Çok Fazla Çikolata Yerseniz, Ondan da Sıkılırsınız

Mimarlık, ürün, mobilya, iç mekan ve sahne tasarımı, sanat yönetmenliği gibi birçok alanda çalışan multidisipliner tasarımcı Christophe Pillet ile ARKIMEET 2014'teki sunumundan sonra kısa bir söyleşi yaptık.

Fulya Aksu: ARKIMEET’teki sunumunuz çok etkileyiciydi teşekkür ederiz. Bunu mesleki pratiğinizi göz önünde bulundurarak soruyorum: Kendinizi modernist olarak tanımlar mısınız?

Christophe Pillet: Ben kendime bu tarz sorular sormuyorum. Çünkü ben o akıma ya da bu akıma göre hareket etmiyorum. Ben kendi zevkime göre yani özel hayatımda ne seviyorsam onu tasarlıyorum. Tabi ki yaptığım işler; muhafazakar ya da post-modern tasarımlara oranla daha çok modern tarafa yakın. Ama yine de bu benim zevkim. İşlerimde, neyin doğru olduğunu düşünüyorsam öyle davranıyorum. Bu yüzden, bana yaptığım işin herhangi bir düşünme biçimine bağlı olup olmadığının sorulmasından hoşlanmıyorum. Çünkü, ben herhangi bir konumlandırma yapmıyorum kendimle ilgili.

Aslında benim ikinci sorumu bir şekilde cevaplandırmış oldunuz… Moda akımları takip edip etmediğinizi soracaktım.

Moda akımları bana göre basın tarafından icat edilmiş kavramlardır, bu sebeple modayı takip ettiğimi söyleyemem. Bana göre yaşamımızda evrimsel bir süreç var ama bunun modayla bağı yok. Modayla ilgilenmiyorum, önemsemiyorum. Eğer bir dergi diyorsa “Bu sene kırmızı moda, onu kullanın!”, bundan mı etkileneceğim? Ben daha çok moda olmayan şeylerden esinleniyorum. Uzun zaman içinde devrimler sonucunda gelişen sanattan mesela. Eğer gerçekten şu an yapılan işlere bakarsanız, herşeyin bir karşıtının olduğunu; daha öncekine karşı olarak ortaya çıktığını görürsünüz.


“Çok fazla çikolata yerseniz, ondan da sıkılırsınız.”

Aslında son zamanlarda Türk Mimarlığı hakkında benzer bir tartışma yaşandığı için size bu soruyu sormuştum. Projeler az çok birbirine benziyor ve stereotip mi oluyor şeklinde gelişen bir tartışma. Yani bir şey modaysa; herkes aynı şeyi mi yapmaya çalışıyor?

Aslında bu modayla ilgili bir sorun olmayabilir. Çünkü bazen aynı sorular, insanları aynı cevaba yönlendirir ve benzer projeler ortaya çıkar. Zaten iki projenin birebir aynı olmasının olanağı yoktur. Onu tasarlayan iki insan nasıl farklıysa, mutlaka projeler de farklı olur. Aslında bunun asıl cevabı, bizim herşeyi tüketmemizde yatıyor. Mimarlık da bir tüketim aracı oluyor. Eğer bir şeyi tüketiyorsanız, ondan sıkılırsınız ve değiştirmek istersiniz. Değişim yaptığınızda da bir önceki pratiğin tam tersini denemek istersiniz. Şöyle düşünün; çok fazla çikolata yediğinizde, artık tuzlu şeyler yemek istersiniz. Böylece bazı akımlar daha önce tüketilene yöneliktir. İnsanlar da bu sebeple benzer tepkiler veriyor olabilirler. Fakat bunu moda akımı olarak tanımlamak doğru değildir. Bu daha çok evrimsel bir süreçtir. İnsanların moda dediği ise bazen yeni fikirler ya da yeni ihtiyaçlar olmadan ortaya atılan şeylerdir.

Bence yine de bu tür davranışlar, moda olabiliyor. Şöyle ki, eğer siz projenizde sürdürülebilirlikten bahsediyorsanız ama arka planda bunu gerçekten uygulamıyorsanız, bu bir miktar moda olduğu için yapılmış oluyor…

Sizi anlıyorum. Çoğu zaman insanların önünde rol modeller oluyor ve onları takip etmek istiyorlar. Bu her zaman oluyor. Mesela Rönasans döneminde İtalyan ressamlar yeni bir resim tekniği ortaya attıklarında, ilk başta çok sıradışıydı ama diğer ressamlar bunu çok beğendi ve onun bir parçası olmak istediler. Bu da içgüdüsel bir süreçtir. Ben işlerimde bundan etkilenmemeye çalışırım. Bazen istemeden ya da farkında olmadan bir yöne doğru gidiyor olsam da… Ama bu, benim stratejimi böyle oluşturduğum anlamına gelmez. Çünkü aslında benim herhangi bir stratejim yok.

“Tasarım, yemek yapmak gibidir”

Peki size son sorum: Biliyorsunuz ki eski bir tartışma var “Az çoktur ve az sıkıcıdır” (Less is more and less is bore.) Sunumunuzda gördüm ki, siz “az” olanı daha istenilesi şekilde tasarlamaya çalışıyorsunuz. Yani diyorsunuz ki “less is not bore” yani “az” olanı sıkıcı hale getirmeyelim .. Peki bunun için kullandığınız herhangi bir tasarım aracı var mı?

Size “evet, özel yöntemlerim var” demek isterdim ama gerçekten yok. Aynı zamanda bunun bir yöntemi olduğunu da inanmıyorum. Benim için bu gerçekten karışık bir konu. Hiçbir şey stratejik değil benim için. Ama şuna inanıyorum iyi bir proje, daha eskiz yapmaya başladığınız anda, eğer projeniz güçlüyse, onun üzerine bir şeyler eklemenize gerek yoktur. Yemek yapmakla aynı görebilirsiniz. Eğer etiniz güzel pişirildiyse, üzerine başka bir şey eklemenize gerek yoktur. Zaten olduğu şekliyle lezzetlidir. İşte bu sebeple tasarımının mutfakla paralel olduğunu düşünüyorum. Eğer malzemelerin kalitesi yeterince iyiyse ortaya iyi bir sonuç çıkacaktır. Tasarımda da öyledir, Eğer projeniz kötüyse daha çok şey katmak istersiniz içine, oysa ki iyi bir projede bir şeyleri çıkarmak istersiniz.

Bir cevap yazın