle düşündüğünüz ve nasıl bir tasarımın kentsel gelişime yenilik getireceği daha önemli konular. Bir yapının zaman içerisinde, başarılı sayılıp sayılmayacağı bunlar belirliyor. 30 yıl sonra geriye baktığımızda, şu anda inşa edilmiş yapılar, başarısız olabilir. Bu yüzden ölçeği fark etmeksizin yaptığım projeleri, içinde bulunduğu güncel durumu düşünerek tasarlıyorum.


Chaoyang Park Plaza, MAD Architects, 2017 (fotoğraf: Hufton Crow).

Burcu: Toplumsal gündemi oluşturabilmek için bağlamla ilişki kurabilmek gerekiyor. Bağlam ile ilişkiyi nasıl oluşturuyorsunuz?

Bazen bağlamı benim oluşturmam gerekiyor. Bu, daha küçük bir strateji. Eğer tarihi bir mahallede tasarım yapıyorsam, onu çok göze batmayacak biçimde konumlandırırım. Ama bağlamı olmayan ya da dağınık bir yerde tasarım yapıyorsam, bağlamı ben oluşturmayı deniyorum. Chaoyang Park Plaza projesinde, 2 siyah kule tasarladık. İnsanlar, “bu kuleler neden siyah ve çevreyle uyumsuz?” diye soruyorlardı. Bence, çevresi bir hataydı ve ben bu hataya devam edemezdim. Yapının bir yanda parkla diyalog kurarken, diğer taraftan CBD’nin güçlü siluetine karşı güçlü durmasını istedim. Bu, tamamen bir strateji meselesi. Eğer bir şehir plancı olsaydım, daha dengeli bir alan isteyebilirdim belki ama mimar bakış açısının ölçeği ile değerlendirdim.

Burcu: Öyleyse, çevresinde önemli unsurlar varsa, çevresiyle uyumlu yapılar tasarlarken; bağlamı yeterince belirleyici olmayan yerlerde sosyal bir gündem belirleyerek bağlamla buna göre ilişki kuruyorsunuz.

Birçok sesin çıktığı ama hiçbirinin birbiriyle iletişime geçmediği bir durumda güçlü bir duruş sergilemek gerekir.

Efe: Bu noktada, “Shanshui” sizin için bağlama oturmak için bir araca dönüşüyor sanırım?

Shanshui, geleneksel değerlerden, geleneksel şehirden kaynaklanıyor. Mimari, peyzajın bir parçası olabilir. Yani, burada doğa çok önemli bir yere sahip. Beğendiğimiz tüm geleneksel şehirler, doğaya güzelce yerleşiyorlar. Fakat modern şehirlerde, dar bir alanda kule inşa etmeniz gerekiyor. Modern şehirde doğanın bir parçası olan bir tasarım yaptığınızda, çevrenizdeki binalar parlayan kutular ya da makineler gibi davranarak başka bir düşünceyi takip ediyor. Böylece sizin tasarımınız farklı görünüyor. Ama geleneksel bir şehirdeki tasarımınız bağlamdaki uyumlu yapılardan biri oluyor. Ama bunun bir orta yolu yok, güçlü durmak ve farklı durmak zorundayım.

Burcu: Konuşmalarınızdan birinde “Şehrin bağlamı Çin’e ait bir model değil, neden buna uymak zorundayız?” demiştiniz.

Bunu değiştirmeye çalışıyorum. Bir projede, küçük bir dünya yaratmaya çalışmıştık. Daha büyük ölçekli başka bir projede yol ve kamusal alanla birlikte, belki şehrin içerisinde bir göl ve tepeler tasarlayabiliriz.


Lucas Museum of Narrative Art, Los Angeles, MAD Architects. (proje aşamasında)

Efe: “Shanshui” resim tekniğini araştırırken, bu teknikte kullanılan tek bir tür mürekkep ve tek bir tür fırça olduğunu fark ettim. Tek malzeme ve tek bir araç ile çeşitlemeler yapılıyor. Los Angeles’daki Lucas Museum projeniz, doğal bir unsur olan ama Los Angeles’da pek göremeyeceğimiz bir şelale ve yeşil alan ile yan yana geliyor. Farklı unsurlar, tek bir projede bir araya geliyor. Bu projenizde shanshui felsefesini nasıl konumlandırıyorsunuz?

Los Angeles Müzesi’nin, havaya kaldırılmış bir yapı olması ana unsur. Ölçeği çok büyük, devam eden bir kütle. Hiçbir açıdan bütününü algılayamıyorsunuz. Biçim organik olduğu için, görüş her zaman farklı oluyor. Yukarıda bir platform yer alıyor. Ama platform, altındaki kentsel peyzajın bir parçası diyebilirim. Alt katında ise çok farklı alanlar var. Bu alanlar, yapıya ait değil kamusal alanlara hizmet ediyor. Bir tarafta şelale var, diğer tarafta başka bir peyzaj unsuru var. Bunlarla bağlantıda olan bir meydan var. İzlenimi şöyle: bir kentin parkında bir bina, ağaçların arasında havada asılı duruyor. Aşağıda kalan parkın, büyük bir projenin parçası gibi durması gerektiğini düşünmüyorum.


Courtyard Kindergarten, Pekin. (inşaatı 2019 yılında tamamlanacak)

Burcu: Mimari yaklaşımda, doğa mı medeniyet mi tartışmasında nereye konumlandırıyorsunuz?

Her şeyi, doğa hakkında anladıklarımızla inşa ediyoruz. Doğa, medeniyetin ta kendisi. Batı medeniyetleri ile doğu arasındaki temel farklardan biri bu. Ama modern şehirlerin mimarisi batıda daha gelişmiş durumda. Şunu merak ediyorum: “Doğu geleneği ve felsefesi, yeni modern mimarinin gelişmesine nasıl katkıda bulunabilir?”. Çin veya Japonya’daki geleneksel şehirlerdeki kentsel planlamaya ve bahçelere baktığımızda, bir felsefeye bağlı olarak gelişen yapılar ve kültürel bir bağlantı bulunabilir. Ben de bu kültürün bir parçasıyım.

Burcu: Sanırım bu nedenle, birçok açıklamanızda insanın ihtiyaçları ve maneviyatı ile yapılı çevresi arasındaki dengeyi sağlamaya çalıştığınızı söylüyorsunuz?

Geleneksel şehirlerde bu güzelliği bulabilirken, yeni şehirlerde bunu bulamıyorsunuz. Yeni şehir, özel ve farklı bir şeye sahip ama bir şey eksik kalıyor. Birçok insan da böyle hissediyor, ben de bu eksik kalan şeyi bulmaya çalışıyorum. Geleneksel şehirlere ve bahçelere giderseniz, güzel şeyler görürsünüz ama yeni şehirde bunu nasıl sağlayacağız?

Efe: Ve bunları nasıl tekrar günlük rutinimize dâhil edeceğiz? Çünkü alışkanlıklarımız, 10 yıl öncesine göre bile farklı. Akıllı telefonların 15 yıl öncesinde hayatımızda bir yeri yoktu. Yaşantımız sürekli değişim içerisinde. Mimari açıdan bu hıza nasıl uyum sağlıyorsunuz?

“Yaşam kalitesi nedir?”, diye sormamız lazım veya “Bu kent neden var?” Hırsla bir kent inşa ediliyor, sonrasında herkesin şikâyeti oluyor, birçok şeyden taviz veriliyor, birçok sorunla karşılaşılıyor. Öyleyse, bir kenti inşa etmenin asıl amacı, nedir? Manevi, duygusal bir amacı olduğunu düşünüyorum. Her kentin bir işlevi var elbette, kamusal alan oluşturmak gibi. Bir kentin belirli büyüklükte işlevsel alanları olması, o kenti güzel yapmaya yetmiyor. Kentin ve mimarinin kalitesi çağdaş mimarlığın özelliklerinden olan malzeme ve işlevle ilgili değil. Bunun, manevi bir özellik olduğunu düşünüyorum. Bu maneviyatı yaratacak kaliteye ulaşmak, kendi yapılarımda da başkalarının yapılarında da çok zor bir şey.

Efe: Belki de… Sonuçta, bina bir makine değil.* 

Tabii ki değil. Uzaylıların dünyaya geldiğini ve medeniyet üzerine bir araştırma yaptıklarını varsayalım, günümüzdeki çoğu yapı ile ilgilenmeyeceklerdir.


Utopia 2050, MAD Architects. (2006 Venedik Mimarlık Bienali MAD IN CHINA sergisi)


Utopia 2050 projesinden yola çıkarak üretilen Hutong Bubble 32, MAD Architects, 2009. (fotoğraf: Shu He)

Burcu: “2050 Utopia” projesinde, medeniyetin doğanın bir parçası olması gerektiği fikrini yansıtabileceğini düşünüyor musunuz?

Projeyi “2050 Utopia” olarak isimlendirdim çünkü farklı ama gelenekle bağlantısı olan bir gelecek hayal ettim. İnsanların, “Pekin’deki hiçbir şeye benzemiyor, çok değişik görünüyor” demesini istedim. Görsel bir referansı olmamasını, görüntüsünün hiçbir şeyle alakası olmasını istedim. Daha içsel ve yeni bir bağlantı aradım. Hayaller, hedefinizi gerçeklikten uzağa taşıyarak gerçekliği değiştirmenize yardımcı olabilir.

Efe: Yemek masasının etrafında kentin tüm aktörlerini toplayıp, kent hakkında ne düşündüklerini dinlemek iyi bir fikir gibi…

Öngörülü olmak çok önemli. Mimarlık dünyası, hayalperest görüntüler sunuyor. Bunların çılgınca sosyal gündemleri oluyor. Kültürel peyzajda mimarinin çok önemli bir görevi var. Toplum, bu mesleği bu yüzden çok önemsiyor. Vizyonu olmayan tasarımlarda, teknik açıdan ne istenirse yapılabilir ama yapılanlar önemsenmez.

* Le Corbusier’nin Vers une architecture (1923) kitabındaki “Une maison est une machine-à-habiter” (Ev, bir yaşam/iskan makinesidir) önermesine gönderme yapıyor.

** Burcu Biçer Saner ve Efe Gözen’e dair:

Hesaplamalı tasarım ve dijital fabrikasyon yöntemleri üzerine akademik ve profesyonel çalışmalar yürüten mimarlar Burcu Biçer Saner (YTU B.Sc., Cornell U. M.Arch.) ve Efe Gözen (ITU B.Sc., TU Delft M.Sc.), 2015 yılında Sanayi Bakanlığı’nın Teknogirişim Sermayesi ve İTÜ ARI Teknokent destekleri ile mimarlıkta robotik fabrikasyon yöntemlerini inceleyen FABB’i kurdu. Mimarideki global teknolojik gelişmelere paralel yapma süreci ve üretime dair uygulamalı araştırmalar yürüten FABB, aynı zamanda yaratıcı sektörde endüstriyel robot kolların yer aldığı uygulamalar gerçekleştiriyor. Burcu ve Efe, tasarım-üretim entegrasyonu, hesaplamalı tasarım ve etkileşimli çevreler konularını verdikleri derslerin yanı sıra XXI dergisinde “fabbrikasyon” adlı aylık köşelerinde irdeliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir